“Emek, yalnızca emekçi halkın kendi kaderinin efendisi olduğu bir dönemde yücedir. Her şeyin sermayenin denetiminde olduğu bir çağda, emek olsa olsa utanç vericidir.” (“只有劳动人民当家作主的时代,劳动才是光荣的。在资本掌控一切的时代,劳动是可耻的。”) Çinli bir internet kullanıcısı, Çin’in önde gelen bir “Yeni Sol/Maoist”[1] internet sitesinde 2022 yılı 1 Mayısı vesilesiyle yayımlanan bir makaleye yazdığı, çokça beğeni alan bir yorumda böyle diyordu. Söz konusu makale, “Günümüzde Emek Hâlâ Yüce midir?” başlığını taşıyordu. Başlık, Çin’de sosyalist dönemde sıkça kullanılan bir slogan olan “emek en yücedir” (劳动最光荣 laodong zui guangrong) ifadesine atıf yapıyordu. İlgili slogan, Mao sonrası dönemde, piyasa merkezli dönüşüme koşut olarak gözden düşse de, Xi Jinping döneminde ÇKP resmî söyleminde yeniden yer bulmaya başlamıştı. Tong Yi adını/mahlasını kullanan yazar, makalesinde, sadece 2022’de, yarım yıldan kısa bir süre içinde gerçekleşen çok sayıda işçi intiharını ve aşırı çalışma yüzünden ölüm vakasını örnek göstererek, 1 Mayıs’ta Çin basınını yeniden dolduran “emek en yücedir” sloganının hâlihazırda ne kadar geçerli olduğunu sorguluyordu. Çinli işçilerin “kendi emeklerinin meyvesine” sahip olduğu, işyerinde çalışmanın yanı sıra bizzat yönetime katıldığı günler geride kalmıştı. Yazar, 1 Mayıs’ın zaman içinde alışveriş, turizm ve tüketim bayramına dönüştüğüne dikkat çekerek şöyle yazıyordu:
“Geçmişin ‘emek yücedir’ sloganı, artık ‘para yücedir’ ve ‘gösteriş yücedir’ sloganlarına dönüşüyor. Eskiden çalışmanın amacı, halk kitlelerinin kendi yaşam koşullarını iyileştirmekti. Şimdi ise sermayenin hesap cüzdanını şişirmektir.”[2]
Yukarıdaki kısa alıntının, geride kalan birkaç on yılda neoliberal dönüşümden geçen pek çok ülke için en azından kısmen geçerli olduğunu öne sürmek mümkündür. Ancak Çin söz konusu olduğunda, piyasa merkezli dönüşüm öncesi ve sonrası dönem arasındaki karşıtlık çok daha keskin ve dikkat çekicidir. Zira Çin, kabaca 1950’lerden 1990’lara dek, yani Halk Cumhuriyeti’nin ilk kırk küsur yılında, dünya ölçeğindeki en uzun süreli ve en radikal “endüstriyel yurttaşlık” deneyimine ev sahipliği yapmıştır. Çinli kamu işçileri, güvenceli ve güvenli çalışmanın yanı sıra çalıştıkları yerleşkelerde kendilerine ve ailelerine geniş iktisadi ve kısmi siyasal haklar tanıyan ‘demir pirinç kâsesi’ (铁饭碗 tiefanwan) sistemi dağıtılana kadar, işyerlerinde meşru birer paydaş kabul ediliyorlardı.[3] ‘Reform ve Dışa Açılma’ (改革开放 gaige kaifang) programının damga vurduğu son kırk yılı aşkın sürenin sonunda ise ortaya bambaşka bir tablo çıkmıştır. Günümüzde Çin’de büyük ölçüde göçmenleşmiş, esnekleşmiş, güvencesiz bir emek piyasası mevcuttur. Endüstriyel yurttaşlık kurumları tasfiye edilmiştir. Özerk kolektif örgütlenme ve eylemler yer yer şiddetle, fakat her halükârda bastırılmaktadır. Yine de Çin toplumu, resmî söylemde öne sürülenin aksine uyumlu ve durağan değil, son derece hareketli bir toplumdur. Çin’de işçi sınıfı hareketi, sol yazında yer yer idealize edildiği gibi tekdüze, lineer bir ilerleme göstermese de inişli çıkışlı bir seyir izlemektedir ve incelenmeyi hak eden köklü bir geleneğe sahiptir.
Bu makale, Çin’de ücretli emeğin ve işçi sınıfı hareketinin mevcut durumunu, tarihsel arka planı ile birlikte, kısaca ortaya koymayı ve tartışmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, ilkin, Çin’in kapitalist restorasyon sürecinde emek-gücünün piyasada alınıp satılan bir meta hâline gelmesi, sosyalist geçiş dönemini deneyimlemiş Çin işçi sınıfının buna verdiği tepkilerle birlikte kısaca ele alınacaktır. Ardından, sosyalizm-sonrası dönemde ortaya çıkan ‘yeni işçi sınıfının’ farklı kuşaklarının kolektif eyleme yaklaşımları karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Eşzamanlı olarak, 2000’li yılların ortalarından günümüze Çin emek hareketinin dalgalı gelişim süreci ve ilgili sürecin dinamikleri, hareketin örgütlenme yöntem ve araçları ile sermayenin ve devletin buna karşı konumlanışı ekseninde tartışılacaktır.
Çin emek hareketinin geçmişini ve mevcut durumunu değerlendirirken, elbette ki geleceğe yönelik potansiyeli hakkında da ipuçları vermeyi hedefliyoruz. Ama bunu yaparken, kurgusal ve öznel yorumlar ve beklentilerden mümkün mertebe kaçınmaya çalışacağız.
Kavramsal Çerçeve: ‘Çin’e Özgü Sosyalizm’ mi, ‘Çin Kapitalizmi’ mi?
Çin’de hâlâ yürürlükte olan 1982 Anayasasının ilk maddesine göre, “Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC), işçi sınıfının önderliğinde ve işçi-köylü ittifakı temelinde halkın demokratik diktatörlüğüne dayalı sosyalist bir devlettir.”[4] Öte yandan bankacılık ve finans sektörü başta olmak üzere, kamu iktisadi teşebbüsleri (KİT), Çin ekonomisinde toplam olarak hâlâ önemli yer tutmaktadır.[5] Biz ise burada, ‘sosyalizm’ kavramını, Çin’de çetin siyasal mücadelelere sahne olan Mao döneminde, Maoistlerin ya da Çin Komünist Partisi (ÇKP) solunun ele aldığı şekilde tanımlayacağız.[6] Buna göre sosyalizm, kabaca, üretim araçlarının devletleştirilmesi/millileştirilmesi anlamına gelmiyordu; çok daha dinamik ve çelişkilerle dolu bir süreçti. Maoistler, üretim araçlarının devletleştirilmesi ile Marx’ın kullandığı şekliyle toplumsallaştırılmasının bir ve aynı şey olmadığını; ‘proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesinin’ sürdüğünü; üretim araçlarının mülkiyetine ve miras hakkına resmen sahip olmasa da sosyalist geçiş sırasında kaynak tahsis mekanizmasına fiilen hükmeden üst düzey Parti/devlet kadrolarının, ayrıcalıklı konumlarını farklı araçlarla yeniden üreterek yeni bir egemen sınıfa (‘yeni bürokratik burjuvazi’) dönüşebileceğini; dolayısıyla alınacak bütün karar ve uygulanacak bütün politikalarda ‘siyasetin komuta etmesi’ (政治挂帅 zhengzhi guashuai) ilkesinin, yani sınıfsız bir toplum hedefinin göz önünde bulundurulması gerektiğini savunuyorlardı. Bu bakımdan, iktidardaki komünist partinin, toplumsal gidişatı kafa emeği-kol emeği, sanayi-tarım ve kent-kır ayrımlarını ortadan kaldırma yönünde iradi olarak zorlaması ve bunu da yukarıdan aşağı bürokratik tedbirlerle değil, tabanın inisiyatifini harekete geçirecek ‘kitle hareketleri’ eliyle gerçekleştirmesi, sosyalist güzergâhta ısrarın temel güvencesi olacaktı. Aksi takdirde, devlet mülkiyeti baskın olsa bile, ‘kapitalizme geri dönüş’ (资本主义复辟 zibenzhuyi fubi) kaçınılmaz hâle geliyordu.[7]
Bu anlayış temelinde, Çin’in 1950’lerin ortalarından 1970’lerin sonuna uzanan süreçte kendine özgü bir sosyalist geçiş deneyimi yaşadığını tespit etmek mümkündür. Bu dönemde, genel olarak Çin toplumunda, özel olarak ise ÇKP içinde gerçekleşen sınıf mücadelelerinin yarattığı gelgitlere göre dalgalı bir seyir izlese de, gerek üretim ilişkileri gerekse üstyapıda köklü dönüşümler gerçekleşmiş; devlet sektöründe meta üretimini ve bir meta olarak emek-gücünü tedricen ortadan kaldırmaya dönük radikal adımlar atılmış; salt üretken olmayan yönetsel işlerle meşgul bürokratik bir katmanın oluşmasını önlemek adına peş peşe kitle hareketleri düzenlenmiştir.[8] 1978 yılında ‘Reform ve Dışa Açılma’ programının kabul edilmesinden sonraki süreç ise, kafa emeği-kol emeği, sanayi-tarım ve kent-kır ayrımlarını ortadan kaldırmaya değil, fakat bunları derinleştirme pahasına ekonomik büyümeyi öncelemeye yönelik bir kalkınma paradigması temelinde şekillendiğinden, Çin’de kapitalizme geri dönüş ve kapitalist üretim-bölüşüm ilişkilerinin yerleşmesi dönemi olarak adlandırılabilir.[9]
‘Reform ve Dışa Açılma’ Sürecinde Emek-Gücünün Metalaşması
Deng Xiaoping, 1980 Ağustosu’nda İtalyan bir gazeteciyle yaptığı söyleşide, Mao’nun 1950’lerin sonundan itibaren “gitgide gerçeklikle bağını yitirdiğini,” “doğru bir çalışma tarzı izlemediğini” ve hatta “daha önceden savunduğu doğru görüşlere ters düştüğünü;” buna karşın “Mao’ya, Hruşçov’un Stalin’e yaptığını yapmayacaklarını” söylüyordu.[10]Burada Deng’ın, Mao’nun esasen 1950’lerin ikinci yarısından itibaren geliştirdiği kitle seferberliği konusundaki görüşlerini hedef aldığına şüphe yoktur. Deng’ın yaklaşımı, Mao Zedong Düşüncesini “proletarya diktatörlüğü altında devrimi sürdürme teorisi”nden (无产阶级专政下继续革命的理论 wuchan jieji zhuanzheng xia jixu geming de lilun) arındırmayı öngören, ÇKP Merkez Komitesinin 1981 tarihli meşhur parti tarihi üzerine kararı ile resmî bir nitelik kazanmıştır.[11] Mao, “esas halka sınıf mücadelesidir” diyor, çelişkilerin ve devrim ihtiyacının komünist toplumda bile var olacağını savunuyordu.[12] Reformcular için ise, devrim bir kere yapılmış ve sona ermişti; devrimi sürdürmek, yalnızca toplumsal kargaşa ve ‘üretici güçlerin gelişimini’ baltalamak anlamına gelirdi.
Çoğu Kültür Devrimi sırasında mağdur olmuş üst düzey bürokratlar, eski Parti kadroları, Halk Kurtuluş Ordusu (HKO) generalleri ve entelektüel seçkinlerden oluşan rövanşist bir koalisyon tarafından desteklenen Deng Xiaoping’in, Mao’nun ölümünden sonra iktidarı ele alma süreci, bir taraftan çoğu Kültür Devrimi sırasında ‘isyancı’ kampta (造反派 zaofanpai) yer alan ‘aşırı solun’ tasfiyesiyle, diğer taraftan işçi sınıfının demokratik ve ekonomik haklarını hedef alan ve dozu zamanla artan bir saldırıyla el ele ilerledi. 1975 yılında anayasaya giren grev hakkı ve geniş emekçi kesimlerin ifade ve eleştiri özgürlüğünü güvence altına alan ‘dört büyük özgürlük’ (四大自由 si da ziyou), Kültür Devrimiyle hesaplaşmayı hedefleyen dönemin ‘Kargaşayı Giderme ve İşleri Yoluna Koyma’ (拨乱反正 boluan fanzheng) kampanyasına koşut olarak, 1982’de anayasadan çıkartıldı. Reformcular başlangıçtan itibaren, iktisadi verimsizliğe yol açtığı gerekçesiyle ‘demir pirinç kâsesi’ sistemine karşı çıktılar; ‘büyük bir kaptan yemek tembelliği besler’ (吃大锅饭养懒汉 chi daguofan yang lanhan) diyerek Mao döneminin kolektivizmini ve ‘mutlak eşitlikçiliğini’ (绝对平均主义 juedui pingjunzhuyi) eleştirdiler.
