Çeviri

Evrensel faşizm?

2 Temmuz 2021

Ugo Palheta’nın Historical Materialism’de yayımlanan “Faşizm, faşistleşme, anti-faşizm” başlıklı makalesine yanıt olarak kaleme aldığı bu yazısında Enzo Traverso, son yıllarda küresel ölçekte yükselen aşırı sağ hareketlerin “post-faşist” olarak nitelediği özgün yanlarını anlatıyor. Evrensel bir “faşistleşme” dalgasına karşılık Traverso, ulusal bağlamların çeşitliliğini gözeten bir anti-faşist mücadeleye olan ihtiyacı vurguluyor.

Marx’ın “Tehlikeli Sınıfları”

Andy Merrifeld bu yazısında, Marx’ın lümpen proletarya kavramını odağına alarak, ama ona Frantz Fanon ve Bakunin üzerinden eleştiri de getirerek, “tehlikeli sınıflar” etrafında örülebilecek bir siyasallığın imkânlarını tartışıyor. Spinoza’nın dediği gibi, “avam korkmazsa korkutucu olur”; Merrifield da, Kara Panterler’den Balzac romanlarının lümpen karakterlerine, Amerikan gettolarından Paris banliyölerine kadar bir dizi örnek üzerinden, korkulan olmanın, tehlikeli olmanın, işsiz olmanın, boş zamana sahip olmanın, Marx’ın kavrama yüklediği olumsuzluğun aksine, tahripkar bir siyasallığın bileşenleri olabileceğini iddia ediyor.

Neden savaş?

Kapitalist iktidarın kalbi ABD’de olup bitenleri anlamak önemli, zira dünyayı kasıp kavuran ve bugün de kasıp kavurmaya devam eden tüm krizler ve savaşlar onun bağrından, ekonomisinden ve iktidar stratejisinden çıkıyor. Maurizio Lazzarato bu yazıda, devam etmekte olan “küresel iç savaşı”, ABD’deki finansal krizlerle ilişkilendiriyor. Dünyayı yok eden krizlerin ve savaşların, iktidar seçkinlerinin son zamanlarda toplumun en hafif tabirle “topyekûn seferber edilmesini” gerektiren bir savaş ekonomisine geri dönüşü gündeme getirdikleri, ABD’de, içeride ortaya çıkan iktidar stratejilerinin bir ürünü olduğunu söylüyor.

Çin deneyimi

25 Temmuz 2026

Dünya devrimi beklentisinin sönümlendiği, sosyalizmin ulusal devletlerin sınırları içinde savunulmak zorunda kaldığı bir yüzyılın ardından Çin’in yükselişi ne anlama geliyor? Komintern’den Maoist praksise, Kültür Devrimi’nden neoliberal küreselleşmeye uzanan Çin deneyimi, son yüzyılın değişen “baş çelişkileri” içinde nasıl okunabilir? Bu soruların izinde Torkil Lauesen, sosyalist ufkun bugün çok kutuplu bir dünya düzeninde yeniden küresel ölçekte kurulma imkânları üzerine düşünüyor…

Tarım sorunu ve Çin

25 Temmuz 2026

Çin kırsalının dönüşümü, kolektif üretimden aile çiftçiliğine uzanan uzun ve çatışmalı bir sürecin ürünüydü. Sosyalist, halkçı ve kapitalist yönelimler arasındaki mücadele, bu dönüşümün her aşamasına damgasını vurdu. Türkçede “Komünden Kapitalizme” kitabıyla tanıdığımız Zhun Xu, devrim öncesinin eşitsiz toprak düzeninden Mao döneminin kolektivizasyon deneyimine, oradan da kolektif üretimin tasfiyesine ve piyasa ilişkilerinin yerleşmesine uzanan hattı izliyor. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz kısa söyleşi de ona eşlik ediyor…

