Komployla avunmak

25 Nisan 2026

Gabriel Rockhill’in Who Paid the Pipers of Western Marxism? [Batı Marksizminin Bedelini Kim Ödedi?] kitabı, İngilizce konuşulan dünyadaki Marksistler arasında hatırı sayılır bir yankı uyandırdı. Kitap henüz Türkçede yok, ama gerek tartıştığı meseleler gerekse sunduğu açıklama çerçevesi Türkiye’de de epey karşılık bulur cinsten. Bu eleştiri yazısıysa, Rockhill’in tezinin sınırlarını göstermekle kalmıyor; Batı Marksizmi, sınıf konumu, entelektüel üretim ve komünist örgütlenme arasındaki ilişkiyi düşünmek için daha geniş bir yöntemsel çerçeve öneriyor. Scott Patrick’ten ufuk açıcı bir müdahale…

17 Nisan 2026

Bağımlı finansallaşma ve emperyal aygıt

Doların küresel hâkimiyeti, çevre ülkeler için dışsal bir parasal baskı olmaktan çok daha fazlası. Bu aynı zamanda sınıf ilişkilerini, devlet politikalarını ve kalkınma imkânlarını yeniden biçimlendiren bir disiplin mekanizması. Costas Lapavitsas, bağımlı finansallaşmadan emperyal aygıta, Çin ve Rusya’nın sınırlarından çekişmeli geçiş dinamiklerine uzanan daha geniş bir tablo resmediyor. “Yeni dolar emperyalizminin topografyası”nın ikinci ve son bölümü…

Filistin’deki üniversitelerin çağrısı ve umudu yeniden inşa etmek

24 Haziran 2024

Filistinli akademisyenler kısa süre önce tüm dünyadaki akademik camiaya dönük bir çağrı yayımladı. Çeşitli platformlarda dile getirilmeye ve karşılık bulmaya başlayan bu çağrı, Kanada’da düzenlenen alternatif bir etkinlikte de birinci ağızdan gündeme getirildi: Çağrının imzacısı akademisyenler, Kanada’da siyaset bilimcilerin düzenlediği alternatif bir konferanstaydı. Etkinliği yerinde izleyen Ulaş Taştekin’den konferans notları, ve elbette Gazzeli akademisyenlerin çağrısı…

AKP’nin emek rejimi, otoriterleşme ve Türkiye’nin zombi neoliberalizmi

Türkiye’de neoliberal kalkınma modeli 2010’larda bir zombiye dönüştü. Sermaye ve servet birikimi süreçlerini demokratik talep ve kısıtlardan izole etme uğraşı ile mevcut emek rejimi Türkiye’de neoliberalizmi hâlâ canlı tutuyor. Zombinin ölü kısmı ise bir zamanlar emekçi sınıflara verilmiş olan refah ve sınıf atlama vaadi. Bu vaatlerin boşluğu, özellikle pandemi koşullarında artan şekilde görünür hale gelirken, bu durum hem mevcut kalkınma modelini hem de otoriter rejimi zayıflatmaya devam ediyor.

Horgörü öğünü

7 Haziran 2022

Geçtiğimiz günlerde Twitter gündemini abes bir tartışma işgal etti: “Eve temizliğe gelen gündelikçiye yemek verilmeli mi?” Abesliği bir yana bırakılırsa, memleketin sınıfsal-kültürel yarıklarına güçlü bir ışık tutuyordu bu tartışma: gündelikçi ile işvereni “özgürce” girdikleri düşünülen bir pazarlıkta eşitleyerek “aralarındaki sözleşme neyse o” diyenler bir yanda, açıkça “verilmez” diyenler ile “performansına bağlı” diyenler öbür yanda… Bu neoliberal cüretkârlığın ve dobralığın yanında bir tutum daha vardı ki o, belki de daha örtük ve sinsi bir “aşağılama” ile “yemek verilmeli” diyenlerin diline sirayet ediyordu. Mehmet Mutlu bu yazıda, yoksulun maruz kaldığı, iyilik ve cömertlik tınısıyla dillendirilen işte bu şiddet söylemine işaret ediyor.