Piyasa merkezli dönüşüm, ilk olarak tarımda başladı. Reformcu yöneticiler, öncelikle, tarımda küçük meta üretiminin faziletlerini öven muazzam bir propaganda faaliyetine giriştiler. Kırsal kolektifler 1980’li yılların başlarında dağıtıldı; ‘Hanehalkı Sorumluluk Sistemi’ne (家庭联产承包责任制 jiating lianchan chengbao zerenzhi) geçiş, 1984 yılına gelindiğinde büyük ölçüde tamamlandı.[13] Kırsal bölgelerde Halk Komünlerinin ortadan kaldırılması, devasa bir ‘yedek sanayi ordusunun’ köylerden sanayi merkezlerine akın etmesini olanaklı kıldığından, sonradan kentlere sıçrayacak olan piyasa merkezli dönüşüm için de zorunlu bir adımdı.
Kentlerde piyasalaşma, daha aşamalı bir ilerleme gösterdi. Birbirinin peşi sıra gündeme gelen 1984 tarihli İktisadi Yapı Reformu, 1986 tarihli sözleşmeli çalışma sistemi yönetmelikleri ve 1988 tarihli İşletme Kanunu, kamu işletmelerinde hem yöneticiler ile işçiler hem de farklı işletmelerde çalışan aynı düzeydeki işçiler arasında ücret dengesini bozdu, geçici süreli sözleşmeli işçi istihdamını tekrar olanaklı kıldı ve KİT’leri tek tek kendi kâr ve zararlarından sorumlu hâle getirdi. Ne var ki, KİT’lerin büyük ölçüde tasfiyesi ve kalanların da devlet kapitalisti işletmelere dönüştürülmesi, 1990’lı yılların ortalarını bulacaktı.
Bu bağlamda, bir ara fasıl olarak, Tiananmen Ayaklanmasına kısaca değinmek yerinde olacaktır. Anaakım liberal yazın, 1989’daki toplumsal patlamayı, genellikle burjuva-demokrasisini savunan aydın ve öğrenci gruplarının eylemlerine odaklanarak aktarmaktadır. Ancak bu, meselenin yalnızca bir yönüdür. Tiananmen, aynı zamanda, Çin işçi sınıfının Reform politikasının erken tarihli olumsuz sonuçlarına, yani yüksek enflasyona, artan yolsuzluklara ve toplumsal statülerindeki düşüşe karşı gösterdiği kendiliğinden bir tepkiye karşılık gelmektedir. Wang Hui’nin deyişiyle, çok yönlü bir toplumsal hareket olarak 1989 olayları, yalnızca aydınlar ve öğrencilerin “demokrasi ve özgürlük çığlığı” değil, aynı zamanda işçiler ve diğer kentli emekçi kesimler için “bir tür toplumsal eşitlik ve adalet talebi”dir.[14]
Tiananmen Ayaklanmasının bastırılmasının ardından, geçmişin basit, sade ve mütevazı günlerine duyulan nostaljiden beslenen bir ‘Mao çılgınlığı’ (毛热 Mao re) Çin’i kasıp kavurdu. Bu dönemde, Mao’nun kendisi ve Kültür Devrimi dönemine ait veya bu dönemi çağrıştıran her türlü nesne (kitaplar, rozetler, tişörtler, video ve müzik kasetleri) yeniden popülerlik kazandı. Reformcular, bir popüler kültür simgesi olarak Mao’dan rahatsızlık duymasa da bu akımın Mao dönemine yönelik resmî söylemden daha olumlayıcı bir yeniden yorumlamaya yol açmasını kabul edemezdi. Nihayetinde Deng, 1992 tarihli meşhur Güney Turu (南巡 nanxun) ile piyasalaşmadan geri dönüş olmayacağını ilan etti ve ‘Mao çılgınlığı’nın depolitize nostalji biçimini aşıp siyasal bir nitelik kazanmasına izin vermeyeceğini açıkça ortaya koyarak ÇKP’nin içinde ve dışında Reform politikasını sorgulamaya cüret eden kesimleri sindirdi.
Deng’ın halefi Jiang Zemin’in idaresi altında, ‘büyüğü tut, küçüğü bırak’ (抓大放小 zhua da fang xiao) ve ‘personeli azalt, verimliliği arttır’ (减员增效 jian yuan zeng xiao) sloganları ile Reform ve Dışa Açılma daha da derinleştirildi. 1990’ların ortalarından itibaren ÇKP önderliği, çok sayıda KİT’i özelleştirerek ve geri kalanını da yeniden yapılandırarak yahut kapatarak kapsamlı bir piyasalaşma hamlesi yaptı. Öyle ki, KİT’lerin toplam sayısı 1996’da 2,16 milyondan, 2004’e gelindiğinde 192 bine düşmüştü. Merkezî hükümet altında faaliyet göstermeye devam eden stratejik sektörlerdeki büyük işletmeler ise, pazara girişin önündeki engellerin zayıflatılmasıyla birlikte, yerli ve yabancı özel şirketlerle rekabet etmeye zorlandılar.[15] Eşzamanlı olarak, istihdama yönelik planlama kotaları kaldırıldı ve KİT’ler, kendi çalışanlarını piyasa koşullarına göre seçme konusunda serbest bırakıldı. Devletin, işgücü arzını ve talebini eşleştirme şeklindeki geleneksel görevini terk etmesi, kapitalist bir emek-gücü piyasasının oluşumuna da zemin hazırladı. Sözleşmeli olarak geçici süreli çalışmak üzere kentlere koşan köylü-işçilerin (农民工 nongmingong) sayısı hızla arttı.[16] Söz konusu göçmen işçiler, gelecek on yıllarda Çin’in sermaye birikim rejiminin omurgası hâline geleceklerdi. Yine bu dönemin bir diğer önemli özelliği de, devlet tarafından gelişimi hararetle teşvik edilen özel kapitalist şirketlerin istihdam payında gerçekleşen keskin artıştır. 1991 ila 2005 yılları arasında, kamu sektöründe istihdam edilen kentli işgücünün oranı yaklaşık %82’den %27’ye gerilemiştir.[17]
‘Eski’ İşçi Sınıfının Piyasalaşmaya Karşı Direnişi
1990’ların ortasından 2000’lere uzanan dönemin radikal piyasalaşma atılımı, kitlesel işten çıkarmalar ve işsizlik oranlarında hızlı bir artışla birlikte gerçekleşti. Bu süreçte, devlet işletmelerinde 30 ila 36 milyon, kolektif işletmelerde ise 17 milyon işçi işten çıkarıldı.[18] Ocak 1996-Eylül 2002 arasında, daimî kent sakinleri içinde işsizlik oranı %6,1’den %11,1’e; göçmen işçiler gibi kentlerde geçici olarak ikamet edenler dâhil tüm kent sakinleri içinde işsizlik oranı ise %4,0’ten %7,3’e yükseldi.[19]
Mao sonrası dönemde, yeni sermaye birikim rejiminin ihtiyaçlarına uygun bir şekilde, ‘kargaşa’ ile özdeşleştirilen ‘sınıf’ ve ‘sınıf mücadelesi’ kavramları resmî söylemden dışlanmıştı. Ancak ideolojik söylemdeki bu değişim, devlet destekli kitle hareketlerine son vermiş olsa da, Reform ve Dışa Açılma politikası Çin toplumundaki sınıf çatışmasını keskinleştirdiği ölçüde yeni, gayriresmî toplumsal hareketlerin ortaya çıkmasına ve gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Kapsamlı bir küresel haber toplama veri tabanı olan GDELT verilerine dayalı bir araştırma, Çin’de ayaklanma ve grevlerin sayısının 1970’li yılların sonlarından 2010’lu yıllara dek neredeyse istikrarlı bir artış gösterdiğini ortaya koymaktadır.[20] Özellikle 1990’ların ortalarından itibaren gelişen toplumsal hareketlerin dinamosu işçi sınıfı olmuştur. Çin Kamu Güvenliği Bakanlığı verilerine göre 1993’te 8.700 olan ‘kitlesel olayların’ sayısı, 2003 yılına gelindiğinde 58.000’e yükselmişti. 2003’te bu olaylara katılan 3 milyon kişiden yarıdan fazlasının, etkin, işten çıkarılmış veya emekli işçiler olduğu kaydediliyordu.[21] Andreas, Jiang Zemin reformları sonrasında yaşananları şöyle özetliyor:
“Özelleştirmeler, fabrika kapatmalar ve işten çıkarmalar, ülkenin dört bir yanında yoğunluğu yıldan yıla artan protesto eylemlerini tetikledi. Yetkililer buna, protestoculara tavizler vererek, fakat aynı zamanda protesto eylemlerini örgütleyenleri de cezalandırarak karşılık verdiler. … 2001 ve 2002 yıllarında yetkililerin daha büyük fabrikaları yeniden yapılandırmaya girişmeleri sonucu daha kapsamlı protesto gösterilerinin tetiklenmesiyle, direniş doruk noktasına ulaştı. Ülke çapında milyonlarca işçi fabrika yerleşkelerini işgal etti; otoyollar, demiryolu hatları ve devlet daireleri kuşatıldı.”[22]
Bu dönemde işçi sınıfı hareketine önderlik edenler, geçmişte sosyalist emek rejimini bir şekilde deneyimlemiş ve kapsamlı sosyal yardımlardan yararlanmış olan, halen çalışan, işten atılmış veya emekli olmuş işçilerdi. Bazı yaşlı ve orta yaşlı işçiler, geç dönem Maoist kitle hareketlerine bizzat katılmışlardı. Bunlar, temel bir Marksist formasyonun yanı sıra kolektif eylem örgütleme deneyimine de sahiplerdi. Tonghua Çelik Şirketi’ndeki (Tonggang) mücadeleye ilişkin yürütülen bir vaka çalışması, söz konusu yaşlı ve orta yaşlı işçilerin, kısa vadeli ekonomik taleplerin ötesinde özelleştirme karşıtlığı, yolsuzluk karşıtlığı ve bazı hükümet yetkililerine karşıtlık gibi siyasal nitelik taşıyan hedeflere de sahip olduklarını ortaya koymaktadır.[23] Mao ve erken Reform dönemini deneyimlemiş ‘eski’ işçi sınıfının hareket içerisindeki ağırlığı, bu dönemin kolektif eylemlerinde, hem Mao dönemine yönelik nostaljinin başat rol oynamasına hem de Kültür Devrimi simge ve sloganlarının bir meşruiyet kaynağı olarak yaygın biçimde kullanılmasına yol açmıştır. Örneğin Perry, Çinli sosyolog Yu Jianrong’un Anyuan madencileriyle yaptığı birebir görüşmelere dayanan bir çalışmasına atıfla, eski kuşak işçilerin görece yüksek siyasal statüye ve toplumsal saygınlığa sahip oldukları Maoist döneme ve özel olarak Kültür Devrimi dönemine duydukları özlemi dile getirdiklerine ve güncel taleplere yönelik protesto eylemlerinde bölgenin devrimci geçmişini bir meşruiyet kaynağı olarak ele aldıklarına işaret etmektedir.[24] Sonuçta, Zhengzhoulu yaşlı bir işçinin sözleriyle bu kuşak, “Mao Zedong Düşüncesini deneyimlemiş” ve “Çin’i ‘Mao’nun yoluna’ geri döndürmek isteyen” bir kuşaktı.[25]
ÇKP’nin söz konusu işçi hareketlerine karşı tepkisi çift yönlü olmuştur. Jiang dönemindeki hızlı ve radikal piyasalaşmanın yarattığı kutuplaşma, servet eşitsizliği ve toplumsal gerilim, ardından gelen Hu Jintao önderliğini düşük gelir gruplarının artan hoşnutsuzluğunu daha çok dikkate alan görece farklı bir yol izlemeye zorladı. Parti, Hu döneminde, Konfüçyüsçülükten mülhem “orta hâlli refah toplumu” (小康社会xiaokang shehui) ve “sosyalist uyumlu toplum” (社会主义和谐社会 shehuizhuyi hexie shehui) gibi toplumsal adalet çağrışımı yapan kavramları resmî söylemine dâhil etti.[26]Çin hükümeti, söylemdeki bu değişikliğe uygun olarak, bölüşümdeki eşitsizliği hafifletmeye dönük birtakım sosyal politikaları (köylülere yönelik vergi indirimleri, emekliler ve işsiz kent sakinlerine yönelik sosyal yardımlar vb.) uygulamaya koydu.[27] Sermayenin çeşitli itirazlarına karşın hukuki açıdan işçilerin elini kısmen güçlendiren İş Sözleşmesi Kanunu 2008’de, Sosyal Güvenlik Kanunu ise 2011’de yürürlüğe girdi. Bununla birlikte, Reform ve Dışa Açılma paradigması sorgulanmadı; deregülasyon ve özelleştirme politikaları, Hu yönetimi altında da sürdürüldü. İş Sözleşmesi Kanunu, uygulamada yetersiz kaldı. Sonuç olarak, toplumsal huzursuzluğu ve sınıfsal gerilimleri dizginlemek mümkün olmadı. Sosyal politikaların yetersiz kaldığı noktada ise, baskı politikaları devreye girdi. Emek hareketi içinde etkin olan ve ‘Yeni Maoist’ harekete mensup pek çok eylemci devlet baskısına maruz kaldı.[28]
‘Yeni’ İşçi Sınıfı: ‘Kendiliğinden Sınıf’tan ‘Kendisi için Sınıf’a
1990’lardan bu yana, sosyalizm-sonrası Çin’de ortaya çıkan kapitalist emek piyasasının en çarpıcı özelliği kuşkusuz ‘göçmenleşme’ olmuştur. Çin Ulusal İstatistik Bürosu’nun paylaştığı resmî verilere göre, 2024 yılı itibariyle Çin’de köylü-işçilerin sayısı 299,7 milyonu aşmış bulunuyordu. Son yıllarda hizmet sektörü istihdamında gerçekleşen hızlı artışa karşın, bu işçilerin yaklaşık %45’i halen daha imalat ve inşaat sektörlerinde çalışmaktadır. Hizmet sektöründe çalışanlar da yine çoğu kez emek-yoğun işlerde istihdam ediliyor.[29] Çin’de 2024 itibariyle toplam işgücünün 773,87 milyon olduğu göz önüne alınırsa, köylü-işçi nüfusun toplam işgücü içinde ne kadar önemli bir yer tuttuğu daha iyi anlaşılabilir.[30]
Marx, Kapital’in ilk cildinde, “yedek sanayi ordusu” kavramını, “sermayenin kendisini genişletme konusunda değişen gereksinimlerini karşılamak üzere, her zaman sömürülmeye hazır, bir insan malzemesi kitlesi” diye açıklıyordu.[31]1990’lı yıllarda kademeli olarak tasfiye edilen güvenceli ve formel kentli işçi sınıfının yerini büyük ölçüde alan bu devasa, çoğu kez güvencesiz ve ucuz işgücü, Çin’de yerli ve yabancı sermaye açısından tam olarak bir ‘yedek sanayi ordusu’ işlevi görmüştür ve görmektedir.
