İkinci Soğuk Savaş ve 21. yüzyılda ABD-Çin rekabeti

ABD ile Çin arasındaki rekabet, ticaret savaşlarından askerî ittifaklara, yarı iletkenlerden yapay zekâya uzanan çok katmanlı bir güç mücadelesine dönüşüyor. Küreselleşmenin eski vaatleri çözülürken, üretimden finansa, altyapıdan dijital teknolojilere uzanan ağların kimin denetiminde yeniden kurulacağı sorusu 21. yüzyıl uluslararası düzeninin merkezine yerleşiyor. İlk Soğuk Savaş keskin bloklara dayanıyordu. Bugünkü çatışma ise küresel bağlantıları koparmaktan çok, onları yeni güç merkezleri etrafında örgütleme mücadelesi olarak şekilleniyor. Emre Demir ve Sırma Altun’dan “Yeni Soğuk Savaş” tartışmaları bağlamında ABD-Çin rekabeti üzerine bir değerlendirme…
Tseng Kwong Chi, "East Meets West Manifesto", 1983.

Giriş

Eric Hobsbawm, Birinci Dünya Savaşı ile başlayan ve 1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla nihayete eren dönemi, “aşırılıklar çağı” olarak adlandırmıştır. Bu kısa dönemde insanlık, iki dünya savaşı, iki savaş arası dönemin Büyük Buhran ve faşizm gibi gelişmelerini ve Soğuk Savaş’ı yaşamıştır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan askerî, ekonomik, ideolojik, siyasi ve teknolojik rekabeti tanımlayan Soğuk Savaş, kimilerine göre İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin hemen ardından başlamıştır. Örneğin, Winston Churchill, henüz 5 Mart 1946’da Missouri’de yaptığı tarihi konuşmada, “Baltık’taki Stettin’den Adriyatik’teki Trieste’ye kadar kıtanın üzerine bir demir perde indi,”[1] diyerek Sovyetler Birliği ile Batılı ülkeler arasındaki mücadeleyi açıkça tanımlamıştır. Diğerlerine göre, Soğuk Savaş, dönemin ABD Başkanı Harry Truman’ın 12 Mart 1947 tarihinde ABD Kongresi’nde yaptığı ve Truman Doktrini olarak adlandırılan konuşmasıyla başlamıştır.[2] Bir başka grup tarihçiye göre ise, Soğuk Savaş’ın başlangıç tarihi olarak Sovyetler Birliği’nin atom bombasını elde ettiği[3] 1949 yılı verilmelidir; zira Soğuk Savaş’ı, sıcak savaşlardan ayıran asıl unsur, ABD ve Sovyetler Birliği’nin sahip olduğu çok sayıda nükleer silah olmuştur. Dolayısıyla da bu görüşe göre, bu iki ülke arasında yaşanan mücadelenin Soğuk Savaş olarak adlandırılmasının asıl nedeni, nükleer silahlardır.[4]

Soğuk Savaş’ın başlangıç yılının ne zaman olduğu, yalnızca bir tarih belirleme tartışması değil, aynı zamanda soğuk savaşın ne olduğu ve nasıl tanımlanması gerektiğine yönelik bir tartışmadır. Zira seçilen tarihe göre soğuk savaşın tanımı da değişmektedir. Diğer bir deyişle, savaşı soğuk yapan Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki ideolojik mücadele midir, yoksa nükleer silahlar mıdır? Bu tartışma önemlidir; çünkü Çin ile ABD arasında günümüzde yaşanan mücadelenin tanımlanmasına da ışık tutmaktadır. Eğer Soğuk Savaş’ın asıl belirleyicisi nükleer silahların varlığı idiyse, nükleer silahların varlığını günümüzde de sürdürmesi ve dahası Çin’in sahip olduğu nükleer silah sayısını son yıllarda artırması, ABD ile Çin arasında bugün yaşanan mücadelenin de bir Soğuk Savaş olarak adlandırılmasının yolunu açmaktadır.[5]

Soğuk Savaş dönemi üzerine 1990’ların ikinci yarısından bu yana yapılan çalışmalar, Soğuk Savaş’ı yalnızca ABD ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan bir mücadele olarak ele almanın yetersizliğini vurgulamıştır. Bu çalışmalara göre, bu mücadeleyi yalnızca bu iki ülke ile sınırlamak, örneğin Çin’in, özellikle 1950’li ve 1960’lı yıllarda ABD ile mücadelesini göz ardı etmektedir. Ayrıca Soğuk Savaş’ı iki süper gücün rekabetine indirgemek, üçüncü tarafların failliğinin yok sayılmasına yol açmaktadır.[6] Dolayısıyla Soğuk Savaş’a yeni bir bakış açısıyla yaklaşılmalıdır. Bu yeni bakış açısının bir sonucu olarak kimi çalışmalar, ABD ile Çin arasında günümüzde yaşanan mücadeleyi Uzun Soğuk Savaş’ın yeni bir aşaması,[7] yeni Soğuk Savaş[8] ya da İkinci Soğuk Savaş[9] olarak tanımlamaktadır.

Bu tartışmalardan hareketle çalışma, öncelikle ABD ile Çin arasındaki ilişkilerin Soğuk Savaş sonrası dönemde nasıl dönüşerek günümüzdeki sıkı rekabet ortamına evrildiğini incelemektedir. Ardından ana akım literatürde yaygın olarak kullanılan Yeni Soğuk Savaş yaklaşımı çerçevesinde iki ülke arasındaki ekonomik, siyasi-ideolojik ve askerî-güvenlik boyutlarındaki rekabet ele alınmaktadır. Son bölümde ise son yıllarda eleştirel literatürde öne çıkan İkinci Soğuk Savaş yaklaşımına odaklanılarak ABD-Çin mücadelesi, küreselleşmenin yeniden müzakere edilmesi ve ulusötesi ağlar üzerindeki hâkimiyet mücadelesi bağlamında değerlendirilmektedir. Bu kapsamda özellikle dijital teknolojiler alanındaki rekabetin, iki ülke arasındaki güç mücadelesinin merkezî unsurlarından biri hâline geldiği gösterilmektedir.

Dönüşen ABD-Çin ilişkileri

ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) ilişkileri, ÇHC’nin kuruluşundan bu yana inişli çıkışlı olmuştur. İki ülke arasındaki ilişkiler Kore Savaşı (1950-1953) yıllarında sıcak çatışmaya dönüşmüş, ardından da özellikle Tayvan meselesi ve ideolojik rekabet nedeniyle uzun yıllar sorunlu olmuştur. Bununla beraber her iki tarafın da Sovyetler Birliği ile ilişkilerinde denge arayışı, özellikle Sovyetler Birliği’nin 1979 yılındaki Afganistan müdahalesinin ardından, ABD ile Çin’i yakınlaştırmıştır. Dönemin ABD Başkanı Richard Nixon’ın 1972 yılının şubat ayında Pekin’e gerçekleştirdiği ziyaret ile iki ülke ilişkileri gelişmeye başlamış,[10] nihayetinde 1979 yılında iki ülke diplomatik ilişki kurmuştur. Bu gelişmeler neticesinde ABD-Çin-Sovyetler Birliği arasında yeni bir üçlü denge meydana gelmiştir.[11] Buna bir de Çin’in 1978 yılında başlattığı reform ve dışa açılma politikası eklenince, ABD ile Çin arasındaki ilişkiler 1980’li yıllar boyunca gelişmiştir. Ne var ki 1989 yılında Tiananmen Meydanı’nda yaşanan olaylar, ABD’nin Çin’e bakışını olumsuz etkilemiş ve Çin’in uluslararası siyasette yalnızlaşmasına yol açmıştır. ABD’deki olumsuz Çin algısı uzun sürmemiş ve iki ülke arasındaki ilişkiler, 1992 sonrası dönemde bir yandan Çin’in ekonomik liberalleşme çabalarını yoğunlaştırması, diğer yandan da Clinton yönetiminin Çin’i küresel sisteme entegre etme politikası sonucunda yeniden hız kazanmıştır. Bunda Çin’in ABD sermayesine sunduğu olanaklar ve fırsatlar büyük rol oynamıştır. Çin’in ucuz ama nitelikli iş gücü, ABD sermaye sınıfının kârlarını artırması için büyük fırsat sunmuştur. Çin, ayrıca sahip olduğu yüksek nüfus dolayısıyla ABD’li üreticiler tarafından önemli bir pazar potansiyeli olarak görülmüştür.[12]

Berlin Duvarı’nın inşası sırasında Brandenburg Kapısı’nın batı tarafındaki Doğu Almanya İşçi Sınıfı Mücadele Grupları üyeleri, 14 Ağustos 1961. Fotoğraf: Peter Heinz Junge. Kaynak: Almanya Federal Arşivi.

