Soykırıma varan savaşta Küba destanı

Küba'nın sosyalizm yolcuğunda önemli köşe taşlarından biri olan Moncada Kışlası Baskını'nın 67. yıl dönümünde, Küba Dostluk Derneği'nden Hakan Bulut ve Esin Saracoğlu'nun kaleminden ülkeye yönelik halen uygulanmakta olan "abluka"nın geçmişine bakıyoruz.

26 Temmuz 1959, “Fidel’i Destekliyoruz” pankartıyla Havana sokaklarından bir görüntü. Kaynak: Lee Locwood, cubadebate.cu

26 Temmuz 1953. Batista Rejiminin stratejik noktalarından Moncada Kışlası’na Fidel ve arkadaşlarından oluşan 135 kişilik devrimci bir grup tarafından baskın düzenleniyor. Baskın, başarısızlıkla sonuçlanıyor. Fakat, 1 Ocak 1959’da zaferini bütün dünyaya duyuracak Küba Devrimci Güçleri, kurulacak yeni ülkenin ilk tohumlarını ekiyor. “Tarih beni aklayacaktır!” diyerek sonlandırdığı savunmasının ardından, Fidel Castro’nun 1955’e kadar sürecek olan hapis süreci başlıyor. 26 Temmuz’da tohumları serpilen ve günümüze kadar uzanan bu mücadele daha adil, daha eşit, sömürüsüz bir Küba inşa etmek için savaşıyor ve tarih, Küba’nın mücadelesini aklamaya devam ediyor.

Hakan Bulut ve Esin Saracoğlu’nun textum için kaleme aldığı bu yazı, verilen mücadelenin oldukça zorlu geçtiği cephelerden biri olan Küba ablukasının tarihselliğini konu ediniyor. Ayrıca, yazının ilerleyen kısımlarında “daha eşit, daha özgür bir dünya” ideasının yansıması olan pandemi sürecine yönelik politikaların, bu abluka altında nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor. Yazının ambargonun maddi zeminini anlamaya dair önemli bir katkı sunduğu düşünülerek ilginize sunulmuştur.


 “ABLUKA”: Soykırıma varan savaşta Küba destanı

Hakan Bulut* ve Esin Saracoglu**

 Küba Devrimi’nin tarihi 1959 yılı veya hemen öncesinden başlatılamaz. Bu tarih, yazılırken ABD’nin hemen burnunun dibinde yazılmış bir tarih değil, Kübalıların eşitlik ve özgürlük mücadelesinde çok büyük kayıplar verilerek yazıldı. Bu tarihin Küba halkının 1959’da taçlanan zaferinden sonraki kısmı ise ayrıca üzerine değinmeyi gerektiren, bugün bile devam eden, “tarihin en uzun süren soykırımı” olarak kabul edilen bir niteliğe sahip.

Bu süreci Kübalılar “abluka” olarak adlandırıyorlar. Abluka olarak adlandırmalarının sebebi ABD’nin İspanyol sömürgecilere karşı Kübalı yurtseverlerin kazanmakta olduğu zaferi çalarak başlattığı sürecin 1959’dan sonraki kısmından bugüne kadar yaşananlar, yaşanmakta olanlar.

Küba’ya karşı 60 yıldır aralıksız biçimde devam ettirdiği abluka sürecinde ABD’nin başvurduğu araçlar ekonomik ablukadan yalana dayalı bir propaganda/medya savaşına, sabotajlardan askeri işgal denemelerine, casusluktan devlet terörüne geniş bir yelpazeye yayılıyor. Geçmişin savaş deneyimlerinden ama özellikle ikinci dünya savaşından devşirilen yöntemler hiçbir meşru zemini olmaksızın ABD tarafından uygulanıyor. BM Genel Kurulu’nda “soykırım” olarak nitelenen bu süreci sadece bir “ambargo” olarak tanımlamak ciddi bir eksiklik olacağı için Küba halkı bu saldırıları abluka olarak tanımlıyor.

