Yaban kedilerinin dinmeyen mücadelesi

İşçi mücadeleleri her geçen gün daha belirgin biçimde “fiilî” bir hatta akıyor. Yasaların çizdiği sınırlar kadar, çoğu zaman o sınırlar içinde işleyen sendikal bürokrasinin koyduğu sınırlar da eylemin basıncıyla aşılıyor. Fiilî grevlerin artışı, grev yasaklarının olağanlaşması ve resmî temsil kanallarının etkisizleşmesiyle birlikte, ücret mücadelesini hızla siyasal bir karşılaşmaya çeviren özgül bir ritim kazanıyor. Peki, fiilî grevler neden bu kadar yaygınlaşıyor; hangi koşullarda kısa sürede kazanım getiriyor, hangi noktada çözülme başlıyor? Ücret talebiyle başlayan bir çıkış ne zaman devlete çarpıyor; tekil işyeri direnişleri neden yan yana gelemiyor? Kalıcı bir birikim ve birleşik bir hareketin zemini nerede kurulabilir? Endüstrinin Yaban Kedileri kitabının yazarı ve 2022’den bu yana fiilî grevleri izleyip haritalandıran yabankedileri.org projesinin parçası Cem Gök anlatıyor…

Filistin’deki üniversitelerin çağrısı ve umudu yeniden inşa etmek

24 Haziran 2024

Filistinli akademisyenler kısa süre önce tüm dünyadaki akademik camiaya dönük bir çağrı yayımladı. Çeşitli platformlarda dile getirilmeye ve karşılık bulmaya başlayan bu çağrı, Kanada’da düzenlenen alternatif bir etkinlikte de birinci ağızdan gündeme getirildi: Çağrının imzacısı akademisyenler, Kanada’da siyaset bilimcilerin düzenlediği alternatif bir konferanstaydı. Etkinliği yerinde izleyen Ulaş Taştekin’den konferans notları, ve elbette Gazzeli akademisyenlerin çağrısı…

Horgörü öğünü

7 Haziran 2022

Geçtiğimiz günlerde Twitter gündemini abes bir tartışma işgal etti: “Eve temizliğe gelen gündelikçiye yemek verilmeli mi?” Abesliği bir yana bırakılırsa, memleketin sınıfsal-kültürel yarıklarına güçlü bir ışık tutuyordu bu tartışma: gündelikçi ile işvereni “özgürce” girdikleri düşünülen bir pazarlıkta eşitleyerek “aralarındaki sözleşme neyse o” diyenler bir yanda, açıkça “verilmez” diyenler ile “performansına bağlı” diyenler öbür yanda… Bu neoliberal cüretkârlığın ve dobralığın yanında bir tutum daha vardı ki o, belki de daha örtük ve sinsi bir “aşağılama” ile “yemek verilmeli” diyenlerin diline sirayet ediyordu. Mehmet Mutlu bu yazıda, yoksulun maruz kaldığı, iyilik ve cömertlik tınısıyla dillendirilen işte bu şiddet söylemine işaret ediyor.

AKP’nin emek rejimi, otoriterleşme ve Türkiye’nin zombi neoliberalizmi

Türkiye’de neoliberal kalkınma modeli 2010’larda bir zombiye dönüştü. Sermaye ve servet birikimi süreçlerini demokratik talep ve kısıtlardan izole etme uğraşı ile mevcut emek rejimi Türkiye’de neoliberalizmi hâlâ canlı tutuyor. Zombinin ölü kısmı ise bir zamanlar emekçi sınıflara verilmiş olan refah ve sınıf atlama vaadi. Bu vaatlerin boşluğu, özellikle pandemi koşullarında artan şekilde görünür hale gelirken, bu durum hem mevcut kalkınma modelini hem de otoriter rejimi zayıflatmaya devam ediyor.

Günümüzde Çin’de ücretli emek ve işçi eylemleri

1 Şubat 2026

Çin’in son yarım yüzyılı, bir yandan “mucize” diye pazarlanan bir büyüme hikâyesi, öte yandan emek rejiminin sürekli yeniden kurulduğu bir kırılmalar zinciri. Peki, bu kırılmaların içinde işçilerin gündelik deneyimi, hak mücadelesi ve örgütlenme arayışı nasıl geçti? Hangi momentlerde yükseldi, hangi eşiklerde bastırıldı? Mao döneminin “demir pirinç kâsesi”nden Reform ve Dışa Açılma’yla gelen metalaşmaya, 1990’ların özelleştirme dalgası ve kitlesel işten çıkarmalarından 2010’ların grev dalgası ile Xi dönemindeki baskı ve gerilemeye Çin’de işçi sınıfının ayak izleri…

