Savaşların, sömürünün, eşitsizliğin, açlığın, yoksulluğun, şiddetin ve tahakkümün son bulduğu daha adil ve daha özgür bir dünyayı var etme tahayyülünün köklü ve mozaik bir geçmişi var. Bizler, bu tahayyülün kolektif tarihsel birikiminden ilham alan bir grup genç sosyal bilimci olarak, dünyayı anlama ve değiştirme ufkunun olanaklarına düşünsel alanda bir katkı yapma umuduyla yola çıktık. Bu umudun bir ürünü olarak ortaya çıkan textum, bu minvaldeki üretimlerin dolaşıma ve etkileşime girdiği, fikir ve tartışmaların birbirine ve hayata temas ettiği, entelektüel dünyaya düşünsel ve politik olarak müdahil olduğu bir düşünsel egzersiz ve üretim sahası olmayı amaçlıyor.

İçinde bulunduğumuz hayatın ve zamanın eleştirisini yapabilme ve bu eleştirinin sesinin duyulabileceği bir mecra yaratma hayaliyle bir adım atıyoruz. Birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğuna inandığımız “dünyayı anlama” ve “onu değiştirme” idealinin toplumsal-politik pratiğine, olanaklarımız ve sınırlarımız ölçüsünde, düşünsel faaliyet ile katkı sunmayı umuyoruz. Yaratıcı ve eleştirel bir düşünsel etkinliğin varlığının bu ideal ve pratik adına önemli bir işlevi olduğunu düşünüyoruz. Hem kendi arzu ve ideallerimizden yola çıkarak hem de kuşağımızın hafızasına ve duygudaşlığına dayanarak böyle bir düşünsel duyarlılığın ve eleştirel enerjinin varlığına inanıyoruz. Söz konusu idealin köklü tarihsel birikimini kendimize miras edinerek -fakat onunla da yetinmeyerek- kalemimizi herhangi bir anda olduğundan daha fazla bastırılmış ve susturulmuş durumda bulunan emekçilerin ve ezilenlerin hizmetine sunmayı hedefliyoruz.

textum 

Latince bir kelime olan textum “dokunmuş olan” demektir. Yazma ediminin aynı zamanda bir tür dokuma işi olarak görülmesinden olsa gerek, Batı dillerinde “metin” anlamına gelen kelimeler textum sözcüğünün kökünden gelmektedir. Walter Benjamin’in Proust hakkında yazdıkları, yapmayı hedeflediğimiz işi bu şekilde tarif etmemizde ilham kaynağı oldu. “Proust İmgesi” başlıklı metninde şöyle yazıyordu Benjamin:

“Romalılar için metin, ‘dokunmuş olan’ demekti. Öyleyse Marcel Proust’unkinden daha sıkı dokunmuş metin yoktur. Hiçbir şey yeterince sıkı ya da dayanıklı değildi Proust için. Proust’un tashih alışkanlıklarının dizgicilerin korkusu olduğunu yayıncısı Gallimard’dan biliyoruz. Provalar hep kenar notlarıyla dolmuş olarak geri döner, ama bir tek dizgi yanlışı bile düzeltilmemiş olurdu; prova kâğıdında bütün boş alanı yeni metin eklemek için kullanıyordu Proust. Demek yapıtın sınırları içinde bile işlemeye devam etmiştir hatırlamanın yasaları. ” (Proust İmgesi, Son Bakışta Aşk içinde, s. 102-3)

Bu çerçevede bizim de amacımız, tümüyle aynı anlamda olmasa da, “hatırlamanın yasalarını” bu defa emekçiler ve ezilenler lehine devreye sokmak, bu minvalde bir fikir işçiliğine gönüllü olmaktır. textum açısından esas olan ise söz konusu düşünsel üretimin eleştirel ve akademik olarak temellendirilmiş bir niteliğe sahip olmasıdır.

Neler yapacağız?

textum, toplumsal ve siyasal meselelere ilişkin üretim yapmak, akademik ve politik yazında üretilen eleştirel içerikleri paylaşmak, İngilizce literatüre ait olan birtakım içeriklerin Türkçeye kazandırılması yoluyla bilginin yerelleşmesini sağlamak gibi hedeflerle yola çıkıyor. Bu sayede hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yürütülen tartışmaları bir araya getirmek ve akademik-politik alana yazılı ve görsel çeşitli araçları kullanarak düşünsel bir katkı yapmayı amaçlıyor.

Sözün kısası, textum, sözü edilen ilke ve hedefler çerçevesinde üretilen yazı, video ve röportajları, güncel siyasal tartışmalara dair içerikleri, uluslararası literatürde yer alan birtakım önemli metinlerin çevirilerini, kültüre ve sanatsal ürünlere ilişkin tanıtım ve değerlendirme yazılarını içeren bir tartışma platformu niteliğindedir.

Çabamız, karıncanın ateşe su taşıması mahiyetindedir.

Click here for English.