Maoist Çin’de geniş toplumsal ve siyasal haklara sahip olan kentli işçi sınıfı, ‘ülkenin efendisi’ (国家的主人 guojia de zhuren) olarak anılıyordu. Bugün Çin emek piyasasında ağırlıkta olan göçmen işçiler ise, resmî söylemdeki ‘köylü-işçi’ ifadesinin yanı sıra, çeşitli çalışmalarda Çin’in ‘yeni işçi sınıfı’ (新工人阶级 xin gongren jieji) ya da ‘yeni işçi kitlesi’ (新工人群体 xin gongren qunti) olarak tanımlanmaktadır. Bu kesimi ‘yeni’ kılan olgu, köylü-işçilerin hanehalkı kaydının (户口 hukou), çalıştıkları ve ikamet ettikleri kentlerde değil, fakat geldikleri (veya ebeveynlerinin geldiği) kırsal bölgelerde olması; dolayısıyla kendilerinin ve ailelerinin, hanehalkı kaydı kentte olan yurttaşlar gibi kapsamlı bir biçimde temel kamu hizmetlerinden yararlanamamalarıdır. Bu durum, uzun yıllar boyunca, olabildiğince düşük ücretlerle, çoğu kez sözleşme bile yapmadan uzun saatler çalıştırabileceği büyük bir işgücü stoku elde eden sermaye için olduğu kadar, iktisadi büyümeyi her ne pahasına olursa olsun teşvik etmek isteyen yerel yönetimler için de muazzam bir ‘avantaj’ sağlamıştır. Zira yerel yönetimlerin, göçmen işçiler için herhangi bir sosyal yardım (sağlık, barınma, işsizlik yardımı vb.) sunma yükümlülüğü olmadığı gibi; kırsal kesimlerden gelen işçilerin çocukları ailenin yaşlıları tarafından bakılmak üzere köylerde bırakıldığından, bunların eğitimi için ek yatırım yapması da gerekmiyordu. Sonuçta, emek-gücünün yeniden üretimi ciddi bir yük teşkil etmiyor; fakat geçici süreli olarak, çoğu kez fabrika yerleşkeleri içindeki yatakhanelerde berbat koşullarda yaşayan düşük ücretli işçilerin yarattığı yüksek kâr beklentisiyle kentlere çekilen yerli ve bilhassa uluslararası şirketler, yerelde yüksek vergi gelirleri yaratıyorlardı.[32] Üstelik, bu işçilerin küçük meta ekonomisiyle yakın bağları olması ve kent merkezleri ile köyleri arasında sık sık gidip gelmeleri, Çin kırsalında yaşam standartlarını da bir süre için önemli ölçüde artırmıştı. Göçmen işçiler, kentlerde kötü koşullarda çalışıyor ve yaşıyor olsalar da elde ettikleri gelirin köylerindeki satın alma gücü görece yüksekti. Kentte tasarruf edilen para, genelde köyde harcanıyordu.[33]
Çin hükümetinin, bu ‘yeni işçi sınıfının’ çalıştıkları kentlerdeki yaşam ve çalışma koşullarına bütünüyle duyarsız olduğunu söylemek doğru olmayacaktır. Toplumsal huzursuzluğun kaynağı çoğu zaman yoksulluk değil, fakat yoksullaşma ve mevcut yaşam koşullarında kötüleşme beklentisidir. ‘Köylü-işçiler’ hakkında yıllık bazda yayımlanan resmî veriler, bu kesimin aylık ortalama gelirinin genel olarak artış eğiliminde olduğunu, yaşam alanının genişlediğini, çocuklarının okullaşma oranının yükseldiğini, boş zaman etkinliklerinin çeşitlendiğini göstermektedir.[34] İşçileri balık istifi tıkıldığı yatakhaneler tamamen ortadan kalkmasa da eskiye göre daha az yaygın. Emeklilik, sağlık, işsizlik ve iş kazası sigortasından faydalanma oranı, göçmen işçiler arasında, kentli işçilere kıyasla iki ila üç kat düşük olsa da bu kesim artık ilgili sosyal güvenlik programlarından tamamen dışlanmıyor.[35] Hanehalkı kayıt sistemi, gitgide daha esnek hâle geliyor. Yine toplam olarak bakıldığında, tüm göçmen işçiler bundan eşit şekilde yararlanmasa da Çin’de reel ücretler, 15 yılı aşkın süredir, 2008 küresel ekonomik krizi ve COVID-19 pandemisi dönemleri dâhil, istikrarlı ve keskin bir artış göstermektedir.[36] Geniş emekçi kesimlerin yaşam ve çalışma koşullarında kısmî bir iyileşmeyi beraberinde getiren bu gibi gelişmeler, bir yönüyle sınıfsal gerilimlerden beslenen toplumsal huzursuzluğu yatıştırmaya; diğer yönüyle, Xi Jinping yönetiminin uzun süredir gündeminde olan –ancak şu ana dek pek de elle tutulur bir sonuç elde edemediği– ihracata dayalı büyüme modelinden iç tüketime dayalı büyümeye geçişin önkoşullarını yaratmaya yönelik hamlelerdir.
Peki, bu temelde, Çin’de ‘yeni işçi sınıfının’ emek hareketi içindeki yeri nasıl değerlendirilmelidir?
Her şeyden önce, söz konusu kesimin, kuşaklar üstü bağdaşık bir bütün teşkil etmediği göz önünde bulundurulmalıdır. Çin’in ‘eski’ işçi sınıfı ile, erken dönem yarı-proleter köylü-işçiler arasında, sınıf temelli kolektif eylemlere yaklaşım açısından ciddi farklılıklar ortaya çıkmıştır. ‘Eski’ işçi sınıfının emek hareketi içinde sürükleyici rol oynadığı dönemde, göçmen işçilerin mücadeleleri genellikle kısa vadeli ekonomik hedeflerle (ücret artışları, ek mesai ücreti talebi vb.) sınırlı kalıyor ve kapitalist üretim ilişkilerinin temellerini hedef almak yerine, tek tek kapitalistleri İş Kanunu’na uygun davranmaya zorlamayı amaçlıyordu.[37] Çoklukla yasal bir iş sözleşmesi imzalamadan çalıştırılmaları ve yasal koruma yokluğu nedeniyle çalışma karşılığı hakkını alamayan göçmen işçilerin “kalpsiz zenginlere” (为富不仁 weifu buren) yönelik bireysel intikam eylemleri (saldırı, hatta cinayetler) ya da bir tepki gösterisi olarak intiharları özellikle yaygındı.[38] Erken dönem köylü işçilerin, ‘eski’ işçi sınıfından farklı olarak, güçlü bir kolektif mücadele hafızasına sahip olmadıkları, küçük meta üretiminden tam olarak kopamadıkları ve kent merkezleri ile emeğin yeniden üretiminin göreli olarak masrafsız bir şekilde sağlandığı köyler arasında mekik dokumaya devam ettikleri göz önünde bulundurulursa, bu ikiliği anlamak daha kolay olacaktır.
Konuya ilişkin yazında, 1970’lerde ve öncesinde doğan erken dönem köylü-işçiler ‘birinci kuşak köylü-işçiler’ (第一代农民工 diyi dai nongmingong); 1980’ler, 1990’lar ve 2000 sonrası doğumlu köylü-işçiler ise ‘yeni kuşak köylü-işçiler’ (新生代农民工 xinshengdai nongmingong) olarak adlandırılıyor.[39] Bu, tıpkı Çin’in ‘eski’ ve ‘yeni işçi sınıfı’ arasında yapılan ayrımda olduğu gibi, salt işçilerin doğum tarihi veya yaşı temelinde yapılmış bir ayrım değildir. ‘Yeni kuşak köylü-işçiler,’ birinci kuşak köylü-işçilere göre kırsal kesimden daha uzak; yaşam tarzları, tüketim alışkanlıkları ve değerleri daha kentli; tanıdıklarının önemli bir kısmı kentte yaşayan ve çalışan; şehirlerde istikrarlı bir yaşamı arzulayan göçmen işçilerdir. Hemen hemen hiç tarım deneyimleri yoktur. Kent yaşamına aşinalıkları yüksektir ve köyü, “uzak bir memleket” gibi algılamanın haricinde, birinci kuşak köylü-işçilerin aksine, kırsal yaşama aidiyet duygusundan yoksundur. Tek çocuk politikasından sonraki dönemde doğdukları için, yetişme ortam ve tarzları bakımından, daha iyi ve rahat bir yaşam beklentileri vardır. Düşük gelire rağmen yüksek tüketim, bu işçiler içinde genel bir eğilim hâlini almıştır. Özellikle orta veya yüksek öğrenim görmüş yeni kuşak köylü-işçiler arasında bu daha belirgin bir durumdur. Yani, ortalama aylık gelirleri düşük olmasına karşın tüketimleri yüksek olduğundan, tasarrufları da görece azdır. Bütün bunlar, Çin’de eski, kentli işçi sınıfının ve kısmen de birinci kuşak köylü-işçilerin yavaş yavaş çalışma hayatından çekildikleri bir dönemde Çin işçi sınıfı içinde baskın hâle gelen yeni kuşak köylü-işçilerin, hanehalkı kayıtları halen köyde olmasına rağmen, kırsaldaki memleketleriyle iktisadi bağları çok daha zayıf ve “kentsel bir kimlik, saygı ve adil muamele elde etme arzuları” çok daha güçlü bir sınıfsal katman olduklarını göstermektedir.[40]
Çin’de yeni işçi sınıfının farklı kuşakları arasındaki bu gibi yapısal farklılıklar, süreç içinde emek hareketinin de farklı bir seyir izlemeye başlamasına sebep olmuştur. Köylü-işçilerin mücadeleleri, ikinci kuşaktan başlayarak, daha örgütlü ve disiplinli bir hâl almaya başlamıştır. Hanehalkı kayıt sisteminin, göçmen işgücü için üretim alanları (kentler) ile yeniden üretim alanları (Çin kırsalı) arasında mekânsal bir ayrım yaparak proleterleşme sürecini “tamamlanmamış” kılması, ikinci kuşak köylü-işçiler arasında “öfke, travma ve derin bir adaletsiz duygusu” ortaya çıkarmıştır.[41] Nitekim, Pekin Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden araştırmacıların 2014 tarihli bir çalışmasına göre, genç işçiler arasında, çalışma koşulları ve iş süreçlerindeki memnuniyetsizliklerini ve kızgınlıklarını gidermek için kolektif eyleme başvurma eğilimi, birinci kuşak köylü-işçilere kıyasla çok daha güçlüydü. Araştırmacılar, yeni kuşak köylü-işçileri “edilgen alıcılar değil, etkin aktörler” olarak tanımlıyorlardı. Bireysel eylemler, Çin’in yeni işçi sınıfı içinde hâlâ baskın direniş biçimi olsa da özellikle genç işçiler arasında açık bir örgütlenme eğilimi göze çarpıyordu.[42] Leung da, 1990’lı yıllardan 2010’lara uzanan süreçte, yani sadece 20 yıl içinde, Çin’de “sınıf eğilimi”nin büyük ölçüde değiştiğine dikkat çekmektedir. Buna göre, “oldukça sessiz ve edilgen” olan birinci kuşak köylü-işçiler, zamanla yerlerini, kendi çıkarlarını korumak için grev ve farklı kolektif eylem biçimlerine başvuran; bunu yaparken yasal kanalların ötesine geçmekten gitgide daha az çekinen, eylem tarzları “savunmacı” olmaktan çıkan ve “saldırgan” olmaya evrilen genç bir işçi kuşağına bırakıyordu.[43]
Söz konusu dönüşüm, 2000’lerin ortalarından 2010’ların ortalarına uzanan bir süreçte, yeni kuşak köylü-işçilerin Çin emek hareketinin sürükleyicisi olarak sahneye çıktıkları yeni bir dönemin habercisi oldu. Chan ve Pun, 2004 ve 2007 yıllarındaki iki grev vakasını inceledikleri bir makalelerinde, E. P. Thompson’a atıfla, “kendiliğinden sınıf”tan “kendisi için sınıf”a geçişin “belirli bir kültürel bağlamda sayısız günlük mücadeleyi içeren tarihsel ve uzun soluklu bir süreç” olduğunu ve inceledikleri grev örneklerinin, “yerellik, toplumsal cinsiyet ve akran ağlarının ötesine geçen ve hatta fabrikalar arası grev taktiklerini içeren daha geniş bir işçi muhalefeti gücü anlamında işçi dayanışmasını besleme girişimleri” olarak, bu geçiş sürecine katkıda bulunduğunu vurguluyorlardı.[44]
İlgili ‘sürecin,’ 2008 krizinden ve özellikle 2010’dan başlayarak hızlandığını tespit etmek mümkündür. 2008 krizi, pek çok fabrikanın kapanmasına, iflas etmesine, taşınmasına veya patronların işçilerin birikmiş ücretlerini ödemeden kaçıp gitmesine yol açtığı ölçüde, kolektif işçi eylemlerini tetikledi. Krize, yerel yönetimler işçilerin birikmiş ücret ve tazminatlarını kısmen karşılayarak; merkezî hükümet ise, kapsamlı bir yatırım teşvik programı ve devlet denetimindeki bankacılık sektörüyle desteklediği altyapı inşasına yönelik büyük yatırımlarla yanıt verdi. Sanayi üretiminin 2009’dan itibaren toparlanmaya başlaması, –daha sonra inşaat sektöründe kapasite aşımına yol açacak olan– devasa altyapı projeleriyle birleşince, bu kez yeni istihdam olanakları ve “işçi kıtlığı” gündeme geldi. Bu durum, işçilerin daha iyi çalışma koşullarına ve daha yüksek ücretlere dönük iyimser bir beklenti içine girmelerine yol açtı. Beklenti boşa çıktığında, işçiler bu kez taarruza geçti. Günden güne gelişen ve ülkeyi saran bir grev ve eylem dalgası ortaya çıktı.[45]Haziran 2025’te faaliyetlerini durduran Çin Emek Bülteni’nin (China Labour Bulletin) artık erişilemeyen çevrimiçi ‘Grev Haritası’na göre, Çinli işçilerin kayda geçen kolektif eylemlerinin sayısı, 2011’de 205’ten 2015’e gelindiğinde 2.775’e yükselmişti.[46] Bu büyük artış, bir ölçüde, doğrulanabilir sosyal medya paylaşımlarının işçi grev ve eylemlerini daha görünür kılmasıyla ilintili olsa da, bu dönemde Çin’de emek hareketinin yükseliş eğiliminde olduğu açıktır.
