Ateş sadece düştüğü yeri yakmaz

1997 yılında layık görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülü için yaptığı teşekkür konuşmasında Dario Fo, Madımak’ta yaşananlara da değinip tüm salonu hayatını kaybedenler için saygı duruşuna çağırmıştı. Katliamın 27. yıl dönümünde, konuşmanın ilgili bölümünü aktarıyoruz...

Katliam öncesi sanatçılar Buruciye Medresesi’ndeki etkinlikte. Fotoğraf: Hamza Şahin

Editörün notu: Bugün Madımak Katliamı’nın 27. yılı. Tiyatro ve sinema sanatçısı Füsun Demirel, Burak Abatay’a verdiği bir söyleşide[1] katliamdan bir yıl sonra Dario Fo ile tiyatro atölyesi için İtalya’nın bir kentinde bir araya geldiklerini ve ona bu katliamdan bahsettiğini anlatır. Bu konuşmanın ardından, politik oyunlarıyla bilinen İtalyan oyun yazarı ve oyuncu Dario Fo, 1997 yılında layık görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülü için yaptığı teşekkür konuşmasında Madımak’ta yaşananlara da değinip tüm salonu Madımak’ta hayatını kaybedenler için saygı duruşuna çağırır. Bütün bir salonu 1 dakika boyunca ayağa kaldıran o konuşmanın ilgili bölümünü, katliamın 27. yılı dolayısıyla çevirdik. Dario Fo’nun sözleri, meselenin beynelmilel boyutunu ve dünyadaki yankısını anlamak adına önemli…


Geçtiğimiz aylarda, Franca ile beraber gençlerle atölye ve seminerler yapmak üzere birkaç üniversite kampüsünü ziyaret ettik. Bu gençlerin, içinde yaşadığımız zamana dair bilgisizliğine tanık olmak (rahatsız edici demiyorum ama) şaşırtıcıydı. Onlara Türkiye’de Sivas Katliamının suçlularına dair yürütülen yargı sürecinden bahsettik. Osmanlı Dönemi’nin önemli bir ozanının anısına Anadolu’nun bir kentinde buluşan, ülkenin önde gelen 37 demokrat entelektüeli otellerinde mahsur edilerek gecenin karanlığında diri diri yakılmıştı. Bu yangın, hükümetin içindeki birtakım unsurlar tarafından korunmanın sefasını süren bir grup fanatiğin işiydi. Ülkenin halka mal olmuş 37 sanatçı, yazar, yönetmen, oyuncu ve Kürt dansçısı bir gecede bu dünyadan silinmişti.

Türk kültürünün en önemli sembollerinden bazıları bu fanatikler tarafından tek bir darbede yakılıp yıkılmıştı.

Binlerce öğrenci bizi dinliyordu. Şaşkınlık ve inanmazlıkları yüzlerinden okunuyordu. Hiçbiri bu katliamı daha önce duymamıştı. Beni en çok etkileyen şey ise öğretmenlerin ve profesörlerin bile bu katliamdan bihaber olmasıydı. İşte, Akdeniz’de hemen yanı başımızda, Avrupa Birliği’ne girmek için ısrar eden fakat yine de kimsenin böylesi bir katliamı duymadığı Türkiye. Meşhur İtalyan demokrat Salvini gözleminde haklıydı: “Olan bitene dair bu yaygın cehalet, adaletsizliği ayakta tutan başlıca kolonlardır.” Gençlerin bu aklının beş karış havada olması hâli, olanlardan bihaber, cahil öğretmenler ile diğer eğitimciler başta olmak üzere, onları eğitmek ve bilgilendirmekle yükümlü olanlar tarafından aslında onlara reva görülmüştü.


*1997 yılında gerçekleşen Nobel Edebiyat Ödülü törenleri sırasındaki konuşmanın ilgili bölümü Büşra Bozdemir tarafından textum için Türkçe’ye çevrilmiştir. Yazının kaynağı ve tamamı için: https://www.nobelprize.org/prizes/literature/1997/fo/lecture/


[1] Abatay, B. Bildircin, M. (2018, 2 Temmuz). ‘Failler Yargılanmadıkça İçimizdeki Ateş Sönmez’ Birgün. Erişim adresi: https://www.birgun.net/haber/failler-yargilanmadikca-icimizdeki-ates-sonmez-221570