Fidel’in Domuzlar Körfezi’nde verilen mücadeleyi komuta ederken bir görüntüsü. Kaynak: Granma Resmi Gazetesi (AP)

Domuzlar Körfezi (Playa Girón) ile Başlayan Küba Devrimine Karşı Hızlı İmha Politikası

İlan edilmeksizin yürütülen bu kirli savaş Kübalı devrimciler henüz zafere ulaşmadan başladı. ABD kendi eyaleti gibi gördüğü Küba’da Fidel ve arkadaşlarının yükselen mücadelesine tahammül edemezdi. Batista’ya para ve silah başta olmak üzere her türlü destek sunuldu. Bu dönemde Küba Silahlı Kuvvetlerine 16 milyon ABD Doları değerinde askeri malzeme ve silah sağlandı ve yüzlerce Batista subayı ABD yetkilileri tarafından eğitildi. [1] Batista’nın yenilgiye uğrayacağı anlaşıldığında iktidarı devredeceği bir cunta organize edilmesi kararlaştırıldı. Devrimin zafere ulaşmasına günler kala, Aralık ayında, Eisenhower CIA yöneticisi Allen Dulles’a “asileri” yenilgiye uğratmak için düzenlenecek gizli operasyonların Ulusal Güvenlik Konseyi’ne sunulmaksızın gerçekleştirilmesini istiyordu. [2]

 ABD ilk yenilgisini Küba devriminin zafere ulaşmasıyla yaşadı. Verdiği tepki karşı devrimcilere büyük bir hoş geldin partisi düzenlemek oldu. Fidel Havana’ya girmeden önce, devlet hazinesini yağmalayıp ABD bankalarına 424 milyon ABD Dolarını aktarmışlardı bile.[3] Devrimin göğüslemek zorunda kaldığı ağır bir darbeydi bu. Küba ekonomisinin kendisine mutlak bağımlılığı nedeniyle ABD, Kübalıları tehdit ederek yola getireceğini umdu.

Küba Ulusal Bankası’nın Küba’nın para birimini istikrara kavuşturmak için ABD’ye yaptığı kredi talebine karşılık ABD başkanı, Küba’da rejim “istikrara kavuşmadan” Küba’nın para birimini istikrara kavuşturmanın herhangi bir yolu olmadığı yanıtını verdi. ABD pazarında uygulanan kota sistemi dahilinde Küba’nın şeker kotasının kesilebileceğine ve diğer ekonomik önlemlere başvurulabileceğine ilişkin tehditler 1959 Ocak’ında dillendirilmeye başlanmıştı. [4]

ABD ikinci büyük yenilgisini Küba’da Tarım Reformu Kanunu’nun kabul edilmesiyle aldı. Büyük toprak sahiplerinin elindeki toprakların kamulaştırılmasını sağlayan Kanun, Küba’nın gücü dahilindeki miktarlarda ve vadelerde tazminatlar verilmesini de öngörüyordu. Ancak ABD ısrarla tazminatların derhal ve eksiksiz biçimde ödenmesini istiyordu ki bu istek açıkça Küba’dan imkansızı istemek anlamına geliyordu.

ABD’nin kamuoyu önünde yaptığı bu çıkışa eşlik eden iç tartışmalarında Küba’daki sosyalist iktidarı yerinden etmek için izlenecek yöntemler üç başlıkta toplanıyordu: açık ekonomik önlemler, sabotajlar ve karşı devrimci bir timin yaratılması.

Şeker kotasının öncelikle azaltılması ve ardından kesilmesinin Küba’da işsizlik ve açlığa, Fidel’in halkın desteğini kaybetmesine yol açacağı vurgulanıyordu. Açıkça ekonomik bir savaşa ve soykırımcı bir tavra işaret eden bu tutuma şeker kamışı tarlalarına ve mevcut az sayıdaki sınai tesise düzenlenen sabotajlar eşlik ediyordu. 1959 Ekim’i ile Domuzlar Körfezi çıkartmasına kadar ABD tarafından elliyi aşkın şeker fabrikası ve şeker kamışı tarlası bombalanmıştır.[5]

Açlıkla tehdit edilen böylesi bir ülkeye yapılacak bir askeri müdahalenin başarıya ulaşacağını düşünüyorlardı. Ancak Küba halkı açlıkla terbiye olmayacağını Domuzlar Körfezi Çıkartması’nda gösterdi. Küba devriminin kaçkınlarından yaratılan işgal kuvvetlerine kucak açmadı ve ABD Küba’ya karşı üçüncü büyük yenilgisini aldı.

