Tarihi sihirli kutuya sığdırmak: Hatırla Sevgili

Bugün Gezi’yi televizyonlarda anlatmanın kenarından bile geçemiyorsanız, bunda Hatırla Sevgili’de kurulan anlatının da payı vardır. Elbette, çok kültürcülüğün apolitik de olsa iyi niyetlere sahip bir çerçeve olduğu düşünülebilir; tabi, bugün içinde yaşadığımız cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarından örülü olduğunu göz ardı edersek.

Hatırla Sevgili dizisinden bir sahne

ranini.tv isimli internet sitesi, Hatırla Sevgili dizisinin yayına başlamasının 8. yıl dönümü vesilesiyle 2014 yılında bir dosya hazırladı. Dosya kapsamında dizide görev alan çok sayıda kişiyle yapılan röportajlarda dizinin yönetmeni Ümmü Burhan, “İnşallah daha iyilerini yaparız. Şu son 15-20 yıl o kadar sinematografik ki, inşallah birileri hakkıyla yapar da biz de izleriz” diyordu. Dizinin proje tasarımcısı Tomris Giritlioğlu ve senaristi Nilgün Öneş de çeşitli röportajlarında yakın döneme ilişkin vurgular yaptı. Giritlioğlu Ekim 2016’da katıldığı bir söyleşide “Gezi’yi anlatmak çok isterdim ama anlatamazsınız, kenarından, ucundan geçemezsiniz” dedi. Şayet bugün 2000’lerden başlayarak günümüze kadar geçen süreci anlatan benzeri bir proje yapılsa; böyle bir çalışma muhtemelen dizinin izleyiciyle ilk kez buluştuğu yılları da kapsayacaktır. Hatta belki, diziyi izleyen, ondan etkilenen oradaki karakterlerle aralarında çeşitli özdeşlikler kuran –özellikle o yıllarda genç olan– izleyicileri birer karakter olarak ele alıp Hatırla Sevgili izleyen insanları konu edinecektir.

2006 ve 2008 yılları arasında yayında kalan Hatırla Sevgili dizisi, Türkiye siyasi tarihinin 1959 ile 1980 yılları arasında meydana gelen olaylarını “darbeler ve sonuçları” bağlamında ekranlara taşımıştı. Dizinin yayınlandığı dönem olan 2000’lerin ilk on yıllık dilimi, Türkiye’de, Dersim ’38, Kürt sorununun barışçı çözümü, 6-7 Eylül olayları gibi konuların kamuoyunda yaygın bir biçimde konuşulur olduğu, Ermeni konferanslarının düzenlendiği ve o dönem asla bitmeyeceğine inanılan bir “demokrasi asr-ı saadetinin” yaşandığı yıllardı. Gerçek olayların ve kişilerin temsiline dayanan bir dizi, gerçek ses, görüntü ve belgelerden de faydalanarak devrimcileri -üstelik canavarlaştırıp terörize etmeden- Prime Time’da gösteriyordu. Dizide, devrimci önderlere geniş yer veriliyor ve “düzeni değiştirme” diskuru sıklıkla işleniyor, dizinin “aykırı bir öze sahip olduğu” diziye yönelik en eleştirel çalışmalar tarafından bile kabul ediliyordu.[1]

Aradan geçen zamanda hem dünya hem Türkiye çok sayıda gelişmeye sahne oldu. 2008 finansal krizinin ardından dünyanın içine girdiği türbülans pek çok yeni gelişmeye gebeydi. Dünyanın sokakları hareketleniyor, hegemonya mücadeleleri şiddetleniyor, dünya daha fazla çatışma ve savaşa sahne oluyordu. Bütün bunlar, bizde ve her yerde, demokrasi asr-ı saadetinin sona erdiğini ilan ediyor; pek çok ülkede neo-faşist hareketlerin giderek güçlendiği yeni bir dönemin açıldığını ortaya koyuyordu. Tomris Giritlioğlu’ndan yukarıda aktarılan “şimdi Gezi’yi anlatmanın kenarından bile geçemezsiniz” cümlesi de bu dünya-tarihsel çerçevenin sonucuydu. Bu yazıda Hatırla Sevgili’de kodlanan anlatıyla, Hatırla Sevgili’den on yıl sonra gelinen noktada Gezi’yi anlatmayı imkânsız kılan koşulların oluşması arasında bir bağ olup olmadığı tartışılacaktır. Dizi metninin bütününe ruhunu veren çok-kültürcü anlatının açmazları ele alınacak, bunun dizideki tezahürlerine dair çeşitli gözlemler paylaşılacak ve dönemin siyasal yaşamında bıraktığı etkilerin izleri sürülecektir. Çalışmanın hazırlanmasında dizi üzerine medyada ve akademik çalışmalarda oluşmuş literatürden, özellikle dizinin senaryo ve yapım ekibinin yazıları ve röportajlarından geniş biçimde faydalanılmıştır.