Kuşkusuz sosyal medyanın günlük yaşamın bir parçası hâline gelmesi, sadece eylemlerin görünürlüğünü değil, işçiler arasındaki iletişimi de artırmıştır. Bu dönemde, QQ, Sina Weibo ve Weixin (veya yurtdışında daha çok bilinen adıyla WeChat) gibi platformların kurulması ve özellikle genç işçiler arasında artan internet kullanımına bağlı olarak yaygınlaşması, kolektif eylemlerin örgütlenmesi açısından yeni bir araç olarak sosyal medyanın gündeme gelmesine yol açmıştı. 2000’li yılların sonundan 2010’ların ortalarına uzanan süreci değerlendiren yakın tarihli bir çalışma, sıkı devlet sansürüne rağmen, Çin’de sosyal medyanın protesto gösterilerinin ve grevlerin başka kentlere yayılmasına, farklı sebeplere dayalı protestoların patlak vermesine ve hatta grevlerin diğer sektörlere sıçramasına yardımcı olduğunu tespit ediyor.[47]
2010 Honda ve 2014 Yue Yuen grevi gibi büyük ölçekli, toplumsal mücadele içinde artçı şoklar yaratan ve dünya çapında ses getiren kolektif eylemler, Çin’de yeni işçi sınıfının sosyal haklarının bilincine vardığı ve bunun için mücadele ettiği ölçüde, devletin tutumunu kısmen de olsa etkileme potansiyeline sahip olduğunu gösteriyordu. Honda grevi ve bunun tetiklediği grev dalgası, ‘dünyanın fabrikası’ olarak anılan ve yeni işçi sınıfının yatağı olan Shenzhen’da ve Guangdong’da yerel yönetimleri –bu gibi girişimler daha sonra sermayenin baskısıyla püskürtülecek olsa da– işletmelerde toplu pazarlık ve daha demokratik bir yönetim için yasal bir çerçeve hazırlama girişiminde bulunmaya zorladı. Adidas, Puma, Reebok, Nike gibi dev şirketlere ayakkabı üreten Yue Yuen fabrika yerleşkesinde on binlerce işçinin katılımıyla patlak veren grev ve yine bunu izleyen işçi hareketleri ise, grevin gerçekleştiği Dongguan’da, Guangdong eyaletinde, hatta merkezî hükümet düzeyinde, Sosyal Güvenlik Yasası’nın uygulama ve denetiminin daha ciddi ele alınması konusunda büyük bir baskı yaratacaktı.[48]
Öte yandan bu dönemde, çeşitli işletmelerdeki farklı “fabrika rejimleri”nin, işçilerin “direniş örüntüleri”nin de farklılaşmasına yol açtığı göz önünde tutulmalıdır. Wang ve Meng’a göre, Nanhai Honda’daki gibi “yarı-otoriter” fabrika rejimleri, yeni kuşak köylü-işçilerin çıkarlarını ilerletmek adına “saldırgan” eylemlere başvurmasına olanak tanıyordu. İşçiler arasındaki ilişkiler güçlü, üretim sürecinin yönetimi görece sertlikten uzak, işçi devir oranları ise olağan düzeydeydi. Bu tip işyeri yerleşkelerinde kurdukları sosyal ağlar, işçilerin “atomize olmalarını” önleyerek “kolektif dayanışma” potansiyelini açığa çıkarıyordu. Bu anlamda ücret artışı için gerçekleşen Honda grevi, neredeyse baştan sona disiplinli, örgütlü ve geniş işçi kesimlerini bir araya getiren bir kolektif eylem olmuştu. Shenzhen Ohm gibi “otoriter” fabrika rejimlerinde ise, üretim yönetimi daha sert, emek sürecine yabancılaşma daha yoğun, işçi devir oranları ise yüksekti. Burada işçiler, Honda işçilerinin aksine istikrarlı sosyal ağlardan yoksundu; fakat Foxconn işçileri gibi, üretim sürecinin ve yaşamlarının istisnasız her alanına çöken katı disiplinin yol açtığı ezici kaygıyı da taşımıyorlardı. Bu gibi yerleşkelerde işçiler, çıkarlarını savunmak ve mümkünse de ilerletmek adına kolektif olarak fakat “atomize” mücadelelere başvuruyorlardı. Söz konusu olan “atomize” bir mücadeleydi, zira alt seviye işçiler arasında güçlü bir birlik olmaması, Ohm grevinde görüldüğü üzere, daha eşgüdümlü hareket eden üst düzey çalışan ve yöneticiler şirketle anlaşarak kolektif eylemi yarıda bıraktıklarında, alt seviye işçilerin birleşik bir tepki vermelerini ve mücadeleyi sürdürmelerini güçleştiriyordu. Taiyuan Foxconn’a gelince, burada, işçilerin sosyal ağlar içine girmelerine neredeyse hiçbir şekilde izin vermeyen, ücret pazarlığı veya kariyer gelişimine yönelik hiçbir fırsat sunmayan, işçi devir oranlarının çok yüksek, üretim yönetiminin çok sert ve emek sürecinden yabancılaşmanın çok yoğun olduğu “yarı-askerî otoriter” bir fabrika rejimi söz konusuydu. 2000’lerin sonu ve 2010’ların başında Foxconn’da gerçekleşen işçi intiharları dalgası, bu tip fabrika yerleşkelerinde çalışma koşullarının ne denli boğucu ve yaşam koşullarının ne denli sefil olduğunu kanıtlamaktadır. “Yarı-askerî otoriter” fabrika rejimlerinde, kolektif direniş yöntemi olarak öne çıkan, kendiliğinden patlama şeklinde gelişen “isyanlardı”. Nitekim Foxconn işçileri, 2012 yılında, alkollü bir genç işçinin bir güvenlik görevlisi tarafından tartaklanması üzerine patlayan olaylarda, polis ve güvenlik görevlileriyle sert çatışmalara girmiş, polis araçlarına saldırmış, kamu binası ve dükkanları tahrip etmişlerdi.[49]
Baskı ve Gerileme
Tüm Çin Sendikalar Federasyonu (TÇSF), Çin’in tek resmî sendika örgütüdür ve bağımsız sendikal örgütlenme sistematik olarak engellenmektedir. Yasal sendikalar, emeğin çıkarlarını temsil etmekten çok birer ‘devlet aygıtı’ olarak konumlanmaktadır. Tek tek işyerleri düzeyinde sendikal örgütlenme, sıradan işçilere değil, fakat yönetim kademelerine dayanmaktadır. 1980’lerden 2010’lara uzanan süreçte sendika seçimleri, devlet tarafından her aşaması yukarıdan aşağı planlı bir proje olarak görülürken, Çin’de faaliyet gösteren çokuluslu şirketler tarafından ise bir göz boyama stratejisi olarak ele alınıyordu. Yeni nesil köylü-işçilerin artan eylemliliğiyle birlikte, 2010’lu yıllardan itibaren özellikle Shenzhen’da ve Guangdong’da bir sendika seçimleri dalgası ortaya çıksa da ÇKP, devlet, bunların bir uzantısı olarak sendika çatı örgütleri ve işyeri yönetimleri, kurumsal ve örgütsel güç dengesinin kendi lehlerine olmasını değerlendirerek seçim süreçlerinde sıradan işçilerin kolektif eylemden ileri gelen sendika dışı pazarlık gücünün yarattığı baskıyı kırmayı bir şekilde başarmışlardır.[50]
Kurumsal açıdan devlet güdümlü TÇSF’nin tüm düzeylerde işçilerin temsilini tekelinde tuttuğu bir ortamda ortaya çıkan “temsil boşluğu,” 1990’lardan başlayarak, kimi Hong Kong kimi ise yine anakara merkezli olan; işçi, hukukçu, sosyal hizmet uzmanı, akademisyen ve pek çok farklı meslekten işçi hakları savunucusunu bir araya getiren; hukuki danışmanlık, hak bilinci kazandırma atölyeleri ve kültürel etkinlikler başta olmak üzere köylü-işçilere çeşitli hizmetler sunan; bir kısmı yasal statü sahibi, bir kısmı ise gayriresmî olarak faaliyet gösteren çok sayıda işçi sivil toplum kuruluşu (STK) tarafından doldurulmaya çalışıldı.[51] 2010’lardan itibaren, yeni kuşak köylü-işçilerin katılımıyla canlanan emek hareketi, “hizmet odaklı” ve “hak savunuculuğu temelli” mevcut işçi STK’lerinin, işçilerin hakları ve taleplerini savunma konusundaki yeterliliğinin sorgulanmasına yol açtı ve “işçi hareketi odaklı emekçi STK’leri” ortaya çıktı.[52] Bu yeni tip örgütler, işverenden özerk olmakla kalmıyor, işçilerin işverenlere karşı kolektif mücadelelerini de teşvik ediyordu. Hizmet odaklı ve hak savunuculuğu temelli işçi STK’leri kolektif işçi eylemlerine nadiren müdahil olurken, hareket odaklı işçi STK’leri kolektif işçi eylemlerini destekliyor, örgütlenme süreçlerinde doğrudan yer alıyordu. Bunlar, kendini bireysel vakalar ve hizmet sunumuyla sınırlamayan, ama kendinden önceki işçi STK’lerinin yaptığı bu gibi işleri yapmaktan da geri durmayan çok yönlü örgütlerdi.[53]
Aynı dönemde, gerek hareket odaklı işçi STK’leri içinde, gerekse bunlardan bağımsız olarak yükselen emek hareketiyle ilişkilenen ve harekete siyasal bir nitelik kazandırmak isteyen bir grup daha ortaya çıktı: Çoğu genç kuşak ‘Yeni Maoist’ (新毛派 xin Maopai) eylemciler. Çin’in pek çok üniversitesinde örgütlenen Yeni Maoist gençler, okul yerleşkelerinde çalışan işçilerle bağlantı kuruyorlar; bu işçiler için hem eğlence ve boş zaman etkinlikleri ile teorik okuma grupları düzenliyor hem de çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunların çözümüne yardımcı oluyorlardı. Okul tatillerinde genelde Çin’in sanayi merkezlerindeki fabrikalarda çalışıyor, işyeri yerleşkelerinde yeni kuşak köylü-işçilerle ilişkilerini geliştirerek emek hareketinin hem doğrudan bir parçası hem de örgütleyicisi olmaya uğraşıyorlardı.