Domuzlar Körfezi öncesinde 17 Mart 1960 tarihinde yapılan ABD Güvenlik Konseyi toplantısı ABD’nin Küba politikası açısından bir dönüm noktasıydı. Söz konusu toplantıda iki önemli belge kabul edilmişti: “Castro’ya karşı Gizli Eylem Programı” ve “Castro Rejimine karşı Ekonomik Baskılar Programı”. Bu toplantının gündem maddeleri Küba’ya karşı yarım asırdır sürdürülen ekonomik savaşın temel unsurlarını içeriyordu: Küba’nın şekeri ve diğer ürünleri için ABD pazarının kapatılması, ABD’den Küba’ya ihraç edilen petrolün ve diğer önemli ürünlerin kesilmesi, iki ülke arasındaki ticari anlaşmaların askıya alınması, Küba’ya ABD Dolarının girişini engellemek üzere turist akışının sınırlandırılmasıydı. Tartışma tüm bu başlıklarda ne kadar ileri gidileceğine ilişkindi. [6]

Bu “ekonomik önlemler” Domuzlar Körfezi’ne kadar giden daha geniş bir operasyonun, Küba devrimine dönük hızlı imha politikasının parçasıydı. Dolayısıyla “sonuna kadar” kararı alındı. Domuzlar Körfezi Çıkartması’na kadar geçen bir yıl içinde yukarıda sıralanan “önlemlere” yenileri eklendi. Küba’ya ABD’den gemi satışının lisansa bağlanarak yasadışı ilan edilmesi, Kanada hükümetinden Küba’ya ambargo uygulanmasının istenmesi, belirli gıdaların ve ilaçların da Küba’ya ihraç edilmesinin lisansa bağlanmasıyla yasadışı ilan edilmesi gibi uygulamalar 1961 Mart’ına kadar yerleşiklik kazandı. [7]

Ernesto Che Guevara, 8 Ağustos 1961 tarihli Latin Amerika Ekonomik ve Sosyal Konseyi’nin 5. Genel Kurulu’nda, Kennedy Planı üzerine konuşma yaparken. Kaynak: insurgente.org

Karantina politikası

Hızlı imha politikasında fiyasko yaşayan ABD bilindiği gibi Küba devrimini kabullenmek yolunu seçmedi. Kennedy döneminde 27 Nisan 1961 tarihinde Ulusal Güvenlik Konseyi’ne sunulan “Küba Planı” karantina politikasına işaret ediyordu.

Küba’ya dönük olarak Düşmanla Ticaret Yasası’nın uygulamasını öneren plan, Küba’ya yapılan gıda ve ilaç ihracatına kesinti getirilmesini ve ekonomik sabotaj eylemlerinin arttırılmasını öngörüyordu. OAS üyesi ülkelere baskı yapılarak bu ülkelerin tekil olarak ekonomik yaptırımlara gitmesi ve bu sayede bir tür kolektif karantina yaratılması amaçlanıyordu. Vurgulanan bir diğer nokta da casusluk konusuydu. Küba halkının Castro’ya dönük tutumu konusunda toplanabilecek her türlü istihbaratın toplanması öncelikli bir amaç haline gelmişti. Yaratılan karantina ile içeride halkın iktidara verdiği desteğin altı oyulacak ve olası muhalefet odakları ABD eliyle toparlanacaktı.[8]

Bu çerçeve Mongoose Operasyonu ile mantıksal sonucuna taşındı. 3 Kasım 1961’de başlatılan Mongoose Operasyonu’nun ayırt edici niteliği açık ve gizli ekonomik önlemleri, sabotajları, askeri planları, istihbarat ve propaganda planlarını bir arada içeren dört başı mamur bir kuşatma politikası olmasıydı. Uluslararası alanda Küba’nın ticaretinin engellenmesi de mantıksal ucuna taşınıyordu: abluka.

