/

Evden çalışma, iş yeri ve iş günü üzerine

Kimdir bu evden çalışanlar ya da çalışabilenler? Bunlar iddia edildiği gibi ayrıcalıklı kimseler midir? Dahası tanımlanabilir bir bütün oluştururlar mı?

Küresel salgınla birlikte evden çalışma toplumun önemli bir kesiminin yeni çalışma biçimi haline geldi. Bu durum her ne kadar bir zorunluluk olarak tezahür etmiş olsa da kapitalist düzende çalışma ilişkisinin yeni biçimlere uyum sağlayabilme potansiyelini ortaya koymuştur. Salgın öncesi belli meslek gruplarıyla ya da belli şirketlerle ilişkilendirilen evden çalışma biçiminin kitleselleşmesi ile evin iş yeri biçiminde mekânsal örgütlenmesi ve iş gününün planlanması, yeniden tartışılması gereken konular haline gelmiştir. Bu yazı sözü edilen tartışmaya ilişkin bir fikir yürütme çabasıdır.

Bazı temel sorularla başlayalım. Kimdir bu evden çalışanlar ya da çalışabilenler? Bunlar iddia edildiği gibi ayrıcalıklı kimseler midir? Dahası tanımlanabilir bir bütün oluştururlar mı? Söz gelimi salgın döneminde evden çalışan bir ofis çalışanı, bir öğretmen, bir avukat, bir çevirmen, bir gazeteci, bir akademisyen, vb. hangi ortak kavramlarla tanımlanabilir? Sözü edilenleri orta sınıf, beyaz yaka, kafa emeği gibi kavramlar etrafında tanımlamak belli ölçüde mümkün olsa da iş tanımının ve çalışma koşullarının belirsizleştiği ve aynı meslek grubu içerisinde dahi farklılaşabildiği günümüz kapitalizminde bu tanımlama çabası yetersiz olacaktır. Üstelik salgın döneminde evden çalışanların bu saydıklarımızdan çok daha geniş bir kompozisyona sahip olduğu söylenebilir. Bu bakımdan salgın döneminde evden çalışanlara ilişkin ikna edici bir sınıflandırma yapmak pek de olanaklı görünmüyor.[1]

Sözü edilenlerin meslekleri içerisindeki pozisyonlarının ve bununla ilişkili bir biçimde sınıfsal konumlarının birbirlerinden farklılık gösterebilecek olması da ayrıcalıklı konumlarına ilişkin bütüncül bir yargıyı olanaksız kılmaktadır. Kuşkusuz salgın döneminde evde kalamayan ve yeterli sağlık tedbirlerinin dahi alınmadığı iş yerlerinde çalışmaya zorlanan[2], günlük yevmiye karşılığı çalışan ve salgın döneminde işsiz kalan[3], üretim faaliyetinin yavaşladığı ya da kesintiye uğradığı sektörlerde çalışan ve salgın döneminde işten atılan, ücretsiz izne çıkarılan ya da kısa çalışma ödeneğiyle maaşının bir kısmına el konulan milyonlarca işçiye göre ayrıcalıklı oldukları söylenebilir. Fakat bu durum, evden çalışanların ücretli işçi olan önemli bir kısmının işten atılma, maaş alamama, ücretsiz izne çıkarılma, kısa çalışma ödeneğine geçirilme gibi korkularla çalıştıkları gerçeğini değiştirmiyor. Açıkça vurgulanmalıdır ki kapitalizm tam da bu tip korkuları olmayanlar için ayrıcalıklı bir sistemdir.

O halde biz bu tip korkuları olanlara dönelim. Evden çalışan ücretli işçilerin çalışma mekanının ve iş gününün nasıl örgütlendiğine bakalım. Evden çalışmanın yaygınlaşması ile birlikte kapitalistler ve onların medya organları derhal evden çalışmanın püf noktalarını anlatmaya koyuldular. Evdeyken ev işi ile ofis işini birbirinden ayırmanın gerekliliğinden, günün nasıl planlanacağından, evde çalışırken nasıl giyinilmesi gerektiğinden, evde planlı ve disiplinli bir çalışma programının nasıl yapılabileceğinden, çalışma verimliliğini artıracak tutum ve davranışlardan fazlaca söz ettiler. Zira artık patron sizdiniz. İşyerinizi dizayn etmek, işlerinizi günün hangi saatinde yapacağınıza karar vermek sizin elinizdeydi. Üstelik profesyonelliğinizden taviz vermeden evden çalışmanın avantajlarının tadını çıkarabilecektiniz.

