Tarım sorunu ve Çin

Çin kırsalının dönüşümü, kolektif üretimden aile çiftçiliğine uzanan uzun ve çatışmalı bir sürecin ürünüydü. Sosyalist, halkçı ve kapitalist yönelimler arasındaki mücadele, bu dönüşümün her aşamasına damgasını vurdu. Türkçede "Komünden Kapitalizme" kitabıyla tanıdığımız Zhun Xu, devrim öncesinin eşitsiz toprak düzeninden Mao döneminin kolektivizasyon deneyimine, oradan da kolektif üretimin tasfiyesine ve piyasa ilişkilerinin yerleşmesine uzanan hattı izliyor. Kendisiyle gerçekleştirdiğimiz kısa söyleşi de ona eşlik ediyor…
25 Temmuz 2026
Chongqing'de devasa bir gayrimenkul projesi önünde sebze bahçesiyle ilgilenen kadın. (Fotoğraf: Gilles Sabrié)

Tarım sorunu, kapitalizm öncesi kırsalın üretken bir “modern” alana dönüştürülmesini ifade eder: kırsalda kapitalist ya da sosyalist üretim ilişkilerinin geliştirilmesi; ulusal endüstrileşme için artı değer yaratılması ve köylülüğün politik hareketlerdeki rolü. Tarihsel olarak bu dönüşüm farklı şekillerde sağlandı. Kırsalda küçük üreticilerin yaygın olduğu ülkelerde üç olası yönelim vardır. Kapitalist yönelimli model, farklılaşmış köy haneleri aracılığıyla kapitalizmi geliştirmeye çalışır. Sosyalist yönelimli model, küçük köylüleri örgütleyerek kolektif üretimi geliştirir. Halkçı model, meta ilişkilerine ve kapitalizme karşı küçük geçimlik köylü hanelerini kolektifler kurmadan korumaya çalışır. Tüm bu çözümler kapitalizm öncesi toplumsal ilişkilerin ortadan kaldırılması hususunda hemfikir olmakla birlikte, tam da bu tarihsel kesişme noktasından sonra ayrışırlar. Kapitalist yol, kırsalda kapitalist çiftçinin ve ücretli emeğin gelişimi anlamına gelirken, sosyalist yol toprak ve diğer üretim araçlarının önemli ölçüde kamu mülkiyetinde olması anlamına gelir. Klasik anlamda halkçılar hem kapitalist hem de sosyalist görüşleri reddederler.

Çin’de pirinç fidelerinin dikimi. Aynı noktadan on beşer dakika arayla çekilen dört görüntü, kırk beş dakika içinde kaydedilen ilerlemeyi gösteriyor. Kaynak: Wikimedia Commons.

Pek çok gelişmekte olan ülke, tarım sorununu ilk aşamada kapitalist olmayan yolları benimseyerek ele almaya başladı. Bunların çoğu en azından köylülerin toprağa erişimini güvence altına almaya çalıştı ve pek çoğu yeniden dağıtıma dayalı toprak reformları yaptı ya da sosyalizmi inşa etmek için kolektivizasyonu teşvik etti. Ancak bu ülkeler ikinci aşamada kapitalist yola girmeye başladı. Mısır gibi eski küçük üretici devletler köylülere yönelik korumalarını kaldırdı; Sovyetler Birliği gibi eski sosyalist ülkeler büyük özelleştirmeler ve kapitalist tarımın ortaya çıkışını gördü.

Bu durum Çin’deki tarımsal değişimlere nasıl ışık tutuyor? Çin’de gözlemlenen tarımsal ilişkilerdeki değişimin genel olarak gelişmekte olan ülkelerin tarihini yansıttığı aşikârdır. Çin, ilk aşamada toprak reformu ve kolektivizasyonu gerçekleştirdi ve ikinci aşamada kolektifleri dağıttı. Yasal anlamda toprağın kolektif mülkiyeti hâlâ devam ediyor olsa da Çin dekolektivizasyon yoluyla küçük üretici tarımını yeniden başlattı. Kırsal ekonomi giderek daha fazla piyasalara yöneliyor ve kapitalist yolda ilerleme eğilimi açıkça görülüyor.[1] Şimdi bu değişimin nasıl gerçekleştiğine bakalım.

Çin Komünist Partisi 1920’lerde devrimi başlattığında Çin, düşük üretkenlik ve yüksek seviyede eşitsiz toprak dağılımının damgasını vurduğu son derece geri bir ülkeydi. Nüfusun yüzde 20’sinin, toprağın yüzde 60’ından fazlasına sahip olduğu genel olarak kabul edilir. Köylülerin yıllık kazancının yüzde 50 ila yüzde 70 kadarı toprak sahiplerine gidiyordu.[2] Yoldaşlarının aksine Mao köylüleri pasif görmüyordu, onlarda çarpıcı bir devrimci kalkışma olasılığı görüyordu. Yoldaşlarını köylü sorununun önemine ikna etti ve sonunda ÇKP, köylülerin desteği sayesinde iktidarı ele geçirdi. Devrimden sonra ÇKP ulusal çapta yoğun toprak reformları yaptı ve köylüler küçük toprak sahiplerine dönüştü. Ancak küçük ayak oyunları ve var olmaya devam eden kapitalizm öncesi sosyal ilişkiler sadece köylülerin ve ailelerinin kıt kanaat geçinebilmeleriyle değil; aynı zamanda hastalık, doğal afet ve Çin tarımındaki genel gerilikten kaynaklı başka şoklar nedeniyle pek çok çiftçinin topraklarını kaybetmesi ya da borç batağına saplanmasıyla sonuçlandı.

ÇKP liderleri kapitalist öncesi ilişkilerin ortadan kaldırılması gerektiği konusunda uzlaştılar, fakat ileriye dönük en iyi çözüm üzerinde anlaşamadılar. O zamanlar ÇKP içindeki ikinci en güçlü kişilik olan Liu Shaoqi kapitalist yönelimli bir çözümü savunuyordu. Liu bir keresinde küçük kooperatiflerin sosyalist kolektiflere dönüşemeyeceği ve kooperatiflerin ortadan kalkmasının iyi olduğu, çünkü bunun köylülerin artık daha iyi durumda oldukları ve kendilerine güvenebileceklerini gösterdiği yorumunu yaptı. Liu, kapitalistken de sosyalist olunabileceğini savunmak için Saint-Simon örneğini dahi vermişti.[3]

1950’lerin başlarında kolektivizasyon henüz gündemde değildi fakat kimi yerlerde köylüler kendiliğinden küçük kooperatifler şeklinde örgütlendiler. Shanxi eyaletindeki yöneticiler Liu’ya bildirimde bulunarak köylülerin daha fazla kolektif kurmak üzere seferber edilmesini önerdi; aksi halde zengin köylüler ve sömürü geri gelebilirdi.

Ancak Liu güçlü bir ulusal endüstriyel temel ve makineleşme olmadan kolektivizasyon fikrine karşıydı ve bu fikri “tehlikeli ve ütopik” olarak niteliyordu.[4] Kırsal kalkınma vizyonunu dahi açıklamıştı: “Kırsalda şu anda sınıf bölünmesi var, gelecekteki devrimin temeli budur; gelecekte bunu [köylülüğün yeni zengin kesimini] doğrudan kamulaştırabiliriz.”[5]

Aynı zamanda, başka bazı liderler daha halkçı bir çözümü tercih ediyordu.[6] O zaman ÇKP’nin kırsal işler bölümünün başında bulunan Deng Zihui, bu hizbin bilinen üyelerinden biriydi. Deng, köylülerin “sosyalist bilinci” ile ilgili kötümser bir bakışa sahipti ve köylülerin kolektif emekten çok aile tarımını tercih ettiklerini savunuyordu. Kapitalist çözüme açıkça karşı çıkıyordu fakat endüstriyel temel ve tecrübe eksikliği nedeniyle sosyalist çözümle ilgili olarak da şüphe duyuyordu.[7]

1955 ilkbaharında, ÇKP ve köylüler arasındaki ilişkiler gerildi. Bazı köylüler “komünistler milliyetçilerden daha kötü” yorumu dahi yapıyordu.[8] Bu tutumun arkasında en az iki neden vardı. Birincisi, yeterli mobilizasyon olmadan hızla yeni kolektifler oluşturuluyordu ve köylüler değerli üretim araçlarının kamulaştırılacağından korkuyordu. İkincisi, devletin tahıl üretim kotası o kadar yüksekti ki köylülere kendi tüketimleri için pek bir şey kalmıyordu.

