Amazon’u nasıl alt ettik?

Amazon'un New York City'deki en büyük deposunun çalışanları, tüm baskılara rağmen şirkette sendikaya örgütlenen ilk işçiler oldu. Sendikalaşma için yapılan oylama 1 Nisan Cuma günü 2 bin 654 oya karşı 2 bin 131 oyla sendika lehine sonuçlandı. Bu sonuç, 1930'lardan bu yana Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en önemli işçi kazanımlarından biri. Eric Blanc'ın Amazon İşçi Sendikası'ndan Angelika Maldonado ile gerçekleştirdiği söyleşi, bu başarıya ilişkin içeriden bir muhasebe.

Staten Island Amazon işçileri, 1 Nisan 2022'deki sendika oylamasındaki başarılarını kutluyor. (ANDREA RENAULT/AFP, Getty Images)

Onlarca yıllık sendikal gerilemenin ardından, Staten Island’daki Amazon işçileri, 1930’lardan bu yana Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en önemli işçi zaferini elde ettiler. Kimin yaptığından bağımsız olarak Amazon’a sendika sokmak, her halükarda Davut’un Dev’i yenmesi gibi bir şey olurdu; ancak JFK8 deposundaki bu başarılı sendikalaşma hamlesinin çiçeği burnunda, bağımsız, işçilerin yönetimindeki Amazon İşçi Sendikası (ALU) tarafından başlatılması özellikle çarpıcı.

ALU liderleri arasında, 2020’de bir grev örgütlemesinin ardından JFK8 deposundan kovulan Christian Smalls gibi eski çalışanların yanı sıra depodaki küçük bir işçi lideri ekibi de var. Ulusal medyanın ilgisinin büyük bir kısmı anlaşılır bir şekilde Smalls’a odaklanmış olsa da deponun içindeki işçilerin bu büyük kazanımı nasıl elde ettiklerine dair hikâyeleri dile gelmeyi bekliyor.

ALU’nun İşçi Komitesi’nin yirmi yedi yaşındaki başkanı Angelika Maldonado, bu hikâyeyi anlatabilecek en iyi isimlerden biri. Dünkü tarihî zaferde kilit rol oynayan liderlerden biri olan Maldonado, JFK8’deki gece vardiyasında paketleyici olarak çalışıyor. Dünkü oylamadan sonra, görünüşte imkânsız olanı nasıl başardıklarını ve ülke çapındaki işçilerin bu çabalardan ne gibi örgütlenme dersleri çıkarabileceklerini Jacobin’den Eric Blanc’e anlattı.

***

Her şeyden önce, nasıl hissediyorsun?

Kazandığımızı öğrendiğimde resmen nutkum tutuldu, hâlâ rüyadaymışım gibi geliyor. Şu an bile bununla ilgili konuşurken başardığımız şeyi düşünüp duygulanıyorum.

Sendikalaşma girişimlerine nasıl dâhil olduğundan biraz bahseder misin?

JFK8’de çalışmaya 2018’de başladım, ancak sendikal örgütlenmenin bir parçası oluşum geçtiğimiz ekim ayında oldu. Bir gün, on iki saat otuz dakikalık vardiyamı tamamlamış işten ayrılmak üzereyken bir örgütlenmeci bana yanaşıp olup biteni anlattı. Dürüst olmak gerekirse, hemen atladım. Daha önce hiç bir sendikanın parçası olmamıştım ama annem ben kendimi bildim bileli 1199SEIU sendikasının bir üyesiydi. Amazon’un da bir sendikası olabileceğini ilk duyduğumda, bunun tüm ailelere ve orada çalışan tüm insanlara ne kadar fayda sağlayacağını kendi deneyimlerimden biliyordum. Esasen ta o zamandan beridir her şeyin içindeyim.

İşyerinde sendikaya katılmanda etkili olan belirli şikâyetlerin var mıydı?

Listemin en başında iş güvencesi geliyor. Burada personel değişim hızı çok yüksek, birçok nedenle kapının önüne konulabilirsiniz. Ücretlerde bir artış olduğunda bundan herkes yararlanabilir, ama işi elinde tutamayacaksan bunun ne anlamı var?

Daha uzun vadeli hedeflerimiz için sağlık hizmetine ihtiyacımız var. Şahsen, sağlık hizmetlerinden yararlanabilmemiz için oğlumla ikimiz adına maaşımdan haftada 54 dolar ödüyorum. Benden daha fazla sayıda çocuğu olan bekâr diğer anne babaların ne kadar ödediğini tahmin bile edemiyorum, çünkü bakmakla yükümlü olduğunuz her bir kişi için ayrıca ödeme yapmanız gerekiyor. Annem 1199’da olduğundan yirmi altı yaşıma kadar sağlık hizmetleri için para ödemem gerekmemişti. Gelecekte, iş yerindeki herkesin ücretsiz sağlık hizmetine sahip olduğunu görmeyi çok isterim.