Xi Jinping, 2012 yılında ÇKP Genel Sekreterliğine, bir yıl sonra ÇHC Devlet Başkanlığına getirildi. Xi yönetiminin ilk yıllarında, ekonomik büyüme hızında kayda değer bir düşüş ile nitelenen ‘Yeni Normal’e (新常态 xin changtai) geçişin sancıları yaşandı. Yine bu süreçte, imalat ve madencilik gibi geleneksel sanayilerde istihdam oranları yavaş yavaş gerilerken, işgücü hızla ‘üçüncülleşmeye’ (tertiarizasyon), yani istihdam içinde hizmet sektörünün ağırlığı artmaya başladı.[54] Antunes, küresel çapta hizmet sektöründeki büyümenin, büyük çoğunluğu mevsimlik, yarı-zamanlı, geçici, enformel ya da serbest olarak çalışan, güvencesiz, güvenliksiz ve sosyal yardımlardan faydalanamayan “yeni bir hizmet proletaryasının” genişlemesiyle el ele ilerlediğine dikkat çekiyordu.[55] Antunes’in ‘yeni hizmet proletaryasının’ istihdam koşullarına yönelik tespiti, Çin için de geçerlidir. 2017 tarihli bir araştırma, Çin’de hizmet sektörü çalışanlarının önemli bir bölümünün düşük ücretli, kısa süreli, sigortasız, sözleşmesiz, kayıt dışı işçiler olduklarını ortaya koyuyordu.[56]
Xi’nin iktidara gelişi, serbest piyasacı ve ihracat odaklı “Guangdong Modeli” karşısında toplumsal refahı da gözeten daha dengeli bir ekonomik kalkınma iddiası taşıyan “Chongqing Modeli”nin mimarı Bo Xilai’ın ÇKP’den tasfiyesiyle eşzamanlı gerçekleşmiş; bu süreçte, Çin’in ‘Yeni Sol’/‘Yeni Maoist’ yayın organları da baskı ve sansüre maruz kalmışlardı.[57] Bo tasfiye edildi; fakat sol popülist söylemin etkisi Çin siyasetinde zayıflamak bir yana, Xi iktidarında daha da güçlendi. Xi’nin hâlihazırda egemen olan ‘sol’-milliyetçi ideolojik söylemi, piyasa merkezli dönüşümün erken dönemlerinde Maoist politikalara yönelen sert eleştirilerin aksine, sosyalist geçmişe çokça olumlu referans içermektedir. Parti kadrolarının ideolojik eğitimi ve sadakati yeniden önem kazanmış; Çin Devriminin kazanımlarını reddeden ya da küçümseyen ‘tarihsel nihilizm’ (历史虚无主义 lishi xuwuzhuyi) ile mücadele, doğrudan Parti-devletin bekasıyla ilişkilendirildiğinden, önemli bir gündem başlığı hâline gelmiştir. Öte yandan, Xi’nin sosyalist geçmişe yönelik sahiplenici tutumu, yine de, son derece seçici bir nitelik taşımaktadır. Örneğin Maoist kitle kampanyaları, resmî söylemsel çerçevenin itinayla dışında tutulmaktadır.[58]
Bu anlamda, Xi yönetiminin iktidarını pekiştirdiği ölçüde, emek hareketi ile bir şekilde ilişkilenen çeşitli örgütlenmelere karşı tavizsiz bir tutum takınması şaşırtıcı değildir. Emek hareketini dar yasalcı çerçevenin dışına çıkarmaya ve işçileri –özerk örgütlenme hakkı elde etme yolunda bir adım olarak– doğrudan toplu pazarlığın birer aktörü kılmaya çabalayan ve başarı da kazanan hareket odaklı işçi STK’lerine yönelik baskılar, 2010’lu yılların ortalarından itibaren yoğunlaşmaya başladı. 2015’in sonunda, Guangdong merkezli gerçekleşen operasyonlarda, onlarca işçi hakları savunucusu ve eylemcisi gözaltına alındı; bir kısmına “toplumsal düzeni bozmak amacıyla ahaliyi bir araya getirmek” suçlamasıyla çeşitli sürelerde hapis cezası verildi. Artan baskılar, bir bütün olarak işçi STK’leri üzerinde caydırıcı bir etki yarattı. Bazısı sosyal sorumluluk projeleri gibi ‘hassas’ olmayan faaliyetlere yönelmeyi tercih etti; bazısı ise örgütlü faaliyetlerine son vererek bireysel hak savunucuları ve eylemciler olarak çalışmalarını sürdürmeye başladı.[59]
Ne var ki, pek çok işçi STK’sinin geri adım atması, devletin emek hareketine yönelik çok daha geniş kapsamlı bir saldırı başlatmasını engellemeyecekti. 2017’de başlayan ve 2018’de zirveye ulaşan operasyonların odak noktasında, bu kez yeni işçi sınıfı ile bağlantı kuran ‘Yeni Maoist’ gençlik hareketi olacaktı. Burada, söz konusu operasyonlar sırasında ve sonrasında yaşananlar özel olarak Çin Yeni Maoist hareketi, genel olarak ise Çin emek hareketi açısından önemli sonuçlar doğurduğu için, sürece bir parantez açarak daha ayrıntılı bir şekilde değineceğiz.
2017 Aralık ayında, aralarında Yeni Maoist gençlik önderlerinin de bulunduğu sekiz kişi, Guangzhou Teknoloji Üniversitesi’nde yapılan bir okuma grubu toplantısı sırasında gerçekleşen polis baskını ve sonrasında, ‘toplumsal huzuru bozmaya yönelik toplantılar düzenledikleri’ gerekçesiyle tutuklandı. Çin sol kamuoyunda ‘Sekiz Genç Olayı’ (八青年事件 ba qingnian shijian) olarak bilinen soruşturma kapsamında hedef alınan genç eylemcilerin, emek hareketi içinde etkin işçilerle bağlantıları vardı. ‘Gizli örgüt kurma’ ve ‘aşırı fikirlere sahip olma’ gibi suçlamalara muhatap olan gençlerin cezaevinde kasıtlı olarak kötü muameleye maruz kalmaları tepki çekti. Tutuklanan gençlerden Sun Tingting, kamuoyuna yazdığı açık mektupta, sosyal hizmet çalışanı genç bir kadın olarak uyuşturucu kaçakçılığı, hırsızlık ve türlü adi suçlardan hapse atılan yirmi beş suçlunun arasına konulduğunu; tuvalette ve üstünü değiştirirken bile kameraya kaydedildiğini; çıplak zeminde günde dört saat uyumasına izin verildiğini; doktoru görme talebiyle alay edilerek kendisine ilaç diye boş şişe verildiğini; cezaevi koşullarının kendisinde böbrek rahatsızlığı, ağır kanlı idrar ve ağır kabızlık gibi sağlık sorunlarına yol açtığını söylüyordu.[60] Hak ihlali iddiaları üzerine, aralarında çeşitli üniversitelerden akademisyenler ve öğrenciler, işçiler, basın mensupları, eski kuşak Parti kadroları ve Li Minqi, Kong Qingdong, Kuang Xinnian, Ütopya (乌有之乡 wuyouzhixiang) dergisinden Fan Jinggang gibi Çin solunun önde gelen isimlerinin de bulunduğu yüzlerce kişinin katılımıyla, davanın hukuka uygun yürütülmesini talep eden bir imza kampanyası düzenlendi.
Ancak asıl vurucu darbe, 2018’deki ‘Jasic Olayı’ (佳士事件 Jiashi shijian) ile gelecekti. Bu olayın fitilini ateşleyen, Shenzhen’da kaynak makineleri üreten Jasic Teknoloji Şirketi’ne ait fabrikada çalışan bir grup işçinin, kötü çalışma koşullarına ve yönetimin baskılarına karşı işyerlerinde özerk bir sendika kurma girişimleri oldu. Şirket yönetiminin, yerel yönetim birimlerinin ve polisin baskısıyla karşılaşan işçiler, işten çıkarılmaları üstüne direniş kararı aldılar. İşçilerin eylem videoları, katı sansüre rağmen sosyal medyada yayıldı ve geniş kesimlerin dikkatini çekti. Bunun üzerine polis, şirket önünde hakkını arayan işçilere, ailelerine ve destekçilerine saldırarak otuz kişiyi sert bir müdahaleyle gözaltına aldı. Fakat bu müdahale, işlerin iyice kızışmasına sebep oldu. Geçmişte Tonggang’daki özelleştirme karşıtı mücadelenin işçi önderi olan Wu Jingtang, Mao’nun “baskının olduğu yerde direniş de vardır” sözüne atıfla “Jasic işçileriyle birlik olarak burjuvazinin kibrini alt etmek” için kamuoyuna çağrı yaptı.[61] Wu’nun çağrısına, eski kuşak eylemci işçilerden Mao dönemi Parti kadrolarına, Ütopya ve Mao Bayrağı (毛泽东旗帜网 Mao Zedong qizhi wang) gibi çeşitli yayın organlarından pek çok üniversitenin solcu öğrenci topluluklarına kadar Yeni Maoist muhalefetin neredeyse tüm unsurları olumlu yanıt verdi. Seçkin bir üniversite mezunu olmasına karşın mavi yakalı olarak çalışmayı seçen ve işçiler arasında faaliyet yürüten genç kadın eylemci Shen Mengyu öncülüğünde, çeşitli fabrikalardan işçilerin, solcu aydınların ve eski ve genç kuşak Maoistlerin katılımıyla, ‘Jasic İşçi Dayanışma Birliği’ (佳士工人声援团Jiashi gongren shengyuantuan) kuruldu. Mao posterleriyle, ‘birlikten kuvvet doğar’ yazılı tişörtlerle ve işçileri açıkça sınıf mücadelesine çağıran slogan ve marşlarla ses getiren eylemler düzenlemeye başlayan Birlik, kısa süre içinde Yeni Maoist öğrencilerin, Reformcu ÇKP’ye tavır alan eski kuşak Parti kadrolarının ve eylemci işçilerin açık politik hedeflere sahip olan bir çatı örgütü görünümü kazandı. 24 Ağustos 2018 günü polis, pek çok eyalette, Jasic direnişine destek olanlara yönelik eşzamanlı operasyonlar gerçekleştirdi. Jasic İşçi Dayanışma Birliği üyesi işçilerin ve gençlerin merkez olarak kullandığı bir daireye yapılan baskında, Enternasyonal marşı söyleyerek direnen elli civarı eylemci sert bir biçimde gözaltına alındı. Sonrası, çorap söküğü gibi geldi: üniversitelerdeki bağımsız Marksist örgütlenmeler, ÇKP’ye bağlı Çin Komünist Gençlik Birliği eliyle adeta ‘kayyım’ atanarak dağıtıldı. Birçok eylemci işçi ve gençlik önderi tutuklandı, kaçırıldı, gözaltında işkence gördü, kimliği belirsiz maskeli kişilerin tehdit ve fiziksel saldırılarına maruz kaldı. Ulusal çapta ve bazı solcu akademisyenlerin girişimleriyle uluslararası ölçekte dayanışma çağrıları yapılsa da, Jasic işçi ve eylemcileriyle dayanışmayı hedefleyen grupların etkinlik ve yayınları, devlet baskısı nedeniyle, 2019 yılında büyük ölçüde sonlandı. Dahası, süreç içinde, aslında Jasic direnişiyle ilgisi olmayan birtakım işçi STK’leri de, devlet tarafından fırsattan istifade hedef alındı.[62] 2019 yılı Temmuz sonu itibariyle, içlerinde öğrenci veya yeni mezun gençlik önderlerinin de yer aldığı en az yüz otuzu aşkın eylemci işçi ve gencin tutuklu, ev hapsinde, gözaltında yahut kayıp oldukları hesaplanıyordu.[63]İlginçtir ki, Jasic direnişini sırasında tutuklanan bazı gençlerin “itiraf videolarının” dökümleri, yetkililerin Kültür Devriminden ilham alan bir siyasi aktivizmden hâlâ saplantılı bir şekilde çekindiklerini ve solcu eylemcilerin Kültür Devrimine ilişkin “alışılmışın dışındaki” fikirlerinin siyasi soruşturmalar sırasında onları suçlamak için kullanıldığını göstermektedir.[64]
2015-2019 yılları arasında Çin’de devletin emek hareketine karşı yürüttüğü ve ‘Jasic Olayı’ ile doruk noktasına ulaşan baskı politikası sonuç vermiştir. Hareketin en radikal unsurları zorla dağıtılırken, Çin emek hareketi de görece durgun bir döneme girmiş ve en ileri gittiği anda kucaklamaya başladığı siyasal iddialarından bütünüyle sıyrılarak, tekrar ekonomik mücadele mevzilerine çekilmiş ya da itilmiştir. Yine Çin Emek Bülteni’nin ne yazık ki artık ulaşamayan çevrimiçi ‘Grev Haritası’nda sunduğu veriler, Çin’de kolektif işçi eylemlerinin, 2015-16 yıllarında zirve yaparken, özellikle 2018’den başlayarak, 2023’e dek dikkat çekici bir gerileme sürecine girdiğini ortaya koyuyordu.[65]
Diriliş?