Mongoose Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen ABD icraatları, Küba hava ve deniz alanlarının ihlal edilmesi, ABD ürünlerinin üçüncü ülkeler aracılığıyla Küba’ya girişinin engellenmesi, ABD şirketlerinin üçüncü ülkelerdeki şubelerinin Küba ile ticaretinin kesilmesine dönük yaptırımların uygulanması, Küba’dan SSCB’ye giden nikelin ulaşımının baltalanması gibi son derece geniş bir yelpazeye yayılıyordu. Bu operasyon kapsamında, ABD, 14 ay içerisinde 5.780 terörist eyleme imza atmıştır ve bunların 716’sı büyük çaplı ekonomik hedeflere yöneliktir. [9]

Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından edinilen tecrübeye dayanan bu kuşatma savaşı stratejisi 1963’e gelindiğinde Küba’ya karşı “mükemmelleştirilmişti”.  İlan edilmemiş bir savaştı, ilan edilmesi durumunda gayri meşru savaş niteliği taşıyacaktı.

Sonuçta ABD’nin Küba’ya karşı yürüttüğü savaş, Soğuk Savaşın en vahşi yüzlerinden biri oldu. 80’lere gelindiğinde, Reagan Küba’ya karşı yürütülen ekonomik savaşı yoğunlaştırdı ve bu savaşa yeni bir sos ekledi: Küba’da insan haklarının ihlal edildiği propagandası. 1992’de sosyalist bloğun çözülüşünün ardından baba Bush, Toricelli Kanunu’yla Küba’ya nihai bir darbe indirmeye çalıştı. Bu kanun bildik masalı tekrarlıyor, Küba’nın değişmesi gerektiğini söylüyordu. Ablukayı bir adım daha öteye götüren kanun, Küba ile ticaret yapan ülkeleri ABD yardımlarından mahrum etmekle tehdit ediyor ve Küba’ya ticaret yapan gemilerin 180 gün boyunca ABD limanlarına yanaşmasını men ediyordu. Ayrıca ABD’den Küba’ya gönderilen ABD Dolarlarına kısıtlama getiriyordu.

1996’da Clinton döneminde kabul edilen Helms-Burton Kanunu, SSCB’nin çözülüşü sonrası birkaç ayda yıkılması beklenen ama direnmeye devam eden Küba’yı daha da fazla sıkıştırdı. Bu kanunla Küba’nın söz konusu dönem itibarıyla ihtiyaç duyduğu yabancı yatırım engellenmeye çalışıldı. Halen uygulanmakta olan bu kanun o denli saçmadır ki üçüncü ülkelerdeki tüzel kişileri cezalandırmayı içermektedir. Yasaya göre “Küba’yla ticaret yapan herhangi bir ülkeye ait olan şirkete ABD’de dava açılabilir ve şirket yönetimi ve ailesi ABD’ye girmekten men edilebilir.”  bu kural çeşitli ülkelerdeki çeşitli şirketlere gerçekten de uygulanmıştır. Uluslararası hukuka aykırı bu kanun hem Avrupa Konseyi tarafından hem de Avrupa Birliği tarafından kınanmıştır. Yasa ayrıca devrim sonrası ABD’ye kaçan karşı devrimcilerin o zamanki mallarını tanımaktadır ve örneğin Kanadalı bir şirket bu mallardan birisini satın almaya kalkarsa yasaya göre mülkiyet ihlali yapmış sayılmakta ve yaptırım görmektedir.