Marx ve Çin Devrimi

25 Temmuz 2026

Çin Devrimi, yirminci yüzyılın en büyük toplumsal dönüşümlerinden biriydi. 1949’da açılan tarihsel eşik, Çin’in ulusal bağımsızlığını ve siyasal birliğini tesis ederken eski toplumun iktisadi, kültürel ve sınıfsal yapısını da köklü biçimde dönüştürdü. Bu devrimci süreç, savaş ve yoksullukla harap olmuş bir ülkenin yeniden kuruluşunu, halkın tarihsel bir özne olarak sahneye çıkışını ve sosyalist modernleşmenin bütün çelişkileriyle birlikte şekillenmesini mümkün kıldı. Marx’ın tarihsel yöntemi ışığında sınıf ile ulus, emperyalizm ile kalkınma, devrimci iktidar ile kesintisiz devrim arasındaki gerilimler ve Çin Devrimi’nin dünya-tarihsel anlamı üzerine Lin Chun’dan tarihsel ve kuramsal bir muhasebe…

Siyasal bir makine olarak Maoizm

25 Temmuz 2026

2018 yazında Shenzhen’deki Jasic fabrikasında bir grup işçi, ağır çalışma koşullarına ve keyfî yönetime karşı örgütlenmeye çalıştı. Onlara destek veren genç sosyalist ve Maoist öğrencilerle birlikte Jasic, bugün Çin’de Maoist mirasın imkânlarını ve açmazlarını görünür kılan siyasal bir eşik haline geldi. Kitle çizgisi ile öncü örgüt, devrimci sadakat ile dogmatizm, geçmişin mirası ile bugünün somut mücadeleleri arasındaki gerilimler üzerinden Qian Zhongkai, Jasic’in acı ama öğretici yenilgisinden hareketle Maoizmi yeniden düşünmeye çağırıyor. Alessandro Russo’nun Qian’ın metni üzerine kısa değerlendirmesi eşliğinde…

Yol dolambaçlıdır

25 Temmuz 2026

Çin’in küresel etkisi çoğunlukla ekonomi, ticaret ve üretim gücüyle anılır. Ancak 1960’larda Çin, yükselen bir ekonomiden fazlasıydı. Maoist Çin, bu dönemde dünya çapındaki radikal hareketler için siyasal ve ideolojik bir ilham kaynağı oldu. Matthew Rothwell’den, bu etkinin 1970’lerde nasıl çözüldüğü ve Çin Devrimi mirasının bugün yeniden düşünülüp düşünülemeyeceği üzerine…

Geçiş Toplumu Kuramı: Mao Zedong ve Şanghay Okulu

Çin Kültür Devrimi’ne yön veren çetin iktidar mücadelelerinin ardında, sosyalizmin geleceğine ilişkin köklü bir kuramsal arayış yatıyordu. Mao Zedong ve Şanghay Okulu, devrimden sonra sınıfların hangi koşullarda yeniden oluşabileceğini, yeni bir burjuvazinin sosyalist toplumun bağrında nasıl filizlenebileceğini ve kapitalizme dönüşün maddi kaynaklarını araştırdı. Bu makale, geçiş toplumunun çelişkilerini açıklayacak özgün bir kuram geliştirme çabasının izini sürerken, bu arayışın açtığı ufku ve çözümsüz bıraktığı soruları da gözler önüne seriyor.

Bürokratizmle mücadele üzerine

25 Temmuz 2026

Mao Zedong, 1950’lerin ikinci yarısından itibaren, sosyalizm koşullarında sınıfların ve sınıf mücadelesinin varlığını sürdürdüğü düşüncesini geliştirmeye başladı. “Proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesi” çerçevesinde formüle edilen bu yaklaşım, dönemin egemen Sovyet anlayışından ayrılıyordu. Mao’ya göre üretim araçlarının kolektifleştirilmesi kapitalizme geri dönüş tehlikesini ortadan kaldırmıyor; Parti ve devlet aygıtı içinde ayrıcalıklı konumlar edinen kadrolar yeni bir burjuvazinin dayanağına dönüşebiliyordu. Mao’ya atfedilen 1963 tarihli “Bürokratizmle Mücadele Üzerine”, Çince özgün metninden eksiksiz çevirisiyle ilk kez Türkçede…