Hatırla Sevgili ve Çok Kültürcü Söylem

“Tarafsızlık bizim harcımız değil. İşçi çocuğuyuz. Olduk olası: başta işçi sınıfımızdan yana düşünüp davranmayı öğrendik.”
-Hikmet Kıvılcımlı-

Diziyi tartışan literatürde ortaya çıkan iki önemli mutabakat noktasından ilki, dizinin çok kültürcü bir anlatıya sahip olmasıdır. Dizideki duygusal örüntüdeki kusursuz birliktelik, sevgi ve her koşulda dayanışmanın olay örüntüsüne yerleştirilmesi ve ele alınış biçimi aslında kültürler çağında, toplum içindeki çeşitli etnisite, mezhep, grup ve yaklaşımların birbiriyle mutlak bir uyum içinde yaşayıp birbirine sahip çıktığı, çok kültürlü birleşik bir millet vaazının bir parçasıdır.[2] Halkın ve görünür politik aktörlerin masum, bunların gerisinde yer alan karanlık bir ‘derin devlet’ imgesinin suçlu olduğu bir anlatı merkeze alınarak[3] toplumdaki farklı grupları kışkırtacak ve birbirine düşman edecek mihraklar olmadığında bu “çok kültürlü birleşik bir millet” hedefinin gerçekleştirilebileceği fikri alt metinlerde işlenir.

Nitekim, milleti bir araya getiren parçaların birbiriyle ilişkileri de ‘öteki’lerin birbirine aşkıyla ifade edilmiştir. Ahmet ve Yasemin aşkı “Bir CHP’liye Gönül Vermek”, Işık ve Yaşar aşkı “Bir Ülkücüye Gönül Vermek”, Teo ve Lale aşkı da “Bir Rum’a Gönül Vermek” olarak ele alınmıştır.[4] Bunun en berrak örneği, dizinin finalinde okunan kapanış metninde görülebilir. Dizinin senaristi Nilgün Öneş ve Necdet’i canlandıran Okan Yalabık’ın belgesel görüntüler eşliğinde okuduğu metin “Belki hala çok kimlikli, çok kültürlü, çok dilli ve çok inançlı bir toplumda bir arada yaşama şansını kaybetmedik”[5] cümleleriyle sona ermektedir. Dizinin bu çok kültürcü anlatısı birbirinden oldukça uzak pozisyonlarda duran çeşitli farklılıkları ortak bir anlatıda buluşturacak bir ortak payda yaratma çabasını da beraberinde getirmektedir, ki dizideki anlatının içinde taşıdığı tansiyon da tam olarak burada yatmaktadır.


Çok kültürcülükle murat edilen de, dizide ele alındığı gibi, birden fazla tikelliğin bir arada yaşayabileceği bir evrenselliği ‘kurma’ idealidir. Bu idealin nasıl bir maddi temele sahip olacağı sorusu bir yana; herkesi kapsama iddiasıyla oluşan bu evrensellik, nasıl bir evrensellik olursa olsun mutlaka bu tikellerden birinin veya bazılarının özelliklerini daha çok taşıyacak, “kendisini evrensellik iddiasıyla sunan bazı tikelliklerin hegemonyası altında içerilecektir”.[6] Bu durum tikelliklerin, kendisini bir evrensel anlatı olarak sunma noktasında birbirleriyle hegemonik bir mücadele yürütmesini de beraberinde getirir. Her ne kadar çok kültürcü literatür tikellikler arasındaki bu mücadeleyi demokrasinin ön koşulu[7] olarak ele alsa da bunlar arasındaki çelişkiler derinleştikçe birbirlerini aktif biçimde ve karşılık olarak dışlamaya ve bastırmaya başlarlar[8]. Bu bastırma ve dışlama sonunda çelişki ya devrimci tarzda “yeni bir diyalektik bütün oluşacak şekilde” ya da gerici bir biçimde “tüm yapının ölmesi”yle aktif bir biçimde çöker. Bunun anlamı bu tikellikleri, demokrasiden ziyade tarafların varolma, devam etme veya hayatta kalma yönünde verecekleri mücadelenin ön koşulu olarak ele almanın daha anlamlı olacağıdır. Nitekim, dünyada olan da budur; çelişkiler derinleşmiş, dünya bir barut fıçısına dönmüş, adeta bir arşidük momentine bağlı hale gelmiştir.