ABD sermayesinin Çin’de gerçekleştirdiği düşük maliyetli üretim ve Çin pazarı sayesinde elde ettiği yüksek kârlar, ikili ilişkilerde üçüncü Tayvan Boğazı Krizi (1995-1996) ve Belgrad’daki Çin Büyükelçiliği’nin ABD uçakları tarafından bombalanması (1999) gibi zaman zaman yaşanan sorunların büyümeden aşılmasını sağlamıştır. Ne var ki 2000’li yılların ortalarından itibaren Çin’in gerçekleştirdiği iktisadi ve teknolojik atılım, uzunca bir süredir Çin ile iyi ilişkiler politikasının en önemli destekçisi olan ABD sermayesinin dahi bu ilişkiyi sorgulamasına ve 1990’lı yılların başından bu yana Çin’i potansiyel bir rakip olarak gören güvenlik ve dış politika elitiyle yakınlaşmasına yol açmıştır.[13] Çin hükümeti, 2005 yılında Bilim ve Teknoloji Geliştirme Orta ve Uzun Vadeli Planı (Medium- and Long-Term Plan for Science and Technology Development) ile çeşitli sektörlerde iddialı hedefler belirleyerek “yerli inovasyon” hedefini ortaya koymuştur. Bu planı, Stratejik Gelişen Sanayiler Girişimi (2010), Made in China 2025 Stratejisi (2015) ve İnovasyon Odaklı Kalkınma Stratejisi (2016) izlemiştir.[14] Kısacası, Çin yönetimi, 2000’lerin ortalarından bu yana çok sayıda teknoloji ve sanayi politikası aracılığıyla, ileri teknolojilerin üretimi ve inovasyonu alanlarında yoğun bir çaba içine girmiştir.

2008 küresel ekonomik krizi, ABD’deki Çin algısının dönüşümünde bir başka önemli dönüm noktasıdır. Krizin ardından Çin hükümeti, ülke ekonomisini istikrara kavuşturmak amacıyla 586 milyar dolarlık bir teşvik planı uygulamaya koymuştur. O dönemki gayrisafi yurtiçi hasılasının %12,5’ine denk gelen bu plan ile Çin, bir yandan ekonomisinde yaşanması muhtemel bir durgunluğu önlemiş, diğer yandan da küresel iktisadi sistem içindeki konumunu güçlendirmiştir. Teşvik programı kısa vadede başarılı olmuşsa da yapılan yatırımlar dolayısıyla Çin altyapı ve inşaat sektörleri kısa bir süre içinde doygunluğuna ulaşmıştır. Bu doygunluk, Çinli şirketlerin fazla üretimlerini dış pazarlara ihraç etme yolundaki girişimlerini hızlandırmalarına ve kısa sürede üçüncü ülke pazarlarında ABD merkezli ulusötesi şirketlere rakip olmalarına yol açmıştır.[15]

Bu durum, 1970’lerle birlikte gelişimine tanık olduğumuz ABD-Çin ilişkilerinin seyrinden ciddi bir farklılaşma anlamına gelmektedir. Çin, 1980’lerden itibaren küresel ekonomiye giderek daha fazla entegre olmuş, Çin yapımı düşük maliyetli ürünler ABD pazarına akın etmiş ve bu da ABD’de tüketimi önemli ölçüde arttırıcı bir rol oynamıştır. Buna karşılık Çin, özellikle ABD pazarından elde ettiği ihracat gelirlerini, yine ABD devlet tahvillerine yatırarak ABD’nin bütçe açığını finanse etmiştir.[16] İki ülke arasındaki bu simbiyotik ilişki, Niall Ferguson ve Moritz Schularick tarafından “Chimerica” olarak adlandırılmıştır.[17] Bu durum, Çin’in işgücünün ve doğal kaynaklarının, özellikle ABD merkezli ulusötesi şirketler tarafından sömürülmesi üzerine kurulmuştur. Ekonomik kazanımlara ek olarak ABD’li siyasi elitler Çin’in dünya ekonomisine ve siyasetine artan katılımının iç siyasette liberal demokrasiye geçişe yol açacağını umuyordu. Richard Nixon tarafından henüz 1967 yılında ifade edildiği üzere, Çinliler “uluslararası medeniyetin temel kurallarına” bağlı kaldıkça “evcilleştirilecek” ve “medeni” Batı’nın suretine dönüşeceklerdi.[18] Ne var ki ABD’li liderlerin beklentilerinin aksine Çin’de liberal demokrasiye geçiş yaşanmadı.

Çin’in yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerde lider olma hedefi, özellikle Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminden (2017-2021) bu yana ABD’nin güçlü direnişiyle karşı karşıya kalmıştır. Yeni teknolojilerde liderlik, Çin’in düşük ve orta teknolojili üretimden yüksek teknolojili üretime geçiş için kapsamlı bir dönüşüm gerçekleştirerek teknolojik atılımını tamamlamasını gerektirmektedir. Böylesi bir dönüşüm, Çin’i “dünyanın fabrikası” veya “China, Inc.”[19] olarak görüldüğü dönemden farklı olarak, küresel ekonominin merkezine konumlandırabilecektir. ABD yönetici sınıfı, son on yıllık süreçte, bu senaryonun gerçekleşmesini önleyebilmek adına Çin’in teknolojik gelişimini yavaşlatmak ve ülkenin üretici güçlerini, özellikle yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi teknolojilerde birkaç nesil geride bırakmak konusunda bir mutabakata varmış görünmektedir.[20] 2010’lu yılların ortalarından bu yana Çin, liberal uluslararası düzene meydan okuma yeteneği ve niyetine sahip bir rakip olarak tanımlanmaya başlanmıştır.[21] Bu durum, nihayetinde ABD’nin Çin’e karşı ticaret ve teknoloji savaşları başlatmak gibi politikalar uygulamaya yönelik tavrını güçlendirmiştir.[22]

‘İkinci Soğuk Savaş’ın inşası

2010’lu yıllardan bu yana Çin ile ABD arasında yaşanan rekabetin özellikleri ve nasıl tanımlanacağı Uluslararası İlişkiler alanında çalışan akademisyenlerden diplomatlara kadar pek çokları tarafından tartışılagelmiştir. Kimi araştırmacılar, nükleer silahların varlığı nedeniyle iki güç arasında sıcak savaş çıkma olasılığının düşük olduğunu göz önünde bulundurarak, ABD-Çin rekabetini “yeni Soğuk Savaş” olarak adlandırmaktadır.[23] Literatürdeki bir başka görüş ise, bunun “yeni” bir Soğuk Savaş değil, “İkinci Soğuk Savaş” ya da “Uzun Soğuk Savaş”ın devamı olduğunun altını çizmektedir.[24] Diğerleri ise yeni bir Soğuk Savaş tanımlamasının kerameti kendinden menkul bir kehanete yol açabileceği endişesiyle bu analize karşı çıkmaktadır.[25]

ABD ile Çin arasında yeni bir soğuk savaş yaşandığına dair tartışma 2010’lu yılların ortalarından itibaren popülerleşmeye başlamışsa da aslında benzer bir tartışma 1990’lı yıllarda da yaşanmıştı. 1980’lerden itibaren derinleşen ikili ilişkilere rağmen birtakım ABD’li akademisyenler, Çin’in ABD’nin liderliğine meydan okuyabileceği ihtimaline karşı hükümetlerini uyarmıştı.[26] David Shambaugh ise hem Çinli hem de ABD’li liderleri, ikili ilişkilerin yeni soğuk savaşa yol açabilecek rekabetçi bir yörüngeye oturmaması için önlem almaları konusunda uyarmıştı.[27] 2010’lara gelindiğinde ‘Yeni/İkinci Soğuk Savaş’ kavramı başlangıçta ABD’de iktidara yakın organik entelektüeller tarafından ortaya atılmış ve sahiplenilmiştir. Fakat daha sonra ele alınacağı üzere, son zamanlarda eleştirel akademisyenler de ABD-Çin rekabetine ilişkin alternatif bakış açıları sunmak amacıyla bu terimi kavramsallaştırmaya başlamışlardır.[28]

Trinity nükleer denemesinde patlamadan 10 saniye sonra oluşan mantar bulutu. Alamogordo, New Mexico, 16 Temmuz 1945.