Bu tabloya göre işverenler, iş yerinin denetimini ve iş gününün planlanmasını evden çalışanların inisiyatifine bırakmış görünüyorlar. Evden çalışanların bir kısmı için doğruymuş gibi görünen bu ifade bazı gerçeklikleri görünmez kılmaktadır. Önce iş gününe bakalım. İş gününün evden planlanması neticesinde mesai saatleri ile bunun dışında kalan zaman arasındaki ayrım çoğu durumda ortadan kalkmakta, esnek çalışma saatleri yaygın bir biçim haline gelmekte ve iş günü kavramı anlamını yitirmektedir. Bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişme düzeyinin, evden çalışabilen işçinin (bilgisayar başında çalışabilen işçinin de denebilir) günün her saatinde çalışabilmesinin nesnel koşullarını oluşturması, kapitalist için bulunmaz bir fırsat yaratmıştır. Bu sayede salgın döneminde “zaten evden çalıştığı için rahat olduğu ve çok fazla çalışmak zorunda olmadığı” varsayılan işçinin, mesaisinin bittiğini iddia etme olasılığı ortadan kalkmaktadır. Günün hemen hemen her saatinde çalışmak için hazır (online) olmak, iş günü kavramı yok olan işçinin yeni normali haline gelir. Mesai kavramının belirsizleşmesi ya da mesai süresinin karşılığı ödenmemiş bir biçimde ihlal edilmesi, kapitalist için harcanan artık emek-zamanın miktarını kapitalistin inisiyatifine bırakır.[4] İşçi mübadele ilişkisinin (iş sözleşmesinin) bir tarafı olmakla beraber denklemin dışına itilir.

İş günü kavramının belirsizleşmesi, ev içi işler için ayrılan zamanın, yani işçinin kendisinin ve ailesinin yeniden üretimine ayırdığı zamanın da sıkışması anlamına gelir. Sözü edilen işlerin büyük ölçüde kadınların sırtına yüklendiği gerçeği göz önüne alınırsa, evden çalışan kadının iş yükünün zaman ve mekân açısından iç içe geçtiği ve bu durumun kadın için yeni bir yük haline geldiği belirtilmelidir. Salgından dolayı eş ve çocukların da bütün günü evde geçirdikleri düşünüldüğünde, ev içi işlerin yoğunluğunun kaçınılmaz bir biçimde artacağı açık bir gerçektir. Salgın sürecinde evden çalışmanın bir tür özgürlük biçiminde sunulduğu hatırlanacak olursa, çalışma hayatına dahil olarak ev işlerinden sınırlı düzeyde de olsa kurtulabildiği düşünülen kadının bu sınırlı özgürlüğü de kaybettiğini söylemek hiç de abartılı olmayacaktır.

Evden çalışan işçinin zaman açısından tek kazancı ise iş yerine gidip gelirken yolda kaybettiği zamanı tasarruf edebilecek olmasıdır. Fakat bu tasarruf işçinin, kapitalist için harcadığı artık emek-zamana etki eden bir nitelik taşımaz. İşe gidip gelirken yolda harcanan zaman iş günü içerisinde değerlendirildiği sürece bu tasarruf, işçinin kendi yaşamının devamlılığını sağlayacak olan gerekli emek-zamandan[5] bir tasarruftur. Kapitalist tarafından servis imkânı sağlandığı ya da yol ücreti ödendiği ölçüde buradaki emeğin karşılığının ödendiği söylenebilir, fakat çoğu örnekte söz konusu emeğin karşılığının ödenmediği bir gerçektir. Fakat burada harcanan zaman, iş günü içerisinde değerlendirilmediği durumda[6], bir iş yeri etrafında örgütlenmiş olan işin gerçekleşmesi için gerekli nesnel koşullardan biri olma niteliği taşır. Ve kapitalist bu nesnel koşulun sağlanmasının sorumluluğundan mümkün olduğunca kaçar. Evden çalışma biçimi kapitalisti geçici bir süre için dahi olsa bu sorumluluktan tamamen kurtarmıştır.

