DOSYA: “Çin: ‘Doğunun Hasta Adamı’ndan Hasta Sistemin Sacayağına”

Çin’in özgün deneyimlere sahne olan sosyalist geçmişini ve kapitalist dünya ekonomisi içinde sahip olduğu ayrıksı konumu anlamlandırmaya yönelik çabaların, mevcut küresel devrimci potansiyele ve gelecekte nasıl daha eşitlikçi ve katılımcı bir sistem kurulabileceğine dair yürütülen tartışmalar açısından önemli bir başlık teşkil ettiğini düşünüyoruz.

25 Temmuz 2026

Çin deneyimi

Dünya devrimi beklentisinin sönümlendiği, sosyalizmin ulusal devletlerin sınırları içinde savunulmak zorunda kaldığı bir yüzyılın ardından Çin’in yükselişi ne anlama geliyor? Komintern’den Maoist praksise, Kültür Devrimi’nden neoliberal küreselleşmeye uzanan Çin deneyimi, son yüzyılın değişen “baş çelişkileri” içinde nasıl okunabilir? Bu soruların izinde Torkil Lauesen, sosyalist ufkun bugün çok kutuplu bir dünya düzeninde yeniden küresel ölçekte kurulma imkânları üzerine düşünüyor…

Filistin’deki üniversitelerin çağrısı ve umudu yeniden inşa etmek

24 Haziran 2024

Filistinli akademisyenler kısa süre önce tüm dünyadaki akademik camiaya dönük bir çağrı yayımladı. Çeşitli platformlarda dile getirilmeye ve karşılık bulmaya başlayan bu çağrı, Kanada’da düzenlenen alternatif bir etkinlikte de birinci ağızdan gündeme getirildi: Çağrının imzacısı akademisyenler, Kanada’da siyaset bilimcilerin düzenlediği alternatif bir konferanstaydı. Etkinliği yerinde izleyen Ulaş Taştekin’den konferans notları, ve elbette Gazzeli akademisyenlerin çağrısı…

AKP’nin emek rejimi, otoriterleşme ve Türkiye’nin zombi neoliberalizmi

Türkiye’de neoliberal kalkınma modeli 2010’larda bir zombiye dönüştü. Sermaye ve servet birikimi süreçlerini demokratik talep ve kısıtlardan izole etme uğraşı ile mevcut emek rejimi Türkiye’de neoliberalizmi hâlâ canlı tutuyor. Zombinin ölü kısmı ise bir zamanlar emekçi sınıflara verilmiş olan refah ve sınıf atlama vaadi. Bu vaatlerin boşluğu, özellikle pandemi koşullarında artan şekilde görünür hale gelirken, bu durum hem mevcut kalkınma modelini hem de otoriter rejimi zayıflatmaya devam ediyor.

Horgörü öğünü

7 Haziran 2022

Geçtiğimiz günlerde Twitter gündemini abes bir tartışma işgal etti: “Eve temizliğe gelen gündelikçiye yemek verilmeli mi?” Abesliği bir yana bırakılırsa, memleketin sınıfsal-kültürel yarıklarına güçlü bir ışık tutuyordu bu tartışma: gündelikçi ile işvereni “özgürce” girdikleri düşünülen bir pazarlıkta eşitleyerek “aralarındaki sözleşme neyse o” diyenler bir yanda, açıkça “verilmez” diyenler ile “performansına bağlı” diyenler öbür yanda… Bu neoliberal cüretkârlığın ve dobralığın yanında bir tutum daha vardı ki o, belki de daha örtük ve sinsi bir “aşağılama” ile “yemek verilmeli” diyenlerin diline sirayet ediyordu. Mehmet Mutlu bu yazıda, yoksulun maruz kaldığı, iyilik ve cömertlik tınısıyla dillendirilen işte bu şiddet söylemine işaret ediyor.