Bugün geldiğimiz noktada yeni Soğuk Savaş, kısaca, ABD ile Çin arasındaki ekonomik, siyasi/ideolojik ve askerî mücadeleyi tanımlamaktadır. Kimilerine göre karşı karşıya olunan bir büyük güç rekabeti iken, kimileri bu rekabeti asıl olarak ekonomik, kimileri siyasi/ideolojik, kimileri de güvenlik boyutları üzerinden ele almaktadır. Bazı entelektüeller ve ABD’li yetkililer, bu kavramın kapsamını bir tarafta Batı dünyasının tamamını, diğer tarafta da Rusya’yı içerecek şekilde genişletirken,[29] birçok ABD’li ve Çinli entelektüel, özellikle bu en büyük iki ekonomi ile geri kalanlar arasındaki güç farkı göz önüne alındığında, asıl rekabetin Çin ile ABD arasında olduğu, Rusya ve diğer Batı ülkelerinin ise ikincil güçler olduğu görüşünü desteklemektedir.[30] Her ne kadar Joe Biden[31] ve Antony Blinken[32] gibi ABD yönetici sınıfının önde gelen pek çok üyesi, ülkelerinin yeni bir Soğuk Savaş peşinde olmadığı yönünde açıklamalar yapmışsa da yine bu isimlerin Çin’in otoriter rejiminin kurallara dayalı uluslararası düzene yönelik en büyük tehdit oluşturduğu yönündeki söylemleri, Robert Kaplan ve Elliott Abrams gibi isimlerin söylemleriyle paralellik göstermektedir.[33]

Bu bağlamda, iktisadi alanda ABD’nin birincil hedefi, Çin’in bir merkez ekonomi olmasını engellemektir. Bu hedef, Obama yönetiminin 2011 yılında ortaya koyduğu “Asya’ya Dönüş” (Pivot to Asia) stratejisine kadar uzanmaktadır. Bu stratejinin merkezinde yer alan Trans-Pasifik Ortaklığı serbest ticaret anlaşması, ABD’nin de dâhil olduğu Pasifik Okyanusu’nun iki yakasında yer alan on iki ülke tarafından imzalanmıştı. Anlaşmanın ana hedefi, küresel ekonominin temelini oluşturan standartların Çin yerine ABD tarafından belirlenmesi ve böylelikle ABD’nin küresel ekonomide liderlik rolünün güvence altına alınmasıydı. Obama’nın belirttiği gibi, “Potansiyel müşterilerimizin yüzde 95’inden fazlası sınırlarımızın dışında yaşıyorsa, Çin gibi ülkelerin küresel ekonominin kurallarını yazmasına izin veremeyiz. Bu kuralları biz yazmalıyız.”[34] Ne var ki Donald Trump, 2017 yılında başkanlık koltuğuna oturmasının hemen ardından ABD’yi Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan çıkarmış, geride kalan 11 ülke ise yollarına ABD olmadan devam etmişlerdi.[35]

Her ne kadar Trump, Kasım 2017’de Çin’in başkenti Pekin’i ziyaret etmiş ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile çok sayıda anlaşma imzalamışsa[36] da bu ziyaretten kısa bir süre sonra ilişkilerdeki olumlu hava tersine dönmüştür. Trump yönetimi, bu ziyaretten kısa bir süre sonra, 2018 yılının ocak ayında Çin’e karşı ticaret savaşı başlatarak ABD’nin Çin karşıtı politikalarına yeni bir ivme kazandırmıştır.[37] O günden bu yana hem Trump hem de Biden liderliğindeki ABD, Çin’in iktisadi gelişimini ve teknolojik atılımını engellemek amacıyla çeşitli politikalar uygulamaya koymuştur. Her ne kadar Biden, 2019 yılında henüz başkan seçilmeden önce iki ülke arasındaki ticaret savaşının bedelini ABD vatandaşlarının ve şirketlerinin ödediğini belirtmişse[38] de Trump yönetimi tarafından konan gümrük vergilerini yürürlükte tutmayı tercih etmiştir.[39] Bu politika Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de sürdürülmüş, dahası ABD, Çin’e karşı gümrük vergilerini daha da yükseltmiştir. Ne var ki Çin’in benzer yöndeki karşı hamleleri sonucunda iki ülke arasında bir ‘ateşkese’ varılmış ve gümrük vergileri karşılıklı olarak ciddi oranda düşürülmüştür.[40]

İki ülke arasında yaşanan rekabette öne çıkan bir diğer alan, ileri teknolojiler alanıdır. ABD’nin Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana Çin’e karşı yürüttüğü teknoloji savaşı, Çin’in ekonomik atılımını engellemenin yanı sıra ABD’nin ileri teknoloji alanındaki liderliğini korumayı amaçlamaktadır. Eski Dışişleri Bakanı Blinken’ın 17 Ekim 2022 tarihli açıklaması, ABD’nin yaklaşımını ortaya koymaktadır: “Soğuk Savaş sonrası dünya sona erdi ve bundan sonra ne olacağını şekillendirmek için yoğun bir rekabet yaşanıyor. Bu rekabetin merkezinde de teknoloji yer alıyor.”[41] Bu doğrultuda ilk Trump yönetimi, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde ihracat kontrolleri yoluyla Sovyetler Birliği’nin çift kullanımlı (askerî ve sivil) teknolojileri edinmesini kısıtlayan politikalarına benzer şekilde, Çin’in süper bilgisayarların ve yapay zekâ araçlarının geliştirilmesi açısından hayati önem taşıyan ileri yarı iletkenleri ve diğer teknolojileri ithal etmesini engellemek için bir kampanya başlatmıştır. Bu politika Biden yönetimi tarafından daha da ileriye taşınmış ve ABD vatandaşlarının ve şirketlerinin yarı iletken geliştirme konusunda Çinli kurumlarla iş birliği yapması yasaklanmıştır. Biden yönetimi ayrıca Çin, Hong Kong ve Makao’da ileri mikroelektronik, yapay zekâ ve kuantum teknolojisine yapılan yatırımları da kısıtlamıştır. Ardından ABD bir adım daha atarak müttefiklerinin, Çin’e yönelik gelişmiş yarı iletken ihracatına kısıtlamalar getirmelerini talep etmiş ve bu adım, Hollanda ve Japonya tarafından desteklenmiştir.[42] Kısacası, ABD hükümeti, ilk Trump yönetiminden bu yana Çin’in teknolojik ilerlemesini engellemek amacıyla çeşitli yöntemler kullanagelmiştir.[43]

İki ülke arasındaki mücadelenin bir diğer ayağını uluslararası siyaset ve ideoloji oluşturmaktadır. Siyasi ve ideolojik açıdan Biden ve Trump yönetimleri arasında dikkate değer farklılıklar bulunmaktadır. Trump, 2017 yılında “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapmak” vaadiyle iktidara gelmiş, bu doğrultuda ABD’nin en yakın müttefiklerini ve ortaklarını dahi kendinden uzaklaştıran tek taraflı bir dış politika izlemiştir. Biden ise, ABD’yi önceleyen bu politikadan vazgeçerek, özellikle Çin ile ilişkilerde müttefiklerle iş birliği yapmaya dayalı çok taraflı bir dış politika izlemiştir. Bu açıdan Biden yönetimi, Çin’e karşı en etkili stratejinin ABD’nin müttefiklerini bir araya getirmek olduğuna inanmıştır. Biden yönetimine göre, bu tür bir siyaset, uluslararası ticaret ve ileri teknoloji gibi konularda Çin ve diğer ülkelerin çıkarları yerine liberal demokratik değerlerin ve çıkarların –yani ABD’nin çıkarlarının– korunmasını sağlayacaktır.[44]

Biden yönetimini Trump yönetimlerinden ayıran bir diğer unsur, Çin ile mücadeleyi ideolojik düzlemde de sürdürmüş olmasıdır. Biden, Çin’e karşı birleşik bir cephe oluşturma çabasında demokrasi-otoriterlik ikilemini kullanmıştır. ABD’nin, Soğuk Savaş dönemindeki Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin “sosyalist diktatörlüklerine” karşı “kapitalist demokrasilere” önderlik eden politikasına benzer şekilde, Biden yönetimi Çin ve Rusya’ya karşı bir “demokrasiler” koalisyonu oluşturmayı amaçlamıştır.[45] ABD’nin 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Çin ve Rusya, uluslararası barışı ve istikrarı tehdit etmek ve ülkelerin demokratik süreçlerini baltalamakla suçlanmış ve her iki ülke de “yurt içinde baskı, yurt dışında zorlama ile karakterize olan bir yönetim modelini ihraç etmek için var gücüyle çalışan otokratlar”[46] olarak tanımlanmıştır. Biden yönetimi “otokrasiler ve demokrasiler arasındaki küresel mücadeleden”[47] galip çıkmak hedefi doğrultusunda 2021 ve 2023 yıllarında iki Demokrasi Zirvesi düzenlemiştir.[48] Ne var ki kendi ülkelerinde demokrasiyi baltalamalarıyla bilinen Rodrigo Duterte, Narendra Modi, Jair Bolsonaro ve Benjamin Netanyahu gibi liderlerin demokrasi zirvelerine davet edilmesi, ABD’nin asıl motivasyonunun demokrasiyi teşvik etmekten ziyade Çin ve Rusya karşıtı bir koalisyon oluşturmak olduğuna dair eleştiriler yapılmasına neden olmuştur.[49] İkinci Trump döneminde Çin ile rekabette Biden’ın ideolojik mücadele söylemi terk edilmişse de olası bir Demokrat Parti iktidarında bu meselenin yeniden gün yüzüne çıkması olasılığı yüksektir.

