//

Platform kapitalizmi

“Platform kapitalizmi” lâfını işitmeyen neredeyse kalmadı. Meseleye eleştirel yaklaşan literatürün demirbaşlarından biri haline gelen aynı adlı kitabıyla bu kavramın mucitlerinden Nick Srnicek, söz konusu kitaptan bir bölümün çevirisi olan yazıda, artık hepimizin günlük hayatlarını esir almış, kapitalizme sıfat olarak yakıştırılan platformların berrak bir analizini sunuyor. Oldukça aydınlatıcı bir giriş yazısı niteliğinde olan yazı, platformların işlevselliği ve piyasayla olan ilişkileri göz önüne alan sınıflandırmasıyla, platform kapitalizminin somut bir biçimde ele alınmasını ve açıklanmasını amaçlıyor.

George B. Luks, "The Menace of the Hour", 1899

Bu metnin temel iddiası, gelişmiş kapitalizmin, yirmi birinci yüzyılda, özel bir hammadde türü olan veriyi çıkarmaya ve kullanmaya odaklandığıdır. Ancak verinin ne olduğu konusunda net olmak önemli. Öncelikle, (bir şeyin gerçekleştiğine dair enformasyon olan) veriyi, (bir şeyin neden gerçekleştiğine dair enformasyon olan) bilgiden ayıracağız. Veri bilgi içerebilir, ancak bu her koşulda şart değil. Veri aynı zamanda kayıt işlemini ve dolayısıyla bir tür maddi ortamı da gerektirir. Kaydedilen varlıklar olarak her veri, onu yakalayacak sensörlere ve muhafaza edecek devasa depolama sistemlerine ihtiyaç duyar. Veri merkezlerinin enerji tüketimlerine göz ucuyla herhangi bir bakış bile, verilerin ‘cansız’ olmadıklarını, maddi olmayan varlıklar olmadıklarını anında kanıtlayacaktır (ve internet, bütünüyle, dünyadaki elektrik tüketiminin yaklaşık %9,2’sinden sorumludur).[1] Veri toplama ve analizinin sorunsuz veya otomatik süreçler olduğunu düşünme konusunda da dikkatli olmalıyız. Kullanılabilmesi için çoğu verinin temizlenmesi ve standartlaştırılmış biçimlerde düzenlenmesi gerekir. Aynı şekilde, uygun algoritmaların oluşturulması, öğrenme setlerinin bir sisteme manuel olarak girilmesini içerebilir. Tüm bunlar, günümüzde veri toplamanın algılama, kayıt ve analiz için geniş bir altyapıya bağlı olduğu anlamına gelmektedir.[2] Peki, kaydedilen nedir? Basitçe söylemek gerekirse, verileri, çıkarılması gereken hammaddeler olarak; kullanıcıların faaliyetlerini ise bu hammaddenin doğal kaynağı olarak düşünmeliyiz.[3] Tıpkı petrol gibi, veriler de çıkarılacak, rafine edilecek ve çeşitli şekillerde kullanılacak materyallerdir. Bir kişi ne kadar çok veriye sahip olursa, bunlardan o kadar fazla faydalanabilir.