Komployla avunmak

25 Nisan 2026

Gabriel Rockhill’in Who Paid the Pipers of Western Marxism? [Batı Marksizminin Bedelini Kim Ödedi?] kitabı, İngilizce konuşulan dünyadaki Marksistler arasında hatırı sayılır bir yankı uyandırdı. Kitap henüz Türkçede yok, ama gerek tartıştığı meseleler gerekse sunduğu açıklama çerçevesi Türkiye’de de epey karşılık bulur cinsten. Bu eleştiri yazısıysa, Rockhill’in tezinin sınırlarını göstermekle kalmıyor; Batı Marksizmi, sınıf konumu, entelektüel üretim ve komünist örgütlenme arasındaki ilişkiyi düşünmek için daha geniş bir yöntemsel çerçeve öneriyor. Scott Patrick’ten ufuk açıcı bir müdahale…

Bağımlı finansallaşma ve emperyal aygıt

17 Nisan 2026

Doların küresel hâkimiyeti, çevre ülkeler için dışsal bir parasal baskı olmaktan çok daha fazlası. Bu aynı zamanda sınıf ilişkilerini, devlet politikalarını ve kalkınma imkânlarını yeniden biçimlendiren bir disiplin mekanizması. Costas Lapavitsas, bağımlı finansallaşmadan emperyal aygıta, Çin ve Rusya’nın sınırlarından çekişmeli geçiş dinamiklerine uzanan daha geniş bir tablo resmediyor. “Yeni dolar emperyalizminin topografyası”nın ikinci ve son bölümü…

Dünya parası ve likidite hiyerarşisi

15 Nisan 2026

ABD’nin üretim ve ticaretteki ağırlığı gerilerken doların küresel hâkimiyeti yerli yerinde duruyor. Bugünün emperyalizmini anlamak için bu gerilime daha yakından bakmak şart. Çünkü mesele artık yalnızca üretimin nerede yapıldığı ya da ticaretin hangi hatlar üzerinden aktığı değil; likiditeye kimin eriştiği, kriz anlarında kimin korunduğu ve hangi yükümlülüklerin güvenli sayıldığı da aynı ölçüde önemli. Costas Lapavitsas, çağdaş emperyalizmi dünya parası ve bilanço ilişkileri ekseninde yeniden düşünmeye çağırıyor. “Yeni dolar emperyalizminin topografyası”nın ilk bölümü…

Gramsci’nin fabrika konseyleri kuramı: Sosyalist devletin nüvesi

1 Şubat 2026

Gramsci, fabrika konseylerini burjuva kurumlarının sınırlarını aşan, üretim alanında filizlenen prefigüratif bir proleter demokrasi olarak kavrıyordu. Ona göre konseyler, yeni bir otoriteyi, disiplin anlayışını ve kolektif yaşam tarzını bugünden örnekleyen somut karşı-hegemonya mekânlarıydı. Carl Boggs Jr.’ın ilk olarak 1974’te yayımlanan bu makalesi, Gramsci’nin fabrika konseyleri kuramını “sosyalist devletin nüvesi” fikri etrafında yeniden düşünerek, Ordine Nuovo yıllarındaki konsey stratejisinin teorik mantığını ele alıyor; sendika ve parti eleştirisinin “yeni kurumlar” ihtiyacına nasıl bağlandığını ve konsey–parti ikiliğinin hangi imkânlarla hangi gerilimleri birlikte taşıdığını tartışmaya açıyor.