Maoist Çin’de iktisadi ve insani kalkınma

25 Temmuz 2026

Maoist Çin’in ilk otuz yılı, yaygın anlatıda çoğu zaman iktisadi irrasyonalizm, kıtlık ve siyasal felaketlerle özdeşleştirilir. Oysa aynı dönemde sanayileşme ve tarımsal modernleşme hız kazanmış, kamusal sağlık hizmetleri ile kitlesel eğitim yaygınlaşmıştır. Çin’in sonraki yükselişini mümkün kılan maddi ve insani temeller de büyük ölçüde bu yıllarda atılmıştır. Somut verilerden hareketle sosyalizmin başarısızlığına dair yerleşik kabulleri sorgulayan Onurcan Ülker, nostaljik güzellemelerin ve anti-komünist indirgemelerin ötesinde Maoist kalkınma deneyimini yeniden değerlendiriyor…

“Maoizmin derdi devrimi kazanmaktır”: Fred Engst ile Çin’in geçmişi, bugünü ve daha fazlası üzerine

“Kızıl bezli bebek”, Kızıl Muhafız, işçi, akademisyen, eylemci… Fred Engst (Çince adı: 阳和平 Yang Heping) olağanüstü bir yaşam öyküsüne sahip. Çin Devrimi’ne katılmak üzere ABD’den bu ülkeye gelen bir anne babanın çocuğu olarak 1952’de Pekin’de dünyaya geldi. Xi’an’daki devlete ait bir çiftlikte büyüdü, Kültür Devrimi’ne Kızıl Muhafız olarak katıldı ve ardından beş yıl boyunca Guanghua Kereste Fabrikası’nda çalıştı. 1970’lerin ortalarında taşındığı ABD’de bir yandan işçilik yaparken bir yandan öğrenimini sürdürdü; 1997’de Rutgers Üniversitesinden iktisat doktorasını aldı. 2007’de kesin dönüş yaptığı Çin’de bugün Uluslararası İş ve İktisat Üniversitesinde ekonometri dersleri veriyor. Olağanüstü kişisel ve siyasal deneyimlerinden hareketle kapitalizme geri dönüşü, emperyalizmi, Kültür Devrimi’ni ve Maoizmin güncelliğini ele alan Fred Engst, Onurcan Ülker ve Sinan Jabban’ın sorularını yanıtladı…

“Ne emperyalist ne de antiemperyalist”: Minqi Li ile Çin’in dünya sistemindeki yeri üzerine

Çin’in dünya sistemindeki konumu ve Çin devletinin sınıf karakteri, günümüzün eleştirel akademik ve siyasal tartışmalarında en ihtilaflı başlıklardan biri hâline geldi. Çin’in emperyalist bir güce dönüşüp dönüşmediği (ya da böyle bir dönüşüm sürecinde olup olmadığı) sorusu etrafında hem Çin Yeni Solu içinde hem de uluslararası yazında süren tartışmaların en güçlü seslerinden biri Minqi Li. Utah Üniversitesinde siyasal iktisat alanında çalışmalarını sürdüren Li, kapitalist-emperyalist dünya sistemi içinde Çin’in konumuna, devletin sınıf karakterine ve emperyalizm tartışmasına ilişkin Onurcan Ülker’in sorularını yanıtladı.

Mao Zedong Lushan'da, 1961.

Bürokratizmle mücadele üzerine

25 Temmuz 2026

Mao Zedong, 1950’lerin ikinci yarısından itibaren, sosyalizm koşullarında sınıfların ve sınıf mücadelesinin varlığını sürdürdüğü düşüncesini geliştirmeye başladı. “Proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesi” çerçevesinde formüle edilen bu yaklaşım, dönemin egemen Sovyet anlayışından ayrılıyordu. Mao’ya göre üretim araçlarının kolektifleştirilmesi kapitalizme geri dönüş tehlikesini ortadan kaldırmıyor; Parti ve devlet aygıtı içinde ayrıcalıklı konumlar edinen kadrolar yeni bir burjuvazinin dayanağına dönüşebiliyordu. Mao’ya atfedilen 1963 tarihli “Bürokratizmle Mücadele Üzerine”, Çince özgün metninden eksiksiz çevirisiyle ilk kez Türkçede…