Veri, bir süredir mevcut olan ve önceki iş modellerinde (özellikle yalın imalatın küresel lojistiğini koordine etmede) daha az kullanılan bir kaynaktı. Gelgelelim, yirmi birinci yüzyılda, basit faaliyetleri kayıtlı verilere dönüştürmek için ihtiyaç duyulan teknoloji giderek ucuzladı ve dijital tabanlı iletişime geçiş, kayıt işlemini son derece basit hale getirdi. Devasa büyüklükteki yeni potansiyel veri alanlarının yanı sıra bu verileri çıkarmak ve üretim süreçlerini optimize etmek, tüketici tercihleri hakkında fikir vermek, çalışanları kontrol etmek, yeni ürün ve hizmetlerin (örneğin, Google Maps, sürücüsüz arabalar, Siri) temelini oluşturmak ve reklamcılara satış yapmak için kullanmak üzere yeni endüstriler ortaya çıktı. Tüm bunların, kapitalizmin daha önceki dönemlerinde tarihsel emsalleri mevcuttu, ancak teknolojideki değişime dair yeni olan şey, artık kullanılabilecek çok büyük miktarlarda verinin bulunmasıdır. İşletmelerin ikincil bir yönünü temsil eden veri, giderek daha merkezî bir kaynak haline geldi. Bununla birlikte, yüzyılın ilk yıllarında, verinin kapitalizmde büyük bir değişimi hızla başlatacak hammadde olacağı pek açık değildi.[4] Google’ın başlangıçtaki çabaları, verileri, reklam gelirlerini gazete ve televizyon gibi geleneksel medya kuruluşlarından uzaklaştırma amacıyla kullanmaya yönelikti. Google’ın internetin organize edilmesinde değerli bir hizmet sunduğu doğruysa da bu, ekonomik düzeyde devrim niteliğinde bir değişikliğe işaret etmiyordu. Bununla birlikte, internet genişledikçe ve şirketler işlerinin tüm yönleri için dijital iletişime bağımlı hale geldikçe, veriler giderek daha kıymetli hale geldi. Bu bağlamda, veriler bir dizi kilit kapitalist işleve hizmet eder hale gelmiştir: algoritmaları eğitiyor ve onlara rekabet avantajı sağlıyorlar; işçilerin koordinasyonunu ve dış kaynak kullanımını mümkün kılıyorlar; üretken süreçlerin optimizasyonuna ve esnekliğine olanak tanıyorlar; düşük marjlı malların yüksek marjlı hizmetlere dönüştürülmesini mümkün kılıyorlar ve böylece, veri analizinin kendisi de verimli bir döngü içinde veri üretmiş oluyor. Verileri kaydetmenin ve kullanmanın önemli avantajları ve kapitalizmin rekabetçi baskıları göz önüne alındığında, bu hammaddenin devasa oranlarda çıkarılacak yeni bir kaynağı temsil etmesi belki de kaçınılmazdı.

Kapitalist şirketler için günümüze kadar devam eden sorun, eski iş modellerinin veri elde etmek ve kullanmak özelinde iyi tasarlanmamış olmalarıdır. Bu iş modellerinin çalışma yöntemleri, enformasyonun çoğunun kaybolduğu bir fabrikada bir mal üretip sonra onu satmak ve müşteri veya ürünün nasıl kullanıldığı hakkında hiçbir şey öğrenmemekti. Yalın imalatın küresel lojistik ağı bu açıdan bir gelişme olsa da birkaç istisna dışında kayıplı bir model olarak kaldı. Kapitalist firmaların azalan kayıt maliyetlerinden tam olarak yararlanabilmesi için farklı bir iş modeli gerekliydi. Bu bölüm, nihayetinde ortaya çıkan bu yeni iş modelinin güçlü bir yeni şirket türü olan “platform” olduğunu iddia etmektedir.[5] Genellikle verilerin işlenmesine yönelik dâhilî ihtiyaçlardan doğan platformlar, giderek daha büyük miktarlarda kaydedilen verileri tekelleştirmenin, ayıklamanın, analiz etmenin ve kullanmanın etkili bir yolu haline geldiler. Bu yeni model, çok sayıda şirketin platformları bünyesine katmasıyla ekonominin geneline yayılmaya başladı: güçlü teknoloji şirketleri (Google, Facebook ve Amazon), dinamik start-up’lar (Uber, Airbnb), endüstriyel liderler (GE, Siemens) ve tarımsal güç merkezleri (John Deere, Monsanto) bunlardan sadece birkaçı.