Xi döneminde Çin emek piyasasının yaşadığı bir diğer önemli dönüşüm, tüm dünyada olduğu gibi, platform ya da gig ekonomisinin büyümesi oldu. COVID-19 pandemisi de, bu süreci hızlandırmıştır. Çin İnternet Ağı Bilgi Merkezi’nin (CNNIC) yayımladığı güncel bir rapor, 2024 Aralık ayı itibariyle Çin’de 1 milyar 100 milyonun üstünde internet kullanıcısı olduğunu; bunlardan 974 milyonunun elektronik ortamda alışveriş yaptıklarını gösteriyordu.[66] TÇSF’nin 2023 tarihli bir çalışmasına göre ise, Çin’de toplam ücretli işçilerin yaklaşık beşte biri olan 84 milyon kişi, “yeni istihdam biçimleri çalışanı” (新就业形态劳动者 xin jiuye xingtai laodongzhe) olarak tasnif edilen platform işçileriydi.[67]
Platform işleri genelde kısa süreli, esnek ve güvencesizdir. Yine de, çok sayıda Çinli işçi, kuryelik, yemek dağıtım elemanlığı, uygulama üzerinden sürücülük gibi gig işleri artık fabrikalarda çalışmaya tercih ediyor. Bunun başlıca sebeplerinden biri gelir beklentisi. Gig işlerde birim kazanç düşük ve çalışma saatleri belirsiz olsa da, bu tip işler yoğun çalışma temposunda, genelde fabrika işçiliğinden daha çok kazandırıyor. Diğer bir sebep, gig işlerin verdiği göreli ‘özgürlük’ duygusu. Platform işçileri, birden fazla platforma kayıt olabiliyor, yarı ya da tam zamanlı olarak çalışabiliyor, çalıştığı bölgeyi işini kaybetmeksizin değiştirebiliyor. Ama bu durum, platform ekonomisinin doğrudan çalışanların inisiyatifi temelinde işlediğini göstermiyor. Aksine, çoğu dijital platform, primler, hedefler ve müşteri geri dönüş mekanizmaları yardımıyla işçileri denetim altında tutuyor. Dahası, teknolojik olanaklardan da yararlanarak, işçilerin her adımını takip ediyor ve olası bir açığını yakaladığı anda para cezası başta olmak üzere çeşitli cezai yaptırımlar uyguluyor.[68] Fakat bu yıpratıcı gözetimin işçilerde yarattığı memnuniyetsizliğin ve kamuoyunda yol açtığı tepkilerin, zaman zaman şirketlere geri adım attırdığını da es geçmemek gerek. Örneğin Çin’de yemek dağıtım sektörünün iki büyük platformu, Meituan ve Ele.me, geç teslimat cezasını kaldıracaklarını açıkladılar ve geçtiğimiz yıl dağıtım elemanları için birtakım sosyal sigorta programları sunmaya başladılar. Pek çok işçi, maliyetleri nedeniyle bu programların dışında kalmayı tercih ederken; bazı işçiler ise yüklenici tarafından istihdam edildiği veya bulunduğu konum nedeniyle belirli programlara katılma hakkına sahip değil.[69]
2023, Çin emek hareketinin yeniden kıpırdanmaya başladığı bir yıl oldu. Bu süreçte iki dinamik ön plana çıktı: Bunlardan ilki, İnci Nehri Deltası ve Yangtze Nehri Deltası gibi Çin’in geleneksel üretim merkezlerindeki sanayi işçileriydi. 2023 sanayi grevleri dalgası, büyük ölçüde, COVID-19 pandemisinin bir artçı şokuydu. Pandemi, Çin’de, tüm toplumsal kesimler arasında belki de en fazla göçmen işçileri etkilemiştir. Henüz pandemi sırasında yayımlanan bir araştırmada, Çin’de 2020 Mart ayı itibariyle işini kaybeden göçmen işçilerin sayısının 70 ila 80 milyona kadar çıkabileceği tahmin ediliyordu.[70] Bu durum, ‘Sıfır COVID’ politikasının sona ermesiyle birlikte kademeli olarak toparlansa da, imalat sektöründe çalışan köylü-işçiler, bu kez pandemi sonrası konjonktürde bir dizi yeni sorunla karşı karşıya kaldılar. En dikkat çekici sorunlardan biri ‘patron firarı’ vakaları oldu. Küresel tedarik zincirinin alt basamaklarında yer alan fabrikaların bir kısmı, pandemi sonrası dönemde sipariş hacimlerinde ciddi bir artış gerçekleşmeyince, çareyi kapanmakta yahut maliyetlerini düşürmek üzere ücretlerin daha düşük olduğu yerlere taşınmakta buldular. Bazı patronlar, bunu yaparken, yasal yollardan işçi çıkararak kıdem tazminatı ödemekten kaçınmak adına işyerlerindeki makine ve araç-gereçleri gizlice götürdüler; hatta değil kıdem tazminatını, işçilerin birikmiş ücretlerini ve sigortalarını dahi ödemeksizin bizzat kaçıp gittiler. Yine işçi çıkarmak isteyen bazı patronlar, günlük sekiz saat çalışmada taban ücretlerin çok düşük ve çoğu işçinin ek mesai ücretlerine muhtaç olmasını fırsat bilerek, ek mesaileri azalttılar ya da kaldırdılar ve işçileri istifa etmeye zorladılar. İşçilerin izin sürelerini artırarak ücretlerini düşüren ve işçilerini teknik olarak ‘işten çıkarmadan’ fabrikalarını taşıyan patronlar oldu. Bütün bunlar, işçilerin ücret artışı, kıdem tazminatı ya da ek mesai talebiyle çeşitli yasadışı grev hareketleri örgütlemelerine yol açmıştır. İmalat sektöründe 2023 yılında gerçekleşen grevler sayıca fazla olsa da, bunların 2010’ların başları ve ortalarında gerçekleştirilen ve on binlerce işçiyi bir araya getiren kolektif eylemlere kıyasla çok daha dar ölçekli oldukları ve katılımcı sayısının genelde onlar ya da yüzlerle sınırlı kaldığı göz önünde bulundurulmalıdır.[71]
Diriliş belirtileri gösteren Çin emek hareketinin diğer dinamiği ise, sayısı gün geçtikçe artan platform işçileri olmuştur. Emek süreçlerinde mekânsal açıdan dağınık olan ve kalıcı ilişkiler kurmaları zorlaşan platform işçilerinin, kolektif örgütlenme ve eylem konusunda fabrika işçilerinden dezavantajlı oldukları açıktır. Yine de, örneğin Meituan yemek dağıtım işçilerinin 2023 yılı içinde Heilongjiang, Hainan, Guangdong gibi farklı eyaletlerin çeşitli kentlerinde, birbirinden kopuk da olsa protesto ve grevler örgütlemiş olmaları dikkat çekicidir. Han ve Song, Guangdong’un Shanwei kentinde gerçekleşen ve yemek dağıtım işçilerinin son yıllardaki en uzun süreli eylemlerinden biri olan Meituan grevinin, birkaç bakımdan dikkat çekici olduğunu düşünüyor. Buna göre, Shanwei grevinde, Meituan işçilerinin önemli bir bölümünün ufak bir kentin yerel sakinleri olması, örgütlenmeyi olanaklı kılmıştır. İşçiler, akrabalık ve arkadaşlık ağları üzerinden, birebir ilişkiler kurarak grevi örgütlemiş; bütün süreci devlet sansürü ve denetimi altında bulunan sosyal medya ve sohbet uygulamaları üzerinden yürütme riskinden kaçınmayı başarmışlardır. İkinci olarak, bu vaka özelinde işçiler, ilginçtir ki platformun kendi algoritmasını istismar edebilmişlerdir. Meituan uygulamasındaki performans sıralama sistemine göre grev kırıcılık yapma ihtimali olan iş arkadaşlarını tespit etmiş; aile ve arkadaşlık ilişkileri üzerinden bunları grevin saflarına kazanmaya çalışmışlardır. Üçüncüsü, işçiler arasındaki dayanışma, halen son derece kırılgandır. İşçilerin farklı haklara ve ücretlere sahip kademelere bölünmüş olması, şirketin farklı kademelerden işçilere farklı tavizler vererek “böl ve yönet” politikası uygulamasını ve grevin altını oymasını olanaklı kılmıştır.[72]
Öte yandan Han ve Song’un işaret ettiği, işçiler arasında yüz yüze ve bireysel ilişkilerin varlığı, Shanwei grevini büyük ölçüde kendine özgü kılmaktadır. Halbuki, fabrika işçileri ve diğer hizmet sektörü çalışanlarının aksine, platform işçileri genelde hısımlık ve memleketlilik gibi ilişkilerden yoksundur. Sabit bir işyerleri veya ortak bir fiziksel alanları yoktur. Bu durum, platform işçilerini, bütün bu engellerin üstesinden gelerek kolektif eylem örgütlemek için Weixin gibi çevrimiçi uygulamalara muhtaç bırakmaktadır. Birbirini tanımayan yüzlerce işçinin bir araya geldiği gruplarda, güven eksikliğinin ortaya çıkması kaçınılmazdır. Üstelik, çevrimiçi haberleşme kanalları üzerindeki sıkı devlet denetimi ve sansür de, bu güvensizliği pekiştirmektedir. Kişisel bağların olmaması ve karşılıklı güvensizlik, kolektif eyleme katılma potansiyelini de ister istemez baltalamaktadır.[73]
Bu tespit, elbette, Çin’in sanayi işçileri ile platform işçileri arasında bazı ortak özellikler de bulunduğunun inkârı anlamına gelmiyor. Her şeyden önce, her iki kesim de, kayıt dışılaşmadan, yoğun piyasa rekabetinden, düşük ücretlere rağmen yüksek iş yükünden ve iş güvenliği sorunlarından mustariptir. Her iki sektörde de işçi direnişleri, genelde tek bir işvereni hedef almaktadır ve “savunmacı” niteliktedir. Örgütlenmeler geçici, hedefler ise apolitiktir. Liu ve Friedman’ın altını çizdikleri gibi, “söz konusu ortak özellikler, siyasallaşmış, kalıcı işçi örgütlenme biçimlerine son derece düşmanca yaklaşan daha geniş siyasal ortamın bir sonucudur.”[74]
Geçmişe ve Geleceğe Bakmak
‘Sınıf’ ve ‘sınıf mücadelesi’ kavramları, sosyalist dönemde, Çin’in toplumsal ve siyasal yaşamının önemli bileşenleriydi. Mao, ‘sınıf mücadelesini asla aklınızdan çıkarmayın’ (千万不要忘记阶级斗争 qianwan bu yao wangji jieji douzheng) diyor; devlet destekli kitle hareketleri, sosyalist geçiş sırasında sınıf mücadelesinin sürdüğü tezi temelinde meşrulaştırılıyordu. İroniktir ki, tam da yeni bir kapitalist sınıfın sürgün verdiği ve sınıfsal kutuplaşmanın arttığı Reform döneminde ‘sınıfa’ dair her şey resmî söylemden aforoz edilmiş; Mao sonrası dönemde “sınıf mücadelesinin siyaseti” yerini “sınıf inkârının siyaseti”ne bırakmıştır.[75]
Her ne kadar ÇKP ‘sınıf’ söylemini terk etse de, Reform ve Dışa Açılma ile birlikte yeni, daha özerk ve daha kendiliğinden sınıf mücadelesi biçimleri ortaya çıktı. Bu bakımdan 1989 ayaklanması, Mao sonrası piyasalaşmanın eşitsiz ve emek karşıtı sonuçlarına karşı, geniş işçi kitlelerin de yer aldığı ilk kitlesel tepki olması nedeniyle bir dönüm noktasıydı.
1989 hareketinin bastırılması yeni bir piyasalaşma atılımını beraberinde getirdi. Bu dönemde ‘demir pirinç kâsesi’ resmen parçalandı; kentli işçi sınıfı, büyük ölçekli hak kayıpları ve kitlesel işten çıkarmalarla karşılaştı. Bu ise emek hareketinde, 1990’lı yıllardan 2000’lerin ortalarına dek süren bir yükselişi tetikledi. İşçi sınıfı hareketinin başını, bu dönemde, Mao ve erken Reform dönemlerinde kapsamlı sosyal haklardan yararlanmış, ancak piyasalaşma sonrasında bu haklarını yitirmiş kentli, kayıtlı işçiler çekiyordu. Güçlü bir kolektif hafızaya ve sınıfsal farkındalığa sahip olan bu işçiler, mücadeleleri sırasında sık sık Mao döneminin yöntem ve sloganlarına başvuruyor; yer yer kısa vadeli ekonomik hedeflerin ötesine geçen siyasal hedefler bile belirliyorlardı.