Deng Zihui, tahıl alımıyla ilgili sorun büyük olmasına rağmen, temel sorunun kolektivizasyon olduğuna inanıyordu. O yüzden, Zhejiang eyaletinde kolektiflerin sayısını ve tahıl alımı seviyesini büyük ölçüde azaltmayı hedefleyen bir “daraltma” politikası dayattı. İki aydan kısa bir süre içinde kolektiflerin sayısı yüzde 30 civarında keskin bir düşüş gösterdi.[9]

Önceki iki hizbin aksine Mao ve müttefikleri kırsal kolektiflerin geliştirilmesi aracılığıyla tarımsal ilişkilerin dönüştürülmesini amaçlıyordu. Mao, etkili bir raporda kolektivizasyona yönelik argümanlarını ortaya koydu.[10]Öncelikle Liu Shaoqi’ye yanıt olarak tarımsal kolektivizasyonun makineleşmenin temelini oluşturduğunu, bunun tersinin geçerli olmadığını savundu. Ona göre, seferber edilen ve kolektifleştirilen köylüler doğal afetlerle daha iyi baş edebilir ve kendi emek güçlerini yönetebilir, ayrıca yeni teknoloji ve ürün çeşitlerinin kullanımı için daha iyi koşullar oluşturabilirdi. Kolektivizasyon ayrıca köylülerin satın alma gücünü artıracak ve böylece ulusal endüstriyel ürünlere olan talebi artıracaktı. Mao, ayrıca köylülerin kapitalizmin gelişiminden tekrar zarar görmesi halinde, ÇKP’nin yoksul köylüler arasındaki politik tabanını kaybedeceğine dikkat çekiyordu. Deng Zihui’yi yoksul köylülerin üretim araçlarından yoksun olmaları nedeniyle kolektif çalışmaya yönelik güçlü yatkınlıklarını göz ardı etmekle eleştiriyordu. Tek bir köylü ailesinin gücü bir traktör almaya yetmezdi veya traktör kullanması ekonomik olmazdı fakat bir kolektif bunların ikisini de yapabilirdi. Dahası Mao “deneyim eksikliği” meselesine eleştirel yaklaşıp, köylülerin kendilerinin kolektifler inşa ederek deneyim kazanabileceklerini savundu. Son olarak, o zaman için sosyalist devlet modeli olan Sovyetler Birliği de Mao’nun düşüncelerine önemli bir destek sağladı. Sovyetler Birliği’nin kolektivizasyon sonrası başarılarına dayanan Mao, kolektivizasyonun sosyalist endüstrileşme ve tarımın kendisinin gelişimi için elzem olduğunu savundu. Mao ayrıca ÇKP’nin Sovyet yönetiminin hatalarından ders alarak ondan daha iyi iş çıkaracağını savundu.

Bunlar görünüşte kırsal kalkınmanın sıralaması ve hızı ile ilgili basit farklılıklar gösteren görüşler olsa da derin politik ekonomik içerimlere sahipti. Liu gibi pek çok ÇKP lideri, sosyalizmin ve kolektivizasyonun uzak gelecekte mümkün olacağını düşünüyor ve tarihsel zorunluluk ortaya çıkmadan geliştirilmesini istemiyordu. Dolaylı olarak, kırsalın sosyalistleşmeden önce kapitalist dönüşümden geçmesi gerektiğini kabul ediyorlardı.[11] Deng Zihui gibi başkaları, ne kapitalizm ne de sosyalizm istiyor; küçük üretici ekonomisine istikrar kazandırılmasını tercih ediyordu.

Bu kapitalist yanlısı ve halkçı görüşler gerçekten de yeni Çinli elitlerden önemli bir destek gördü. 1960’ların başlarında Büyük İleri Atılım’ın başarısız olmasından sonra merkezî liderlerin çoğu dekolektivizasyonu savundu.[12] Kırsal nüfusun yüzde 20 kadarının bir tür özel hane çiftçiliği yapmaya başladığı hesaplanmıştı.[13]

Mao Zedong, Xushui Halk Komünü ziyareti, 4 Ağustos 1958. Kaynak: Wikimedia Commons.

Bu sefer kapitalizm ve halkçılık yanlısı hizipler el ele ilerliyor gibiydi. Liu Shaoqi oldukça kötümserdi ve kolektifler altında tahıl üretiminin uzun bir süre düşmeye devam edeceğini tahmin ediyordu.[14] Mao’nun ölümünden sonra gelen ulusal lider Deng Xiaoping de dekolektivizasyondan yanaydı, kolektif tarım “yeterince geriletilirken” dekolektivizasyonun ulusal çapta resmî olarak teşvik edilmesi gerektiğini savunuyordu.[15] Deng, ayrıca “Fare yakaladığı sürece bir kedinin siyah ya da sarı [İngilizce alıntılarda genellikle ‘beyaz’] olması fark etmez” şeklindeki ünlü sözün sahibidir. Başka bir ifadeyle, işe yaradığı sürece hangi yöntemin benimsendiği önemli değildir.[16] Bu liderler tarafından uygulanan reform paketi daha sonra bir bütün olarak, özel hane çiftçiliğini destekleyen sanziyibaoşeklinde adlandırıldı.[17]

Mao ise kırsal kolektifleri savundu. Birincisi, kolektifler altında tahıl üretiminin iyimser beklentilerden çok daha erken bir zaman olan 1962’de iyileşmeye başladığını savundu. İkincisi, Mao dekolektivizasyon uygulamasıyla bazı köylülerin topraksızlaşarak diğerlerinin tefecileştiği birkaç yoksul eyalette artmakta olan kutuplaşmaya işaret etti. Mao daha sonra bu bağlamda şu yorumu yaptı: “Ben baochandaohu’yu [dekolektivizasyon] neden ciddi bir tehdit olarak görüyorum? Çin bir tarım ülkesi. Tarımsal ilişkiler bir kez değişti mi, bizim sosyalist endüstriyel tabanımız sarsılacaktır. Kentsel üretim ilişkileri kaçınılmaz olarak değişecek ve kutuplaşma hızla artacaktır. Biz komünistler işçileri ve köylüleri nasıl koruyabiliriz?”[18]

Sonunda; liderlik içindeki sosyalist olmayan yola yönelik güçlü desteğe rağmen, Çin pek çok başka ülke gibi sosyalist yolu izledi. Bu, sosyalist politika ve ideoloji (sosyalist blokun doğrudan etkisi), endüstrileşme ihtiyacı ve son olarak da Mao’nun sorgulanamayan otoritesi sayesinde gerçekleşti. Bir noktada “sadece sosyalizmin Çin’i kurtaracağı” görülüyordu. Ancak başka ülkelerde olduğu gibi sosyalist olmayan yol nihayet baskın geldi ve Çin atasözü ironik olarak “sadece Çin, sosyalizmi kurtarabilir” şekline dönüştü.

İlave değerlendirmeler

Çin sosyalist yola girerken, tarım sorununa yönelik üç alternatif çözüm ÇKP içinde iki büyük hizbe dönüştü: kolektiflerin gelişmeye devam etmesini isteyenler (sosyalist yol) ve kolektivizasyon öncesi aşamaya geri dönüşü isteyenler (kapitalist ve halkçı yolların tarihsel kesişimi).