Peki, nedir bu platform?[6] En genel düzeyde platformlar, iki veya daha fazla grubun etkileşime geçmesini sağlayan dijital altyapılardır.[7] Dolayısıyla kendilerini, müşteriler, reklamcılar, hizmet sağlayıcılar, üreticiler, tedarikçiler ve hatta fiziksel nesneler gibi farklı kullanıcıları bir araya getiren aracılar olarak konumlandırırlar.[8] Çoğu zaman bu platformlara, kullanıcılarının kendi ürünlerini, hizmetlerini ve pazar yerlerini oluşturmalarını sağlayan bir dizi araç eşlik eder.[9] Microsoft’un Windows işletim sistemi, yazılım geliştiricilerin Windows için uygulamalar oluşturmasını ve bunları tüketicilere satmasını sağlamakta; Apple’ın App Store’u ve ilgili ekosistemi (XCode ve iOS SDK), geliştiricilerin yeni uygulamalar oluşturup kullanıcılara satmasına olanak tanımakta; Google’ın arama motoru, reklamcıların ve içerik sağlayıcıların bilgi arayan kişileri hedeflemesi için bir platform sağlamakta; ve Uber’in taksi uygulaması, sürücülerin ve yolcuların para karşılığında yolculuk yapmasına olanak tanımakta. Bir platform, sıfırdan bir pazar yeri oluşturmak yerine, farklı gruplar arasında aracılık yapmak için temel altyapıyı sağlar. Bu, veri söz konusu olduğunda geleneksel iş modellerine göre avantajının anahtarıdır, çünkü bir platform kendisini (1) kullanıcılar arasında ve (2) kullanıcılarının etkinliklerinin gerçekleştiği zemin olarak konumlandırarak bunları kaydetme adına ayrıcalıklı bir erişime sahip olur. Arama platformu olarak Google, (bireylerin dalgalanan arzularını gösteren) büyük miktarda arama etkinliğinden yararlanır. Taksiler için bir platform olarak Uber, trafik verilerinden ve sürücü ve yolcuların faaliyetlerinden yararlanır. Sosyal ağ platformu olarak Facebook, daha sonra kaydedilebilecek çeşitli samimi sosyal etkileşimleri içerir. Ve giderek daha fazla sektör etkileşimlerini çevrimiçi ortama taşıdıkça (Uber’in taksi sektörünü dijital bir forma dönüştürmesi örneği gibi), giderek daha fazla işletme platform geliştirmeye tabi olacak. Sonuç olarak platformlar, dijital etkileşimin gerçekleştiği her yerde faaliyet gösterebildikleri için, internet şirketlerinden veya teknoloji şirketlerinden çok daha fazlasıdırlar.

İkinci temel özellik ise dijital platformların, bir yandan “ağ etkileri” üretmesi ve bunlara bel bağlıyor olmasıdır: bir platformu kullanan kullanıcıların sayısı ne kadar çok olursa, o platform diğer herkes için o kadar değerli hale gelir. Örneğin Facebook, yalnızca bünyesinde bulunan insan sayısının çok fazla oluşu nedeniyle, herkes için varsayılan sosyal ağ platformu haline geldi. Sosyalleşmek için bir platforma katılmak istiyorsanız, arkadaşlarınızın ve aile üyelerinizin çoğunun zaten bulunduğu platforma katılırsınız. Aynı şekilde, Google’da arama yapan kullanıcı sayısı arttıkça, arama algoritmaları daha iyi hale gelir ve Google, kullanıcılar için daha kullanışlı hale gelir. Ancak bu, daha fazla kullanıcının daha fazla kullanıcıyı doğurduğu bir döngü yaratır ve bu da platformların tekelleşme yönünde doğal bir eğilime sahip olmasının önünü açar. Bu ayrıca, platformlara daha fazla etkinliğe ve dolayısıyla daha fazla veriye, sürekli artan, bir erişim dinamiği kazandırır. Dahası, önceden var olan altyapıya ve ucuz marjinal maliyetlere dayanarak birçok platform işletmesini hızla ölçeklendirme olanağı, büyümenin önünde çok az doğal sınır olduğu anlamına gelir. Örneğin, Uber’in hızlı büyümesinin bir nedeni, yeni fabrikalar kurmaya ihtiyaç duymak yerine sadece daha fazla sunucu kiralamaya gereksinmesidir. Ağ etkileriyle birleştiğinde bu, platformların hızla, büyük oranlarda büyüme kaydedebileceği anlamına gelir.