Evin iş yeri olarak örgütlenmesi ise öncelikle mekânın çalışmaya uygun hale getirilmesini ve yapılan işin niteliğine uygun gerekli ekipmanların sağlanmasını gerektirir. Fakat bu sorumluluk da salgın döneminde evden çalışanların sırtına yüklenmiş durumdadır. Evin çalışmak için iş sağlığı ve güvenliğine uygun koşullara sahip olup olmaması, çalışmak için gerekli ekipmanların (masa, sandalye, bilgisayar, internet, vb.) temini büyük ölçüde evden çalışanların sorumluluğu haline gelmiştir. Üstelik artan elektrik, internet kullanımı ve mutfak masrafları evden çalışanlar için yeni bir yük haline gelmiştir. Dahası bu süreçte, bazı işverenlerin işçilerin yemek parasını kestiği dahi görülmüştür. Oysaki Aziz Çelik’in bu süreçte ısrarla vurguladığı gibi Covid-19 salgını nedeniyle evden çalışmanın, İş Kanunu’nda yer alan uzaktan çalışma düzenlemesinden farklı olarak zorunlu nedenlerle ortaya çıkmış bir çalışma biçimi olduğunu, tam da bu nedenle işverenin tıpkı iş yerinde olduğu gibi evden çalışma için de gerekli ekipmanları sağlaması ve işin yarattığı ek masrafları üstlenmesi gerektiğini hatırlatmak gerekir.

Evin iş yeri olarak mekânsal örgütlenmesi, emek sürecinin gözetimi ve denetimi meselesini de yeniden düşünmeyi gerektirir. Salgın sürecinde evden çalışanların iş yerinde olduğundan farklı olarak patronun, müdürün, amirin vb. gözetimi altında olmadığı düşünülebilir. Oysaki burada patron işin kendisidir.[7] Mesai kavramının da belirsizleşmesiyle her daim yetiştirilmesi gereken işler söz konusudur. Bununla birlikte, denetiminizden mesul olan senior’ınız sizi gün boyu aramayı ihmal etmez. Dolayısıyla işin kendisi, karşısına oturduğunuz monitör ve sizi sürekli arayan senior’ınız birer denetim mekanizması olarak karşınızdadır.

Covid-19 salgını nedeniyle evden çalışmanın geçici bir durum olduğu düşünülse bile kapitalizm açısından küresel dönemde işin mekânsal örgütlenmesinin parçalara ayrılması, yeni çalışma biçimlerinin yaygınlaşmaya başlayacağının habercisidir. Wall Street Journal’da yayınlanan habere göre içlerinde Twitter’ın da olduğu pek çok şirket evden çalışmayı içeren hibrit çalışma biçimlerini daha da derinleştirmeyi, hatta bazı şirketler ofislerini kapatmayı şimdiden ön görüyor. Bu model, ofis harcamalarını çalışana yıkmanın yanında kimi işlerin işgücünün daha ucuz olduğu ülkelerde uzaktan çalışabilecek personele bırakılması ihtimalini de gündeme getiriyor. Bunun teknoloji, medya ve finans gibi sektörlerde yaygınlaşması beklenirken, İngiltere’de bazı büyük bankaların bu gibi uygulamaları yeni çalışma normu olarak benimseyeceği de açıklandı. Dolayısıyla işlerin bu biçimlerde sürdürülebilir olması, salgın sonrasında (en azından belli sektörlerde) evin iş yeri olarak örgütlenmesinin (daha az masraflı bir biçim olarak) yaygınlaşabileceğini göstermektedir.

Muhtemeldir ki evden çalışma meselesi üzerine yapılan bu tartışmaya evden çalışan kimileri itiraz edecektir. Hatta salgın döneminde evden çalışmanın, zamanın yeniden düzenlenmesi (the recolonization of time) çerçevesinde yeni bir boş zaman (leisure) yarattığı bile öne sürülmüştür. Elbette evden çalıştığı zamanı kendi lehine kullanabilen, işlerini birkaç saatte bitirip bu sayede daha çok kitap okuyup daha çok film seyredebilen şanslı bir azınlıktan söz edilebilir. Fakat unutmamak gerekir ki toplumsal üretim bir bütündür. Sözü edilen boş zaman ise salgın döneminde açlıkla virüs arasına sıkıştırılmış bir biçimde çalışmaya zorlanan milyonlarca işçinin artık emeğidir.