Dizinin anlatısı, bu dinamikleri görmezden gelerek bu tikellikler arasında esaslı bir karşı karşıya gelişi sağlayacak diyalojik bir anlatı yerine bunları dönemin hâkim anlatısına eklemleyecek tek sesli monolojik bir anlatıya başvurmuştur. Farklı siyasal pozisyonlardan karakterler arasındaki diyaloglar, aslında tek bir monoloğun doğrulanması adınadır; şimdi burada olmayan, elle tutup gözle göremediğimiz karanlık darbeci güçler aydınlık nesillerin dünyasını kararttı.[9] Öyle ki, dizide ülkücü eğilimi temsil eden karakterlerden biri olan Yaşar, Maraş Katliamı esnasında valilik binasında karşılaştığı devrimci karakter Harun’a yaşananlar hakkında “bu farklı bir şey, bu siyaset değil. Bu ideolojik bir kavga değil, bu bir katliam, bir vahşet[10] değerlendirmesinde bulunuyor, aradığı ocak yöneticilerinin kimseye söz geçirememekten yakındığını söylüyor, bunun ne yaptığının farkında olmayan bir cinnet hali olduğunu ifade ediyordu. Dizide, ülkücüler içinde daha radikal bir çizgiyi temsil eden Metin dahi “Alevi düşmanlığının kendilerini aştığını”, “devletin derinlerindeki insan hayatına hiçbir kıymet vermeyen birilerinin böylesine büyük bir katliamı istediğini” dile getiriyor; böylece Maraş Katliamı’nda olup bitenler temize çıkartılmış, karşı karşıya gelen taraflar barıştırılmış oluyordu.


Dizide çok sayıda benzeri bulunabilecek bir başka örnekte, Kanlı Pazar’da yaşananlar Yaşar’ın ağzından kınanıyor, Kanlı Pazar’da saldıranlar arasında yer aldığı anlaşılan Şükrü isimli Müslüman öğrenci Metin’e “Vallahi biz de şaşırdık kaldık, böyle bir netice beklemiyorduk. Bir arabadan hepimize sopa dağıttılar, hadise bizim dışımızda[11] diyerek benzer monolojik anlatıyı tasdik etmiş oluyordu.


Çok kültürcü anlatıda kurulması hedeflenen evrensellik de aslında bahse konu tek sesli anlatıyla süreklilik halindedir. Nitekim, aslında evrensel olan belirli bir momentte dominant bir pozisyon kazanmış bir tikellikten başkası değildir.[12] Sıkça ifade edildiği gibi dizi ele aldığı siyasal tarafların hemen hemen tamamı tarafından yaygın biçimde eleştirilmiş, “tarihsel muhataplarını hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin edememiştir”[13]. Uzlaşmazları bir araya getirme çabasının taşıdığı açmazların kendini en çok ele verdiği yer belki de danışmanların birbirileriyle ilişkileridir. Bu konuda eldeki veriler basına yansıyanlarla sınırlı olsa da meselenin politik özüne ilişkin tartışmanın yoğunlaştığı çekirdek burası olduğu için oldukça fikir verici malzemeler sunmaktadır.

Danışmanlar Arasında Kriz

Dizi üzerine yapılan tartışmalarda eleştirilerin merkezi “gerçekliğin sunumuna yönelik”tir.[14] Tarihsel gerçekliğin nasıl ele alınacağı ve sunulacağı konusunda senaryo ekibine Can Dündar, Mümtaz’er Türköne, Ferhat Kentel, Mustafa İlker Gürkan, Mustafa Yalçıner, Erkan Kayılı gibi “her görüşten” danışmanların ve uzmanların yer aldığı bir ekip danışmanlık desteği sağlamıştır. Yukarıda oluşturulan çerçeveye uygun olarak dizi ekibi yayın süresi boyunca her durumda konsensusla veya kolayca konsensusa ulaşarak yol alamamıştır. Danışmanlardan Erkan Kayılı’nın verdiği bir röportajdan anladığımız kadarıyla, danışmanlar arasında tamamıyla sürtünmesiz bir ilişki bulunmamakta, orada da toplumsal çelişkilerin bir yansıması olarak, olayların yorumlanmasında, özellikle kendisiyle Mümtaz’er Türköne arasında çeşitli tartışmalar çıkmaktadır.[15] Türköne’nin dizide Yaşar karakterinin diyaloglarını yorumladığı da bilinmektedir: “Yaşar, bana göre o dönemde yaşamış birçok karakterin doğrularından elde edilmiş sentez bir karakter…” ve “Yaşar tabii ki çok şanslı. Yaşar’a benim yaptığım hataları yaptırmıyorum çünkü”.[16]

Öte yandan Kayılı’ya göre, Türköne bugünden geçmişe bakarak bir anlatım yapmaya çalışmakta, şiddetin özendirildiği ve yüceltildiği gerekçesini öne sürerek dizideki ülkücü karakterleri “Aslında MHP’li değilmiş gibi” vermekte, “yumuşatılmış, yontulmuş bir” profil sunmakta, Kayılı’nın itirazına rağmen “gerçekte böyle bir MHP’li olduğunu iddia” etmektedir. Dizinin Maraş Katliamı’nı anlatan bölümünde, Yaşar’a dizideki devrimci karakterleri kurtarma ve katliamın hesabını sorma rolü verildiği göz önünde bulundurulursa Kayılı’nın ifadeleri daha iyi anlaşılacaktır.