Soğuk Savaş, özünde Yalta Konferansı’nda varılan uzlaşının yeniden müzakeresi iken, İkinci Soğuk Savaş küreselleşmenin yeniden müzakeresi olarak anlaşılmaktadır.

ABD’nin yeni Soğuk Savaş politikasının bir diğer bileşeni Çin’e karşı bir askerî koalisyon oluşturmaktadır. Bu strateji, Obama’nın “Asya’ya Dönüş” stratejisiyle başlamış, ilk Trump döneminin Hint-Pasifik Ortaklığı ile devam etmiştir. Biden döneminde Asya-Hint-Pasifik stratejisi benzer bir amaçla öne çıkarılmıştır.[50] İkinci Trump yönetimi de her ne kadar Hint-Pasifik kullanımını terk ederek Pasifik’e odaklansa da Çin’i çevreleme politikasını sürdürmektedir.[51]

ABD merkezli askerî koalisyonların temel amacı, Çin’i kontrol altında tutarak ABD ile eşit bir askerî güce kavuşmasını ve Doğu Asya’yı ve Batı Pasifik’i denetimi altına almasını önlemektir.[52] ABD, bu doğrultuda bir yandan Avustralya, Japonya ve Güney Kore ile olan uzun soluklu ittifaklarını güçlendirirken, diğer yandan da yeni ittifaklara yatırım yapmaktadır. Bunların en önemlilerinden biri, Avustralya, Hindistan ve Japonya’nın dâhil olduğu Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’dur (Quadrilateral Security Dialogue – QUAD). Aynı zamanda ABD, Avustralya ve Birleşik Krallık’ı bir araya getiren AUKUS üçlü güvenlik paktı bulunmaktadır. ABD’nin 2022 Hint-Pasifik Stratejisi’nde belirtildiği üzere askerî stratejinin genel amacı, “[Çin’in] faaliyet gösterdiği stratejik ortamı şekillendirmek ve dünyada ABD’nin müttefik ve ortakları için en uygun etki dengesini oluşturmaktır.”[53]

ABD’nin Çin’i askerî denetim altına alma stratejisi, Çin’in yakın çevresini ve komşularını aşan, çok daha geniş bir coğrafyaya ulaşan bir niteliğe sahiptir. Örneğin, Biden yönetimi, 2022 yılında gerçekleştirilen NATO zirvesinde, müttefiklerini ittifakın kapsamını Asya-Pasifik bölgesine genişletmeye ve NATO’nun Çin’i, Avrupa-Atlantik bölgesinin güvenliğine yönelik sistemik bir tehdit olarak tanımlamaya ikna etmiştir. Bu doğrultuda NATO, aynı zirvede yayınlanan Stratejik Konsepti’nde, Çin’in oluşturduğu tehdide karşı ittifak olarak birlikte hareket etme sözü vermiştir.[54] Dahası NATO, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında gerçekleştirilen zirvelerine Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore devlet başkanlarını davet etmiştir.[55] Bu adımlar, ABD’nin Çin’i denetimi altında tutmak amacıyla Avrupa-Atlantik ve Asya-Pasifik bölgelerindeki müttefiklerini bir araya getirme kararlılığını göstermektedir.

Özetlemek gerekirse, ABD ile Çin arasındaki rekabet, ticaret savaşlarından askerî koalisyonlara, ideolojik söylemlerden ileri teknoloji mücadelesine uzanan çok boyutlu bir nitelik kazanmıştır. Soğuk Savaş’ın birinci evresinden farklı olarak, bu yeni evrenin tarafları birbirine ekonomik açıdan derin biçimde bağımlı iki büyük güçten oluşmakta; bu durum hem rekabetin sınırlarını hem de çatışma riskini karmaşık bir hale getirmektedir. Nitekim ABD’nin gümrük vergilerini zirveye taşımasının ardından iki ülkenin müzakere masasına oturması, bu karşılıklı bağımlılığın, rekabet dinamiklerini dizginleyici bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, özellikle yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi stratejik öneme sahip ileri teknoloji alanlarındaki kısıtlayıcı politikaların giderek kalıcı bir hal alması, iki ülke arasındaki yapısal kopuşun derinleşmeye devam ettiğine işaret etmektedir. Sonraki bölüm, ABD ile Çin arasındaki mücadeleyi “İkinci Soğuk Savaş” kavramsallaştırması üzerinden, özellikle iki ülke arasındaki (dijital) teknoloji rekabetine odaklanarak ele almaktadır.

İkinci Soğuk Savaş’ta ABD-Çin teknoloji rekabeti

Son dönemde akademik literatürde ABD-Çin rekabetini eleştirel bir perspektiften değerlendirme çabası “İkinci Soğuk Savaş” kavramsallaştırmasında karşılık bulmaktadır. Buna göre, Soğuk Savaş’ın başlangıcıyla birlikte Yalta Konferansı’nda oluşturulan nüfuz alanları, “Demir Perde” tarafından birbirinden ayrılmış bloklara dönüşmüştü. Soğuk Savaş, yeni toprakları bu bloklardan birine katmayı amaçlayan sıfır toplamlı bir rekabetti. Soğuk Savaş, özünde Yalta Konferansı’nda varılan uzlaşının yeniden müzakeresi iken, İkinci Soğuk Savaş küreselleşmenin yeniden müzakeresi olarak anlaşılmaktadır. ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş’tan farklı olarak, günümüz dünyası iki somut bloka bölünmüş değildir. Dolayısıyla üçüncü ülkeler, farklı düzeylerde de olsa hem Çin hem de ABD ile diplomatik, ekonomik, güvenlik ve siyasi ilişkilerini sürdürmektedir. İkinci Soğuk Savaş’ta ABD-Çin rekabeti toprak denetimini değil, üçüncü ülkeleri kendi ekonomik ve siyasi nüfuz alanlarına entegre etmeyi hedeflemektedir. Schindler vd.’nin belirttiği üzere İkinci Soğuk Savaş’ta ABD-Çin rekabeti, birbiriyle bağlantılı dört ulusötesi ağ etrafında şekillenmektedir: dijital teknoloji, finans, altyapı ve üretim.[56] Bu doğrultuda ABD ve Çin, 21. yüzyılda hegemonya için belirleyici olacağını öngördükleri bu dört temel ulusötesi ağ içinde “merkezî” bir konum elde etme çabası içindedir. Ulusötesi ağlar içindeki merkeziyet, bu ağlara nasıl ve kimin erişeceğini belirleme gücü sağlamakta, istisnai durumlarda ise söz konusu merkeziyet rakip taraflara karşı bir silah olarak kullanılabilmektedir.[57] Bu rekabet biçimi, iki taraftan birinin İkinci Soğuk Savaş’ı kesin olarak “kazanmasını” güçleştirmekte ve pek çok ülkenin hem ABD hem de Çin ile ilişkilerini sürdürmesine yol açmaktadır.