ABD başkanlarından Bush ise yeni bin yılın “yeni dünya düzeninde” küreselleşme, sınırların kalkması, serbestleşme vs. vs. türünden liberal propagandaların en azgınlaştığı dönemde, Küba’yı tecrit politikasını, insanların yüz yüze temasını engelleme noktasına taşıdı. Bugün hala “özgürlükler ülkesi” ABD’nin vatandaşları için Küba’ya gitmek yasaktır. ABD’de yaşayan Küba kökenliler için Küba’ya, örneğin Küba’daki ailelerine ABD Doları göndermek yasaktır. Çünkü Bush’un ilan ettiği üzere Küba da “terörist devletler” kapsamındadır.

Obama’nın değişim söylemi ve Küba ile ilgili vaatlerine dayanarak Küba’nın en basit beklentilerinden birisi ABD’den Küba’ya vize sınırlamalarını gevşetmesiydi. Ancak Kübalı sanatçıların ABD’ye girişine izin verilmesi gibi birkaç sembolik adım dışında hiçbir şey yapılmadı.

“ABLUKA. Tarihin En Uzun Soykırımı” yazılı bir afiş. Kaynak: telesur

ABD kuşatmasının Küba’ya ekonomik maliyeti

Küba devriminin zaferinden bu yana her dönem yeni boyutlar eklenerek ve şiddetlenerek devam eden ABD kuşatmasının, ablukanın Kübalılar için yaşamın her alanında devasa maliyetleri oldu. Küba tarafından yapılan hesaplamalara göre yıllar içinde değişen enflasyon oranları ve altın fiyatları da göz önünde bulundurulduğunda, ablukanın Küba’ya maliyeti 922 milyar 630 milyon doları aştı!

Kübalıların günlük hayatına şöyle bir bakmak bu kuşatmanın Küba’ya etkisinin ne denli büyük olduğunu gösteriyor. Ablukanın özellikle gıda ve ilaç konusunda yarattığı sıkıntılar bir soykırım politikasını gözler önüne seriyor.

Küba Dışişleri Bakanı Rodriguez’in açıklamasına göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın son yaptırımlarıyla beraber Nisan 2018 ile Mart 2019 tarihleri arasında Küba ekonomisinin uğradığı zarar 4,3 milyar dolar. ABD’den ilaç, cihaz ve diğer tıbbi malzeme, teknoloji ve bilimsel ve tıbbi bilgi alımını yasaklayan abluka nedeniyle tedavisi mümkün olan bazı hastalıklar Küba’da tedavi edilemiyor. Tedavisi mümkün olmayan bazı hastalıklarda hastanın acısını hafifletmeyi mümkün kılan araçlar Küba’da bu nedenle kullanılamıyor. Hasta ve yakınlarının ve aynı zamanda Kübalı sağlık çalışanlarının fiziksel ve psikolojik olarak zarar görmesine neden olan bu durumu kısa vadede aşmak için Küba, üçüncü ülkelerden veya üçüncü ülkeler kanalıyla ABD’den tıbbi malzeme almaya çalışıyor. Ancak bu söz konusu tedarikleri çok pahalı hale getiriyor ve pek çok kez hayatların yitirilmesine neden olan gecikmelere neden oluyor. Uzun vadede ise kendi üretimini genişletmeye çalışıyor.

Ablukanın etkisi hemen tüm sektörlerde yakıcı bir biçimde hissediliyor. Abluka, coğrafi yakınlık ve fiyatlar açısından daha uygun olan ve üretimi modernize edebilmek için geniş malzeme ve donanım imkânı sağlayan ABD pazarına erişimi engelliyor. Özel öğretim öğretmenlerinin eğitiminde gerekli olan 20 adet akıllı Braille daktilosu gibi spesifik ürünler de dahil herhangi bir ürünün tedarik edilmesi için bağlantı kurulan şirketlerden geri dönüş alınamıyor. ABD’li şirketler tarafından üretilen kimi medikal cihazlar abluka sebebiyle tedarik edilemediği için Küba’da kalp yetmezliği gibi kimi rahatsızlıklardan dolayı insanlar hayatlarını kaybediyor.

