Çin: 'Doğunun Hasta Adamı'ndan, Hasta Sistemin Sacayağına

DOSYA: “Çin: ‘Doğunun Hasta Adamı’ndan Hasta Sistemin Sacayağına”

25 Temmuz 2026

Çin’in özgün deneyimlere sahne olan sosyalist geçmişini ve kapitalist dünya ekonomisi içinde sahip olduğu ayrıksı konumu anlamlandırmaya yönelik çabaların, mevcut küresel devrimci potansiyele ve gelecekte nasıl daha eşitlikçi ve katılımcı bir sistem kurulabileceğine dair yürütülen tartışmalar açısından önemli bir başlık teşkil ettiğini düşünüyoruz.

Çin deneyimi

25 Temmuz 2026

Dünya devrimi beklentisinin sönümlendiği, sosyalizmin ulusal devletlerin sınırları içinde savunulmak zorunda kaldığı bir yüzyılın ardından Çin’in yükselişi ne anlama geliyor? Komintern’den Maoist praksise, Kültür Devrimi’nden neoliberal küreselleşmeye uzanan Çin deneyimi, son yüzyılın değişen “baş çelişkileri” içinde nasıl okunabilir? Bu soruların izinde Torkil Lauesen, sosyalist ufkun bugün çok kutuplu bir dünya düzeninde yeniden küresel ölçekte kurulma imkânları üzerine düşünüyor…

Çin: Kapitalizmin tarihsel sınırlarında bir anomali

25 Temmuz 2026

Kapitalist ve emperyalist bir güç mü, ABD hegemonyasına karşı duran anti-emperyalist bir ülke mi, yoksa sosyalizm ile kapitalizm arasında bir geçiş toplumu mu? Çin üzerine süren tartışmalar çoğu zaman bu kategoriler etrafında dönüyor. Çin’in niteliğini tek başına Çin’e özgü bir mesele olarak değil, günümüz kapitalizminin çelişkileri içinde beliren özgül bir tarihsel olgu olarak ele alan bu yazı, onun dünya pazarıyla kurduğu ilişkiye, devletin ekonomideki rolüne ve kapitalizmin bugünkü sınırlarına bakmayı öneriyor. Ali İleri’nin yazısı…

İkinci Soğuk Savaş ve 21. yüzyılda ABD-Çin rekabeti

ABD ile Çin arasındaki rekabet, ticaret savaşlarından askerî ittifaklara, yarı iletkenlerden yapay zekâya uzanan çok katmanlı bir güç mücadelesine dönüşüyor. Küreselleşmenin eski vaatleri çözülürken, üretimden finansa, altyapıdan dijital teknolojilere uzanan ağların kimin denetiminde yeniden kurulacağı sorusu 21. yüzyıl uluslararası düzeninin merkezine yerleşiyor. İlk Soğuk Savaş keskin bloklara dayanıyordu. Bugünkü çatışma ise küresel bağlantıları koparmaktan çok, onları yeni güç merkezleri etrafında örgütleme mücadelesi olarak şekilleniyor. Emre Demir ve Sırma Altun’dan “Yeni Soğuk Savaş” tartışmaları bağlamında ABD-Çin rekabeti üzerine bir değerlendirme…

Çin’de parti-devlet, piyasa ve emek rejimi: Hukou’dan tizhi’ya bir okuma

25 Temmuz 2026

Çin’de reform dönemi, emeği köyden kente taşıdı ama kente gelen herkesi aynı ölçüde kentli yapmadı. Hukou sistemi, hareket etme imkânı ile yerleşme hakkı, çalışma ile sosyal güvence, piyasaya dahil olma ile kente ait sayılma arasındaki ayrımı düzenleyen temel kurumlardan biri olarak varlığını sürdürdü. Bu yazı, Çin’in sosyalist piyasa ekonomisini devlet-piyasa ikiliğinin ötesinden, emeğin hangi koşullarda dolaşıma sokulduğu ve hangi sınırlar içinde üyeliğe kabul edildiği sorusu üzerinden okuyor. Hukou’dan tizhi’ya uzanan hat, reform sürecinde üretimin, piyasanın, sınıfsal konumların, mekânsal aidiyetin ve toplumsal hakların birlikte yeniden düzenlendiğini gösteriyor. Emre Erol yazdı…