1969’un Kanlı Pazarından bir görüntü

Benzer şekilde Kanlı Pazar tartışmalarında ve sonrasında dizinin danışman ekibi tarihin çarpıtıldığına yönelik bir hassasiyetle birbirlerinin anlatılarını reddederek mutabakat noktası bulamamış, dolayısıyla çok kültürcü bir kesişim noktasının sınırlılıklarını ortaya koymuşlardır. 6. Filo’nun 1969 Şubat’ında Türkiye’ye gelişini protesto etmek için 16 Şubat 1969 tarihinde kitlesel bir protesto düzenlemek isteyen sendikalar, meslek örgütleri ve siyasal örgütlerin oluşturduğu otuz bin kişilik yürüyüş kolu Taksim Meydanı’na doğru yürüyüşe geçmiştir. Ancak, polis kitlenin öncü kısmıyla geride kalan kısmı arasına girerek alana yalnızca birkaç bin kişilik grubun girmesine izin vermiştir.[17] Gösterinin birkaç gün öncesinde Taksim gezisinde toplanmaya başlamış gerici kalabalıklar sopa ve bıçaklarla alana giren birkaç bin kişiye saldırmış, olaylarda Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi iki işçi öldürülmüştür. Dizinin ilk sezonunun finali olan 31. Bölüm, Kanlı Pazar olarak anılan bu olayın canlandırılmasıyla son bulur. Bir sonraki sezonda da olayın değerlendirilmesi üzerine diyaloglara yer verilmiş, dizide Deniz Gezmiş karakterinin Kanlı Pazar’ın ardından olaylardan İlim Yayma Cemiyetini sorumlu tutan replikleri nedeniyle muhafazakârlar tepki göstermiştir. Bu olayın ardından dizinin danışman ekibinde anlaşmazlık olmuş ve Fahri Aral danışman ekibinden ayrılmış (çıkartılmış), dizinin ilerleyen bölümlerinde İlim Yayma Cemiyeti’nin ‘mağduriyetini’ giderici, ilave bir diyalog eklenmiştir. Fahri Aral, danışman olarak Deniz’in tartışmaya konu olan repliklerinin arkasında durmuş, diziye devam etmeyeceğine ilişkin bir açıklama yayınlamıştır. Dizi adına Tomris Giritlioğlu, tarihin ‘tarafsız’ bir biçimde anlatılması iddiasını savunusunun merkezine koyarak “Hatırla Sevgili tarafsız olmak zorunda” başlıklı bir metin yayınlamıştır.

Giritlioğlu’nun “ortak vicdan” ve “kırmama-incitmeme” gibi hassasiyetleri vazeden açıklaması ise bu danışman ekibinin onayı alınarak ortaya konmaya çalışılan tarafsızlık iddiası ve çok kültürcülüğün açmazları açısından ayrıca önem taşımaktadır. Tarihsel bir kesiti ele alma iddiası taşıyan her popüler kültür ürünü gibi Hatırla Sevgili de konu ettiği tarihsel gerçeklerin bir temsilini sunmakta, bunu yaparken, “gerçeklere ayna tutma ve olduğu gibi yansıtma” iddiasını merkezine koymaktadır. Apolitik anlamına gelecek şekilde insancıllık (humanitarian) iddiası taşıyan liberal tarafsızlık doğrudan çok kültürücülükle ilişkilendirilmektedir.[18] Nitekim, “tarafsızlık taraf seçmeyi içerir” ve dengeli bir tutum takınma adı altında benimsenen pozisyonlar egemen yaklaşımın bakış açısını güçlendirmekte büyük rol oynar. Dolayısıyla aslında “böylesi bir tarafsızlık biçiminin var olması da mümkün değildir”. Bu, aynı zamanda bir tikelin Öteki’yle meydan okumaya dayalı bir ilişkiden kaçınarak kendisini ayrıcalıklı ve üstün bir pozisyonda konumlandırdığı çok kültürcü hegemonya stratejisiyle de oldukça tutarlıdır. ‘Tarafsızlık’, egemen olanın konsolide edilmesidir.

Bunu aşmanın yolu, tarafsızlık iddiasının reddedilmesi ve toplumsal yaşamın çelişkili -öyle olduğu oranda da politik- bir karakter taşıdığının kabul edilmesidir. Dizinin bütünüyle cephe aldığı 12 Eylül darbesi, gerçekten politik muhtevasından kopuk, sınıfsal ve toplumsal bir projenin ayaklarından biri olmasaydı, “Biz hapisteyiz, fikirlerimiz iktidarda!” cümlesini muhtemelen duymazdık.[19] Yine de Hatırla Sevgili’nin ‘evrensellik iddiası’, bir taraflılıkla kodlandığını en çok, aşağıda değinileceği gibi, yayınlandığı dönemin egemen ideolojik çerçevesiyle ilişkisinde ortaya koyar.