Ağ etkilerinin önemi, platformların giderek daha fazla kullanıcının katılımına yönelik strateji geliştirme zorunluluğunda ortaya çıkıyor. Örneğin -ve bu üçüncü özelliktir- platformlar genellikle çapraz sübvansiyon kullanır: şirketin bir kolu bir hizmetin veya malın fiyatını düşürür (hatta bunu ücretsiz sağlar), ancak diğer bir kolu, buradan kaynaklanan kayıpları telafi etmek için fiyatları yükseltir. Platformun fiyat yapısı, kaç kullanıcının dahil olacağı ve platformu ne sıklıkta kullanacakları açısından büyük önem taşımaktadır.[10] Örneğin Google, kullanıcıların ilgisini canlı tutmak için e-posta gibi hizmetleri ücretsiz olarak sunmaktayken, öte yandan, reklamcılık kolu aracılığıyla da para toplar. Platformlar bir dizi farklı grubu cezbetmek ve kendisine çekmek durumunda olduğundan, işlerinin bir kısmı da neyin ödendiği, neyin ödenmediği, neyin sübvanse edildiği ve neyin sübvanse edilmediği arasındaki ince dengeyi ayarlamaktır.Bu, bir şirketi temel yetkinliklerine indirgemeyi ve kârsız girişimleri satmayı amaçlayan yalın modelden dağlar kadar farklıdır.[11]

Diğer özelliklerinin yanı sıra platformların son özelliği ise, çeşit çeşit kullanıcı için cazip hale gelecek şekilde tasarlanmalarıdır. Kendilerini genellikle başkalarının etkileşime girebileceği boş alanlar olarak sunarlarken, aslında bir siyaseti cisimleştirirler. Ürün ve hizmet geliştirmenin yanı sıra pazar yeri etkileşimlerinin kuralları da platform sahibi tarafından belirlenir. Uber, kendisini piyasa güçleri için tarafsız olarak sunmasına rağmen, piyasanın görünümünü şekillendirmektedir. Şirket, bir yandan, sürücü talebinin nerede olacağını tahmin edip gerçek talepten önce fiyatları artırırken, öte yandan daha fazla arz yanılsaması vermek için hayalet taksiler yaratır.[12] Bir aracı konumunda olan platformlar, yalnızca daha fazla veriye erişim sağlamakla kalmazlar, aynı zamanda oyunun kuralları üzerinde kontrol ve yönetim gücü de kazanırlar. Bununla birlikte, sabit kuralların temel mimarisi aynı zamanda üretkendir ve başkalarının bu kuralları beklenmedik şekillerde geliştirmelerine olanak tanır. Örneğin Facebook’un temel mimarisi, geliştiricilerin uygulama üretmesine, şirketlerin sayfa oluşturmasına ve kullanıcıların platforma daha fazla kullanıcı getirecek şekilde bilgi paylaşmasına olanak sağlar. Aynı şey, kullanıcıları ve yazılım geliştiricileri, kendi ekosistemine giderek daha fazla bağlayan çok sayıda kullanışlı uygulamanın üretilmesini sağlayan Apple AppStore için de geçerli. Platformları sürdürülebilir kılmak, kısmen, kullanıcıların platforma olan ilgilerini devam ettirmenin, çapraz sübvansiyon bağlantılarını ve platformun kurallarını gözden geçirmeyi gerektirdiği için zordur. Ağ etkileri mevcut platform liderlerini güçlü bir şekilde desteklese de bu konumlar ele geçirilemez değildir. Yeni bir firma türü olarak platformlar, farklı kullanıcı grupları arasında aracılık yapmak için altyapı sağlamaları, ağ etkilerinden kaynaklanan tekel eğilimleri göstermeleri, farklı kullanıcı gruplarını çekmek için çapraz sübvansiyon kullanmaları ve etkileşim olanaklarını yönetme amacıyla tasarlanmış bir temel mimariye sahip olmaları ile karakterize edilirler. Buna karşılık platform sahipliği, esas olarak açık kaynak materyal üzerine inşa edilmiş (örneğin Hadoop’un veri yönetim sistemi Facebook tarafından kullanılmaktadır) yazılım (Google’ın 2 milyar satırlık kodu veya Facebook’un 20 milyon satırlık kodu)[13] ve donanımın (sunucular, veri merkezleri, akıllı telefonlar vb.) sahipliğidir.[14] Tüm bu özellikler, platformları verileri çıkarmak ve kontrol etmek için kilit iş modelleri haline getirmekte. Platformlar, başkalarının etkileşime girmesi için dijital bir alan/mekân sağlayarak, kendilerini, doğal süreçlerden (hava koşulları, mahsul döngüleri vb.), üretim süreçlerinden (montaj hatları, sürekli akışlı üretim vb.) ve diğer işletmelerden ve kullanıcılardan (web izleme, kullanım verileri vb.) veri çıkaracak şekilde konumlandırıyorlar. Yani onlar, birer veri çıkarma aygıtıdır.