Çözümler “tepeden inmemişti”: Bunlar Çin kırsal toplumundaki farklı sınıflara hitap ediyordu. Genel olarak yoksul köylüler ve sıradan işçiler (çoğunluktaydı) büyük olasılıkla sosyalist yoldan yarar görürken, orta ve zengin köylüler (potansiyel kapitalist çiftçiler) ile bürokratlar (potansiyel kapitalistler) daha sonraki reformların da kısmen gösterdiği gibi diğer modellerden daha fazla kazanım elde edebilirdi.

Aslına bakılırsa sosyalist modelin dikkate değer başarıları vardı. Yeni tohum çeşitleri ve daha iyi gübreler gibi teknolojilerin kullanılmaya başlamasının yanı sıra, kırsalda kolektif esaslı ağların hızla yayılması sayesinde tarımsal üretim önemli oranda iyileşti.[19] Kolektiflerde, Çin kırsalında genel halk sağlığını ve okuryazarlığı büyük ölçüde iyileştiren yoğun sosyal refah programları oluşturuldu.[20] Birçok köylü mevcut modellerle ilgili çeşitli sorunlara rağmen, kolektif üretime hâlâ inanıyordu. Çin’in Chen köyünün tarihini anlatan popüler bir kitapta, yazarlar, 1970’lerde ana karadan illegal yollarla Hong Kong’a kaçan insanlarla görüşmeler yaptılar. Kaçmış olmalarına rağmen, bu insanların birçoğu sosyalist tarımın özel modelden daha iyi olduğuna inanıyordu ve çok azı ÇKP’ye karşı düşmanlık hissediyordu.[21]

Ancak ne başarılar ne de olası çoğunluğun desteği, devletin sosyalist yolu izlemek zorunda olduğu anlamına geliyordu. Lenin’e göre, sosyalizmde “sadece burjuva hakları değil aynı zamanda burjuva devlet de burjuvasız bir şekilde bir süre devam eder!”[22] Mao’nun analizi de Lenin’in görüşünü doğruluyordu: “Çin’de şu anda hâlâ insan emeğine yönelik eşitsiz bir sekiz kademeli ücret tarifesi, eşit mübadele ve dağıtım söz konusu. Kapitalizmi getirmek kolay olur.”[23]Mao haklıydı. Lenin’e göre burjuva devlet aygıtı küçülecek ve silahlı proleterler tarafından demokratik olarak kontrol edilecekti; ancak Çin’deki (ve çoğu diğer sosyalist ülkede) durum böyle değildi. Kısmen Sovyet modelinin etkisiyle Çin güçlü, muktedir ve tutucu bir bürokrasiye sahip büyük bir devlet aygıtı oluşturdu; bu da devletin işçiler ve köylüler tarafından demokratik bir şekilde kontrol edilmeyeceği anlamına geliyordu.

Sovyetler Birliği’nin kolektivizasyon sonrası başarılarına dayanan Mao, kolektivizasyonun sosyalist endüstrileşme ve tarımın kendisinin gelişimi için elzem olduğunu savundu. Mao ayrıca ÇKP’nin Sovyet yönetiminin hatalarından ders alarak ondan daha iyi iş çıkaracağını savundu.

Böylece Çin’deki burjuva devlet aygıtı kendi çıkarlarını ve politik gücünü geliştirebildi ve işçilerle köylülerin gücünü azaltarak kendini yeniden üretebildi. Fakat sosyalist devlet rejimi içinde parti devletinin elitleri, kendi kişisel varlıkları ve iktidarları üzerinde çeşitli kısıtlamalarla karşı karşıya kalıyordu. Batı dünyasıyla karşılaştırıldığında gelirleri çok düşük kalıyordu ve ortaya çıkan kitle hareketleri ile yoğun politik mücadelelerin sonucunda her an ayrıcalıklarını kaybedebiliyorlardı.[24] Gerçek bir burjuvazi olmamasına rağmen, devlet aygıtını kontrol eden grup yeterince büyük bir burjuvalaşma güdüsüne sahipti. İşçilerin ve köylülerin devletten ayrılması da kalkınma kararlarının büyük oranda devlet aygıtı içinde alınacağı anlamına geliyordu ki bu da kapitalizm yanlısı bir eğilimdi. Mao’nun, üst kademe kadroların önemli bir bölümünü tarif ederken “kapitalist yolcular” ifadesini kullanmasının nedeni buydu.

ÇHC’nin ilk on yedi yılında, 1949’dan 1966’ya kadar, bu kadrolar elit işçilerin ve aydınların bir bölümüyle birlikte devlet üzerinde yavaş yavaş kendi kontrollerini oluşturdular. Mao ve müttefikleri, Sovyetler Birliği’nde de gözlenmiş olan eğilime benzer bu eğilime direnmiş olsa da başarılı olamadılar. Bu, Mao’nun Kültür Devrimi’ni başlatmasına temel oluşturdu. Eski devlet aygıtı ancak radikal dönemde (1966–1976) kısmen ezilebildi ve Lenin’in “devlet aygıtının demokratik kontrolü” görüşü kısmen gerçekleştirilebildi. Ancak Kültür Devrimi, devletin köylüler ve işçiler tarafından kontrolünü başarılı bir şekilde sağlayamadı ve eski devlet aparatı 1970’lerde kademeli olarak restore edildi.[25]

Mao’nun iktidarda olduğu dönemin büyük bölümünde anti-sosyalist koalisyon önemli bir politik güce sahip olduğundan onun müdahalesi ile kişisel karizma ve otoritesi Çin’de sosyalist yolun izlenmesinde hayati bir rol oynadı. Hatta bazen Mao tek başına bürokratik devlet aygıtını deviriyor gibi görünüyordu.

1975 yapımı ünlü Eski Fikirlerden Kopuş (Juelie) filmi kısmen bir kehanet olarak, kolektif ve özel çiftçilik hakkında bir hikâye anlatıyordu. Sosyalistler sıradan ÇKP üyeleri ile köylülerin büyük bir kısmı arasında yaygın bir desteğe sahiptiler fakat politik güçten yoksundular. Kapitalist yolcular zengin köylülerin desteğine sahipti fakat bunlar, en önemlisi üst kademedeki merkezi liderlerden gizli talimatlar alan yerel ÇKP kadrolarının büyük kısmı tarafından destekleniyordu. Sosyalistler politik savaşı kaybettiler. Kendi pozisyonlarını terk etmeye zorlandılar ve hatta hapse atıldılar. Başkan Mao sosyalistlere tam destek verdiğini göstermek için bir mektup yazarak doğrudan müdahale ettiğinde dekolektivizasyon gerçekleşecek gibi görünüyordu. Sonunda kapitalist yolcular yenildiler ve kırsala yeniden güneş doğdu. Ancak, filmlerdeki mantığı izleyecek olursak, Mao’nun müdahalesi olmasaydı söz konusu politik yapı içinde dekolektivizasyon kaçınılmaz olurdu.

Ve bu da 1976’da Başkan Mao öldüğünde gerçekleşti. Mao’nun mirasının nasıl yok edileceğinin bulunması birkaç yıl almış olsa da anti-sosyalist koalisyonun önünde büyük engeller yoktu ve saray darbesi olaya sadece biraz renk kattı.[26] İlginç bir şekilde, Mao’nun ölümünden sonra Eski Fikirlerden Kopuş filmi yasaklandı ve “zehirli ot” olarak damgalandı.[27] 1980’lerin başlarından itibaren ÇKP köylülerin ve yerel kadroların yoğun direncine rağmen ulusal çapta dekolektivizasyon başlattı. Artık sosyalist gelenekten uzaklaşmaya zorlanan Çin köylüleri, küçük üretici statüsüne geri döndüler.