Prefigüratif siyaset ve doğrudan eylemlerin seyri üzerine notlar

1 Şubat 2026

Alpagut’tan Yeni Çeltek’e, 1989 Bahar Eylemleri’nden güncel fiilî grev dalgasına uzanan örnekler üzerinden kendiliğindenlik–örgütlülük ikiliğini yeniden düşünmeye çağıran Fahir Yumukov’un bu yazısı, “kurumsal kanallar tıkandığında” beliren doğrudan eylemin rastlantısal bir taşma değil; gündelik pratikler ve kolektif bağlar içinde mayalanan bir örgütlü kendiliğindenlik biçimi olabileceğini gösteriyor. Carl Boggs’un Gramsci okuması eşliğinde, işçi komiteleri/konseyleri gibi prefigüratif organların bu potansiyeli nasıl taşıyıp büyütebileceğini; taktik ile strateji arasındaki bağı da gözeterek tartışıyor…

Lojistik çağında Emeğin Gücü

1 Şubat 2026

1990’ların sonu, neoliberal “zafer” anlatısının gölgesinde emek hareketinin geri çekildiği fikrinin neredeyse sorgusuz kabul gördüğü bir dönemdi. Beverly J. Silver’ın Emeğin Gücü kitabı, tam da bu iklimde, karamsarlığı tarihsel bir ölçeğe yerleştiren ve tersine çeviren bir öneri getirdi: sermaye hareket ettikçe çatışma da mekân ve biçim değiştirir. Burak Ceylan’ın bu değerlendirmesi, Silver’ın Marx-tipi/Polanyi-tipi huzursuzluk ayrımını ve yapısal güç kavrayışını bugünün tedarik zinciri kapitalizmiyle birlikte yeniden düşünüyor. Montaj hattının merkezî olduğu 20. yüzyıldan, lojistik ve perakendenin “akış”ı belirlediği 21. yüzyıla uzanan dönüşümde, emek mücadelesinin yeni gerilim hatlarını, imkânlarını ve sınırlarını tartışıyor…

Oyunbozanların direnişi

“Kim yaptığım işi merak etsin ki?” Emeğin sıradanlaştırıldığı, dar bir alana hapsedildiği ve görünmezleştirildiği dönemlerde bu soru daha sık karşımıza çıkar—ve tam da bu yüzden önemlidir. Jamie Woodcock, yıllara dayanan saha çalışmalarından ve Notes from Below kolektifiyle yürüttüğü deneyimlerden hareketle, işçi hikâyelerini örgütlenmenin çıkış noktası olarak ele alıyor: Hikâyeler çalışma koşullarını söze döker, kıyaslanabilir hâle getirir ve işyerleri arasında dolaşıma sokar. Bu söyleşide sınıf bileşimi ve işçi soruşturmasını; fiilî grevlerin nasıl olup da çoğu zaman dayatılan itaat düzeninde ilk kamusal kopuş anına dönüştüğünü; sendikaların tıkandığı, güvencesizliğin yalnızlaştırdığı anlarda “oyunbozanların” kabullenmişliğe karşı nasıl gedikler açtığını konuşuyoruz.

Yaban kedilerinin dinmeyen mücadelesi

İşçi mücadeleleri her geçen gün daha belirgin biçimde “fiilî” bir hatta akıyor. Yasaların çizdiği sınırlar kadar, çoğu zaman o sınırlar içinde işleyen sendikal bürokrasinin koyduğu sınırlar da eylemin basıncıyla aşılıyor. Fiilî grevlerin artışı, grev yasaklarının olağanlaşması ve resmî temsil kanallarının etkisizleşmesiyle birlikte, ücret mücadelesini hızla siyasal bir karşılaşmaya çeviren özgül bir ritim kazanıyor. Peki, fiilî grevler neden bu kadar yaygınlaşıyor; hangi koşullarda kısa sürede kazanım getiriyor, hangi noktada çözülme başlıyor? Ücret talebiyle başlayan bir çıkış ne zaman devlete çarpıyor; tekil işyeri direnişleri neden yan yana gelemiyor? Kalıcı bir birikim ve birleşik bir hareketin zemini nerede kurulabilir? Endüstrinin Yaban Kedileri kitabının yazarı ve 2022’den bu yana fiilî grevleri izleyip haritalandıran yabankedileri.org projesinin parçası Cem Gök anlatıyor…

Ahmakbilim

25 Ocak 2026

Trump’ın ikinci döneminde “hakikat sonrası” paniğin yerini daha ağır bir teşhis alıyor: siyasetin merkezine yerleşen türden bir ahmaklık. Peki bu ahmaklık, yalnızca bireysel yetersizliklerin ya da psikiyatrik spekülasyonların konusu mu; yoksa platformların, piyasaların ve veri rejimlerinin yargı yetisini insanın elinden alıp “insan-ötesi” sistemlere devrettiği daha geniş bir toplumsal düzenin ürünü mü? Hakikati ve anlamı, finansın ve algoritmaların “meta bakışı”ndan geri almanın yolu nereden geçer: uzmanlığa dönüşten mi, yoksa hayal gücünün mümkün kıldığı daha “hakiki” bir kavrayıştan mı? William Davies anlatıyor.