Sosyalist emek rejimini deneyimlemiş ‘eski’ işçi sınıfının sahneden çekilmesi ile yarı-proleter, güvencesiz ‘köylü-işçiler’ Çin işçi sınıfının omurgası hâline geldi. Sanayi merkezleri ile kırsal bölgeler arasında gidip gelen birinci kuşak köylü-işçiler, örgütlenmekten ve çıkarları için kolektif eylemlere girişmekten, büyük ölçüde imtina ettiler. Bu durum, yaşam tarzı ve alışkanlıkları bakımından daha kentli olan ve büyük kentlerde istikrarlı bir yaşamı arzulayan ikinci kuşaktan itibaren değişmeye başladı. Yeni kuşak köylü-işçiler küçük meta üretiminden koptukça ve kentlileştikçe, örgütlü mücadele eğilimi güçlendi. Bu durum, Çin emek hareketinde, 2010’lu yılların ortasına dek sürecek bir dinamizmi muştuladı.
2000’lerin ortalarından ve sonlarından 2010’ların ortalarına uzanan süreç dahil, Mao sonrası Çin’de hiçbir dönemde emek hareketinin, sermaye birikim modelini felce uğratacak, egemen sınıf içinde bir krize yol açacak ve alternatif bir toplum vizyonunu gündeme getirecek denli serpilip gelişmediğini kabul etmek gerekir. Bununla birlikte, hareketin seyri içinde, özerk sınıfsal örgütlenme nüvelerinin ve ufak da olsa Reform paradigmasını sorgulayan militan grupların yeni işçi sınıfı ile ilişkilenme ihtimalinin ortaya çıkması, Parti-devletin teyakkuza geçmesine yetmiştir. 2015 sonrasında, esasen polisiye tedbirlerle bastırılan emek hareketi, Çin emek piyasasında yakın dönemde yaşanan dönüşümlerin yarattığı yeni dinamiklerin de dahil olmasıyla, yeniden hafifçe kıpırdanmaya başlıyor. Yine de, bir önceki dönemde hareketi sekteye uğratan kritik müdahalelerinin, yeni işçi sınıfı hareketinin kümülatif ve kolektif bir eylem hafızası geliştirmesini şimdilik engellediğini söylemek mümkün görünüyor.
Peki, gelecek ne getirir?
Bu konuda ne söylenirse söylensin, spekülasyonun ötesine geçemez. Kesin tek bir şey vardır, o da Çin toplumunun keskin çelişkilerle malûl olduğudur. Kentleşme ve proleterleşmeyle birlikte doğurganlık oranı düşmekte, Çin nüfusu ve işgücü hızla yaşlanmaktadır. Artan yaşam maliyetlerine koşut olarak çoğu proleter ebeveynin tam zamanlı çalışmak, ek mesai yapmak, hatta birden fazla işte çalışmak zorunda kalması; ebeveynlerin genelde tek çocuk olduğu ailelerde orta yaşlı birçok kadının çocuklarının yanı sıra hem kendisinin hem de kocasının ana-babasının bakımını üstlenmesi; bütün bunlara bağlı olarak aile içi gerilimlerin ve boşanma oranlarının artması, Çin’in karşı karşıya kaldığı “toplumsal yeniden üretim krizini” şiddetlendirmekte; bu durum emek-gücünün yeniden üretimini olduğu kadar bir bütün olarak kapitalist toplumun yeniden üretimini de krize sokmaktadır.[76] Genç işsizlik oranı, çok sayıda üniversite mezunu yeterlilik ve eğitimine uygun bir iş bulma umudunu yitirdiği için mavi yakalı veya gig işlerde çalışmaya başlasa da, bir hayli yüksek.[77] Artık yasal değil gerçi, fakat zaman zaman aşırı yorgunluk yüzünden ölümlere yol açan ‘996’ (sabah 9-akşam 9-haftada 6 gün) çalışma modeli, fiili olarak halen yaygın. Emek piyasasının sunduğu koşullardan duyulan rahatsızlık ve emek sürecine yabancılaşma, geçtiğimiz yıllarda gençler arasında ortaya çıkan, aşırı çalışmayı reddederek yaşamda maddî beklentileri sınırlamayı salık veren ‘düz yatma’ (躺平 tang ping) akımı gibi pasif direniş eylemlerini gündeme getiriyor.
Çin toplumu, yaygın kanının aksine, son derece canlı ve hareketli bir toplum olagelmiştir. 2000’li ve 2010’lu yıllarda kitlesel kolektif eylemler örgütleyen işçiler kuşağı buharlaşıp uçmadı. Bu insanlar, dağılsa da, geri çekilse de, yılgınlık yaşasa da, hâlâ yaşıyor ve pek çoğu çalışıyor. Sermayenin ve devletin direnci ve baskıları, sınıfın kolektif hafıza oluşumunu, önderlik becerilerini geliştirmesini ve örgütsel deneyim kazanmasını bir süreliğine kesintiye uğratmış olabilir. Ancak Çin’e özgü kapitalizmin çelişkileri, Çin emek hareketinin yeni sıçramalar yapma potansiyelini de kaçınılmaz olarak içinde barındırıyor.
[1] Çin’de heterojen bir toplama işaret eden “Yeni Sol”/“Yeni Maoist” kavramlarının hangi tarihsel/toplumsal koşullarda ortaya çıktığı ve ne anlama geldiği konusunda bkz. Onurcan Ülker ve Ceren Ergenç, “Mao Sonrası Çin’de Mao Nostaljisi ve ‘Yeni Maoizm’: Maymun Mao, Kaplan Mao’ya Karşı,” Ayrıntı Dergi, 45 (Bahar 2024), 70-79 (ss. 73-74).
[2] Tong Yi 童伊, “Günümüzde Emek Hâlâ Yüce midir?” [今天,劳动还光荣吗?], Kızıl Şarkı Topluluğu İnternet Sitesi 红歌会网, 2 Mayıs 2022, https://www.szhgh.com/Article/opinion/zatan/2022-05-01/300390.html [Son erişim tarihi: 23 Kasım 2025].
[3] Joel Andreas, Haklarını Yitirenler: Çin’de Endüstriyel Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, çev. O. Ülker, İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2021.
[4] “Çin Halk Cumhuriyeti Anayasası” [中华人民共和国宪法], Komünist Parti Üye Portalı [共产党员网], 22 Mart 2018, https://news.12371.cn/2018/03/22/ARTI1521673331685307.shtml [Son erişim tarihi: 21 Aralık 2025].
[5] Chunlin Zhang, “The Size and Sectorial Distribution of State-Owned Enterprises: Towards a Global View of the Landscape,” 22 Ocak 2023, https://ssrn.com/abstract=4334043 [Son erişim tarihi: 21 Aralık 2025].
[6] Anaakım yazında genelde çılgın bir diktatörün idaresi altında tek sesli bir toplum olarak tasvir edilen Maoist Çin’in canlı siyasal yaşamı hakkında bkz. Fred Engst, Mao Döneminde Çin’de Sınıf Mücadelesi, çev. O. Ülker, İstanbul: Patika Kitap, 2020.
[7] Sosyalist geçiş toplumundaki çelişkileri çözmeye yönelik bir “değişim stratejisi” olarak Maoist Çin’deki kitle hareketlerini değerlendiren bir yazı için bkz. Pao-yu Ching ve Deng-yuan Hsu, “Kitle Hareketleri: Mao’nun Değişime Yönelik Sosyalist Stratejisi,” çev. T. Akarsu, Patika Kitap Blog, 21 Ekim 2025, https://www.patikakitap.com.tr/kitle-hareketleri-maonun-degisime-yonelik-sosyalist-stratejisi1/ [Son erişim tarihi: 31 Aralık 2025].
[8] Öte yandan Wu, söz konusu kitle hareketleri sırasında “sınıf” ve “sınıf mücadelesi” terimlerinin, sonunda “anlamsız” hâle gelecek kadar vulgarize edilebildiğine işaret etmektedir. Bkz. Wu Yiching, The Cultural Revolution at the Margins: Chinese Socialism in Crisis, Cambridge ve Londra: Harvard University Press, 2014, s. 235.
[9] Çin’de Mao dönemi ve Mao sonrası döneme yönelik genel bir karşılaştırma için bkz. Pao-yu Ching, Zaferden Yenilgiye: Çin’in Sosyalist Yolu ve Kapitalizme Geri Dönüşü, çev. O. Ülker, İstanbul: Patika Kitap: 2019.
[10] Deng Xiaoping, “İtalyan Gazeteci Oriana Fallaci’nin Sorularına Yanıtlar” [答意大利记者奥琳埃娜·法拉奇问], içinde, Deng Xiaoping’in Seçme Yapıtları, c. 2 [《邓小平文选》第二卷] (ss. 344-353), Pekin: Halk Yayınevi, 1994 [1980, Ağustos 21-23], ss. 344-347.
[11] ÇKP Merkez Komitesi, “Ülkenin Kuruluşundan Beri Partinin Birtakım Tarihsel Sorunlarına İlişkin Karar” [关于建国以来党的若干历史问题的决议], 27 Haziran 1981, https://www.gov.cn/test/2008-06/23/content_1024934.htm [Son erişim tarihi: 1 Ocak 2026].
[12] ÇKP Merkez Komitesi, “Başkan Mao’nun Önemli Talimatları (Ekim 1975-Ocak 1976),” çev. O. Ülker, 1976, https://dogukizildir.wordpress.com/2022/09/09/1976dan-dikkat-cekici-bir-belge-baskan-maonun-onemli-talimatlari/ [Son erişim tarihi: 1 Ocak 2026].
[13] Çin kırsalında dekolektivizasyon politikasının uygulanışı ve sonuçları hakkında kapsamlı bir inceleme için bkz. Zhun Xu, Komünden Kapitalizme: Çin Kırsalında Kolektif Üretimin Tasfiyesi, çev. E. Boz, İstanbul: Ceylan Yayınları, 2023.
[14] Wang Hui, The End of the Revolution: China and the Limits of Modernity, Londra ve New York: Verso, 2009, s. 33.
[15] Lin Chun, “Against Privatization in China: A Historical and Empirical Argument,” Journal of Chinese Political Science, 13 (1), 2008, 1-27 (ss. 4-5).
[16] Cangzhou zixi 沧州子系, “Demir Pirinç Kâsesini Yeniden Düşünmek” [关于“铁饭碗”的反思], Ütopya İnternet Dergisi [乌有之乡网刊], 12 Nisan 2011, https://www.wyzxwk.com/Article/zatan/2011/04/218175.html [Son erişim tarihi: 2 Ocak 2026].
[17] Joel Andreas, “Changing Colours in China,” New Left Review, 54, Kasım-Aralık 2008, 123-142 (ss. 129-130).
[18] Hao Qi, “Labor Share Question in China,” Monthly Review, 65 (8), 2014, https://monthlyreview.org/articles/labor-share-question-china/ [Son erişim tarihi: 2 Ocak 2026].; Martin Hart-Landsberg ve Paul Burkett, Çin ve Sosyalizm, çev. E. Balıkçı, İstanbul: Kalkedon Yayınları, 2006, s. 94.
[19] Ching Kwan Lee, “Pathways of Labor Activism,” içinde E.J. Perry ve M. Selden (der.), Chinese Society: Change, Conflict and Resistance, 3. Basım, New York: Routledge, 2010. s. 61.
[20] Phil A. Neel, “Counting Riots,” Ultra, 22 Mayıs 2014, http://www.ultra-com.org/project/counting-riots [Son erişim tarihi: 2 Ocak 2026].
[21] Ching Kwan Lee, Against the Law: Labor Protests in China’s Rustbelt and Sunbelt, Berkeley, Los Angeles ve Londra: University of California, 2007, s. 5.
[22] Andreas, Haklarını Yitirenler, 2021, s. 211.
[23] Hao Qi, “Tonggang’da Bölüşüm ve Toplumsal Dönüşüm: Sosyalizmde, ‘Reform’ Döneminde ve Günümüzde Çin’in İşçileri,” içinde Sosyalist Çin’i Hatırlamak, 1949-1976 (ss. 103-119), çev. O. Ülker, İstanbul: Patika Kitap, 2018.
[24] Elizabeth Perry, Anyuan: Mining China’s Revolutionary Tradition, Berkeley, New York ve Londra: University of California Press, 2012, ss. 277-278.
[25] Robert Weil, “Conditions of Working Classes in China,” Monthly Review, 58 (2), 2006, https://monthlyreview.org/articles/conditions-of-the-working-classes-in-china/ [Son erişim tarihi: 2 Ocak 2026].