Emekçi halkın büyük çoğunluğu bu değişimin kendileri üzerindeki etkilerini hemen görmediler. Fakat sanatçılar genellikle gördü. Sadece yedi yıl sonra, bir başka son derece etkili film olan Çoban (Mu Ma Ren) filminde yoksul bir çoban, Mao döneminde çobanlık yapan ve Mao sonrası dönemde öğretmen olan bir entelektüele şöyle der: “Bir zamanlar sen de bizim aramızdaydın; şimdi biz halkın işi bitti.”[28]

Hikâye neoliberal çağda devam ediyor

Anti-sosyalist cenah sosyalizmin yarı resmî şekilde politik gündemin dışına itilmesi ile birlikte yeni bir dönemin başlangıcını ilan etti. Bugünlerde Mao sonrası liderler sürekli olarak Çin “asla eski yola yeniden girmeyecek”[29]diyorlar.

Sosyalist çözüm artık politik olarak yanlış kabul ediliyor ve geriye sadece halkçılık ile kapitalizm kalıyor. Sosyalist kolektiflerden kapitalist çiftliklere ani bir dönüşüm 1980’lerde riskli olabilirdi, çünkü kitleler arasında ciddi şüpheler yaratabilir, topraksız köylüler ortaya çıkabilir ve politik kargaşaya neden olabilirdi. Dolayısıyla, istikrarlı küçük toprak sahipliğinin ve aile çiftliklerinin söz konusu olduğu halkçı bir çözüm o an için daha uygun görünüyordu. Dekolektivizasyon kampanyası “sosyalist kalkınma” kılıfı altında gizlenmiş olarak 1970’lerin sonlarında başladı. Fakat aslında Çin kırsalını, halkçı ve kapitalist gruplar arasında 1950’lerin başında var olan kolektivizasyon öncesi tarihsel uzlaşmaya geri götürdü.

Mao dönemindeki halkçı cenah sadece sosyalist kolektiflere nispeten kademeli bir geçişi savunurken bunların çağdaş karşılıkları farklı bir şey arıyordu. Genel politik ekonomideki değişiklikler göz önüne alındığında, halkçı çözüm artık kapitalizmle daha uyumluydu. Özünde bu tür neo-halkçılık ya da piyasacı halkçılık, güçlü bir şekilde aile işletmelerini ve piyasayı tercih eden homojen bir köylülük resmi çizer.

İki hizip arasındaki muğlak ayrım, en iyi örneğini yeni tarımsal ilişkilerin mimarı ve dönemin Ulusal Tarım Komitesi başkanı Du Runsheng’de buldu.[30] Du, kendi deyimiyle “hassas”, “savunmasız” ve “yeterince makineleşmemiş” olan Çin tarımının benzersizliği göz önüne alındığında küçük üreticilerin kolektiflerden daha iyi mahsuller alabileceğini savunuyordu. Halkın Günlüğü’nde yayınlanan bir raporda Du, “çağdaş dünyanın”, modernizasyonla birlikte aile çiftçiliğinin mükemmel bir şekilde rekabet edebildiğini ispatladığını iddia ediyordu.[31] Açıkçası bu “dünya”, sadece Birleşik Devletler ve Batı Avrupa ülkeleri anlamına geliyordu. Sonraki yıllarında Du bu fikirlerin, kısmen 1979’dan sonra ziyaret ettiği Birleşik Devletler, Japonya, Fransa ve başka gelişmiş ülkelerdeki olumlu izlenimlerinden, özellikle aile çiftçiliğinin ve modern teknolojinin yaygın varlığından kaynaklandığını kabul etti.[32]

Küçük aile çiftliklerinin bütün diğer tarımsal üretim biçimlerine üstün görünmesine rağmen, halkçı çözüm büyük ölçekli kapitalist tarıma kademeli bir geçişi engellemedi. Du’nun kendisi aynı raporda “Biz küçük üretimi sonsuza dek korumak istemiyoruz; büyük modern üretime geçeceğiz” diyordu.

Sadece birkaç yıl sonra Du, tarımsal değişim sorununa bu kez daha kapitalist yanlısı bir tutum takınarak tekrar değindi. ÇKP’nin Merkezi Parti Okulu’nda yaptığı bir konuşmada Du, aile çiftliklerini verimsizlikleri nedeniyle açıkça eleştirdi ve Çin tarımının ölçek ekonomisi geliştirmesi gerektiğini savundu.[33] Ancak Du, “köylüler kolektifleri desteklemiyor” iddiasında bulunarak kolektifler kurulmasının avantajlarını inkâr etti. Du’nun iddiaları, tek bir seçenek bulunduğu anlamına geliyordu: kapitalist çiftlikler. Bu fikir doğrultusunda Du, daha sonra kırsal iş gücünün kentsel endüstrilere kaydırılmasını ve yeni ortaya çıkmakta olan kapitalist çiftçilerin avantajına olacak şekilde kademeli toprak birleştirmenin teşvik edilmesini kapsayan birkaç politika önerisinde bulundu.

Bugünkü Guangdong eyaletinde bir pirinç tarlası, 1958. Fotoğraf: Keystone.

Dekolektivizasyon kampanyasından kısa süre sonra halkçı ve kapitalist hiziplerin balayı sona erdi. Kapitalist hizip içindeki bilim insanları ve politika yapıcılar temel olarak kırsal alanlardaki kapitalist üretim ilişkilerinin (yani “verimli ölçekte çiftçilik”) geliştirilmesine odaklandılar ve genellikle bu süreç içinde küçük köylü ailelerinin sıkıntılarını ve mülksüzleşmesini görmezden gelme eğiliminde oldular. Ulusal politika 1980’lerin ortalarından sonra daha kentsel ve endüstri odaklı bir hâl aldı; kırsal-kentsel gelir eşitsizliği dramatik bir artış gösterdi ve kırsal alanlardaki kamu yatırımları Maoist dönem seviyelerinin çok altına düştü.[34] 1999’da bir yerel kadro olan Li Changping, Başkan Zhu Rongji’ye yazdığı bir mektupta “Köylülerin yaşamı oldukça zor, kırsal alanlar son derece yoksul ve tarımın geleceği son derece belirsiz” diyordu.

Halkçı taraftakiler prensipte kapitalizme karşı olmamakla birlikte onun yıkıcı etkileri konusunda daha temkinlidirler ve kısmen de olsa insani tarafı temsil ederler: kentsel ve kırsal nüfus için eşit haklar, köylüler için vergi indirimleri, tarımsal ürünler için fiyat koruması ve kırsala yönelik başka refah politikaları. Halkçı cenahın önde gelen bilim insanlarından biri olan Wen Tiejun’e göre Çinli aydınlar “kaçınılmaz” küçük köylü kırsal ekonomisini korumak için modernizasyon kavramını “yapı sökümüne uğratmalıdır.”[35]

Bu bölünme, 1980’lerden itibaren ana akım siyasi yelpazeyi yeniden tanımladı. Kırsal meselelerle ilgili olarak, kapitalist çözüm destekçileri sağ kanat hâline gelirken, halkçı muhalefet —ne kadar ılımlı olsa da— sol kanadı oluşturdu. Zaman zaman halkçılar ve sosyalistler kapitalistlerin politikalarına karşı ortak bir zeminde dahi buluşmaktadır. Örneğin, toprağın özelleştirilmesi meselesi ile ilgili olarak sosyalizmi destekleyenler, kolektivizasyondan geriye kalan mirası güçlü bir şekilde savunmaktadır; kapitalist hizip toprağın birleştirilmesini kolaylaştırmak için kırsal toprakların tamamen özelleştirilmesini savunmaktadır ve halkçı hizip daha kademeli bir yaklaşımı desteklemekte ve ayrıca de facto küçük toprak sahipliğini korumak için de jure kolektif toprak sahipliğinin korunmasını desteklemektedir.[36]

Tarımsal değişimin çağdaş tarihsel süreci, ağırlık ikincisinde olmak üzere halkçı ve kapitalist hizipler arasındaki dinamik bir uzlaşma olarak anlaşılabilir. Aşağıdan gelen sesi temsil etme iddiasında olan halkçılar, bu yüzyılın başlarından itibaren merkezi hükümeti kırsal nüfusa bazı refah destekleri ve vergi indirimleri sağlamak konusunda ikna edebildiler.[37] Yine de “verimlilik” ve “ileri üretici güçler”i temsil eden kapitalist hizip kritik konularda üstünlüğü ele geçirmiş durumda. Örneğin, ÇKP’nin 17. Merkez Komitesi’nin 2008 yılındaki Üçüncü Genel Kurulu, kırsal kalkınmaya ilişkin olarak, köylüleri daha büyük ölçekli verimli tarımsal üretim için arazi kullanım haklarını takas etmeye açıkça teşvik eden bir kararı kabul etti.