İkinci Soğuk Savaş’ta ABD-Çin rekabetinin en sıkı şekilde yaşandığı dört temel ulusötesi ağdan biri olan dijital teknoloji alanı, rekabetin en hızlı evrildiği alan olarak da görülebilir. Çin, 2000’li yılların başından bu yana dijital teknoloji alanında ciddi bir gelişme kaydetmiştir. Bu bağlamda, Aralık 2005’te yayınlanan Bilim ve Teknoloji Geliştirme Orta ve Uzun Vadeli Planı, ileri teknolojilerde yerli inovasyonu teşvik etmek açısından hayati öneme sahiptir. Yerli inovasyon hedefi, ardından gelen Stratejik Gelişen Endüstriler (2010) ve Made in China 2025 (2015) gibi girişimlerle daha da ileriye götürülmüştür.[58] Çin’in teknoloji odaklı gelişiminin en son aşamasına, Başbakan Li Qiang, Mart 2024’teki İki Oturum toplantısı sırasında değinmiştir. Li, 2024 yılı hükümet çalışma raporunda Çin yönetiminin yarı iletkenler, yapay zekâ ve kuantum bilgisayarlar dâhil olmak üzere “yeni ve nitelikli üretim güçlerini” teşvik etme konusundaki kararlılığını vurgulamıştır.[59]

Çin’in 2010’ların başından bugüne yeşil enerjiden dijital teknolojilere uzanan alanlarda gerçekleştirdiği atılım, Çinli şirketlerin hem Küresel Güney hem de Küresel Kuzey ülkelerindeki varlığını artırmasını sağlamıştır. Günümüzde Çinli şirketler, dünya ekonomisinde yalnızca düşük ve orta teknolojili malların üreticileri değildir, aynı zamanda yüksek teknolojili ürünlerin üretiminde de ciddi paylara sahiptir.[60] Çinli üreticilerin sahip olduğu ölçek ekonomisi sayesinde pek çok ürünün fiyatı düşmüş, bu da özellikle Küresel Güney’deki tüketicilerin yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, akıllı telefonlar gibi ürünlere erişimini kolaylaştırmıştır. Ayrıca Çinli şirketler orta üst ve yüksek teknolojili ürünleri diğer ülkelere tedarik etmekle kalmamış, bu teknolojilerde diğer ülkelere yaptıkları yatırımları da her geçen yıl artırmışlardır. Örneğin, Heeks vd. tarafından ortaya konduğu üzere, Çinli teknoloji şirketlerinin Küresel Güney ülkelerindeki büyüyen varlığı, bu ülkelerin dijital ekonomilerinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Çinli teknoloji şirketleri, Küresel Güney ülkelerine telekom altyapısı, veri merkezleri, e-ticaret platformları, akıllı şehir projeleri gibi bir dizi bileşen sunarak bu ülkelerde dijital altyapılarının inşasına katkıda bulunmuştur.[61]

ABD, Çin’in ileri teknoloji alanlarında küresel düzeydeki artan varlığına karşı Trump’ın ilk başkanlık döneminde bir “teknoloji savaşı” başlatmıştır. Biden yönetimi tarafından da sürdürülen bu politika, Trump’ın ikinci başkanlık döneminde de devam ettirilmektedir. Çin’e karşı dijital teknoloji alanındaki mücadelenin ilk büyük adımı, Trump yönetiminin Mayıs 2019’da Huawei’in ABD’nin 5G ağlarına yatırım yapmasını yasaklayan bir başkanlık kararnamesi yayınlamasıyla atılmıştır.[62] Bu kapsamda ayrıca ABD Sanayi ve Güvenlik Bürosu, Huawei ve SMIC gibi çok sayıda Çinli teknoloji şirketini, ihracat kontrol listesine eklemiştir. Amaç, ABD merkezli yeni teknolojilerin bu şirketlere transferini kısıtlamaktır. Şirketlere ek olarak, birtakım Çin üniversitesi de ABD’li kuruluşlarla iş birliklerini önlemek amacıyla Sanayi ve Güvenlik Bürosu’nun kısıtlama listelerine eklenmiştir.[63] ABD’nin Huawei’e karşı girişimleri, 2020 yılında dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo tarafından açıklanan Temiz Ağ Programı (Clean Network Program) ile uluslararası bir boyuta ulaşmıştır. Böylece Huawei, yalnızca ABD’ye değil, müttefiklerine yönelik de önemli bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmiştir. Temiz Ağ Programı, bir yandan Çinli teknoloji şirketlerinin uluslararası pazar payını sınırlamayı, diğer yandan da Çinli ve Amerikalı donanımları ve yazılımları birleştiren hibrit teknoloji varlıklarının oluşumunu engellemeyi hedeflemiştir.[64]

Bir önceki bölümde belirtildiği üzere, Biden yönetimi, Trump’ın ilk döneminde Çin menşeli ürünlere konan gümrük vergilerini korumayı tercih etmişti. Bu yaklaşımın bir parçası olarak, elektrikli araçlar gibi “yeşil” sektörlerde Çin ürünlerine uygulanan vergileri daha da yükseltmişti.[65] Biden yönetimi ayrıca en gelişmiş yarı iletkenlerde Çin’e karşı önleyici bir rekabet stratejisi ortaya koymuştu.[66] Bu kapsamda ABD bir yandan kendisi Çin’e karşı önlemler alırken, bir yandan da müttefiklerini Çin’e karşı bir ortak cephe oluşturmaya ikna etmeye çalışmıştır. Örneğin, Biden yönetimi, ABD vatandaşlarının ve şirketlerinin yarı iletkenlerin geliştirilmesinde Çinli kurumlarla iş birliği yapmasını yasaklamış[67] ve Hong Kong ve Makao dâhil olmak üzere Çin’e ileri mikroelektronik, yapay zekâ ve kuantum teknolojilerinde yatırımları kısıtlamıştır.[68] Bunlara ek olarak, ABD, müttefiklerini, en gelişmiş yarı iletkenlerin üretiminde kullanılan litografi makinelerinin Çin’e satışını sınırlandırmaya davet etmiştir. ABD’nin bu çağrısı Hollanda ve Japonya tarafından desteklenmiştir.[69] Özellikle Hollanda merkezli ASML’nin en gelişmiş litografi makinelerinin Çin’e satışını durdurması, Çin’in teknolojik açıdan en gelişmiş yarı iletkenler üretme çabalarının sekteye uğramasına neden olmuştur.[70]

Günümüzde yaşanan mücadele, nüfuz alanlarının katı biçimde ayrıldığı bir bloklaşmadan ziyade, dijital teknoloji, finans, altyapı ve üretim gibi ulusötesi ağlar üzerindeki kontrol ve merkeziyet mücadelesi olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ABD-Çin rekabetini anlamak için yalnızca askerî ve güvenlik boyutlarına değil, küreselleşmenin yeniden örgütlenmesi sürecine ve bu sürecin teknolojik temellerine de odaklanmak gerekmektedir.

Biden yönetimi, görev süresinin dolmasına kısa bir süre kala Çin ile dijital teknoloji alanındaki mücadelede eşiği daha yukarıya taşımıştır. Bu kapsamda Aralık 2024’te en gelişmiş yarı iletkenlerin Çin’e ihracatını kısıtlayan bir karar alınmıştır.[71] Ayrıca Çin’in daha az gelişmiş eski nesil çiplerine yönelik bir soruşturma başlatılmıştır. 1 Ocak 2025’ten itibaren ise Çin menşeli yarı iletkenlere %50 gümrük vergisi konmuştur.[72] Biden yönetiminin bu doğrultuda attığı son adım, 13 Ocak 2025 tarihinde “Gelişmiş Yapay Zekâ Teknolojisinin Sorumlu Yayılımı İçin Düzenleme Çerçevesi”ni (Regulatory Framework for the Responsible Diffusion of Advanced Artificial Intelligence Technology) yayımlamak olmuştur. Böylece ABD, dünyayı üçe ayırmıştır. İlk grupta yer alan on sekiz yakın müttefik ve ortak ülke, ABD merkezli şirketlerden yaptıkları yapay zekâ ithalatında neredeyse hiçbir denetime tabi tutulmamıştır. İkinci grup, ABD tarafından ulusal güvenlik tehdidi olarak görülen ve silah ambargosu uygulanan Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerden oluşmuştur. Geride kalan ülkeler ise ara bir grup olan üçüncü grupta yer almıştır. Burada yer alan ülkeler arasında ABD’nin güçlü bağlara sahip olduğu ve dijital teknolojilere önemli yatırımlar yaptığı Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler yer almıştır. Bu ülkelerin, ilk gruptakilerden farklı olarak, ABD’li şirketlerden en gelişmiş yarı iletkenleri satın alabilmek için sipariş miktarından güvenlik protokollerine kadar çeşitli konularda ABD yönetimleriyle pazarlık yapmaları gerekmiştir.[73]