Bitirirken, beş farklı platform türü sunularak gelişmekte olan platform ortamına genel bir bakış ortaya koyabiliriz. Bu türlerin her birinde, fiziksel bir ürün üretip üretmediğinden bağımsız olarak önemli olan, kapitalist sınıfın platforma sahip oluşudur. İlk tür, kullanıcılar hakkında bilgi toplayan, bir analiz emeği üstlenen ve ardından bu sürecin ürünlerini reklam alanı satmak için kullanan reklam platformlarıdır (örneğin Google, Facebook). İkinci tür ise, dijital bağımlı işletmelerin donanım ve yazılımlarına sahip olan ve bunları gerektiğinde kiralayan bulut platformlarıdır (örneğin AWS, Salesforce). Üçüncü tür, geleneksel üretimden, üretim maliyetlerini düşüren ve malları hizmete dönüştüren internet bağlantılı süreçlere geçiş için gerekli olan donanım ve yazılımı oluşturan endüstriyel platformlardır (örneğin GE, Siemens). Dördüncü tür, geleneksel bir malı hizmete dönüştürmek için diğer platformları kullanarak ve bunlar üzerinden kira veya abonelik ücreti toplayarak gelir elde eden ürün platformlarıdır (örneğin Rolls Royce, Spotify). Son olarak, beşinci tür, varlıkların sahipliğini minimuma indirip maliyetleri mümkün olduğunca azaltarak kâr elde etmeye çalışan yalın platformlardır (örneğin Uber, Airbnb). Bu analitik bölümler, herhangi bir şirket içinde birlikte çalışabilir ve sıklıkla da çalışırlar. Örneğin Amazon, genellikle bir e-ticaret şirketi olarak görülür, ancak hızla bir lojistik şirketine dönüşmüştür. Bugün Amazon, TaskRabbit ile ortaklaşa bir Ev Hizmetleri programı vasıtasıyla, talebe dayalı pazara yayılırken, belki de en önemlisi, birçok yönden gig ekonomisi için bir öncü olmuş olan, kötü şöhretli Mechanical Turk (AMT), Amazon Web Services’ı bulut tabanlı bir hizmet olarak geliştiriyor. Bütün bu nedenlerle Amazon, yukarıdaki kategorilerin neredeyse tamamını kapsamaktadır.


[1] Yazar, bu hesabı Andrae ve Corcoran’ın 2013 tarihli ‘Emerging trends in electiricity consumption for consumer ICT’ başlıklı makalesinden ve ABD Enerji Bilgi İdaresinden elde ettiği verilere dayanarak yapmıştır. Daha fazlası için, bkz. Maxwell, Richard ve Miller, T. (2012). Greening the Media. Oxford: Oxford University Press

[2] Bunun özellikle aydınlatıcı bir örneğini iklim biliminde görmekteyiz; bkz. Edwards, P. (2010). A Vast Machine: Computer Models, Climate Data, and the Politics of Global Warming. Cambridge, MA: MIT Press.

[3] Burada Marx’ın hammadde tanımından yararlandım: ‘Başlangıçtan beri insanlara yiyecekleri, hazır geçim araçlarını sağlayan toprak (iktisadi anlamda su da bunun içindedir), insanın faaliyetinden bağımsız olarak, insan emeğinin genel nesnesidir. Emeğin yalnızca çevreleriyle dolaysız ilişkilerinden kopardığı her şey, Doğa’nın kendiliğinden sağladığı emek nesneleridir. Yaşadığı ortam olan sudan çıkarılarak avlanan balık, ormandan kesilen ağaç, topraktaki damarından ayrılan maden cevheri bunun örnekleridir. Buna karşılık, emek nesnesi olan şey, deyim yerindeyse daha önce harcanan emeğin eleğinden geçmişse, ona hammadde diyoruz; mesela, çıkarılmış bulunup da yıkanmaya hazır olan maden cevheri böyledir’ (Marx, K. (2011). Kapital Cilt 1. (çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan). Yordam Kitap: İstanbul, s. 182.).