Muhtemel farklılıklara rağmen bu iki hizip tüm sosyalist kırsal projelerin inkârı konusunda ortaklaşmaktadır. Nihayetinde, halkçı hizip piyasaya ve kapitalizme gerçekten karşı değil ve kapitalist hizip küçük üreticilerin hemen ortadan kaldırılmasını savunmuyor.

Ayrıca Çin’deki politik akıl ikinci aşamada çoğu zaman çarpık bir şekilde de olsa, başka ülkelerde kendi karşılıklarını ve bağlantılarını bulmuş durumda. Brass’a göre, yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki retorik, Latin Amerika ve diğer gelişmekte olan ülkelerdeki yeni kırsal hareketlerin kitlesel mobilizasyon araçlarını ve sosyalizm hedefini terk ettiği yönündeydi.[38] Petras ve Veltmeyer Meksika, Brezilya ve başka ülkelerde hâlâ devam etmekte olan son derece politik ve neoliberalizm karşıtı köylü hareketlerine gelince, ana akımın son on yıllardaki hareketleri ya homojen köylülüğün kaybedilmiş bir savaş verdiğini savunarak bunları modern öncesi şeklinde algıladığını ya da mücadeleleri kültürel ve etnik kimlik arayışı içinde post-modern şeklinde ele aldığını belirtmektedir.[39] Aslında Wen Tiejun gibi Çinli entelektüeller de bu hareketleri açık bir şekilde popülist bir homojen sınıflar üstü köylülük kavramına desteğin kanıtı olarak görmektedir. Çin’de olduğu gibi diğer üçüncü dünya ülkelerindeki politik ve akademik ana akım, sosyalizmi gündemden düşürmeyi başararak neoliberal kapitalist programa (sağ) ve halkçı programa (sol) politik merkezde hâkim olma olanağı sağladı. Bu iki vizyonun karşılıklı olarak birbirlerini dışlamadıklarını akılda tutmak gerekir. Brass’ın sözleriyle ifade edecek olursak, tarımsal mallar pazar için verimli şekilde üretildiği sürece neoliberalizm küçük köylülüğü kabul eder.

Tarımsal değişimin genel etkisini göz önünde bulundurursak, bunun neoliberalizmin daha geniş küresel bağlamıyla iç içe geçtiğini görebiliriz. Dekolektivizasyon ve ardından gelen değişimler insanlık tarihindeki en büyük göçe neden olarak kentsel endüstriler için yeni bir işçi sınıfı yarattı (göçmen işçilerin sayısı 2016’da 280 milyondan fazlaydı).[40]Tarımsal ilişkilerdeki radikal tersine dönüşler, yani çevre ülkelerde tarımsal ticaret aracılığıyla köylülüğün tasfiyesi ve eski sosyalist devletlerdeki iş gücünün dünya ekonomisine entegrasyonu nedeniyle son birkaç on yılda küresel anlamda dünya iş gücünde önemli bir büyüme görüldü.[41] Küresel yedek işgücü ordusunun da dünya kapitalist sınıfının iktidarına katkıda bulunduğu ve neoliberal düzende önemli bir rol oynadığı açıktır. Ve Çin tarımındaki değişim bu bütün sürecin dâhili bir parçası oldu.

Son sözler

Çin’in değişen tarımsal ilişkileri her zaman dünya tarihsel sürecinin önemli bir parçası olmuştur. Maoist dönemde mücadele temel olarak kolektif yanlısı (sosyalist yönelimli) hizip ve kolektif karşıtı (hem kapitalist hem de halkçı yönelimli) hizip arasındaydı. Mao sonrası dönemde kolektif karşıtı cenah içindeki gerilimler büyük ölçüde sermaye lehine çözümlenerek merkeze yerleşti. Çin’deki örüntüler başka ülkelerdekilerle benzerliklere sahiptir, fakat temelde Maoist radikal politikalar sayesinde kendine has özellikler taşımaktadır.

Görebildiğimiz üzere, Maoist dönemin sonundan beri Çin sadece ekonomik anlamda değil fakat aynı zamanda politik ve bilimsel çalışma anlamında da kademeli olarak kendini çağdaş kapitalist dünyaya entegre etmektedir. Başka bir ifadeyle, ana akımdaki “Çin istisnası” iddialarının aksine Çin aslında Maoist radikalizmden uzaklaştıkça, tarımsal ilişkiler (ve genel olarak toplumsal ilişkiler) açısından diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla giderek daha “normal” hâle gelmektedir.

Dekolektivizasyon ve daha ileri neoliberal reformlarla birlikte, mevcut Çin devleti, kapitalist sınıfın çıkarlarını temsil etme ve aynı zamanda köylüler ve işçiler arasındaki meşruiyetini koruma konusunda bir ikilemle karşı karşıyadır. Bir taraftan, kentli kapitalist sınıfın baskın çıkarları ve çok uluslu işletmeler sürekli bir işçi ve toprak arzı gerektirmekte, bu da daha fazla kırsal toprak konsolidasyonu ve kapitalist ilişkilerin geliştirilmesi anlamına gelmektedir. Diğer taraftan hükümet, köylüleri ve işçileri mülksüzleşmeden ve sömürüden koruyarak yatıştırma ihtiyacı duymaktadır. Devletin meşruiyet kaygılarının bir başka yönü de yüksek seviyede gıda yeterliliğini garanti altına alma ihtiyacıdır. Çin’in artmakta olan gıda talebi o kadar büyüktür ki uluslararası gıda piyasası tarafından karşılanamaz ve bu da devletin kırsal kesimde dramatik değişiklikler yapma konusundaki tereddütlerine katkıda bulunmaktadır. Bu ikilemin nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek olsa da barışçıl bir çözüm ihtimali zayıftır. Emek arzı azalmaya ve işçilerin pazarlık gücü artmaya başlarsa ya da devasa işçi sınıfının sorunlarını çözemezse, Çin kendini hem politik hem de ekonomik bir krizin içinde bulabilir.

Geleceğin sosyalist projeleri Çin’in tarım tarihinden en az iki ders çıkarmalıdır. Birincisi, devletin işçiler ve köylüler tarafından demokratik kontrolü olmadan, hâlihazırda zor durumda olan sosyalist proje (veya herhangi bir ilerici proje) daha da kırılganlaşacaktır. Çin’deki ve kendi tarımsal ilişkilerinde tam bir devrim yaşamış olan pek çok başka ülkedeki durum budur. İkincisi, sosyalizm mücadelesi yol boyunca pek çok çelişkiler ve karşılaşmalar içeren uzun vadeli bir projedir. Çin Devrimi 1949’da başarılı olduğunda Başkan Mao, Uzun Yürüyüş içinde sadece bir adımı geride bıraktığımızı ifade etmişti. Gerçekten de öyle. Bu durumu bir Çin atasözüne atıfla ifade etmek gerekirse, sosyalizmi inşa etmek akıntıya karşı kürek çekmek gibidir ve ilerleme olmaması gerileme demektir.