Maoist Çin’de iktisadi ve insani kalkınma

25 Temmuz 2026

Maoist Çin’in ilk otuz yılı, yaygın anlatıda çoğu zaman iktisadi irrasyonalizm, kıtlık ve siyasal felaketlerle özdeşleştirilir. Oysa aynı dönemde sanayileşme ve tarımsal modernleşme hız kazanmış, kamusal sağlık hizmetleri ile kitlesel eğitim yaygınlaşmıştır. Çin’in sonraki yükselişini mümkün kılan maddi ve insani temeller de büyük ölçüde bu yıllarda atılmıştır. Somut verilerden hareketle sosyalizmin başarısızlığına dair yerleşik kabulleri sorgulayan Onurcan Ülker, nostaljik güzellemelerin ve anti-komünist indirgemelerin ötesinde Maoist kalkınma deneyimini yeniden değerlendiriyor…

“Maoizmin derdi devrimi kazanmaktır”: Fred Engst ile Çin’in geçmişi, bugünü ve daha fazlası üzerine

“Kızıl bezli bebek”, Kızıl Muhafız, işçi, akademisyen, eylemci… Fred Engst (Çince adı: 阳和平 Yang Heping) olağanüstü bir yaşam öyküsüne sahip. Çin Devrimi’ne katılmak üzere ABD’den bu ülkeye gelen bir anne babanın çocuğu olarak 1952’de Pekin’de dünyaya geldi. Xi’an’daki devlete ait bir çiftlikte büyüdü, Kültür Devrimi’ne Kızıl Muhafız olarak katıldı ve ardından beş yıl boyunca Guanghua Kereste Fabrikası’nda çalıştı. 1970’lerin ortalarında taşındığı ABD’de bir yandan işçilik yaparken bir yandan öğrenimini sürdürdü; 1997’de Rutgers Üniversitesinden iktisat doktorasını aldı. 2007’de kesin dönüş yaptığı Çin’de bugün Uluslararası İş ve İktisat Üniversitesinde ekonometri dersleri veriyor. Olağanüstü kişisel ve siyasal deneyimlerinden hareketle kapitalizme geri dönüşü, emperyalizmi, Kültür Devrimi’ni ve Maoizmin güncelliğini ele alan Fred Engst, Onurcan Ülker ve Sinan Jabban’ın sorularını yanıtladı…

“Ne emperyalist ne de antiemperyalist”: Minqi Li ile Çin’in dünya sistemindeki yeri üzerine

Çin’in dünya sistemindeki konumu ve Çin devletinin sınıf karakteri, günümüzün eleştirel akademik ve siyasal tartışmalarında en ihtilaflı başlıklardan biri hâline geldi. Çin’in emperyalist bir güce dönüşüp dönüşmediği (ya da böyle bir dönüşüm sürecinde olup olmadığı) sorusu etrafında hem Çin Yeni Solu içinde hem de uluslararası yazında süren tartışmaların en güçlü seslerinden biri Minqi Li. Utah Üniversitesinde siyasal iktisat alanında çalışmalarını sürdüren Li, kapitalist-emperyalist dünya sistemi içinde Çin’in konumuna, devletin sınıf karakterine ve emperyalizm tartışmasına ilişkin Onurcan Ülker’in sorularını yanıtladı.

Tarım sorunu ve Çin

25 Temmuz 2026

Çin kırsalının dönüşümü, kolektif üretimden aile çiftçiliğine uzanan uzun ve çatışmalı bir sürecin ürünüydü. Sosyalist, halkçı ve kapitalist yönelimler arasındaki mücadele, bu dönüşümün her aşamasına damgasını vurdu. Türkçede “Komünden Kapitalizme” kitabıyla tanıdığımız Zhun Xu, devrim öncesinin eşitsiz toprak düzeninden Mao döneminin kolektivizasyon deneyimine, oradan da kolektif üretimin tasfiyesine ve piyasa ilişkilerinin yerleşmesine uzanan hattı izliyor. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz kısa söyleşi de ona eşlik ediyor…