Örgütlenme faaliyeti sırasında baş etmek zorunda kaldığınız, çalışanlar arasındaki temel ayrılıklar nelerdi?

JFK8’de farklı türden birçok insan çalışır; yaş, ırk ve insanların yaşadığı yer bakımından burası gerçekten çok çeşitli bir yerdir, dört bir yandan insanlar gelir gider. Ne var ki işçiler arasındaki başlıca ayrılıklardan biri yaştı. Bir ALU örgütlenmecisinin aşağı yukarı yirmi altı yaşında olduğunu akılda tutmak gerekir. Birçok yaşlı işçi, sendikaya karşı daha temkinli olma eğilimindeydi.

Amazon’daki kültür çok gergin ve göz korkutucu, bu yüzden birçok yaşlı işçi bir grup gencin bu denli büyük bir örgütlenmeye kalkıştığını gördüklerinde, ne istediğimizi ve nasıl yapacağımızı gerçekten bildiğimizi idrak etmekte güçlük çektiler. Tam da bu nedenle önce kendimizi, sonra da iş arkadaşlarımızı bunun tam olarak nasıl yapılabileceği konusunda eğitmemiz gerekti. Birim olarak hep birlikte neler yapabileceğimizi anlattık.

İçten ve cana yakın davranmak bile tek başına yaş farkını aşmamıza genellikle yetti – doğrusunu isterseniz, seçimi de bu şekilde kazandık. İş arkadaşlarıma sorardım, “Ya torunların burada çalışmak zorunda kalırsa? Ya çocuklarınız buna mecbur kalırsa? Evet, belki benden daha büyüksün ama ben de bir anneyim; biz de aynı şeyleri istiyoruz, öyle değil mi?” Benim de bir anne olduğumu, bir sendikanın kurulmasına yardım etmek için tüm boş zamanımı feda ettiğimi öğrendiklerinde, birçoğu bu işin ne kadar ciddi olduğunun farkına vardı.

Irk ve milliyet farklılıkları da etkili oldu mu?

Evet, bir meselemiz de buydu: JFK8’deki farklı ırklardan insanlara ulaşmak. Örneğin, iş arkadaşlarımızın çoğu Afrikalı. Kampanya sırasında aklıma harika bir fikir geldi: bir komşum var, o da Afrikalı ve yemek işiyle uğraşıyor. Ona dedim ki, “Onca yemek dağıttık, neden Amazon’daki farklı kültürleri hedef alan yiyecekler de dağıtmayalım?” Bir gün komşumdan bize biraz Afrika’nın yöresel bir yemeği olan kızarmış pilavdan yapmasını rica ettim. Bu sahiden de bir sürü Afrikalı işçinin bize ilgi duymasını sağladı; üstelik böylece birkaç yeni örgütlenmeci de kazandık.

Aynı ırka mensup örgütlenmecilere sahip olmanın da oldukça önemli olduğunu söyleyebilirim. Ben kendim yarı Hispanik’im ama İspanyolca bilmiyorum, bu nedenle soruları olan İspanyol işçilerle İspanyolca konuşan örgütlenmecilerden birinin konuşması daha kolay oluyordu.

Yaptığımız şey, iş yerinde örgütlenmek isteyen herkesin örgütlenebilmesine olanak tanımaktı. Nitekim bu, gerçekte bizim yararımıza oldu çünkü şu anda sahip olduğumuz ALU komitesinin üyeleri oldukça çeşitli bir grup. Depodaki insan sayısıyla karşılaştırıldığında küçük bir grubuz, ama epey çeşitliyiz.

Yönetimin tehditlerinin üstesinden nasıl geldiniz?

Amazon işçilere gerçekten korku aşılıyor. Dört bir yana astıkları sendika karşıtı afişler yetmezmiş gibi, ha bire binanın etrafında dolanarak işçilerle konuşan bir sürü sendika kırıcıyı [union buster] da işe aldılar. Göz korkutmaya çalışıyorlardı. Sendika kırıcılar alenen yalan konuşarak iş arkadaşlarımıza bizim dışarıdan kimseler olduğumuzu söyledi. Gerçekteyse biz de onlar gibi işçiydik. JFK8’i örgütlemek için başka bir yerden gelmiş değiliz; orada çalışıyoruz. Bizim sendikamız işçilerin yönettiği bir sendika.