ZHUN XU İLE ÜÇ SORU ÜÇ CEVAP

Komünlerin tasfiyesi, piyasanın inşası

ONURCAN ÜLKER ve ZHUN XU

Dazhai köyündeki ufak toprağını işleyen köylü Jia Tianlian. Arkada, Halk Komünleri döneminden kalma konut yapıları. Dazhai, Mao döneminde maddi teşviklerden çok ideolojik teşviklere dayanan örnek bir kolektif tarım modeli olarak öne çıkarılıyordu. (Fotoğraf: Gilles Sabrié/NYT)

ONURCAN ÜLKER: Öncelikle yoğun programınıza rağmen söyleşi talebimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Adından oldukça söz ettiren Komünden Kapitalizme isimli kitabınız, birkaç yıl önce Türkçe olarak da yayımlandı. Çin’in resmî söyleminde ve ana akım Çin çalışmaları literatüründe hâkim olan anlatı, Halk Komünlerinin dağılmasının Çinli köylülerin talepleri doğrultusunda gerçekleştiği yönünde. Bunun en somut örneği olarak da sıklıkla Xiaogang Köyü vakası örnek veriliyor. Ancak siz, kolektif üretimin tasfiye edilmesinin aslında yukarıdan aşağıya dayatılan bir politika olduğunu savunarak farklı bir yaklaşım benimsiyorsunuz. Bu argümanınızı biraz daha açabilir misiniz?

ZHUN XU: Sorularınız ve kitabım hakkındaki nazik sözleriniz için teşekkür ederim. Uzun bir süre boyunca ana akım literatürdeki hâkim anlatı; dekolektivizasyonun, devletin yalnızca tali ve isteksiz bir rol oynadığı, aşağıdan yukarıya doğru gelişen bir süreç olduğu yönündeydi. Örneğin, bahsettiğiniz Xiaogang Köyü etrafında şekillenen popüler anlatı; dekolektivizasyonu, yerel halkın kırsal kolektifleri tasfiye etmek için giriştiği kahramanca bir ayaklanma olarak sunar. Neoliberal doktrinle de örtüşen bu yaklaşıma göre insanlar, doğası gereği özel mülkiyete eğilimli ve piyasayı kucaklayan aktörlerdir; sosyalist devlet ise verimsiz ve halk desteğinden yoksun kolektif yapıları tepeden dayatmıştır. Dolayısıyla bu kurumları ortadan kaldıran bir taban hareketinin verimlilik ve refahı radikal biçimde artırdığı iddia edilir. Çin’e dair bu kuramsal çerçevenin ‘seçme özgürlüğü,’ piyasa mekanizmaları ve verimlilik arasında kurduğu bağ, onun küresel neoliberal çevrelerde neden bu kadar rağbet gördüğünü de açıkça ortaya koyuyor.

Benim araştırmam ise bu anlatıdan tamamen farklı bir tablo çiziyor. Elde ettiğim bulgular; Çin’deki kırsal kolektiflerin ekonomik ve toplumsal kalkınmaya olağanüstü katkılar sağladığını, bu yapıların tasfiyesinin iddia edildiği gibi bir verimlilik artışı getirmediğini ve yapısal reformların devletin öncülüğü olmadan gerçekleşemeyeceğini gösteriyor. Nitekim birkaç kilit eyalette dekolektivizasyon politikaları, ancak merkezî yönetimin yerel bürokraside kapsamlı tasfiyeler ve görev değişiklikleri talimatı vermesi sayesinde hayata geçirilebilmiştir.

Çin’deki piyasa eksenli dönüşümün, kentsel işyeri birimleri yerine Çin kırsalında başlatılmasının gerekçeleri nelerdi? Reform yanlıları, kentli işçi sınıfının geliştirebileceği daha örgütlü bir muhalefetten mi çekiniyorlardı? Yoksa kırsaldaki mülksüzleştirme hamlesinin asıl amacı, piyasalaşmanın ilerleyen aşamalarında kentlerin istihdam edeceği geniş bir ‘yedek sanayi ordusu’ yaratmak mıydı?

İstihdam kaybı yaratan ve rekabetin etkilerini derinleştiren piyasa odaklı reformların, 20. yüzyılda sosyalist düzende yaşamış bir toplumun işçi sınıfı tarafından yaygın destek görmesi beklenemez. Sosyalist sistem altında işçilerin büyük çoğunluğu iş güvencesine ve oldukça geniş sosyal haklara sahipti. Neoliberal düşünürler bu güvenceleri genellikle meşru olmayan ayrıcalıklar olarak nitelendirir. Bu açıdan bakıldığında, piyasa ilişkilerinin yerleştirilmesi hemen her zaman bir tahakküm ya da zor unsuru barındırır.

Zhun Xu

Tam da bu nedenle, bir yedek sanayi ordusunun yaratılması söz konusu dönüşümün merkezî bir unsuru olmuştur. Gerek diğer akademisyen ve eylemcilerin bulguları gerekse benim araştırmam bu olguyu doğrular niteliktedir. 1980’ler boyunca kentlerdeki işçi sınıfının azımsanamayacak bir enformel güce sahip olduğunu ve bu gücün, piyasa reformlarına dönük direnç odaklarında kendini gösterdiğini görüyoruz. Devletin, direnç potansiyelinin nispeten daha zayıf olduğu kırsal kesime yönelmesi de tam bu koşullar altında gerçekleşmiştir.

Yakın tarihli bir makalemde bu mantığı izleyerek Çin, Sovyetler Birliği, Küba ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ndeki farklılaşan geçiş süreçlerini karşılaştırdım. Buradaki temel argümanım; devasa bir potansiyel yedek işgücü ordusunun varlığının, piyasa ekonomisine geçişte aşamalı bir stratejiyi mümkün kılabileceğidir. Öte yandan, potansiyel bir yedek ordudan mahrumiyet ise sistemi ya bir şok terapisine ya da kronik bir açmaza sürükleyebilir. Lingyi Wei ile birlikte kaleme aldığımız bir başka makalede ise Çin içindeki bölgesel farklılıkları inceledik ve planlı ekonomi döneminde sanayileşme düzeyinin daha yüksek olduğu eyaletlerin, genellikle daha radikal yapısal uyum süreçlerinden geçtiğini ortaya koyduk.

Öteden beri, ‘çılgın diktatör’ olarak resmedilen Mao’nun ‘ütopik’ politikaları nedeniyle Çin’deki kolektifleşme sürecinin on milyonlarca insanın canına mal olduğu ileri sürülür. Özellikle Büyük İleri Atılım’ın ardından yaşanan kıtlığın, sosyalizmin ‘insan doğasına aykırı’ olduğunun en somut kanıtı sayıldığı savunulur. Son dönemde Yang Songlin’in eseri gibi bu yerleşik anlatıyı sarsan bazı çalışmalar literatüre kazandırılmış olsa da, bu tür eleştirel metinler genellikle görmezden geliniyor. Siz bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kolektivizasyon, Çin halkını gerçekten sefalete sürükleyerek kitlesel bir açlığa mı yol açtı?

Bu başlık altında herhangi bir araştırma yayımlamadım, ancak geçen zaman zarfında çeşitli birincil ve ikincil kaynakları etraflıca inceledim. Konunun bütünüyle anlaşılabilmesi için birkaç noktanın hesaba katılması gerektiğine inanıyorum.

Öncelikle, 1959-1961 yılları arasında yaşanan zorluklar ve yetersiz beslenme sorunu, Mao dönemi de dâhil olmak üzere Çin’de geniş çapta kabul görmüş bir gerçektir. Buradaki asıl mesele, bu krize neyin sebep olduğudur. Aşırı tahıl kotaları, idari aksaklıklar, ters giden hava koşulları ve kötü geçen hasat dönemleri bu süreci etkileyen muhtemel sebeplerdi.

O dönemki siyasi konjonktür de son derece karmaşıktı ve Parti içindeki yoğun iktidar mücadeleleri süreç üzerinde belirleyici bir rol oynuyordu. Aslına bakılırsa Mao, aşırı tahıl kotalarına daha en başından itibaren yüksek sesle karşı çıkmış ve bu tür politikaların sert bir şekilde dayatılmaması gerektiği konusunda uyarılarda bulunmuştu.