2024 Kasım seçimlerini kazanan Trump, ikinci başkanlık dönemine ABD-Çin ticaret ilişkilerine odaklanarak başlangıç yapmıştır. Trump, bu doğrultuda 1 Şubat 2025 tarihinde Çin menşeli ürünlere %10’luk ek gümrük vergisi uygulamış, bu adım beklendiği üzere Çin’in tepkisine yol açmıştır. Pekin yönetimi, ABD menşeli ürünlerine %10 ila 15 oranında gümrük vergisi uygulamış ve ABD’ye yapılan nadir toprak elementleri ihracatına kısıtlamalar getirmiştir. Bu tepki Trump yönetiminin karşı tepkisiyle karşılaşmış ve taraflar bir vergi artırımı sarmalına girmiştir. Nihayetinde ABD, Çin’e uyguladığı gümrük vergisi oranını %145’e, Çin ise ABD’ye uyguladığı gümrük vergisi oranını %125’e yükseltmiş, dolayısıyla da 11 Nisan 2025 itibarıyla ABD-Çin ticareti durma noktasına gelmiştir. Bu durumun sürdürülemez olduğunu kabul eden taraflar, 12 Mayıs 2025 tarihinde anlaşarak karşılıklı gümrük vergilerini 90 gün süreyle sürecin başındaki haline getirmeyi kabul etmişlerdir. Buna göre, ABD, Çin ürünlerine %30, Çin de ABD menşeli ürünlere %10’luk vergi uygulamıştır.[74] 90 günlük süre sonrasında uzatılmış ve taraflar nihai bir anlaşma konusunda görüşmelerini sürdürmüştür.

Bu arada Trump yönetimi, ulusal güvenliği gerekçe göstererek, Çin’in ABD’nin yüksek teknoloji ürünlerine erişimini kısıtlayıcı politikaları uygulamaya koymuştur. Bu kapsamda 21 Şubat 2025 tarihinde kritik altyapı ve yüksek teknolojiye yönelik Çin yatırımlarını sınırlamak, Çinli bireylerin kritik ABD işletmelerini ve varlıklarını satın almasını kısıtlamak ve Çin’in askerî-sivil füzyon stratejisini destekleyecek ABD yatırımlarını sınırlamak amacıyla bir Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu (National Security Presidential Memorandum) imzalanmıştır.[75] Ardından 25 Mart 2025’te ABD Sanayi ve Güvenlik Bürosu, Inspur Grup ve Pekin Yapay Zekâ Akademisi dâhil olmak üzere 502’den fazla Çinli şirketi kısıtlama listesine eklemiştir. Bu adımla ABD, Çin’in askerî kullanım için yüksek performanslı hesaplama ve kuantum teknolojilerini elde etmesini ve geliştirmesini önlemenin yanı sıra hipersonik silahlardaki ilerlemesini kısıtlamayı amaçlamıştır.[76] ABD Sanayi ve Güvenlik Bürosu, 13 Mayıs 2025 tarihinde bir yandan Biden yönetimi tarafından yayınlanan Gelişmiş Yapay Zekâ Teknolojisinin Sorumlu Yayılımı için Düzenleme Çerçevesi’ni yürürlükten kaldırırken, diğer yandan da ABD’nin en gelişmiş yarı iletkenlerin ihracatına yönelik denetimini sıkılaştıran bir karara imza atmıştır. Büro ayrıca Huawei’in Ascend mikroçiplerinin ABD şirketleri tarafından kullanımını ihracat kontrolünün ihlali olarak değerlendirilebileceği ve bunun ciddi cezalarla sonuçlanabileceği konusunda uyarıda bulunmuştur.[77] Ardından 29 Mayıs 2025 tarihinde ABD Ticaret Bakanlığı, çeşitli ABD şirketlerine havacılık ekipmanları, yazılım ve yarı iletkenler için kimyasallar dâhil olmak üzere belirli malların Çin’e ihracatını durdurma talimatı vermiştir.[78]

Huawei’nin Dongguan’daki fabrika kampüsünde bulunan sunucular. Fotoğraf: REUTERS/Tyrone Siu.

ABD ile Çin arasındaki ilişkiler, iki ülkenin devlet başkanlarının önce Ekim 2025’te Seul’de,[79] ardından Mayıs 2026’da Pekin’de gerçekleştirdikleri yüz yüze görüşmeler neticesinde istikrara kavuşmuş görünse de aralarındaki rekabet varlığını sürdürmektedir.[80] Öyle ki Trump, son olarak 9 Haziran 2026 tarihinde BYD, Alibaba, Robosense ve Baidu gibi Çin’in önde gelen teknoloji firmalarını Çin ordusu ile bağlantılı oldukları gerekçesiyle ABD Savunma Bakanlığının kısıtlama listesine, bir başka deyişle kara listeye dâhil etmiştir.[81] Kısacası, tüm bu süreç göstermektedir ki ABD, Trump’ın ilk başkanlık döneminden bu yana Çin ile (dijital) teknoloji alanında sıkı bir mücadele içindedir.

Çin ise, ilk günden bu yana, söylem düzeyinde ABD ile bir ticaret ve teknoloji savaşına karşı çıkmıştır. Pekin, ABD’li şirketlerin, kurumların ve vatandaşların Çinli teknoloji şirketleriyle iş birliği yapmasını engelleyen politikaları ve Huawei’in 5G alanında faaliyet göstermesinin yasaklanması gibi Çinli şirketlerin Batı pazarlarından dışlanmasına yönelik hamleleri, ABD’nin “bilim-teknoloji hegemonyası”[82] olarak eleştirmiştir. Bunun yanında Çin, ihracat kısıtlamaları ve kendi kara listelerini oluşturmak gibi uygulamalarla ABD ve Avrupa tarafından uygulanan ticaret ve teknoloji kısıtlamalarına karşı önlemler de geliştirmiştir.[83] Örneğin Pekin, Biden yönetiminin Aralık 2024’te Çin’e yönelik en gelişmiş yarı iletkenlere yeni ihracat kısıtlamaları getirme kararına, galyum ve germanyum gibi önemli yarı iletken bileşenlerinin ABD’ye ihracatını yasaklayarak karşılık vermiştir.[84] Çin, Biden yönetiminin Ocak 2025’teki adımlarına tepki olarak ise Boeing ve Lockheed Martin dâhil 28 ABD şirketini kendi ihracat kontrol listesine almış ve bu şirketlere çift (sivil ve askerî) kullanımlı ürünlerin ihracatını yasaklamıştır.[85] Benzer şekilde Çin, ABD’ye nadir toprak elementlerinin satışını kısıtlamış, bunun sonucunda ABD yönetimi belirli konularda geri adım atmak zorunda kalmıştır.[86] Kısacası, Çin, her ne kadar ABD ile ilişkilerini nispeten istikrarlı bir zeminde sürdürmeye gayret etmişse de ABD’nin uygulamalarına karşılık vermiş ve tansiyonun zaman zaman yükselmesinden kaçınmamıştır.

Sonuç

Bu çalışma, ABD ile Çin arasında özellikle 2010’lu yıllardan itibaren yoğunlaşan rekabetin tarihsel kökenlerini, dönüşümünü ve farklı boyutlarını ele almıştır. Çalışmada, iki ülke arasındaki ilişkilerin Soğuk Savaş sonrası dönemde karşılıklı ekonomik bağımlılık temelinde geliştiği; ancak Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişiyle birlikte ABD’nin Çin’i giderek daha fazla stratejik rakip olarak görmeye başladığı ortaya konulmuştur. Bu dönüşüm, ticaret ve teknoloji savaşları, askerî ittifaklar ve ideolojik söylemler aracılığıyla şekillenen çok boyutlu bir rekabeti beraberinde getirmiştir. Ayrıca çalışma, bu rekabetin nasıl kavramsallaştırılması gerektiğine ilişkin tartışmaları ele alarak, ana akım literatürde yaygın olan “Yeni Soğuk Savaş” yaklaşımının yanı sıra, günümüzde yaşanan süreci küreselleşmenin ve uluslararası güç ilişkilerinin yeniden müzakere edilmesi olarak değerlendiren “İkinci Soğuk Savaş” literatürünün sunduğu alternatif bakış açısını tartışmıştır. Buna göre, ABD’nin Çin’i ekonomik, teknolojik, askerî ve ideolojik alanlarda sınırlandırmaya yönelik stratejileri ile Çin’in küresel üretim, finans, altyapı ve dijital teknoloji ağlarında daha merkezi bir konum edinme çabaları birlikte değerlendirildiğinde, günümüzde yaşanan süreç küreselleşmenin ve küresel güç ilişkilerinin yeniden müzakere edilmesi olarak anlaşılmalıdır.