Yaptığımız çoğu şey riskli olsa da nihayetinde bunun bir getirisi olacağını biliyorduk. Davet edilmediğimizde bile sendika kırıcıların toplantılarına katılmak gibi şeyler yaptık. Herkes adına konuşarak gerçekleri anlattık. Onların ithamlarına karşı mücadele ettik, yalan söylediklerini herkesin bilmesini sağladık. Tabii bu toplantılarda bize davetli olmadığımız, orayı terk etmemiz gerektiği söylendi ama çalışanları bu toplantılara katmak için rastgele istasyonlarından çıkardıkları sırada biz de hep birlikte grupça içeri girip tarafımızı belirtelim istedik.

Genel müdür bize eğer toplantıyı terk etmezsek kınama cezası alacağımızı, bunun bizi “asi” yapacağını söyledi. Biz yine de kararlıydık, orada kalıp iş arkadaşlarımıza gerçeği anlattık. Bu, riske atmamız gereken bir şeydi. O an hepimiz biraz korktuysak da bu riski almamız gerekiyordu çünkü iş arkadaşlarımız buna meydan okuyabileceğimizi görmeliydi. Sonunda o toplantılardan atılsak da bu tür eylemler onlara bizi koruyan belirli haklar ve yasalar olduğunu ve Amazon’dan korkmamamız gerektiğini gösterdi.

Angelika Maldonado (solda) sendika üyesi bir yoldaşı ile.

İş arkadaşlarınızı harekete geçirmek için attığınız adımlardan biraz daha bahseder misin?

Birçoğumuz örgütlenme ekibinin içindeydik, bu yüzden herkesin masaya getirdiği her şey önemliydi. Kendi adıma, olabildiğince uzun süre iş yerinde bulunmaya çalıştım. İzin günlerimde işe geldim, çocuğumla daha az zaman geçirdim… Bolca adanmışlık ve fedakârlık gösterdik; epeyce de risk aldık.

Mesai saatinde sendika hakkında konuşamazdım ama öğle arasında ve on beş dakikalık aralarda bu mümkündü. Ayrıca mesai esnasında iş arkadaşlarımla konuşmaya vaktim olmasa bile, mutlaka onların numaralarını alır, izin günlerimde konuşurdum. Ayrıca sendikayı orada çalışan akrabalarına da anlatmalarını, onların da kendi arkadaşlarına bahsetmelerini rica ederdim. Herkese, “Bir sorunuz olduğunda, beni ne zaman isterseniz arayabilirsiniz. Başka birinin sorusu olursa da ona numaramı iletin” derdim. Yanıtını bilmediğim bir soru gelirse de onlarla doğrudan ALU başkanının [Chris Smalls] numarasını paylaşırdım, böylece sorularını doğrudan kendisine sorabilirlerdi.

Yeteri kadar işçiyle konuştuğunuzdan nasıl emin oldunuz? Çoğunluğu sağlayıp sağlayamadığınızı anlamak için size olan desteği nasıl ölçtünüz?

Kendi adıma konuşacak olursam, gerçekten iyi bir hafızam vardır; bu yüzden daha önce hiç görmediğim bir yüz görürsem, mutlaka o kişiye gidip onunla sohbet etmeyi kendime hedef belirlemiştim. Sıkı bir örgütlenmeci gruba sahip olmak ve sendikadan yana olan tüm işçilerle irtibatta kalmak önemliydi. Ama kilit öneme sahip bir hedefimiz, her gün yeni insanlarla konuşmaktı.

Onlarla konuştuktan sonra, Telegram sohbetine katılmalarını, bize numaralarını vermelerini, bir toplantıya gelmelerini veya bir anket doldurmalarını isterdik. Tek amacımız her gün yeni insanlarla konuşmak, onların sendikayla irtibatını sağlamaktı.

Seçime iki hafta kala, tüm bu konuşmalardan hareketle kazanacağımıza ilişkin hiçbir şüphem kalmamıştı. Bunu konuştuğum insanlara, tanık olduğum artan desteğe dayandırıyordum. Üstelik diğer örgütlenmeciler de iş arkadaşlarıyla konuşuyordu, onların iş arkadaşları da kendi arkadaşlarıyla, benim görüştüklerim de başkalarıyla. Herkes herkesle konuşuyordu.

Nasıl konuşmalardı bunlar?