İradenin kötümserliği

1 Şubat 2026

“Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği…” Gramsci’ye atıfla neredeyse her bağlama zahmetsizce yapıştırılan meşhur deyişi tersyüz etmeyi öneren bu yazı, onu teselli dağıtan bir formüle indirgemeden, sözün asıl doğduğu strateji ve örgütlenme düğümlerine geri dönüyor. Konsey ve parti deneyimlerinin açtığı tarihsel imkânları bugünün örgütsel fetretiyle yan yana getiriyor; yeni güçleri okuyabilen, yeni biçimleri sınayabilen “laboratuvarlar” fikrinde ısrar ediyor. 4 Aralık 2025’te kaybettiğimiz, genç kuşak Marksist kuramcıların en yaratıcı isimlerinden Asad Haider’den, onun anısına…

Ahmakbilim

25 Ocak 2026

Trump’ın ikinci döneminde “hakikat sonrası” paniğin yerini daha ağır bir teşhis alıyor: siyasetin merkezine yerleşen türden bir ahmaklık. Peki bu ahmaklık, yalnızca bireysel yetersizliklerin ya da psikiyatrik spekülasyonların konusu mu; yoksa platformların, piyasaların ve veri rejimlerinin yargı yetisini insanın elinden alıp “insan-ötesi” sistemlere devrettiği daha geniş bir toplumsal düzenin ürünü mü? Hakikati ve anlamı, finansın ve algoritmaların “meta bakışı”ndan geri almanın yolu nereden geçer: uzmanlığa dönüşten mi, yoksa hayal gücünün mümkün kıldığı daha “hakiki” bir kavrayıştan mı? William Davies anlatıyor.

Yapay zekâdan sonra

17 Ocak 2026

Yapay zekâ “devrimi”, şimdilik bir üretkenlik mucizesinden çok şişen değerlemeleri ayakta tutan devasa bir altyapı seferberliği gibi görünüyor: veri merkezleri, GPU’lar, şebeke bağlantıları, enerji, su… Hesaplar tutmayınca sektör nakit akışından borca kayıyor; risk de kapalı devre yatırım döngüleri, uzun vadeli taahhütler ve “anapara ödemesiz” kredilerle görünmezleştiriliyor. Peki, bu düzenin faturası kime kesilecek? Verimlilik patlaması gelmezse balon, 2008’i hatırlatan zincirleme bir “düzeltmeye” dönüşür mü? Cédric Durand anlatıyor.

Sınıf savaşı olarak iklim krizi: Matt Huber ile söyleşi

Matt Huber’ın Climate Change as Class War (2022, Verso) adlı kitabı, iklim krizine sınıf temelli yaklaşımıyla Anglo-Amerikan çevrelerde önemli tartışmalar başlattı. Tüketim odaklı anlatıları reddeden ve krizi üretim ilişkilerindeki iktidar yapıları üzerinden yeniden çerçeveleyen Huber’a göre, iklim krizi esasen bir sınıf savaşıdır—ve bu savaş, enerjiyi, sanayiyi ve üretim araçlarını elinde tutan egemen sınıflara karşı verilmelidir. Berkay Koçak’ın sorularını yanıtlayan Huber, bu sınıf merkezli yaklaşımın Küresel Güney’de, yarı-çevre ekonomilerde ve özellikle Türkiye gibi neoliberal bağlamlarda nasıl karşılık bulabileceği üzerine düşünmeye davet ediyor.

Sanayi politikası ve emperyal yeniden yapılanma

Sanayi politikası (industrial policy), son yıllarda hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yeniden siyasi gündemin merkezine yerleşti. Ilias Alami, Tom Chodor ve Jack Taggart tarafından kaleme alınan bu yazı, sanayi politikalarının küresel ölçekte nasıl dönüşmekte olduğunu, bu alandaki yeni fırsat ve kısıtları, küresel güç dengeleri ile finansal bağımlılık ilişkileri ekseninde ele alıyor ve sanayi politikalarının “normalleşmesi” söyleminin ardındaki asimetriler ile gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya kaldığı sınırları anlamak isteyenler için kapsamlı bir değerlendirme sunuyor.