Günümüzde yaşanan ABD-Çin rekabeti, ABD-Sovyetler Birliği arasındaki ilk Soğuk Savaş’tan önemli ölçüde farklıdır. Taraflar arasında derin ekonomik karşılıklı bağımlılık devam etmekte, üçüncü ülkeler ise iki blok arasında kesin tercihler yapmak yerine her iki güçle de ilişkilerini sürdürmeye çalışmaktadır. Bu nedenle günümüzde yaşanan mücadele, nüfuz alanlarının katı biçimde ayrıldığı bir bloklaşmadan ziyade, dijital teknoloji, finans, altyapı ve üretim gibi ulusötesi ağlar üzerindeki kontrol ve merkeziyet mücadelesi olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ABD-Çin rekabetini anlamak için yalnızca askerî ve güvenlik boyutlarına değil, küreselleşmenin yeniden örgütlenmesi sürecine ve bu sürecin teknolojik temellerine de odaklanmak gerekmektedir. İkinci Soğuk Savaş literatürünün sunduğu perspektif, bu dönüşümü kavramsallaştırmak ve 21. yüzyılın uluslararası düzenini anlamak açısından önemli bir analitik çerçeve sunmaktadır. •


[1] Winston Churchill, “The Sinews of Peace” [1946], The International Churchill Society.

[2] “The Truman Doctrine” [1947], Office of the Historian.

[3] “Detection of the First Soviet Nuclear Test, September 1949,” National Security Archive.

[4] Barry Buzan, “A New Cold War? The Case for a General Concept,” International Politics 61 (2024): 239–257.

[5] a.g.e.

[6] Odd Arne Westad, The Global Cold War: Third World Interventions and the Making of Our Times (Cambridge: Cambridge University Press, 2007); Tony Smith, “New Bottles for New Wine: A Pericentric Framework for the Study of the Cold War,” Diplomatic History 24, sayı 4 (2000): 567–591; Gregg A. Brazinsky, Winning the Third World: Sino-American Rivalry during the Cold War (Chapel Hill, NC: University of North Carolina Press, 2017); Jeremy Friedman, Shadow Cold War: The Sino-Soviet Competition for the Third World (Chapel Hill, NC: University of North Carolina Press, 2015).

[7] Stephen J. Hartnett, A World of Turmoil: The United States, China, and Taiwan in the Long Cold War (Michigan: Michigan State University Press, 2022).

[8] Seth Schindler, Jessica DiCarlo ve Dilip Paudel, “The New Cold War and the Rise of the 21st-Century Infrastructure State,” Transactions of the Institute of British Geographers 47 (2022): 331–346; Barry Buzan, “A New Cold War? The Case for a General Concept,” International Politics 61 (2024): 239–257; John Bellamy Foster, “The New Cold War on China,” Monthly Review 73, sayı 3 (2021).

[9] Seth Schindler vd., “The Second Cold War: US-China Competition for Centrality in Infrastructure, Digital, Production, and Finance Networks,” Geopolitics 29, sayı 4 (2024): 1083–1120.

[10] “Nixon’s Trip to China,” Richard Nixon Presidential Library and Museum.

[11] “The Triangle between US, USSR and China,” Networks II, Cornell University, 19 Eylül 2016.

[12] Ho-fung Hung, The China Boom: Why China Will Not Rule the World (New York: Columbia University Press, 2016), 3. bölüm; Ho-fung Hung, Clash of Empires: From “Chimerica” to the “New Cold War” (Cambridge: Cambridge University Press, 2022), 5–24.

[13] Ho-fung Hung, Clash of Empires: From “Chimerica” to the “New Cold War” (Cambridge: Cambridge University Press, 2022), 5–24.

[14] Arthur R. Kroeber, “Unleashing ‘New Quality Productive Forces’: China’s Strategy for Technology-Led Growth,” Brookings, 4 Haziran 2024.

[15] Hung, Clash of Empires, 25–34.

[16] a.g.e., 11–24.

[17] Niall Ferguson ve Moritz Schularick, “‘Chimerica’ and the Global Asset Market Boom,” International Finance 10, sayı 3 (2007): 215–239.

[18] Richard M. Nixon, “Asia After Viet Nam,” Foreign Affairs, 1 Ekim 1967. Çin’in siyasi sisteminde bir dönüşüm bekleyen tek kişi Nixon değildi. Thomas L. Friedman ve Nicholas R. Lardy gibi çok sayıda ABD’li entelektüel ile Bill Clinton ve George W. Bush gibi siyasetçiler, Çin siyasi sisteminde ekonomik liberalleşme sürecini tamamlayacak şekilde demokratik bir geçiş olmasını umuyorlardı. Lakin tüm bu beklentiler boş bir hayalden ibaretti; zira Zhao Ziyang ve Zhu Rongji gibi daha liberal görüşlü olanlar da dâhil birçok Çinli lider, bu olasılığı çeşitli vesilelerle açıkça reddetmiştir.

[19] Ted C. Fishman, China, Inc. (New York: Scribner, 2005).

[20] Gavin Bade, “‘A Sea Change’: Biden Reverses Decades of Chinese Trade Policy,” Politico, 26 Aralık 2022.

[21] “The Administration’s Approach to the People’s Republic of China,” U.S. Department of State, 26 Mayıs 2022.

[22] Zhiming Long vd., “U.S.-China Trade War,” Monthly Review, 1 Ekim 2020, https://monthlyreview.org/2020/10/01/u-s-china-trade-war/; Minqi Li, “China: Imperialism or Semi-Periphery?,” Monthly Review, 1 Temmuz 2021; Jian Zhao, “The Political Economy of the U.S.-China Technology War,” Monthly Review, 1 Temmuz 2021.

[23] Barry Buzan, “A New Cold War? The Case for a General Concept,” International Politics 61 (2024): 239–257.

[24] Seth Schindler, Jessica DiCarlo ve Dilip Paudel, “The New Cold War and the Rise of the 21st-Century Infrastructure State,” Transactions of the Institute of British Geographers 47 (2022): 331–346; John Bellamy Foster, “The New Cold War on China,” Monthly Review 73, sayı 3 (2021); Stephen J. Hartnett, A World of Turmoil: The United States, China, and Taiwan in the Long Cold War (Michigan: Michigan State University Press, 2022).

[25] Joseph S. Nye, “With China, a ‘Cold War’ Analogy Is Lazy and Dangerous,” The New York Times, 2 Kasım 2021; Thomas J. Christensen, “There Will Not Be a New Cold War,” Foreign Affairs, 24 Mart 2021.

[26] Samuel P. Huntington, “The Clash of Civilizations?,” Foreign Affairs 72, sayı 3 (1993): 22–49; Richard Bernstein ve Ross H. Munro, The Coming Conflict with China (New York: Knopf, 1997).

[27] David Shambaugh, “The United States and China: A New Cold War?,” Current History 94, sayı 593 (1995): 241–247.

[28] Örneğin bkz. Monthly Review’un “New Cold War on China” başlıklı Temmuz/Ağustos 2021 sayısı.

[29] Robert D. Kaplan, “A New Cold War Has Begun,” Foreign Policy, 7 Ocak 2019; Elliott Abrams, “The New Cold War,” National Review, 3 Mart 2022.

[30] Örneğin bkz. Sun Liping, “Let’s Think It Through: A Possible Picture of the Post-pandemic Era and the Problems We May Face,” Reading the China Dream, 17 Ocak 2022; Zheng Yongnian, “The War in Ukraine Blurs the Two Main Lines, But Many People Misunderstand China’s Role,” Reading the China Dream, 25 Şubat 2022; Zhao Yanjing, “China’s Choice in the Russia-Ukraine War,” Reading the China Dream, 24 Mart 2022; Michael T. Klare, “Welcome to the New Cold War,” The Nation, 14 Ocak 2022.

[31] “President Biden: We Are Not Seeking a New Cold War or a World Divided,” BBC, 21 Eylül 2021.

[32] “The Administration’s Approach to the People’s Republic of China.”

[33] Abrams, “The New Cold War.”

[34] “Statement by the President on the Trans-Pacific Partnership,” White House, 5 Ekim 2015.

[35] Mireya Solís, “Trump Withdrawing from the Trans-Pacific Partnership,” Brookings, 24 Mart 2017.