“ALU’dan haberin var mı?” gibi şeyler sorardım. Eğer herhangi bir yanıta veya bilgiye ihtiyaçları olursa, cevaplamak için elimden geleni yapıp onlara şöyle söylerdim: “Biz işçilerin öncülüğündeki bir sendikayız. Bir gün sen de bizzat örgütlenmeci olmak istersen, bunu yapabilirsin.” Bazıları isterdi, bazılarıysa istemezdi. En nihayetinde, öncelikli hedef, onları tüm sendika destekçilerinin yer aldığı büyük Telegram grubuna sokmak veya bir ALU tişörtü giymelerini sağlamak gibi daha basit bir şeydi. Bunun gibi şeyler bize yalnızca dinlenme odasındaki masada gördüğümüz aynı beş kişinin dışında da sendika kurulmasını isteyen insanlar olduğunu gösterdi.

Gelişmeleri paylaşmak veya başka bir vardiyada iş yerinde neler olup bittiğini insanlara aktarmak için büyük Telegram grubunu kullandık. Gündüz vardiyası ve gece vardiyası bazen iki farklı dünya gibidir, bu yüzden herkesle iletişim kurmanın bir yolunun olması faydalıydı. Fakat dürüst olmak gerekirse, çevrimiçi yazışmalar bizim için o kadar büyük bir dert değildi; asıl mesele, yüz yüze etkileşimlerdi. Bence sendikayı gerçek anlamda harekete geçiren asıl şey bu.

Bu bire bir konuşmalar oldukça önemliydi çünkü Amazon birçok kişiye bizim dışarıdan gelen kimseler olduğumuzu söylemişti. Gelgelelim, bu söylenti onların aleyhine işledi. Başta işçiler yanımıza gelip “Burada bulunma izniniz var mı? Siz burada çalışmıyorsunuz bile” gibi şeyler söylüyordu. Onlara çalışma rozetimizi gösterip “Biz burada çalışıyoruz. Sendikada olan herkes de tıpkı bizim gibi burada çalışıyor” diyorduk. İlk zamanda şüpheyle yaklaştılar, ancak konuşmalarımızın sonunda, kendilerine yalan söylendiğini fark ettikleri için genellikle Amazon tarafından aldatılmış hissettiler.

Yüz yüze gerçekleştirdiğimiz sohbetler, esas irtibat kurma şeklimizdi. Bilirsin işte, onlara bekâr bir anne olduğumu, on iki saat otuz dakikalık vardiya yaptığımı ve izin günümde burada olduğumu söylerdim. Hakeza, savunmasız olduğumu da: İş yerindekilerin daha iyi çalışma koşullarına sahip olmasını sağlamak için orada bulunarak neleri feda ettiğimi, hepimizin neleri feda ettiğini anlatırdım.

Seçime iki hafta kala, tüm bu konuşmalardan hareketle kazanacağımıza ilişkin hiçbir şüphem kalmamıştı. Bunu konuştuğum insanlara, tanık olduğum artan desteğe dayandırıyordum. Üstelik diğer örgütlenmeciler de iş arkadaşlarıyla konuşuyordu, onların iş arkadaşları da kendi arkadaşlarıyla, benim görüştüklerim de başkalarıyla. Herkes herkesle konuşuyordu.

Konuşmaların ötesinde, iş arkadaşlarınızın yalnız olmadıklarını hissetmelerine yardımcı olmak için başka şeyler de yaptınız mı? Size olan desteğin artıp artmadığını nasıl ölçtünüz?

Geçen yılın sonlarına doğru ALU, sendika gömlekleri dağıtmaya başladı. Bazı insanlar gömleklerini iş yerinde giymeye başladığında, birçok insan aslında ne kadar da yaygın bir desteğe sahip olduğumuzu görmeye başladı. Bunun üzerine herkes için daha fazla sayıda yeni gömlek almamız gerekti. Seçimler yaklaştıkça, biz de el artırdık: Kampanyada yaptığımız son şey, aşağı yukarı üç veya dört bin adet yaka kartı almak oldu. Vardiya değişimleri sırasında çok fazla yaka kartı dağıttık, böylece insanlar bize olan desteğin boyutunu da görmüş oldu.

Bunca zaman, iş arkadaşlarımızın telefon numaralarını almış, hepsini tek bir büyük listede derlemiştik; böylece bize olan desteğin boyutunu kestirebiliyor ve Manhattan’daki sendika ofisinde kurduğumuz çağrı merkezi aracılığıyla onları takip edebiliyorduk. Bunun yanı sıra, örgütlenmeciler olarak da koordine hâldeydik; örneğin, hangimizin hangi gün iş yerinde olacağına veya farklı zamanlardaki sohbetleri nasıl organize edeceğimize ilişkin programlar yaptık.