Bu bir savaş değil, soykırım

Soykırım ve Holokost çalışmaları alanında önde gelen akademisyenlerden biri olan Omer Bartov, Brown Üniversitesinde tarih profesörü olarak çalışıyor. Şiddet, bellek ve kimlik üzerine yürüttüğü derinlikli çalışmalarıyla tanınan yazar, Genocide, the Holocaust and Israel-Palestine: First-Person History in Times of Crisis başlıklı son kitabında okuru, kriz dönemlerinde akademisyenlerin ahlaki sorumlulukları üzerine düşünmeye davet ediyor. Holokost hafızasının nasıl kullanıldığı ve suistimal edildiği meselelerine odaklandığı bu çalışmada Bartov; bir İsrail askeri olarak başladığı yolculuğunun, İsrail devlet politikalarının açık sözlü bir eleştirmenine dönüşmesiyle sonuçlanan kişisel dönüşümünü açıklıyor. Jacobin dergisi için Elias Feroz ile gerçekleştirdiği bu söyleşide Bartov, ABD üniversitelerindeki siyasi atmosferi, İsrail’e eleştirel yaklaşan akademisyenlere yönelik tepkileri ve kendi akademik çalışmalarının kişisel boyutlarını bir sohbet havasında okurla tartışıyor.

Elitler kimlik siyasetini neden pek sever?

Dört yıllık Biden döneminin ardından ABD’de Trump yeniden Beyaz Saray’da. Harris’in yenilgisi, Demokratların kimlik siyasetine dayalı stratejisini tekrar gündeme taşıdı. Jacobin’den Melissa Naschek’in sorularını yanıtlayan Vivek Chibber, kimlik siyasetinin ABD’deki tarihsel kökenlerini, sermaye ile bağını ve solun buradan nasıl çıkış bulabileceğini tartışıyor. Kimlik siyasetinin elitlerin elinde bir hegemonya aracı haline getirilerek sınıf mücadelesini geri plana ittiğini savunan Chibber, işçi sınıfının geniş kesimlerini kapsayan bir mücadele inşa etmenin gerekliliğine dikkat çekiyor.

Yeni bir dünya düzeninin politik koşulları

15 Aralık 2024

Savaş, soygun ve şiddet kapitalist toplumun yeniden üretiminde nasıl bir işlev görüyor? Maurizio Lazzarato, Ekim 2024 tarihli “Neden savaş?” başlıklı makalesinin devamı olan bu yazısında, Marksist ve Foucaultcu üretim ve biyo-iktidar yorumlarının iç savaşlar, hükümet darbeleri ve sınıf mücadelesinin siyasal hayatta oynadığı kurucu rolü yeterince önemsemediğini ve bunun da pasifize edilmiş bir toplumsal düzen anlayışına yol açtığını savunuyor.

7 Ekim’in ardındaki gerçek

7 Aralık 2024

7 Ekim 2023’ün ardından Filistin topraklarında yaşananlar, yalnızca yerel bir çatışma değil, aynı zamanda apartheid rejiminin ve kolonizasyonun insanlık üzerindeki etkilerini sorgulayan evrensel bir adalet çağrısına dönüştü. Filistin mücadelesini tarihsel bir bağlama oturtarak beyaz yerleşimci projelerle ilişkilendiren bu konuşmasında Yanis Varoufakis, Gazze Şeridi’ni dünyanın en büyük açık hava hapishanesine dönüştüren İsrail’in karşısında direnişin bir hak ve görev olduğunu vurguluyor. Filistin halkının yaşadığı zulmü evrensel bir özgürlük mücadelesi olarak tanımlayan yazar, dünyanın her köşesindeki insanları bu direnişi sahiplenmeye çağırıyor.

1 2 3 5