Gıda krizinin özellikle çok ağır seyrettiği Henan Eyaleti bu mesele açısından en çarpıcı örnektir. Burada öne çıkan unsur, eyalet yönetiminin giderek büyüyen kıtlık haberlerini gizlemesi ve aynı esnada tahıl toplama kotalarını ciddi biçimde artırmış olmasıydı. Muhtelif kaynaklara göre, bölge yetkililerinden Zhang Qinli bu politikalara karşı çıkmış ve bu yüzden fiilen tutuklanmıştır. Ancak bir yolunu bularak kaçmayı başarmış ve yaşananları doğrudan Başkan Mao’ya aktarmak üzere Pekin’e gitmiştir. Çok geçmeden, Henan eyalet yönetiminin büyük bir kısmı hakkında soruşturma başlatılmış ve aşırı tahıl alım politikalarından geri adım atılmıştır.

Zhun Xu, Komünden Kapitalizme: Çin Kırsalında Kolektif Üretimin Tasfiyesi, çev. Erdoğan Boz, Ceylan Yayınevi, 2023.

O yıllarda yaşanan büyük acılara ve sıkıntılara rağmen, Parti içinde sosyalizmi kurmak ve halkın hayatını iyileştirmek için gerçekten samimi bir uğraş da veriliyordu. Gelgelelim bu çabaların yanına, ister istemez çok büyük siyasi hatalar ve iç çekişmeler de ekleniyordu

İkincisi, kolektif sistem ve Halk Komünleri yapısı yirmi yılı aşkın bir süre varlığını korumuştur. Bu süreçte tarım politikaları sürekli olarak revize edilmiş; ortak üretimi daha verimli kılmak adına komünlerin yönetsel yapısında köklü değişikliklere gidilmiştir.

Başlangıçta yaşanan büyük krizlerin geride kalmasıyla birlikte, 1961 sonrasında hem tarımsal üretim hem de yaşam standartları gözle görülür bir biçimde yükseldi. Bu süreçte komünler; barajlar, sulama kanalları ve su kemerleri gibi devasa altyapı projelerini hayata geçirirken, bir yandan da kırsal nüfusu oluşturan yüz milyonlarca insana ücretsiz ya da çok düşük maliyetli eğitim ve sağlık hizmeti sağladı. Nitekim bu kazanımların bir kısmını kitabımda ayrıntılarıyla belgeledim. Söz konusu adımların birçoğunu kolektifleşme öncesi kırsalında hayal etmek bile imkânsızken, bazılarını gerçekleştirmek günümüzün yüksek gelir düzeyleri ve gelişmiş teknoloji dünyasında bile hâlâ oldukça güçtür.

Üçüncüsü, kıtlık etrafında şekillenen yerleşik anlatıların çoğu Mao sonrası dönemde üretilmiştir. Özellikle katı antikomünist bakış açısına sahip bazı yorumcular, bu kıtlığı sosyalizmin temelde yürümeyeceğinin bir kanıtı olarak görmüş; bu da bazı anlatılarda ölü sayısı tahminlerinin fahiş düzeyde abartılmasına yol açmıştır. Nitekim onların gözünde sosyalizm, ‘insan doğasına aykırı’ bir sistemdir.

Fakat benim kendi yaptığım araştırmalar hem Mao hem de reform dönemini görmüş geçirmiş pek çok insanın bu tarz yorumlara hiç itibar etmediğini gösteriyor. Bugün Çin’de Başkan Mao ve sosyalizmin bıraktığı miras hâlâ çok etkili. Üstelik bu durum sadece yaşlılar arasında değil, ona duydukları saygı ve minnetten ötürü kendisinden kısaca ‘Öğretmen’ diye söz eden pek çok genç arasında da karşılık buluyor. Gençlerin birçoğuna göre bu duruş, sosyalizmin Çin halkının hayatında büyük izler bıraktığını ve bu sistemin yarattığı birikimin ülkenin gelecekte izleyeceği yolu hâlâ çizmeye devam ettiğini gösteriyor.


* Zhun Xu’nun “Tarım sorunu ve Çin” başlıklı bu metni Komünden Kapitalizme: Çin Kırsalında Kolektif Üretimin Tasfiyesi başlığıyla ve Erdoğan Boz’un çevirisiyle 2023 yılında Ceylan Yayınları tarafından basılan kitabının 26-44. sayfalarından kısmî değişikliklerle alınmıştır. Metni paylaşmamıza izin verdikleri için Ceylan Yayınları editörlerine teşekkür ederiz. Onurcan Ülker’in Zhun Xu ile gerçekleştirdiği söyleşiyi ise Burak Ceylan çevirdi.


[1] Bkz. Philip C. C. Huang, Gao Yuan ve Yusheng Peng, “Capitalization Without Proletarianization in China’s Agricultural Development,” Modern China 38, no. 2 (2012): 139–173; Q. Forrest Zhang ve John A. Donaldson, “From Peasants to Farmers: Peasant Differentiation, Labor Regimes, and Land-Rights Institutions in China’s Agrarian Transition,” Politics & Society 38 (2010): 458–489; Zhun Xu, “The Development of Capitalist Agriculture in China.”

[2] M. R. El-Ghonemy, The Crisis of Rural Poverty and Hunger: An Essay on the Complementarity Between Market- and Government-Led Land Reform for Its Resolution, (New York: Routledge, 2007), 81; R. H. Tawney, Land and Labor in China (New York: M. E. Sharpe, 1966), 66.

[3] Y. Bo, Ruogan zhongda juece yu shijian de huigu [Birkaç önemli olay ve karar üzerine düşünceler] (Pekin: Renmin Chubanshe, 1997), 198.

[4] D. Huang, Zhan Yu ve Xiyu Wang, der., Jianguo yilai nongye hezuohua shiliao huibian [Tarımsal kolektivizasyon üzerine belge derlemesi] (Pekin: Zhonggong Dangshi Chubanshe, 1992), 42–44.

[5] Ayrıntılı bilgi için bkz. Lujia Tao, Mao zhuxijiao women dang shengwei-shuji [Başkan Mao bize bölgesel parti sekreteri olarak nasıl çalışacağımızı öğretiyor] (Pekin: Zhongyang Wenxian Chubanshe, 1996), 14.

[6] Çince “halkçı” kavramı Batılı bağlamdakiyle aynı anlama gelir. Kırsal meselelerle ilgili olarak, küçük üreticiden yana olanları ifade eder ve köylülüğü sınıflar üstü homojen bir grup olarak ele alır. Son yıllarda terim daha fazla anlam kazanmaya başlamıştır. “Halkçı” genellikle ölmekte olan bir şeyi savunan (kaybedilmekte olan bir savaş veren) biri şeklinde resmedildiğinden, şimdilerde sosyalizm ana akım medyada çoğunlukla halkçılık olarak sınıflandırılır. Aslında, ÇKP’nin web sayfasında yayınlanan yakın tarihli bir raporda, halkçılığı değerlendirmek için kullanılan sorulardan biri, “Maoist toplumun, çağdaş bir toplumdan daha eşitlikçi olduğunu düşünüyor musunuz?” olmuştur. Beklendiği üzere, katılımcıların yüzde 40’ı evet yanıtını vermiştir. Bkz. http://theory.people.com.cn/n/2014/1206/c40531-199607772-1.html.

[7] Zihui Deng, Deng Zihuiwenji [Deng Zihui, toplu eserler] (Pekin: Renmin Chubanshe, 2006), 406–408.

[8] Huang ve ark., “Report from the CCP South China Bureau,” içinde Jianguo yilai nongye hezuohua shiliao huibian, 231–233.

[9] Runsheng Du, der., Dangdai zhongguo de nongye hezuozhi [Modern Çin’de kolektif tarım] (Pekin: Dangdai Zhongguo Chubanshe, 2002), 297.

[10] Mao’nun raporu il ve ilçe düzeyindeki liderlere 31 Temmuz 1955’te gönderildi.