Laf olsun diye özveriliydik demiyorum, gerçekten öyleydik: komite mensupları olarak yedi gün yirmi dört saat iş yerindeydik. İzin günlerimizde bile oradaydık: Çalışmadığım günlerde bile, oğlumu okuldan alıp doğrudan iş yerine giderdim.

Mesai saatinde sendika hakkında konuşamadığımız için, dinlenme odasındaki masa özellikle önemliydi. Başka türlü tanımamın mümkün olmayacağı iş arkadaşlarımla orada ilişkiler kurdum. Öğle tatilinde ya da küçük bir atıştırma molasındayken, zamanları olduğu sürece onlarla konuşuyordum. Birimizle tanıştıklarında hepimizi tanımış oluyorlardı çünkü örgütlenmeciler olarak her zaman herkesle ilişki kurmaya çalışıyorduk. Cana yakın derken kastettiğim bu.

Yönetim sizi işten atmaya çalışmadı mı?

Hayır, çünkü kanunla korunuyorduk. Haklarımızı biliyorduk, iyi bir iş avukatıyla temas hâlindeydik. Biz işçiler, iş yeri örgütlenmesinde yer alabilirdik. Çalışma saatinde örgütlenmediğimiz sürece yasal olarak koruma altındaydık.

Kimi zaman ayağımızı kaydırmaya çalıştıkları da oldu elbet. Örneğin, bir defasında COVID kurallarını çiğnediğini öne sürerek dinlenme odasındaki masamızı indirmemizi istediler. Ama bir gün önce aynı odaya kendi masalarını kurmuşlardı, bu yüzden geri adım atmadık. Neyse ki öyle akıl almaz bir şey yapmaya da kalkışmadılar zira o noktada bizi koruyan yasalar hakkında çok şey bildiğimizi fark ettiler.

ALU’da örgütlenmeci olmadan evvel herhangi bir sendika veya örgütlenme deneyimim yoktu, bu yüzden dâhil olduğumda öncelikle oturup benden daha uzun süredir bu işi yapan örgütlenmecileri dinledim. Anlatılanları iyice aklımda tuttum çünkü bana soracak soruları olan işçiler için bunun hayati önem taşıdığını biliyordum.

Mesela müdahale ettiğimizden söz ettiğim o sendika kırıcıların toplantısında ne yapacağımı bilmediğim, haklarımı bilmediğim için sendikadan tavsiye istedim. Sendika başkanımızı aradım, o da bana yasanın şu şu maddesiyle korunduğumuzu söyledi. Sonra iş arkadaşlarımdan biri, “Geçen günkü toplantıdan kovulduğunuzu duydum. İşten atılacak mısınız?” diye sordu. Onlara atılmayacağımızı, yasayla korunduğumuz için kovulamayacağımızı anlattım.

Bu muazzam zafer için bir kez daha tebrikler! Son olarak, tüm bu kazanımlara ilişkin düşüncelerini paylaşır mısın?

Bu işlerde yeni olmama rağmen JFK8 ve Staten Island deposunu örgütlemek niyetindeydim. Amazon’da çalıştığım her gün neler çektiğimizi görüyorum. Yorucu bir iş, bize robot gibi davranılıyor. Burada çalışanlar arasında birlikte aynı okula gittiğimiz arkadaşlarım da var; üstelik onların akrabalarının da çoğu tıpkı benimkiler gibi burada çalışıyor. Amazon’da çalışmanın nasıl bir şey olduğunu bilebilmeniz için deponun içinde bizzat çalışmanız gerek.

Sendikada birlikte çalıştığımız tüm arkadaşların neler yaşadığını da gördüm. Bir değişimin gerçekleşmesini sağlamak için pek çok şeyle uğraştık. Biz örgütlenmeciler için bu, uykusuzluk demek, evde yeteri kadar vakit geçirmemek demek. Üstelik tüm bunları bir yandan Amazon’da çalışırken yaptık.

Öyle ki bugün kazanmış olmamız bana gerçek dışı gibi geliyor, sanki hayal alemindeymişim gibi hissediyorum. Evet oyu veren her işçiyle, bunun için uğraşan her örgütlenmeciyle gurur duyuyorum; onlara minnettarım. Esasen bugünkü zaferimizi kutlayabilmek, şimdiye kadarki en güzel şey. Biz bir tarih yazdık, öyle değil mi?


*Jacobin’den Eric Blanc’ın ALU İşçi Komitesi’nden Angelika Maldonado ile gerçekleştirdiği bu söyleşiyi Halil Can İnce çevirdi.