Günümüzde Çin’de ücretli emek ve işçi eylemleri

1 Şubat 2026

Çin’in son yarım yüzyılı, bir yandan “mucize” diye pazarlanan bir büyüme hikâyesi, öte yandan emek rejiminin sürekli yeniden kurulduğu bir kırılmalar zinciri. Peki, bu kırılmaların içinde işçilerin gündelik deneyimi, hak mücadelesi ve örgütlenme arayışı nasıl geçti? Hangi momentlerde yükseldi, hangi eşiklerde bastırıldı? Mao döneminin “demir pirinç kâsesi”nden Reform ve Dışa Açılma’yla gelen metalaşmaya, 1990’ların özelleştirme dalgası ve kitlesel işten çıkarmalarından 2010’ların grev dalgası ile Xi dönemindeki baskı ve gerilemeye Çin’de işçi sınıfının ayak izleri…

Prefigüratif siyaset ve doğrudan eylemlerin seyri üzerine notlar

1 Şubat 2026

Alpagut’tan Yeni Çeltek’e, 1989 Bahar Eylemleri’nden güncel fiilî grev dalgasına uzanan örnekler üzerinden kendiliğindenlik–örgütlülük ikiliğini yeniden düşünmeye çağıran Fahir Yumukov’un bu yazısı, “kurumsal kanallar tıkandığında” beliren doğrudan eylemin rastlantısal bir taşma değil; gündelik pratikler ve kolektif bağlar içinde mayalanan bir örgütlü kendiliğindenlik biçimi olabileceğini gösteriyor. Carl Boggs’un Gramsci okuması eşliğinde, işçi komiteleri/konseyleri gibi prefigüratif organların bu potansiyeli nasıl taşıyıp büyütebileceğini; taktik ile strateji arasındaki bağı da gözeterek tartışıyor…

Lojistik çağında Emeğin Gücü

1 Şubat 2026

1990’ların sonu, neoliberal “zafer” anlatısının gölgesinde emek hareketinin geri çekildiği fikrinin neredeyse sorgusuz kabul gördüğü bir dönemdi. Beverly J. Silver’ın Emeğin Gücü kitabı, tam da bu iklimde, karamsarlığı tarihsel bir ölçeğe yerleştiren ve tersine çeviren bir öneri getirdi: sermaye hareket ettikçe çatışma da mekân ve biçim değiştirir. Burak Ceylan’ın bu değerlendirmesi, Silver’ın Marx-tipi/Polanyi-tipi huzursuzluk ayrımını ve yapısal güç kavrayışını bugünün tedarik zinciri kapitalizmiyle birlikte yeniden düşünüyor. Montaj hattının merkezî olduğu 20. yüzyıldan, lojistik ve perakendenin “akış”ı belirlediği 21. yüzyıla uzanan dönüşümde, emek mücadelesinin yeni gerilim hatlarını, imkânlarını ve sınırlarını tartışıyor…

Güvencesizlik kıskacında kafe-bar emekçileri

1 Haziran 2020

Kafe ve barlar gibi işletmelerde günübirlik, çoğunlukla kayıt dışı çalışmak durumunda olan emekçilerin çalıştığı esnek ve güvencesiz emek piyasasının içerisinde barındırdığı çatlaklar korona virüs salgını ile su yüzüne çıkmaya devam ediyor.

Bireysel borçlanma ve Türkiye’de emek mücadelesinin biçimleri

27 Ekim 2024

Kredi kartı borçlularının sayısının 40 milyonu aştığı ve yüksek faiz oranlarının geri ödemeleri zorlaştırarak iş gücü üzerindeki finansal baskıyı artırdığı bir Türkiye tablosu çizen Göçmen, borcun toplumsal maliyetlerini gözler önüne seriyor. Özellikle, AKP iktidarının ilk yıllarında %1,8 olan hanehalkı borcunun 2013 yılında %20,1’e ulaşması ve pandemiyle birlikte yeniden yükselişe geçmesi, borcun ekonomik ve sosyal yaşamın merkezine nasıl yerleştiğini ortaya koyuyor. Göçmen’e göre, bu süreçte işçiler, artan finansal yük nedeniyle kolektif örgütlenmeden uzaklaşıp bireysel çözümlere yönelirken, finansallaşma emeğin toplumsal dayanışma zeminini aşındırıyor.