[11] Liu’nun, sosyalist bir vizyon olarak “makineleşmeden sonra sosyalizm” hakkındaki yorumları kafaları karıştırmamalıdır. Bu tür politik retoriğin iyi bir örneği ÇKP’nin, sosyalizmin gelişmiş üretici güçlerden sonra gelecek bir şey olduğuna dair mevcut teorisidir; gerçekte bu retoriğin tek işlevi devam eden kapitalist gelişmeyi savunmaktır.

[12] R. MacFarquhar, Origins of the Cultural Revolution, cilt 3 (New York: Columbia University Press, 1997), 266.

[13] Yibo Bo, Ruogan zhongda juece yu shijian de huigu [Birkaç önemli olay ve karar üzerine düşünceler] (Pekin: Renmin Chubanshe, 1997), 1078.

[14] A.g.e., 1074–1075.

[15] Xianzhi Pang ve Chongji Jin, der., Mao Zedong zhuan: 1949-1976 [Bir Mao Zedong biyografisi] (Pekin: Zhongyang Wenxian Chubanshe, 2003), 1231.

[16] Bu, Deng’in memleketi Siçuan eyaletinden bir atasözüdür. Medyada zaman zaman beyaz ya da siyah kedi olarak aktarılır. Bkz. Deng Xiaoping, “Zenyanghuifunongyeshengchan” [Tarımı yeniden canlandırmak], içinde Deng Xiaoping wenxuan.

[17] Bu terim bireysel hanelere atfedilen küçük özel toprak parçalarını, serbest piyasa mübadelesini, küçük kâr odaklı firmaları ve tahıl kotalarını ifade etmekte kullanılmaktadır.

[18] Shexiang Ma, Qianzhou: 1965 Mao Zedong chongshang Jinggang shan [Başlangıç: Mao’nun 1965’te Jinggang Dağı’na yeniden gidişi] (Pekin: Dangdai Zhongguo Chubanshe, 2006), 151.

[19] Bkz. Athar Hussain, “Science and Technology in the Chinese Countryside,” içinde Science and Technology in Post-Mao China, der. Denis Fred Simon and Merle Goldman (Cambridge, MA: Harvard University Press, 1989); B. Stone, “Developments in Agricultural Technology,” China Quarterly 116 (1988): 767–822; Zhun Xu, “Decollectivization, Collective Legacy, and Uneven Agricultural Development in China.”

[20] Bkz. Amartya Sen, “Remarks at the Inaugural Meeting of the GDN Conference on Understanding Reform,” Global Development Conference, 27 Ocak 2004. Kolektif döneminde sosyal refah programlarının küçük bütçelerle temel ihtiyaçları nasıl karşıladığını gösteren birkaç çalışma vardır. Bkz., örneğin, Dongping Han, The Unknown Cultural Revolution: Life and Change in a Chinese Village (New York: Monthly Review Press, 2008).

[21] A. Chan, R. Madsen ve J. Unger, Chen Village Under Mao and Deng (Berkeley: University of California Press, 1992), 7.

[22] V. I. Lenin, Collected Works, cilt 25 (Moskova: Progress Publishers, 1964), 471.

[23] Bu alıntı, Mao’nun 1974 tarihinde Başbakan Zhou Enlai ile yaptığı görüşmeye ait. ÇKP kayıtlarından tercüme edilmiştir. http://cpc.people.com.cn/GB/64162/64164/4416102.html, erişim tarihi: 2012/09/08.

[24] Sovyetler Birliği üzerine tartışmalar için bkz. David Kotz ve Fred Weir, Russia’s Path from Gorbachev to Putin: The Demise of the Soviet System and the New Russia (New York: Routledge, 2007).

[25] Bkz. Shaoguang Wang, “Failure of Charisma: The Cultural Revolution in Wuhan” (Doktora tezi, Cornell University, 1990), 670–684. Kültür Devrimi’nin neden başarısız olduğu bir başka sorudur ve bu çalışmanın kapsamını aşmaktadır.

[26] Bu darbeyle ilgili pek çok anlatı vardır. Örneğin, bkz. R. MacFarquhar ve M. Schoenhals, Mao’s Last Revolution (Cambridge: Belknap Press, 2006), 443–449.

[27] Bu terim karşı devrimci olan her şeyi nitelemek için kullanılıyordu. Örneğin, Halkın Günlüğü 1979’da filme karşı saldırgan bir tutum takındı. Bkz. Fengsong Xie, “‘Yingpian ‘Juelie’ shishenmehuose?’,” Halkın Günlüğü, Ocak 10, 1979.

[28] Bu, “Zaman artık bizim zamanımız değil” anlamına geliyor.

[29] Çağdaş Çin’de bu slogan politik olarak en doğru slogan haline geldi. Yeni merkezi liderlik bunu ÇKP’nin birkaç ay önceki 18. Ulusal Kongresinde onayladı. “Eski yol” Kültür Devrimi anlamında da kullanılabilir fakat daha çok hem Sovyet modeli hem de Maoist model anlamına gelir.

[30] Du, eski halkçı cenahtan geliyordu ve 1950’lerde Deng Zihui’ye bağlı olarak çalışmıştı.

[31] Du Runsheng, “Lianchanchengbaozhi he nongcunjingji de xinfazhan” [Hane sorumluluk sistemi ve kırsal ekonomide yeni kalkınma], Halkın Günlüğü, 7 Mart 1983.

[32] Du Runsheng, Du Rushengzishu [Du Runsheng’in hatıraları] (Pekin: Renmin Chubanshe, 2005), 11.

[33] Du Runsheng, “Zengjiatouru, fayushichang, shenhuanongcungaige,” içinde Sikaoyuxuanze, der. Du Runsheng (Pekin: Zhonggong Zhongyang Dangxiao Chubanshe, 1990).

[34] Kentsel-kırsal gelir oranı (kentsel kişi başına harcanabilir gelirin kırsal alandaki eşdeğerine bölünmesi olarak tanımlanmaktadır) 1984’te 2,2 iken 2011’de 3,1’e yükselmiştir. Kırsal alanlara yapılan mali harcamaların payı 1970’lerde yüzde 13,68 iken 1980’lerde yüzde 11,80’e düşmüştür; sağlık ve eğitim sistemi kolektiflerle birlikte tasfiye edilmiştir. Rakamlar Tarım Bakanlığı (2009) ve Devlet İstatistik Bürosu (2005) verileri baz alınarak hesaplanmıştır.

[35] Wen, yoğun nüfus yükünün küçük köylü ekonomisini zorunlu kıldığını iddia etmektedir. Daha fazla bilgi için bkz. Wen Tiejun, Jiegouxiandaihua [Modernizasyonun yapısökümü] (Guangzhou: Guangdong Renmin Chubanshe, 2004), 8–22.

[36] Halkçılar kolektif yasal çerçeveyi korumayı tercih ediyor çünkü kolektif mülkiyet toprak alım satımını zorlaştırıyor. Dolayısıyla bu konuda pek çok sosyalist ve popülist ortak hareket ediyor.

[37] Bu politikalar 2006’da tüm tarımsal vergilerin kaldırılmasını ve 20’den sonra yeni bir kırsal tıbbi bakım sistemi geliştirilmesini kapsamaktadır.

[38] Tom Brass, “Latin American Peasants.”

[39] James Petras ve Henry Veltmeyer, “Are Latin American Peasant Movements Still a Force for Change? Some New Paradigms Revisited,” Journal of Peasant Studies 28, no. 2 (2001): 83–118.

[40] Bkz. Çin Devlet İstatistik Bürosu tarafından hazırlanan rapor, http://www.stats.gov.cn/tjsj/zxfb/201704/t20170428_1489334.html.

[41] J. B. Foster, R. W. McChesney ve R. J. Jonna, “The Global Reserve Army of Labor and the New Imperialism,” Monthly Review 63, no. 6 (2011), 1–3.