Çok kültürcülük, küreselleşmenin [popüler olduğu dönemde], “küresel pazar aracılığıyla oluşturulan tolerans, saygı ve insan haklarının korunması, demokrasi ve bunun gibi nosyonlara dair bir kurgusu (veya hatta bir ideali)” olduğunu ifade etmekteydi.[20] Zira o yıllar, “dünya pazarının, insan haklarının ve demokrasinin evrensel özelliklerinin her bir spesifik ‘yaşam biçiminin’ (lifestyle) kendi tikelliğinde büyüyüp gelişmesine izin verdiği” zamanlardı. ‘Bir ihtimaldi ve çok güzeldi!’ Aradan geçen zaman zarfında 2008 finansal krizi, Arap Baharı, Suriye Savaşı, Yunanistan ve İspanya gibi Avrupa ülkelerinde baş gösteren avro krizi, dünyanın çeşitli ülkelerinde meydana gelen terör saldırıları, bütün bunlara reaksiyon olarak neo-faşist ve korumacı hareketlerin yükselmesi, silahlanma yarışının hız kazanması, nükleer savaş senaryolarının tartışılması gibi bir dizi etken, bu izin veren maddi temelleri ciddi biçimde dönüşüme uğrattı. Bugünkü koşullar altında, çatışma ve rekabet dünyada meydana gelen süreçleri belirleyen faktörler olarak daha büyük bir rol oynamaya başladı. Artık 2006 yılında bir ideal olarak tarif edilen kurgu, bugün bir hüsnüniyet olarak bile anılmıyor. Bugün Gezi’yi televizyonlarda anlatmanın kenarından bile geçemiyorsanız, bunda Hatırla Sevgili’de kurulan anlatının da payı vardır. Elbette, çok kültürcülüğün apolitik de olsa iyi niyetlere sahip bir çerçeve olduğu düşünülebilir; tabi, bugün içinde yaşadığımız cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarından örülü olduğunu göz ardı edersek.

Zamanın Ruhu ve Hatırla Sevgili

“(…)
bir anı ancak,
geçmişle şimdi
bir noktada kesiştiğinde
duygu uyandırabilir.”
-Münir Göle-

Dizi üzerine oluşan literatürde ortak olan ikinci nokta da tarihsel olayları ele alan kültür ürünlerinin anlaşılmasında hafıza çalışmaları başlığı altında toplanabilecek bir literatürden faydalanmalarıdır.[21] Ardımızda yığılan tarihsel ‘enkaz’a her bakışımız, kuşkusuz içinde yaşadığımız çağın sorularından doğan yeni ilhamlarla gerçekleşir.[22] Hafıza çalışmaları literatürü, tarihsel olayları ele alan kültür ürünlerinin, bu ister bir müze ister bir TV dizisi olsun, geçmişi tam anlamıyla yansıtıp yansıtamayacağı veya temsil edip edemeyeceği sorusuna odaklanır. Her ne kadar bütün bu ürünler, geçmişte olanları “oldukları gibi”, onlara “ayna tutarak” ve bir “replika” oluşturacak biçimde yansıttıklarını, özüne sadık kaldıklarını iddia etseler de; hafıza çalışmaları literatürü, her hatırlama eyleminin aslında geçmişi içinde yaşanılan dönemin hegemonik değerleriyle yeniden kurma işlevi göreceğini savunur. Öyle ki bir noktadan sonra, “kültürel bellekte gerçeğin değil hatırlanan tarihin önemli”[23] olduğunu ve kültür ürünlerinin bu noktada önemli bir rolü olduğunu savunur. Bilgi teorisi açısından çeşitli sorunlar içerse de bu literatür, Hatırla Sevgili’deki anlatıyı anlamamız için önemli bir dizi olguya işaret eder.

Bununla uyumlu olarak, 2000’lerin ilk on yılında darbeleri özellikle de 12 Eylül’ü ele alma konusunda Hatırla Sevgili’nin dönemin tek ürünü olmadığının altını kalınca çizmekte fayda var. Çok sayıda sinema filminin yanı sıra, bu projelerden 2004-2005 yıllarında 40 bölüm yayınlanan Çemberimde Gül Oya ve Hatırla Sevgili’nin ardından devamı niteliğinde başlayan, 17 bölüm yayınlanan ancak tamamlanamadan yayından kaldırılan Bu Kalp Seni Unutur mu? isimli diziler çalışma konusu diziyle ilişkisi bakımından önem taşımaktadır. Bu üç dizinin de proje tasarımcısı olan Tomris Giritlioğlu, bu dizilerin kendi arasında sahip olduğu süreklilikler ve farklılıklar bağlamında işin merkezinde bulunmaktadır. Bütünüyle kurgusal karakterlerden oluşan ve Hatırla Sevgili’nin de prelüdü niteliğinde bir 12 Eylül anlatısı olarak düşünülebilecek Çemberimde Gül Oya’nın ardından, Hatırla Sevgili’de Türkiye siyasal yaşamında önemli yer etmiş gerçek figürlerin temsiline yer verilmiş ve bu, dizinin ciddi bir ilgi toplamasını beraberinde getirmiştir. 12 Eylül sonrası süreci benzer bir konseptte ele alan Bu Kalp Seni Unutur mu? ise Diyarbakır cezaevindeki işkence görüntüleri üzerine Genel Kurmay’ın “Kahraman Türk Ordusu’nun bir mensubunun dizide bir işkenceci olarak gösterildiğine dair bir bildiri yayınlamasının” ardından gelen mahkemeler ve yapımcı firmanın dizinin finansmanını sürdürmemesi üzerine 17. bölümün sonunda hedeflediği dönem olan 2002 genel seçimlerine gelemeden yayından kaldırılmıştır.