Komployla avunmak

25 Nisan 2026

Gabriel Rockhill’in Who Paid the Pipers of Western Marxism? [Batı Marksizminin Bedelini Kim Ödedi?] kitabı, İngilizce konuşulan dünyadaki Marksistler arasında hatırı sayılır bir yankı uyandırdı. Kitap henüz Türkçede yok, ama gerek tartıştığı meseleler gerekse sunduğu açıklama çerçevesi Türkiye’de de epey karşılık bulur cinsten. Bu eleştiri yazısıysa, Rockhill’in tezinin sınırlarını göstermekle kalmıyor; Batı Marksizmi, sınıf konumu, entelektüel üretim ve komünist örgütlenme arasındaki ilişkiyi düşünmek için daha geniş bir yöntemsel çerçeve öneriyor. Scott Patrick’ten ufuk açıcı bir müdahale…

Bağımlı finansallaşma ve emperyal aygıt

17 Nisan 2026

Doların küresel hâkimiyeti, çevre ülkeler için dışsal bir parasal baskı olmaktan çok daha fazlası. Bu aynı zamanda sınıf ilişkilerini, devlet politikalarını ve kalkınma imkânlarını yeniden biçimlendiren bir disiplin mekanizması. Costas Lapavitsas, bağımlı finansallaşmadan emperyal aygıta, Çin ve Rusya’nın sınırlarından çekişmeli geçiş dinamiklerine uzanan daha geniş bir tablo resmediyor. “Yeni dolar emperyalizminin topografyası”nın ikinci ve son bölümü…

Neoliberalizmin çoklu krizleri

Historical Materialism Konferansının bu yıl Kadir Has Üniversitesinde gerçekleşen İstanbul ayağı vesilesiyle yakaladığımız Alfredo Saad-Filho ile Burak Ceylan’ın gerçekleştirdiği bu söyleşi, çoklu krizin her kriz başlığını ayrı ayrı ele almak yerine, bu başlıkların ilişkiselliğini vurguluyor. Finansallaşma ile ekolojik yıkım arasındaki bağlantıyı hatırlatan Saad-Filho, neoliberalizm ile devlet arasındaki ilişkinin de altını çiziyor.

Hikâyemiz de mücadelemiz de ortak

ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalışan sosyolog Sibel Bekiroğlu ve siyaset bilimci Mehmet Mutlu, haklarında yürütülen hukuksuz dava süreci bahane edilerek 9 Haziran’da açığa alındı. ODTÜ yönetimi tarafından ellerine tutuşturulan hitapsız, imzasız bir belgeyle öğrendikleri bu açığa alınma haberine karşı üniversite yönetimi ile bir görüşme talebiyle 20 Haziran’dan bu yana Rektörlük önünde nöbetteler. Sibel’i ve Mehmet’i nöbet alanında ziyaret ettik. Birinin elinde Ernst Bloch’tan Umut İlkesi, öbüründe Yaşar Kemal’den İnce Memed, ODTÜ Rektörlüğü önündeki merdivenlerde oturuyoruz. Yaşanan hukuksuz süreci, üniversiteye dönük saldırıları ve hepimizin ortak hikâyesini konuşuyoruz…

Anadolu’yu gezen bir direniş silsilesi

İşçi sınıfının siyasal eylemselliği üzerine odaklanan bu söyleşide konuğumuz, son zamanlarda gelişen işçi direnişlerinin etkin isimlerinden biri olan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu. Halil Can İnce ve Ulaş Taştekin’in yürütücülüğünde gerçekleşen bu söyleşide Aksu, direnişçi işçilerin siyasetle ilişkisine ve özellikle Anadolu’daki işçilerin karşı karşıya kaldığı cendereye ilişkin sorularımıza içtenlikle yanıt veriyor.

Bir yoksulluktan diğerine kapitalizm ve Türkiye

Yoksulluğu toplumun dışında, marjinal bir olgu olarak ele alan ana akım sosyal bilimler literatürünün önemli bir bölümü onu bireyin kendi tercihlerinin bir sonucuna indirger. Ahmet Haşim Köse ve Serdal Bahçe ile yaptığımız bu söyleşi, yoksulluğu konuşmak için öncelikle “nasıl bir toplumda yaşadığımızı” sormak gerektiğine yapılan vurguyla, yoksulluğun kapitalist bir toplumdaki kendine özgü biçimlerine dikkat çekiyor. Köse ve Bahçe, yoksulluğu kendi başına bir olgu, yoksullaşmayı ise bireysel tercihlerin bir sonucu olarak ele almak yerine onun, tarihsel olarak işçileşmenin ayrılmaz bir dışa vurumu olduğuna işaret ediyor.