Komployla avunmak

25 Nisan 2026

Gabriel Rockhill’in Who Paid the Pipers of Western Marxism? [Batı Marksizminin Bedelini Kim Ödedi?] kitabı, İngilizce konuşulan dünyadaki Marksistler arasında hatırı sayılır bir yankı uyandırdı. Kitap henüz Türkçede yok, ama gerek tartıştığı meseleler gerekse sunduğu açıklama çerçevesi Türkiye’de de epey karşılık bulur cinsten. Bu eleştiri yazısıysa, Rockhill’in tezinin sınırlarını göstermekle kalmıyor; Batı Marksizmi, sınıf konumu, entelektüel üretim ve komünist örgütlenme arasındaki ilişkiyi düşünmek için daha geniş bir yöntemsel çerçeve öneriyor. Scott Patrick’ten ufuk açıcı bir müdahale…

Bağımlı finansallaşma ve emperyal aygıt

17 Nisan 2026

Doların küresel hâkimiyeti, çevre ülkeler için dışsal bir parasal baskı olmaktan çok daha fazlası. Bu aynı zamanda sınıf ilişkilerini, devlet politikalarını ve kalkınma imkânlarını yeniden biçimlendiren bir disiplin mekanizması. Costas Lapavitsas, bağımlı finansallaşmadan emperyal aygıta, Çin ve Rusya’nın sınırlarından çekişmeli geçiş dinamiklerine uzanan daha geniş bir tablo resmediyor. “Yeni dolar emperyalizminin topografyası”nın ikinci ve son bölümü…

Neoliberalizmin çoklu krizleri

Historical Materialism Konferansının bu yıl Kadir Has Üniversitesinde gerçekleşen İstanbul ayağı vesilesiyle yakaladığımız Alfredo Saad-Filho ile Burak Ceylan’ın gerçekleştirdiği bu söyleşi, çoklu krizin her kriz başlığını ayrı ayrı ele almak yerine, bu başlıkların ilişkiselliğini vurguluyor. Finansallaşma ile ekolojik yıkım arasındaki bağlantıyı hatırlatan Saad-Filho, neoliberalizm ile devlet arasındaki ilişkinin de altını çiziyor.

Hikâyemiz de mücadelemiz de ortak

ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalışan sosyolog Sibel Bekiroğlu ve siyaset bilimci Mehmet Mutlu, haklarında yürütülen hukuksuz dava süreci bahane edilerek 9 Haziran’da açığa alındı. ODTÜ yönetimi tarafından ellerine tutuşturulan hitapsız, imzasız bir belgeyle öğrendikleri bu açığa alınma haberine karşı üniversite yönetimi ile bir görüşme talebiyle 20 Haziran’dan bu yana Rektörlük önünde nöbetteler. Sibel’i ve Mehmet’i nöbet alanında ziyaret ettik. Birinin elinde Ernst Bloch’tan Umut İlkesi, öbüründe Yaşar Kemal’den İnce Memed, ODTÜ Rektörlüğü önündeki merdivenlerde oturuyoruz. Yaşanan hukuksuz süreci, üniversiteye dönük saldırıları ve hepimizin ortak hikâyesini konuşuyoruz…

Anadolu’yu gezen bir direniş silsilesi

İşçi sınıfının siyasal eylemselliği üzerine odaklanan bu söyleşide konuğumuz, son zamanlarda gelişen işçi direnişlerinin etkin isimlerinden biri olan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu. Halil Can İnce ve Ulaş Taştekin’in yürütücülüğünde gerçekleşen bu söyleşide Aksu, direnişçi işçilerin siyasetle ilişkisine ve özellikle Anadolu’daki işçilerin karşı karşıya kaldığı cendereye ilişkin sorularımıza içtenlikle yanıt veriyor.

Bir yoksulluktan diğerine kapitalizm ve Türkiye

Yoksulluğu toplumun dışında, marjinal bir olgu olarak ele alan ana akım sosyal bilimler literatürünün önemli bir bölümü onu bireyin kendi tercihlerinin bir sonucuna indirger. Ahmet Haşim Köse ve Serdal Bahçe ile yaptığımız bu söyleşi, yoksulluğu konuşmak için öncelikle “nasıl bir toplumda yaşadığımızı” sormak gerektiğine yapılan vurguyla, yoksulluğun kapitalist bir toplumdaki kendine özgü biçimlerine dikkat çekiyor. Köse ve Bahçe, yoksulluğu kendi başına bir olgu, yoksullaşmayı ise bireysel tercihlerin bir sonucu olarak ele almak yerine onun, tarihsel olarak işçileşmenin ayrılmaz bir dışa vurumu olduğuna işaret ediyor.