Haziran 2007’de Bursa’da TGTV tarafından asılan afiş (Kaynak)

Bu hatırlama ediminin güncel siyasetteki izlerini de sürmek mümkündür. Bu yıllarda dizi oyuncuları da dahil geniş bir yelpazeyi kapsayacak şekilde aydınlar-sanatçılar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler, darbe ve darbe girişimlerini kınayan bir söylem geliştirmiş, çeşitli eylemler organize edilmiştir. Nitekim bu konuyla bağlantılı olarak, “darbe kurbanları”nın anısını yaşatma, dönemin fenomenlerinden birisi olarak belirmiştir. Her ne kadar Adnan Menderes, dönemin iktidar partisi açısından ayrı bir yerde dursa da; 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilecek Anayasa Referandumu öncesinde, 20 Temmuz 2010 tarihinde yaptığı konuşmada dönemin Başbakanı Erdoğan’ın, 12 Eylül darbesi sonrası idam edilen ülkücü Hüseyin Kurumahmutoğlu ve Mustafa Pehlivanoğlu’nun yanı sıra devrimci Erdal Eren ve Necdet Adalı’yı gözyaşları içinde anmasını da bu alımlama biçiminin kapsamı içerisinde sayılabilir. Bu konuşmada Erdoğan, Adalı’nın 12 Eylül sonrası idam edilen ilk devrimci olduğunu da belirtip “Bir televizyon kanalında o günlerin, idam kararlarının nasıl verildiğini takip ediyorsunuz değil mi? Nasıl verildiğini görüyorsunuz. Bir bu yandan, bir bu yandan…” demişti.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi Parkı protestoları sonrası 10 Haziran 2013’de Ankara’da düzenleyeceği miting öncesi asılan afişler (Kaynak)

Benzer şekilde Örneğin Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Mayıs 2010’da 12 Eylül öncesinin toplumsal kabarışına nazire yaparak “Ecevit izleri”nin hissedildiği bir kongreyle CHP Genel Başkanı oluyor; kurultay salonda üzerinde Deniz Gezmiş’in resmi bulunan pankartta “68 Ruhuyla Halkın İktidarını Kurmaya Geliyoruz” sloganı yer alıyordu.

Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen CHP kongresinde asılan pankart

Böylesi bir iklimde yayınlanan Hatırla Sevgili’yi çok kültürcü olarak değerlendiren çalışmaların ulusu tüm bileşenleriyle mutlu bir aile olarak resmetmesine dair tespitlerini bir adım öteye götürürsek; dizi bu fotoğrafa ülkede sol hareketlerce sahiplenilen figürleri ve değerleri de dahil etme ve o fotoğrafın bir parçası haline getirme vazifesi görmüştür demek çok da abartılı olmayacaktır. Salonlarda bunlar olurken sokaklar da bir dönüşüm geçiriyordu. Aşağıdaki grafiklerden ilkinde artan bir seyir izleyen çizgi eylem sayısını ifade ederken gözaltılar düşüş trendi gösteren çizgiyle gösterilmektedir. Bu grafikte, dönüş noktasının 2002 olduğu görülmektedir. Cezaevleri operasyonuyla sol içindeki devrimci unsurların tasfiyesi, AKP’nin iktidara gelişi ve AB süreci gibi önemli gelişmelerle karakterize olan bu dönemin ardından sokağın daha etkin kullanımına alan açıldığı görülmektedir.