[4] Jason Moore’un ucuz girdi kavramıyla yararlı bir ilişki kurulabilir, ancak bu, bu çalışmanın kapsamı dışındadır; bkz.: Moore, Jason W. (2015). Capitalism in the Web of Life: Ecology and the Accumulation of Capital. London: Verso. Bölüm 2.

[5] Bugün itibariyle Apple, üretimde dış kaynak kullanımına ilişkin standart uygulamalara sahip geleneksel bir tüketici elektroniği üreticisi olduğundan, bu çerçevenin dışında kalan büyük şirketlere bir örnektir. Her ne kadar bazı platform öğelerine (iTunes, App Store) sahipse de bu öğeler, Apple’ın o dillere destan gelirlerinin ancak %8’ini oluşturuyorlar. Şirket gelirlerin büyük çoğunluğu (%68) iPhone satışlarından geliyor. Bu haliyle Apple, 2010’ların Google iş modelinden çok 1990’ların Nike iş modeline benziyor.

[6] Platformlara ilişkin yararlı tamamlayıcı yaklaşımlar için, bkz.: Bratton, B. (2015) The Stack: On Software and Sovereignty. Cambridge, MA: MIT Press. Bölüm 9.; Rochet, Jean-Charles ve Tirole, J. (2003). Two Sided Markets: A Progress Report. The RAND Journal of Economics, 37(3), ss. 645-67.

[7] Teknik olarak platformlar dijital olmayan biçimlerde (örneğin bir alışveriş merkezi biçiminde) var olabilirken, çevrimiçi etkinliklerin kaydedilmesinin kolaylığı, dijital platformları günümüz ekonomisinde veri çıkarma açısından ideal model haline getiriyor.

[8] “Kullanıcı” kapsamına, nesnelerin interneti göz önüne alınarak önemli bir ekleme olan makineleri de dâhil ediyoruz, bkz.: Bratton, B., a.g.e., ss. 251-89.

[9] Gawer, A. (2009). Platform Dynamics and Strategies: From Products to Services. Platforms, Markets and Innovation (der. Annabelle Gawer) içinde. Cheltenham: Edward Elgar, s. 54.

[10] Rochet, Jean-Charles ve Tirole, J., a.g.e.

[11] Kaminska, I. (2016). On the Hypothetical Eventuality of No More Free Internet. FT Alphaville. http://ftalphaville.ft.com/2016/02/10/2152601/on-the-hypothetical-eventuality-of-no-m

[12] Hwang, T. ve Elish, Madeleine Clare. (2015). The Mirage of the Marketplace: The Disingenuous Ways Uber Hides behind Its Algorithm. Slate. http://www.slate.com/articles/technology/future_ten

[13] Metz, C. (2012). If Xerox PARC Invented the PC, Google Invented the Internet. Wired. http://www.wired.com/2012/08/google-as-xerox-parc

[14] Bir şirketin, bir platformun koduna sahip olduğu ancak tüm bilgi işlem ihtiyaçlarını bulut tabanlı bir hizmetten kiraladığı bir senaryo hayal edebiliriz. Dolayısıyla bir platformun donanıma sahip olmasına aslında gerek yoktur. Ancak, daha sonra özetleyeceğimiz rekabetçi talepler göz önüne alındığında, en büyük platformların hepsi tescilli donanıma doğru ilerlemiştir. Başka bir deyişle, sabit sermayeye sahip olmak, bu şirketler için aslında gerekli olmasa da hâlâ önemini korumaktadır.


* Nick Srnicek’in “Platform Capitalism” başlıklı kitabının ikinci bölümünden bir parça olan bu yazı, Candaş Ayan tarafından Türkçeye çevrildi. Metnin tercümesine müsaade eden Nick Srnicek’e ve yasal süreçlerle ilgili işlerimizi kolaylaştırdıkları için Polity Books’a teşekkür ederiz.