[26] Hu Jintao 胡锦涛, “Hu Jintao’nun ÇKP 17. Ulusal Kongre Raporu” [胡锦涛在党的十七大上的报告], Komünist Parti Üye Portalı [共产党员网], 15 Ekim 2007, https://fuwu.12371.cn/2012/06/11/ARTI1339412115437623.shtml [Son erişim tarihi: 3 Ocak 2026].
[27] Andreas, “Changing Colours,” 2008, ss. 137-138.
[28] Bu dönemde gelişen işçi sınıfı hareketi ve dinamikleri hakkında özet bir aktarım için bkz. Pekin Üniversitesi Marksizm Topluluğu 北大马会, Halk Cumhuriyeti Tarihi: Devrimin ve Geri Dönüşün Tarihi ve Mantığı [共和国的历程:革命与复辟的历史与逻辑], Basım yeri yok: Yayımcısız, 2017, ss. 215-216.
[29] Ulusal İstatistik Bürosu 国家统计局, 2024 Yılı Köylü-İşçiler İzleme Anketi Raporu [2024年农民工监测调查报告], 30 Nisan 2025, https://www.stats.gov.cn/sj/zxfb/202504/t20250430_1959523.html [Son erişim tarihi: 3 Ocak 2026].
[30] Dünya Bankası, Labor Force, Total – China, https://data.worldbank.org/indicator/SL.TLF.TOTL.IN?locations=CN [Son erişim tarihi: 3 Ocak 2026].
[31] Karl Marx, Kapital (Birinci Cilt), Çev. A. Bilgi, Ankara: Sol Yayınları, 2004, s. 602.
[32] Anita Chan, “A ‘Race to the Bottom’: Globalisation and China’s Labour Standards,” China Perspectives, 46, Mart-Nisan 2003, 1-13 (ss. 7-8).
[33] Mobo Gao, “Whither Rural China? A Case Study of Gao Village,” The China Quarterly, 229, Mart 2017, 23-43.
[34] Ulusal İstatistik Bürosu, 2024 Yılı Köylü-İşçiler…, 2025.
[35] Zhang Yinghua, Improving Social Protection for Internal Migrant Workers in China, Pekin: ILO, 2019, s. 8.
[36] ILO, Global Wage Report 2024-2025: Is Wage Inequality Decreasing Globally?, Cenevre: International Labour Office, 2024, ss. 17-18.
[37] Qi, “Tonggang’da Bölüşüm…,” 2018, ss. 116-117.
[38] Jean-Louis Rocca, Çin’in Sosyolojisi, çev. A. N. Kocasu, İstanbul: İletişim Yayınları, ss. 74-75.
[39] 2024 itibariyle, Çin’de bütün göçmen işçilerin %70’e yakını 50 yaşın, %45’e yakını ise 40 yaşın altında bulunuyordu. Bkz. Ulusal İstatistik Bürosu, 2024 Yılı Köylü-İşçiler…, 2025.
[40] Tsinghua Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Proje Araştırma Ekibi 清华大学社会学系课题组, “Açmaz ve Hareket: Yeni Kuşak Köylü-İşçiler ile ‘Köylü-İşçi Üretim Sistemi’ Arasındaki Çatışma” [困境与行动:新生代农民工与“农民生产体制”的碰撞], Tsinghua Sosyolojik İncelemeler Dergisi 清华社会学评论, 6, 2013, 46-131 (ss. 60-89).
[41] Pun Ngai ve Lu Huilin, “Unfinished Proletarianization: Self, Anger, and Class Action among the Second Generation of Peasant-Workers in Present-Day China,” Modern China, 36 (5), 2010, 1-27 (ss. 5, 21-22).
[42] Liu Aiyu, Fu Wei ve Zhuang Jiachi, “Yapısal Güç ve Yeni Kuşak İşçi Eylemlerinde Örgütsel Eğilimler” (结构性力量与新生代工人抗争的组织化趋向), Çin İnsan Kaynakları Geliştirme Dergisi 中国人力资源开发, 23, 2014, 105-112.
[43] Parry P. Leung, Labor Activists and the New Working Class in China: Strike Leaders’ Struggles, New York: Palgrave Macmillan, 2015, ss. 159-160.
[44] Chris King-Chi Chan ve Pun Ngai, “Making of a New Working Class? A Study of Collective Actions of Migrant Workers in South China,” The China Quarterly, 198, Haziran 2009, 287-303.
[45] Qin Ling, “1990’lardan Bu Yana Çin’in Kıyı Bölgesindeki Özel İşletmelerde Çalışan İşçilerin Yaşamlarını Devam Ettirmeleri ve Toplu Mücadeleleri,” içinde Hao Ren (der.), Grevdeki Çin: İşçiler Anlatıyor (ss. 19-46), çev. A. Avaroğlu, İstanbul: Vivo Yayınevi, ss. 34-46.
[46] Çin Emek Bülteni, “Strike Map”, http://maps.clb.org.hk/strikes/en [Son erişim tarihi: 28 Mart 2024].
[47] Bei Qin, David Strömberg ve Yanhui Wu, “Social Media and Collective Action in China,” Econometrica, 92 (6), Kasım 2024, 1993-2026 (s. 2023).
[48] Chris King-chi Chan ve Elaine Sio-ieng Hui, “Bringing Class Struggles Back: A Marxian Analysis of the State and Class Relations in China,” Globalizations, 14, 2016, 1-13.
[49] Wang Jianhua ve Meng Quan, “Patterns of Collective Resistance among the New Generation of Chinese Migrant Workers: from the Politics of Production to the Politics of Life,” içinde J. Andreas (der.), Factory Politics in the People’s Republic of China (ss. 165-186), çev. M. A. Hale , Leiden ve Boston: Brill, 2020.
[50] Elaine Sio-ieng Hui ve Chris King-chi Chan, “Beyond the Union-Centred Approach: A Critical Evaluation of Recent Trade Union Elections in China,” British Journal of Industrial Relations, 53 (3), Eylül 2015, 601-627.
[51] Jenny Chan, “State and Labor in China, 1978-2018,” Journal of Labor and Society, 2019, 1-15 (ss. 9-10).
[52] Duan Yi, “İşçi Hareketi Odaklı Emekçi STK’lerinin Önündeki Fırsatlar ve Karşılaştığı Güçlükler” [工运型劳工NGO的前景与挑战], Kızıl Çin İnternet Sitesi [红色中国网], 20 Mayıs 2015, https://www.redchinacn.net/portal.php?mod=view&aid=26543 [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[53] Elaine Sio-ieng Hui, “Movement-oriented Labor Organizations in an Authoritarian Regime: The Case of China,” Human Relations, 75 (7), 1-29 (ss. 3-4).
[54] Geoffrey Crothall, “China’s Labour Movement in Transition,” Made in China, 3 (2), Nisan-Haziran 2018, 28-35.
[55] Ricardo Antunes, “The New Service Proletariat,” Monthly Review, 69 (11), Nisan 2018, https://monthlyreview.org/2018/04/01/the-new-service-proletariat/ [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[56] Worker Empowerment, 2017 Yılı Hizmet Sektörü İşçileri Çalışma Koşulları Hakkında Anket Raporu Derlemesi [2017年服务业工人劳动状况调查报告集], Ağustos 2017, Hong Kong: Laodongli.
[57] Yuezhi Zhao, “The Struggle for Socialism in China: The Bo Xilai Saga and Beyond,” Monthly Review, 64 (5), Ekim 2012, https://monthlyreview.org/articles/the-struggle-for-socialism-in-china/ [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[58] Örneğin bkz. ÇKP Merkez Komitesi, “ÇKP Merkez Komitesi’nin Parti’nin Yüz Yıllık Mücadelesinin Büyük Kazanımları ve Tarihsel Derslerine İlişkin Kararı” [中共中央关于党的百年奋斗重大成就和历史经验的决议], Komünist Parti Üye Portalı [共产党员网], 11 Kasım 2021, https://www.12371.cn/2021/11/16/ARTI1637053281483114.shtml [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
Xi yönetimi, bu önemli belgede Kültür Devrimini, tıpkı kendisinden önceki Reformcu önderlikler gibi “on yıllık iç kargaşa” (十年内乱shi nian neiluan) dönemi olarak mahkûm ediyor.
[59] Chloé Froissart ve Ivan Franceschini, “Labour NGOs under Assault,” içinde I. Franceschini ve C. Sorace (der.), Proletarian China: A Century of Chinese Labour (ss. 685-691), Londra ve New York: Verso, 2022.
[60] Sun Tingting, “Ben Sun Tingting, Sesimi Duyurmak İstiyorum!” [我是孙婷婷,我要站出来!], Kızıl Çin İnternet Sitesi [红色中国网], 16 Ocak 2018, https://redchinacn.net/portal.php?mod=view&aid=34226 [Son erişim tarihi: 10 Ocak 2026].
[61] Wu Jingtang, “İşçi Sınıfının Uyanışı ve Başkan Mao İçin! Shenzhen, Pingshan’a Akın Ekin!” [奔赴深圳坪山!为了工人阶级的觉醒,为了毛主席!], 29 Temmuz 2018, https://redchinacn.net/portal.php?mod=view&aid=36235 [Son erişim tarihi: 10 Ocak 2026].
[62] Jasic Olayı hakkında İngilizce iki kapsamlı akademik yayın için bkz. Jenny Chan, “ A precarious worker-student alliance in Xi’s China,” The China Review, 20 (1), 2020, 165-190.; Manfred Elfstrom, “The Jasic Struggle,” içinde I. Franceschini ve C. Sorace (der.), Proletarian China: A Century of Chinese Labour (ss. 693-700), Londra ve New York: Verso, 2022.
[63] Çinli İşçi Eylemcileri için Endişe Duyanlar Topluluğu 中国工运人士关注组, Mahkemeye Çağrılan, Tutuklu ve Kayıp Kişiler İsim Listesi [被传唤、抓捕及失踪人士名单], 27 Temmuz 2019, https://laoquan18.github.io/namelist_zh/ [Son erişim tarihi: 10 Ocak 2026].
[64] Jasic İşçi Dayanışma Birliği 佳士工人声援团, İtiraf Videosu Dökümleri [认罪视频文字整理], 2 Mart 2019, https://jiashigrsyt1.github.io/rzspnew/ [Son erişim tarihi: 10 Ocak 2026].
[65] Çin Emek Bülteni, “Strike Map.”
[66] Çin İnternet Ağı Bilgi Merkezi (CNNIC), The 55th Statistical Report on China’s Internet Development, Ocak 2025.
https://www.cnnic.com.cn/IDR/ReportDownloads/202505/P020250514564119130448.pdf [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[67] “Yurt Genelinde Yeni İstihdam Biçimlerinde Çalışanların Sayısı 84 Milyona Ulaştı” [全国新就业形态劳动者达8400万人], Halkın Günlüğü 人民日报, 27 Mart 2023, https://www.news.cn/politics/2023-03/27/c_1129466522.htm [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[68] Jenny Chan, “Hunger for Profit: How Food Delivery Platforms Manage Couriers in China,” Sociologias, 23 (57), Mayıs-Ağustos 2021, 58-82.
[69] Yoko Kubota, “14-Hour Shifts and $1 a Delivery—but China’s Army of Gig Workers Keeps Growing,” The Wall Street Journal, 20 Aralık 2025, https://archive.is/xTU7z [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[70] Lei Che , Haifeng Du ve Kam Wing Chan, “Unequal Pain: A Sketch of the Impact of the Covid-19 Pandemic on Migrants’ Employment in China,” Eurasian Geography and Economics, 61 (4-5), 2020, 448-463.
[71] Simon Han ve Jessica Song, “Çin’de Grevlerin Geri Dönüşü,” çev. O. Ülker, Praksis Güncel, 9 Ocak 2025, https://praksisguncel.org/cinde-grevlerin-geri-donusu/ [Son erişim tarihi: 4 Ocak 2026].
[72] Simon Han ve Jessica Song, “Çin’de Grevlerin…,” 2025.
[73] Chloé Froissart ve Ke Huang, “Recreating a Social Media-Based Network Society: the Resistance of Chinese Couriers and the Regulation of Platform Capitalism,” Le Mouvement Social, 285 (4), 2023, 161-178 (ss. 158-159).
[74] Chuxuan Liu ve Eli Friedman, “Resistance under the Radar: Organization of Work and Collective Action in China’s Food Delivery Industry,” The China Journal, 86, Temmuz 2021, 68-89 (s. 88).
[75] Lin Chun, “The Language of Class in China,” içinde L. Panitch ve G. Albo (der.), Socialist Register 2015: Transforming Classes(ss. 24-53), Londra: The Merlin Press, 2014, ss. 32-33.
[76] Ralf Ruckus, “China’s Other Crisis,” Spectre Journal, 11 Kasım 2025, https://spectrejournal.com/chinas-other-crisis/ [Son erişim tarihi: 6 Ocak 2026].
[77] Xinyi Wu, “China’s Jobless Rate for Young People Eases to 16.9% as Graduates Settle for Less,” SCMP, 18 Aralık 2025, https://archive.is/bPkpg [Son erişim tarihi: 7 Ocak 2026].