1994-2006 arasında Türkiye’de Eylemlerin ve Gözaltı Sayılarının Yıllara Göre Seyri[24]
Aşağıdaki ikinci grafikte de bununla uyumlu olarak 2004 sonu itibarıyla daha öncekilerle aynı nitelikte de olsa eylemlerin ‘kanuni’ eylem olarak değerlendirilmeye başladığı ve çeşitli sokak eylemlerine daha fazla alan bırakıldığı gözlemleniyor. Buna koşut olarak eylemlerin niteliklerinde de farklılaşmalar gözlemlenmekte, dizinin yayınlandığı dönem genellikle darbe karşıtı yürüyüşlerle karakterize olmaktadır. Hatırla Sevgili’nin son bölümünün (6 Haziran 2008) henüz yayınlandığı günlerde, 21 Haziran 2008 tarihinde Taksim’de Lale Mansur’un yanı sıra Nazlı Ilıcak, Abdurrahman Dilipak gibi isimlerin de katıldığı Darbelere Dur De yürüyüşü bunun iyi örneklerinden birini oluşturmaktadır. Yürüyüşün Türkiye’deki hemen hemen tüm siyasi çizgilerden katılımcılar içermesi dizinin bu muradıyla ilişkili biçimde okunabilir. Dizinin TİP’li bir aileden gelme senaristi Nilgün Öneş, o yıllarda verdiği bir röportajda bu yürüyüşü organize eden “Genç Siviller”den umutlu olduğunu söylüyor, onların “yerli ve namuslu bir demokratik duruş inşa etmenin imkanlarını aradığını” düşünüyordu. Bu yürüyüşün bir ay öncesinde Genç Siviller Yassıada’ya kalabalık bir devletlû heyetle demokrasi çıkarması (!) yapmış, Lale Mansur ve Nilgün Öneş de etkinliklere katılmıştı. Daha sonra dönemin popüler kavramıyla toplum mühendisliği sürecinin parçası olan bu “aydın ve sanatçılar”, kamuoyunda “Yetmez ama Evet” ismiyle anılan kampanyanın içinde yer alacaktı. Demokrasi asr-ı saadetinin bu en parlak günleri yaşanırken ülke tarihinin en otoriter emek rejimi inşa ediliyor, sendikal haklar ve sosyal güvenceler tasfiye ediliyor, özelleştirmeler tüm hızıyla sürüyor, politik alanda sonraki yıllarda daha belirgin hale gelecek otoriter eğilimlerin temelleri atılıyordu.

2001-2006 arasında Eylemlerin Yasallık Durumuna ve Üçer Aylık Dönemlere Göre Dağılımı

Sonuç

Televizyon, Latince “uzağı görmek” demek.[25] Yukarıda tartışılan isimler bu projeyi ortaya atarken ne kadar uzağı görmüşlerdi? Bir televizyon dizisiyle on yıllık bir sürecin bütününü açıklamaya çalışmak elbette ona çok yüklenmek olur. Fakat en azından belli boyutları üzerine konuşmamızın vesilesi olabilir.

Bu hikâyenin sonunda gökten üç elma düştü.

Biri dizinin yayınlandığı yıllarda genç olanların başına. Çok sayıda insan Deniz’den Mahir’den 68’in ve 78’in mücadelelerinden bu dizi vesilesiyle haberdar oldu. Devamı ne oldu bilinmez ama sınırlı da olsa böyle bir katkısı var. Tabi, her ne kadar aramızda bu diziden çok sayıda etkilenen insan olsa da, hatta bunun kültürel hegemonya açısından olumlu olarak değerlendirilebilecek yanları olsa da; bunlar dizinin o dönem ortaya atılan neo-liberal projeye solu eklemlemenin söylemsel araçlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Bir elma o dönemin darbe karşıtı retoriğinin bayrak taşıyıcıları arasında olan, Hatırla Sevgili dizisindeki karakterlere esin kaynağı olarak da adı anılan Mümtaz’er Türköne ve Nazlı Ilıcak’ın başına düştü. 15 Temmuz sonrasında darbe girişimi nedeniyle cezaevindeler, belki yakında çıkarlar. O yıllardan bakınca olup bitecekleri tahmin edecek kadar “uzağı görebiliyorlar” mıydı, bunu bilmek zor. Belki yaşayanlarımız öğrenir.

Son elma da iyi niyetlisiyle, kötü niyetlisiyle, safıyla, ahmağıyla, liberaliyle, burjuvazisiyle 2000’lerin ilk on yılındaki proje tarafından kandırılanların başına… Onların bir kısmı belli ki hala akıllanmamış ya da, kim bilir, AKP ile bindikleri trende ikbal arayışlarına karşılık buldular, yol almaya devam ediyorlardır. Yine de, madem hayat geriye doğru anlaşılır; şimdi bakınca görülüyor ki, Gezi’yi anlatmanıza engel olan bir yolun dolgu malzemesi olmuş görünüyorsunuz.


[1] Yılmaz, N. (2008; ss.130-140). Tüketim Kültürü Bağlamında Kadınlar ve Televizyon Dizileri: Hatırla Sevgili. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Ayrıca krş. Çelenk Özen, S. (2014). Bir Bellek Mekanı Olarak Televizyon: Bu Kalp Seni Unutur mu? Mülkiye Dergisi, XXXIV(269), 171-197.

[2] Zorlu, D. (2011). Remembering the Social Movements of the 1968 Era in Turkey. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Koç Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

[3] Dizide melodram türünün karateristik özelliği olan kahraman, kadın kahraman ve zalimden oluşan üç temel karakter-tip”e dayalı bir anlatıyı Hatırla Sevgili’de görmeyiz (Neale’den aktaran Güzel, 2009, s. 95). Dizinin senaristi Nilgün Öneş’in ifadesiyle “dizide çatışmaları tetikleyen kötü ruhlu karakterler yoktur. Bu işi bizzat tarihin kendisi yapar. Melodramın kötüsü, Hatırla Sevgili’de tarihin kendisi. Çatışmayı tarihle insan arasında kurdum. Özellikle kötü karakter yok, kötü davranan insan var”dır (Güzel, 2009, s. 99). Dizide yer yer derin devlet, yer yer karanlık provokasyonlar biçiminde kendini gösteren bir gizli elin “zalim” tiplemesinin temsil ediyor olması, bu çalışmanın iddiası olan dizideki çok kültürlü anlatının birbiriyle çelişkili veya çatışmalı olduğu varsayılan pozisyonların (dizi örneğinde sağcılarla solcuların) masum olduğu ve bu tip karanlık güçler olmadıkça birbirleriyle böyle bir çelişki yaşamayacakları varsayımını açıklaması bakımından önem taşımaktadır.