Marx ve Çin Devrimi

25 Temmuz 2026

Çin Devrimi, yirminci yüzyılın en büyük toplumsal dönüşümlerinden biriydi. 1949’da açılan tarihsel eşik, Çin’in ulusal bağımsızlığını ve siyasal birliğini tesis ederken eski toplumun iktisadi, kültürel ve sınıfsal yapısını da köklü biçimde dönüştürdü. Bu devrimci süreç, savaş ve yoksullukla harap olmuş bir ülkenin yeniden kuruluşunu, halkın tarihsel bir özne olarak sahneye çıkışını ve sosyalist modernleşmenin bütün çelişkileriyle birlikte şekillenmesini mümkün kıldı. Marx’ın tarihsel yöntemi ışığında sınıf ile ulus, emperyalizm ile kalkınma, devrimci iktidar ile kesintisiz devrim arasındaki gerilimler ve Çin Devrimi’nin dünya-tarihsel anlamı üzerine Lin Chun’dan tarihsel ve kuramsal bir muhasebe…

Siyasal bir makine olarak Maoizm

25 Temmuz 2026

2018 yazında Shenzhen’deki Jasic fabrikasında bir grup işçi, ağır çalışma koşullarına ve keyfî yönetime karşı örgütlenmeye çalıştı. Onlara destek veren genç sosyalist ve Maoist öğrencilerle birlikte Jasic, bugün Çin’de Maoist mirasın imkânlarını ve açmazlarını görünür kılan siyasal bir eşik haline geldi. Kitle çizgisi ile öncü örgüt, devrimci sadakat ile dogmatizm, geçmişin mirası ile bugünün somut mücadeleleri arasındaki gerilimler üzerinden Qian Zhongkai, Jasic’in acı ama öğretici yenilgisinden hareketle Maoizmi yeniden düşünmeye çağırıyor. Alessandro Russo’nun Qian’ın metni üzerine kısa değerlendirmesi eşliğinde…

Yol dolambaçlıdır

25 Temmuz 2026

Çin’in küresel etkisi çoğunlukla ekonomi, ticaret ve üretim gücüyle anılır. Ancak 1960’larda Çin, yükselen bir ekonomiden fazlasıydı. Maoist Çin, bu dönemde dünya çapındaki radikal hareketler için siyasal ve ideolojik bir ilham kaynağı oldu. Matthew Rothwell’den, bu etkinin 1970’lerde nasıl çözüldüğü ve Çin Devrimi mirasının bugün yeniden düşünülüp düşünülemeyeceği üzerine…

Geçiş Toplumu Kuramı: Mao Zedong ve Şanghay Okulu

Çin Kültür Devrimi’ne yön veren çetin iktidar mücadelelerinin ardında, sosyalizmin geleceğine ilişkin köklü bir kuramsal arayış yatıyordu. Mao Zedong ve Şanghay Okulu, devrimden sonra sınıfların hangi koşullarda yeniden oluşabileceğini, yeni bir burjuvazinin sosyalist toplumun bağrında nasıl filizlenebileceğini ve kapitalizme dönüşün maddi kaynaklarını araştırdı. Bu makale, geçiş toplumunun çelişkilerini açıklayacak özgün bir kuram geliştirme çabasının izini sürerken, bu arayışın açtığı ufku ve çözümsüz bıraktığı soruları da gözler önüne seriyor.

Bürokratizmle mücadele üzerine

25 Temmuz 2026

Mao Zedong, 1950’lerin ikinci yarısından itibaren, sosyalizm koşullarında sınıfların ve sınıf mücadelesinin varlığını sürdürdüğü düşüncesini geliştirmeye başladı. “Proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesi” çerçevesinde formüle edilen bu yaklaşım, dönemin egemen Sovyet anlayışından ayrılıyordu. Mao’ya göre üretim araçlarının kolektifleştirilmesi kapitalizme geri dönüş tehlikesini ortadan kaldırmıyor; Parti ve devlet aygıtı içinde ayrıcalıklı konumlar edinen kadrolar yeni bir burjuvazinin dayanağına dönüşebiliyordu. Mao’ya atfedilen 1963 tarihli “Bürokratizmle Mücadele Üzerine”, Çince özgün metninden eksiksiz çevirisiyle ilk kez Türkçede…