Abluka sadece Küba halkının değil, Küba’nın kendi imkanları ile geliştirdiği biyoteknoloji ürünlerinin ABD’ye girişi sağlanamadığı için çok sayıda ABD vatandaşının da bundan etkilendiği biliniyor. ABD bu ürünlerin satışının engellenmesi için dünya çapında girişimlerde bulunuyor.

Gıda alanında da ablukanın etkileri geniş bir alana yayılıyor. Küba SSCB’nin çözülüşü sonrası adeta kıtlık çekmiş bir ülke. Gıda konusunda bugün hala kendine yeter bir ülke olmaktan uzak. ABD insani amaçlı istisna kapsamında Küba’ya belirli düzeyde gıda ithalatına izin veriyor. Ancak ihracatçıların lisans elde etmesi sırasında işleyen sürecin zorluğu ve uzunluğu, ticaret tarafları üzerindeki seyahat engelleri, bürokratik engellemeler nedeniyle ortaya çıkan ek depolama maliyetleri süreci son derece zorlaştırıyor. Aynı zamanda bu ticaretin lisans elde edebilen Amerikalılar tarafından tek taraflı yapılabiliyor olması ve bu nedenle Küba’ya yanaşan gemilerin ulaşım maliyetlerini katlayan şekilde boş dönmesi de süreci zorlaştıran faktörlerden birisi. Küba tarafından tarım alanında ABD’den yem, gübre ve ilaç alımı da elbette mümkün olmuyor. Gıda ve tarım alanında Küba’dan diğer ülkelere yapılacak ithalatı engellemek için ABD her türlü uluslararası ticaret kuralını da çiğniyor.

Dünya üzerinde Küba’ya aktarılacak para trafiğini engellemek için ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC) düzenlemeleri ile Küba’ya Küba vatandaşlarının bile para göndermesini engellemeye çalışıyor. Bu düzenlemelere uymayan bankalara ise yüklü miktarda para cezası kesiliyor.

Öte yandan Küba sağlık alanında elektrik kesintilerinin ve tarım alanında akaryakıt eksikliğinin yarattığı ek zorluklarla baş etmek zorunda. ABD ile her türlü kültürel, bilimsel ve eğitim amaçlı etkileşimi engellenmiş durumda ve “totaliter” Küba rejiminin aksine bu etkileşimi engelleyen taraf, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dediği varsayılan ABD!

ABD savaşı sürdürmeye devam ediyor

Ağırlık noktası ve şiddeti, geride bıraktığımız yarım asır boyunca çeşitli dönemlerde şu ya da bu ölçüde değişse de, ABD tarafından inatla sürdürülen bu kuşatma savaşının her bir unsurunun bağlandığı nihai amaç başından beri aynı: Küba devrimini boğmak. Dostlardan gelen “ABD’nin burnunun dibinde…” sözcükleriyle başlayan övgülere yanıt düşmanlardan gelen “ABD istese…” sözcükleriyle başlayan değersizleştirme girişimleri bu açıdan tümüyle geçersiz. Çünkü ABD istedi. Küba devrimine başından beri histerik bir biçimde yaklaşan ABD, Küba halkının iradesini kırmayı fazlasıyla istedi. Ne var ki başarısız oldu.

Özellikle SSCB’nin çözülüşü sonrası Küba’nın yaşadığı büyük zorluklara ve en başta ABD’ye rağmen ayakta durmaya ve direnmeye devam etmesi ABD’nin Küba politikasını ABD içinde bile gayri meşrulaştırdı. Küba’nın terörist olduğunu söylemek Bush gibi bir devlet başkanının yapabileceği bir işti gerçekten, ama Bush’un yönetimsel yetersizliği kadar ABD’nin Küba konusundaki çaresizliğini de gösterdi.

Küba bugün diplomatik olarak neredeyse tüm ülkeler tarafından tanınıyor. Küba’nın BM Genel Kurulu’nun gündemine getirdiği ABD ablukasının kaldırılması tasarısı 1992 yılından bu yana Küba’nın girişimleri ile her yıl gündeme alınıyor ve oylanıyor.  Küba’ya dönük ekonomik ambargonun kaldırılması başlığında oy kullanan ülkelerin tamamına yakını Küba’dan yana taraf olsalar da kabul edilen tasarının BM Güvenlik Konseyi kararları gibi bağlayıcılığı bulunmuyor.