Güzel, Z. (2009). Memory as Representation/Memory as Experience: A Study on Hatırla Sevgili through the Narratives of Leftists’ Children. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Boğaziçi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

[4] Köse Özelçi, R. (2010). Toplumsal Belleğin Dramatik Kurgulanması: Hatırla Sevgili TV Dizisi. Yayınlanmamış Doktora Tezi. Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

[5] Burhan, Ü. (Yönetmen). (2008b). Hatırla Sevgili, 68. bölüm.

[6] Žižek, S. (2006). Multiculturalism, or, the cultural logic of multinational capitalism. R. Butler, & S. S. London, The Universal Exception: Selected Writings (Vol. Two) içinde. New York: Continuum.

[7] Laclau, E. (1995). Universalism, Particularism, and the Question of Identity. J. Rajchman, The Identity in Question içinde (pp. 93-107). New York: Routledge.

[8] Bernhard Brosius. (2010). Tarihin Yapıları – Tarihsel Materyalizme Giriş. İstanbul: Yordam. Çev: Nejat Ağırnaslı. Sayfa 91-110.

[9] Böylesi bir monolojik anlatının dizinin 27 Mayıs’a ilişkin alt bölümünde nasıl sunulduğuna ilişkin oldukça verimli bir tartışma için bkz; Yılmaz, M., & Uluç, G. (2008, Ocak). Hatırla Sevgili Dizisindeki Temsili ile Bir Dönemin Anatomisi: 27 Mayıs 1960. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, 136-151.

[10] Burhan, Ü. (Yönetmen). (2008a). Hatırla Sevgili, 64. bölüm.

[11] Burhan, Ü. (Yönetmen). (2007). Hatırla Sevgili, 32. bölüm.

[12] Laclau, E. (1995).

[13] Güzel, Z. (2009).

[14] Köse Özelçi, R. (2010).

[15] Kalp Ağrısıyla İzliyorum. BirGün Gazetesi, Mahir, Deniz, İbo – Anlatılan Senin Hikayendir içinde (pp. 173 – 176). (G. İşeri, Röportajı yapan). İstanbul: Kalkedon

[16] Benzer şekilde, dizinin baş karakterlerinden Yasemin de, Nazlı Ilıcak’la özdeşleştiriliyordu.

[17] Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi. (1988). Türkiye’de 1968 – “Kanlı Pazar” (Cilt. 6). İstanbul: İletişim.

[18] Žižek, S. (2006).

[19] 12 Eylül öncesinde Ticaret Bakanlığı da yapan, 12 Eylül sonrasında Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar davasında Partinin Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla yargılanan Agah Oktay Güner savunmasına şu şekilde devam etmişti: “Şimdi, ekonomide savunduğu bütün fikirler 12 Eylül’den bu yana teker teker kurumlaşan, memleketin kurtulması için genel siyasi tercihi güçlü devlet ilkesine bugünkü iktidarın uyduğu, dolayısiyle fikirleri iktidar, kendileri tutuklu siyasi kadro dünya siyaset tarihinde maalesef yalnızca bizden ibarettir.”. Güner, A. O., Somuncuoğlu, S., & Er, A. (1982). Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkücü Kuruluşlar Davası – Sorgu. Ankara: Mayaş.

[20] Žižek, S. (2006).

[21] Uluç, G., & Yılmaz, M. (2008, Yaz). Belleğin Labirentinde Geçmiş Üzerine Bir Deneme: Neden Hatırlamak? Galatasaray Üniversitesi İletişim Dergisi(8), 187-210. Ayrıca bkz. Güzel, 2009; Köse Özelçi, 2010; Zorlu, 2011; Çelenk Özen, 2014)

[22] Burke, P. (2008). A Social History of Knowledge. Cambridge: Polity.

[23] Uluç, G., & Yılmaz, M. (2008, Yaz).

[24] Uysal, A. (2017). Sokakta Siyaset – Türkiye’de Protesto Eylemleri, Protestocular ve Polis. İstanbul: İletişim.

[25] Erol Mutlu’dan aktaran Remziye Köse Özelçi, Toplumsal Belleğin Dramatik Kurgulanması: Hatırla Sevgili TV Dizisi. Yayınlanmamış Doktora Tezi, s. 98.

Ulaş Taştekin

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi lisans ve yüksek lisans programı mezunu. McMaster Üniversitesi, Siyaset Bilimi doktora öğrencisi. İletişim: ultastekin@gmail.com