 

[1] Buna rağmen evden çalışabilenlerin önemli bir kısmını da içeren farklı meslek grupları içerisindeki çalışanların sınıfsal konumlarına ilişkin anlamlı bir sınıflandırma için bkz. Sungur Savran, “Sınıfları Haritalamak: Sınıflar birbirinden nasıl ayrılır?”, Devrimci Marksizm, 6-7, 2008, s.  9-49.

[2] Salgın döneminde vazgeçilmez sektörler kapsamında çalışmaya zorlanan işçilere ilişkin kapsamlı bir tartışma için bkz. Ulaş Taştekin, “Vazgeçilmez Sektörler Kimin Vazgeçilmezi?”, textumdergi.net 

[3] Günlük yevmiye karşılığında güvencesiz bir biçimde çalışan kafe-bar emekçilerinin salgın sürecindeki deneyimlerine ilişkin bir tartışma için bkz. Hazal Göçmen, “Güvencesizlik Kıskacında Kafe-Bar Emekçileri”, textumdergi.net 

[4] Gerekli emek-zaman ve artık emek-zaman kavramları için bkz. Karl Marx, Kapital, 1. Cilt, İstanbul, Yordam Kitap, 2013, s. 216

[5] Burada ve bir önceki paragrafta kullanılan gerekli emek-zaman ve artık emek-zaman gibi kavramlar çerçevesinde yapılan tartışma içerisinde değer ya da artık değer kavramlarının kullanılmamasının nedeni, evden çalışanların önemli bir bölümünün emeğinin, kullanım değeri nedeniyle üretken olmayan bir biçimde tüketiliyor olmasıdır. Diğer bir ifadeyle, sözü edilen işçilerin önemli bir bölümünün sermaye için değer üretmediklerini, fakat onların emeğinin hizmet (kullanım değeri) olarak satın alındığını ve bu emeğin üretici olmayan emek kategorisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtelim. Fakat bu genellemenin hepsi için söz konusu olmadığını, tek tek somut örnekler incelendiğinde bunların bir kısmının üretici emek olarak değerlendirilebileceğini vurgulayalım. Bu tartışma için bkz. Karl Marx, “Dolaysız Üretim Sürecinin Sonuçları”, Kapital, 1. Cilt (içinde ek olarak yayımlanmış), Yordam Kitap, 2013, s. 741-860; Sungur Savran ve E. Ahmet Tonak, “Üretken Emek ve Üretken Olmayan Emek: Açıklığa Kavuşturma ve Sınıflandırma Denemesi”, Praksis, 16, 2007, s. 17-47.

[6] 4857 sayılı İş Kanunu’nun 66. maddesi çerçevesinde işçinin günlük çalışma süresine dahil edilen süreler tek tek belirtilmiştir. Bu çerçevede yolda geçen zamanın çeşitli özel durumlar dışında iş gününe dahil edilmediği kanundaki şu ifadeyle anlaşılabilir: “İşin niteliğinden doğmayıp da işveren tarafından sırf sosyal yardım amacıyla iş yerine götürülüp getirilme esnasında araçlarda geçen süre çalışma süresinden sayılmaz”. Bkz. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2003/06/20030610.htm#1

[7] Ekşi sözlükte “evden çalışmak” başlıklı entry altında evden çalışanların deneyimlerine ilişkin ilginç örneklerle karşılaşmak mümkün. Evden çalışma biçimi kapsamında emek sürecinin denetimini, hiçbir sözcük burada karşılaştığım “… patron işin kendisidir” sözünden daha iyi ifade edemezdi. Bkz. https://eksisozluk.com/evden-calismak–665921

Lütfü Doğan

Lisans ve yüksek lisans derecesini ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümünden almıştır. Koç Üniversitesi Sosyoloji programında doktora eğitimine devam etmektedir. İletişim: dgnlutfu@gmail.com