[36] The ICAS Team, “Trump’s State Visit to China,” Institute for China-American Studies, 13 Kasım 2017.

[37] Chad P. Bown ve Melina Kolb, “Trump’s Trade War Timeline: An Up-to-Date Guide,” Peterson Institute for International Economics, 1 Haziran 2023.

[38] Eric Boehm, “CEO: ‘I’m the One Who Paid the Tariffs. China Did Not,’” Reason, 21 Eylül 2023.

[39] Inu Manak, Gabriella Cabañas ve Noah Feinberg, “The Cost of Trump’s Trade War with China Is Still Adding Up,” Council on Foreign Relations, 18 Nisan 2023.

[40] Robert Walker, “Trump and Xi’s Economic Ceasefire Is Holding – Just,” The Interpreter, 18 Mayıs 2026.

[41] “Remarks to the Press,” U.S. Department of State, 17 Ekim 2022.

[42] Gregory C. Allen, Emily Benson ve Margot Putnam, “Japan and the Netherlands Announce Plans for New Export Controls on Semiconductor Equipment,” Center for Strategic and International Studies, 10 Nisan 2023.

[43] Edward Alden, “Washington Raises Stakes in War on Chinese Technology,” Foreign Policy, 11 Ekim 2022.

[44] Thomas L. Friedman, “Biden Made Sure ‘Trump Is Not Going to Be President for Four More Years,’” The New York Times, 2 Aralık 2020.

[45] Emre Demir ve Sırma Altun, “The Role of Democracy Discourse in the ‘Emerging New Cold War,’” Transatlantic Policy Quarterly 21, sayı 4 (2022): 107–116.

[46] National Security Strategy, White House, 12 Ekim 2022.

[47] “Remarks by President Biden at the United States Naval Academy’s Class of 2022 Graduation and Commissioning Ceremony,” White House, 27 Mayıs 2022.

[48] “Summit for Democracy,” U.S. Department of State.

[49] Humeyra Pamuk ve Simon Lewis, “Biden’s Democracy Summit: Problematic Invite List Casts Shadow on Impact,” Reuters, 7 Kasım 2021.

[50] Emre Demir, “ABD’nin Biden Dönemi Çin Politikası: Asya’ya Dönüş 2.0?,” Cappadocia Journal of Area Studies 2, sayı 2 (2019): 232–248.

[51] Ken Moriyasu, “Why Dropping ‘Indo-Pacific’ Clarifies the Pentagon’s China Strategy,” Hudson Institute, 2026,

[52] Klare, “Welcome to the New Cold War.”

[53] Indo-Pacific Strategy of the United States, White House, Şubat 2022.

[54] NATO 2022 Strategic Concept, NATO, 29 Haziran 2022.

[55] “Relations with Partners in the Indo-Pacific Region,” NATO, 17 Ağustos 2023.

[56] Steven Rolf ve Seth Schindler, “The US–China Rivalry and the Emergence of State Platform Capitalism,” Environment and Planning A: Economy and Space 55, sayı 5 (2023): 1255–1280; Seth Schindler vd., “The Second Cold War: US-China Competition for Centrality in Infrastructure, Digital, Production, and Finance Networks,” Geopolitics 29, sayı 4 (2024): 1083–1120.

[57] Henry Farrell ve Abraham Newman, Underground Empire: How America Weaponized the World Economy (Londra: Penguin, 2023); Ilias Alami, Jessica DiCarlo, Steven Rolf ve Seth Schindler, “The New Frontline: The US China Battle for Control of Global Networks,” Transnational Institute, 4 Şubat 2025.

[58] Kroeber, “Unleashing ‘New Quality Productive Forces.’”

[59] Li Qiang, “Report on the Work of the Government,” State Council Information Office, 13 Mart 2024.

[60] Meghan Ostertag, “The Hamilton Index 2026: China’s Dominance in Advanced Industries Is Growing,” Information Technology & Innovation Foundation, 6 Mayıs 2026.

[61] Richard Heeks, Angelica V. Ospina, Christopher Foster, Ping Gao, Xia Han, Nicholas Jepson, Seth Schindler ve Qingna Zhou, “China’s Digital Expansion in the Global South: Systematic Literature Review and Future Research Agenda,” The Information Society 40, sayı 2 (2024): 69–95.

[62] Øystein S. Christie, Jo Jakobsen ve Tor Georg Jakobsen, “The US Way or Huawei? An Analysis of the Positioning of Secondary States in the US-China Rivalry,” Journal of Chinese Political Science 29 (2024): 77–108.

[63] Séverine Arsène, “Global China in the Age of Algorithms,” içinde Routledge Handbook on Global China, ed. Maximilian Mayer, Emilian Kavalski, Marina Rudyak ve Xin Zhang (Londra: Routledge, 2024).

[64] Rolf ve Schindler, “The US–China Rivalry and the Emergence of State Platform Capitalism,” 1255–1280.

[65] Manak, Cabañas ve Feinberg, “The Cost of Trump’s Trade War with China Is Still Adding Up.”

[66] Dwayne Woods, “The Silicon Sword Hanging Over China’s Head,” Journal of Chinese Political Science 29 (2024): 559–590.

[67] Alden, “Washington Raises Stakes in War on Chinese Technology.”

[68] Andrea Shalal, David Lawder ve Karen Freifeld, “US Closer to Curbing Investments in China’s AI, Tech Sector,” Reuters, 21 Haziran 2024.

[69] Allen, Benson ve Putnam, “Japan and the Netherlands Announce Plans for New Export Controls on Semiconductor Equipment.”

[70] Jack Simpson, “ASML Halts Hi-Tech Chip-Making Exports to China Reportedly after US Request,” The Guardian, 2 Ocak 2024.

[71] Ana Swanson, “Biden Targets China’s Chip Industry With Wider Trade Bans,” The New York Times, 2 Aralık 2024.

[72] David Lawder, “Biden Launches New Chinese Chips Trade Probe, Will Hand Off to Trump,” Reuters, 23 Aralık 2024.

[73] Michael C. Horowitz, “What to Know About the U.S. AI Diffusion Policy and Export Controls,” Council on Foreign Relations, 13 Ocak 2025.

[74] “US-China Relations in the Trump 2.0 Era: A Timeline,” China Briefing, 17 Haziran 2025.

[75] “America First Investment Policy,” White House, 2025.

[76] Karen Freifeld ve David Shepardson, “US Adds Dozens of Chinese Entities to Export Restrictions List, Including Inspur Units,” Reuters, 26 Mart 2025.

[77] “Department of Commerce Rescinds Biden-Era Artificial Intelligence Diffusion Rule, Strengthens Chip-Related Export Controls,” Bureau of Industry and Security, 13 Mayıs 2025.

[78] Karen Freifeld, “US Curbs Chip Design Software, Chemicals, Other Shipments to China,” Reuters, 29 Mayıs 2025.

[79] Laura Bicker, Anthony Zurcher ve Flora Drury, “Trump Hails ‘Amazing’ Meeting with China’s Xi but No Formal Trade Deal Agreed,” BBC, 30 Ekim 2025.

[80] Umut Can Fırtına, “Pekin’den Eli Boş Dönüyor,” BirGün, 16 Mayıs 2026.

[81] Teresa Elena Frontado ve Mark Magnier, “US Adds Alibaba, BYD, and Other Chinese Tech Champions to Military Company Blacklist,”South China Morning Post, 9 Haziran 2026.

[82] “Foreign Ministry Spokesperson Mao Ning’s Regular Press Conference on September 13, 2022,” Ministry of Foreign Affairs of the People’s Republic of China.

[83] Gregory C. Allen, “China Is Striking Back in the Tech War With the U.S.,” Time, 20 Temmuz 2023; Simina Mistreanu, “China Doesn’t Want a Trade War With the US, But Will Retaliate Against Further Curbs, Ambassador Says,” AP News, 20 Temmuz 2023.

[84] Amy Lv ve Tony Munroe, “China Bans Export of Critical Minerals to US as Trade Tensions Escalate,” Reuters, 3 Aralık 2024.

[85] “China Adds 28 US Entities to Export Control List,” Reuters, 2 Ocak 2025.

[86] Gracelin Baskaran ve Meredith Schwartz, “Rare Earth Export Restrictions One Year Later,” Center for Strategic and International Studies, 27 Nisan 2026; Liz Lee ve Laurie Chen, “China Targets US Rare Earth and Other Firms with Export Controls,” Reuters, 23 Haziran 2026.