Yapay zekâdan sonra

17 Ocak 2026

Yapay zekâ “devrimi”, şimdilik bir üretkenlik mucizesinden çok şişen değerlemeleri ayakta tutan devasa bir altyapı seferberliği gibi görünüyor: veri merkezleri, GPU’lar, şebeke bağlantıları, enerji, su… Hesaplar tutmayınca sektör nakit akışından borca kayıyor; risk de kapalı devre yatırım döngüleri, uzun vadeli taahhütler ve “anapara ödemesiz” kredilerle görünmezleştiriliyor. Peki, bu düzenin faturası kime kesilecek? Verimlilik patlaması gelmezse balon, 2008’i hatırlatan zincirleme bir “düzeltmeye” dönüşür mü? Cédric Durand anlatıyor.

Neoliberalizmin çoklu krizleri

Historical Materialism Konferansının bu yıl Kadir Has Üniversitesinde gerçekleşen İstanbul ayağı vesilesiyle yakaladığımız Alfredo Saad-Filho ile Burak Ceylan’ın gerçekleştirdiği bu söyleşi, çoklu krizin her kriz başlığını ayrı ayrı ele almak yerine, bu başlıkların ilişkiselliğini vurguluyor. Finansallaşma ile ekolojik yıkım arasındaki bağlantıyı hatırlatan Saad-Filho, neoliberalizm ile devlet arasındaki ilişkinin de altını çiziyor.

Hikâyemiz de mücadelemiz de ortak

ODTÜ’de araştırma görevlisi olarak çalışan sosyolog Sibel Bekiroğlu ve siyaset bilimci Mehmet Mutlu, haklarında yürütülen hukuksuz dava süreci bahane edilerek 9 Haziran’da açığa alındı. ODTÜ yönetimi tarafından ellerine tutuşturulan hitapsız, imzasız bir belgeyle öğrendikleri bu açığa alınma haberine karşı üniversite yönetimi ile bir görüşme talebiyle 20 Haziran’dan bu yana Rektörlük önünde nöbetteler. Sibel’i ve Mehmet’i nöbet alanında ziyaret ettik. Birinin elinde Ernst Bloch’tan Umut İlkesi, öbüründe Yaşar Kemal’den İnce Memed, ODTÜ Rektörlüğü önündeki merdivenlerde oturuyoruz. Yaşanan hukuksuz süreci, üniversiteye dönük saldırıları ve hepimizin ortak hikâyesini konuşuyoruz…

Anadolu’yu gezen bir direniş silsilesi

İşçi sınıfının siyasal eylemselliği üzerine odaklanan bu söyleşide konuğumuz, son zamanlarda gelişen işçi direnişlerinin etkin isimlerinden biri olan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu. Halil Can İnce ve Ulaş Taştekin’in yürütücülüğünde gerçekleşen bu söyleşide Aksu, direnişçi işçilerin siyasetle ilişkisine ve özellikle Anadolu’daki işçilerin karşı karşıya kaldığı cendereye ilişkin sorularımıza içtenlikle yanıt veriyor.

Bir yoksulluktan diğerine kapitalizm ve Türkiye

Yoksulluğu toplumun dışında, marjinal bir olgu olarak ele alan ana akım sosyal bilimler literatürünün önemli bir bölümü onu bireyin kendi tercihlerinin bir sonucuna indirger. Ahmet Haşim Köse ve Serdal Bahçe ile yaptığımız bu söyleşi, yoksulluğu konuşmak için öncelikle “nasıl bir toplumda yaşadığımızı” sormak gerektiğine yapılan vurguyla, yoksulluğun kapitalist bir toplumdaki kendine özgü biçimlerine dikkat çekiyor. Köse ve Bahçe, yoksulluğu kendi başına bir olgu, yoksullaşmayı ise bireysel tercihlerin bir sonucu olarak ele almak yerine onun, tarihsel olarak işçileşmenin ayrılmaz bir dışa vurumu olduğuna işaret ediyor.