ABD’nin tüm çabalarına rağmen Küba, Avrupa ülkeleriyle sınırlı ölçüde, Çin’le ve Rusya’yla daha güçlü iktisadi ilişkiler geliştirdi. Geçen yüzyılın önemli bir bölümünde tecrit edildiği Latin Amerika coğrafyasında Chávez’in başkanlığında Venezuela’nın başını çektiği yeni devrimci dalga Küba’ya bir ölçüde soluk alma alanı sağladı.

Covid – 19 Sürecinde Abluka

Bir grup Kübalı doktor, Güney Afrika’ya pandemi sürecinde destek olmak için yola çıkmadan hemen önce, Havana José Martí Havalimanı’ndan uğurlanırken. Kaynak: EFE

Corona virüsünün dünyayı kasıp kavurduğu, Kübalı doktorların sağlık tugayları aracılığı ile Uzak Asya’dan Afrika’ya, hatta İtalya ve İspanya gibi salgın sebebiyle çok sayıda ölümün gerçekleştiği gelişmiş kapitalist ülkelere yardım elini uzattığı dönem, ablukanın ne kadar insanlık dışı olduğunu gösterdiği gibi ABD’nin emperyalist saldırganlığının sınırı olmadığını da gösterdi.

Küba’nın solunum cihazı almak için görüştüğü 60 firmadan ikisi Küba’ya yanıt vermişti. Ancak  anlaşma sağladığı  IMTMedical AG ve Acutronic isimli İsviçre firmalarının ABD’li Vyaire Medical Inc. tarafından satın alınmasının ardından cihazların Küba’ya teslim edilmeyeceği, bu şirketlerle Küba’nın  ticari ilişkilerin sona erdiği açıklandı. Çin’den gönderilen tanı kitlerini ve maskeleri taşıyan Kuzey Amerikalı şirket, ABD’nin baskısı ile son anda bu yardımları Küba’ya ulaştıramayacağını aktardı. Küba’nın biyoteknoloji üssü Biocubafarma,  çoğu zaman ABD yaptırımları nedeniyle tedarikçilerin cezalandırılma korkusu yüzünden ikinci, üçüncü ve hatta dördüncü bir ülkeden ithalat yapmak zorunda kalıyor. Biocubafarma tarafından satın alınan ilaç hammaddelerini satan firmalar ABD tehditleri sebebiyle sattıkları ürünleri geri isteyebiliyorlar.

Ancak bütün bu gelişmelere karşın Küba, ABD’nin hedef tahtasında duran başı dik ama küçük ve yoksul bir ülke olmaya devam ediyor. İçinden geçtiğimiz süreçte de bir kez daha anlaşıldığı üzere kendi imkanları ile orantısız bir biçimde dünya halklarının umudu olmaya devam ediyor.  Küba, tarihte başardığı eşsiz direnişi bu yeni koşullar altında da sürdürebilmek için iktisadi alandaki bağımsızlığını daha fazla güvence altına almak mecburiyetinde. Küba ekonomisinde son dönemde atılması planlanan adımlar hem emperyalist kuşatmanın yarattığı dönemsel zorunluluğun, hem de Küba halkının geçmişten taşıdığı büyük özgüven ve kararlılığın damgasını taşıyor.


[1] Andrés Zaldivar Diéguez, 2007, Blockade: The longest economic siege in history, Capitan San Luis Publishing House, Havana, s. 58.

[2] age, s. 60.

[3] age, s. 38.

[4] age, 39-40.

[5] age, s. 37.

[6] age, s. 68.

[7] age, s. 70-73.

[8] age, s. 75.

[9] age, s. 15.


*José Martí Küba Dostluk Derneği Genel Sekreteri. İletişim: buluthakan59@gmail.com

**José Martí Küba Dostluk Derneği