Geçiş Toplumu Kuramı: Mao Zedong ve Şanghay Okulu

Çin Kültür Devrimi’ne yön veren çetin iktidar mücadelelerinin ardında, sosyalizmin geleceğine ilişkin köklü bir kuramsal arayış yatıyordu. Mao Zedong ve Şanghay Okulu, devrimden sonra sınıfların hangi koşullarda yeniden oluşabileceğini, yeni bir burjuvazinin sosyalist toplumun bağrında nasıl filizlenebileceğini ve kapitalizme dönüşün maddi kaynaklarını araştırdı. Bu makale, geçiş toplumunun çelişkilerini açıklayacak özgün bir kuram geliştirme çabasının izini sürerken, bu arayışın açtığı ufku ve çözümsüz bıraktığı soruları da gözler önüne seriyor.
Şanghay limanında siyasal eğitim çalışmasına katılan bir grup liman işçisi, Nisan 1974 (Fotoğraf: AFP).

Giriş

1976 yılının ekim ayında Çin’de gerçekleştirilen darbe, Batı dünyasının büyük bölümünde şaşkınlıkla karşılandı. Birkaç ay içinde Çin’deki siyasal güç dengeleri tersine dönmüş, ülkenin yakın tarihine ilişkin değerlendirmeler de baştan aşağı değişmiş görünüyordu. Çinli yöneticilerin sunduğu açıklamalar karşısında şaşkına dönen ve yaşanan gelişmelerin ani ve kesin niteliği nedeniyle yönünü tayin etmekte zorlanan Batı kamuoyu, darbeyi başarıya ulaştıran komplocuların öne sürdüğü gerekçeleri büyük ölçüde kabul etme eğilimi gösterdi.

Ne var ki, muktedirlerin dile getirdiği eski açıklamalar gibi yeni açıklamaları da sırf iktidar sahibi olmalarından ötürü doğru kabul etmek son derece sorunludur. Mao Zedong ile “Dörtlü Çete”ye sosyalist ekonomiyi ve sosyalist sistemi “sabote ettikleri”, “baltaladıkları” vb. gerekçelerle yöneltilen güncel suçlamaların altında, Kültür Devrimi’nin tasfiyesinin salt hukuksal adalet meselesi olmadığını gösteren önemli kanıtlar bulunuyor. Çin Komünist Partisi (ÇKP) önderliği içindeki farklı hizipler arasında gerçek siyasal ve kuramsal çelişkilerin var olduğu ve bunların yinelenen iktidar mücadelelerinin temelini oluşturduğuysa bir gerçek. Bu nedenle, Kültür Devrimi’nin on yıllık dönemini yeniden incelemenin hâlâ anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Bunu, Mao Zedong’u ya da “Dörtlü Çete”yi işlemiş olabilecekleri hatalardan veya suçlardan aklamak amacıyla değil, bu çalkantılı döneme ilişkin daha soğukkanlı ve daha gerçekçi bir kavrayış geliştirebilmek için yapıyoruz.

Bu bakımdan, somut siyasa oluşturma süreçlerini çözümleyebilmek için Kültür Devrimi’nin arkasında yatan kuram ya da kuramları ele almak önemlidir. Bu makalede, 1949-1976 yılları arasında ÇKP içindeki radikal kanat tarafından geliştirilen geçiş toplumu kuramının ana hatlarını ortaya koymayı amaçlıyoruz. Radikal kanattan kasıt, Mao Zedong ile, Zhang Chunqiao ve Yao Wenyuan gibi ÇKP önderliğindeki radikal siyasetçilerle yakın iş birliği içinde çalışan Şanghaylı iktisatçılardan ve siyasetçilerden oluşan Şanghay Okulu’dur.

Bu kuram, Sovyet Marksizmini temel almakla birlikte ona eleştirel yaklaşan bir “sosyalizmin politik ekonomisi” olarak ortaya kondu. Son biçimiyle ise, Charles Bettelheim ve Rossana Rossanda gibi Avrupa Yeni Solu’nun önde gelen isimleri tarafından geliştirilen çağdaş Marksist kuramlarla önemli ölçüde yakınlaşmıştı. Çin’de geliştirilen bu kuramın dikkat çekici özelliklerinden biri, kendisini zaman içinde Stalinci dogmatizmin ve Sovyet Marksizminin katı kuramsal kalıplarından kurtarıp sosyalist bir toplum olarak Çin’in doğasına ve yapısına ilişkin yeni kuramsal kavrayışlara ulaşabilmesiydi.

Makalemiz beş bölümden oluşuyor. İlk bölümde, 1940’lı ve 1950’li yılların başında Stalin’in himayesinde Sovyetler Birliği’nde geliştirilen ve daha sonra Çin’e aktarılan, bizim “sistem kuramı” adını verdiğimiz yaklaşımı ele alıyoruz. İkinci bölümde, 1950’lerin sonu ila 1960’ların başında Çin’de ortaya çıkan piyasa sosyalizmi kuramının gelişimine ilişkin kısa bir ara değerlendirme sunuyoruz. Üçüncü bölümde Mao Zedong’un “sınıf oluşumu kuramı”nı [generative class theory] nasıl geliştirdiğini inceliyoruz. Dördüncü bölümde ise 1970’lerin başı ile ortalarında geliştirilen ve Şanghay Okulu adını verdiğimiz grubun kuramını çözümlüyoruz. Bu kuram ilk kez bu vesileyle Çin dışında kapsamlı biçimde tanıtılıyor. Sonuç bölümünde ise, kuramın uygulanabilirliği, iç çelişkileri ve belirgin sınırlılıkları üzerine bazı değerlendirmeler sunuyoruz.

“Sistem Kuramı”

Sosyalizmin politik ekonomisi Çin’de geniş ölçekte ancak 1950’li yılların başında, Sovyet “sistem kuramı”[1] biçiminde tanıtıldı. Söz konusu kuram, 1949’daki Kurtuluş’un ardından Sovyetler Birliği’nin Çin’e sağladığı ekonomik ve siyasal desteğin üstyapısal bir bileşeni olarak ülkeye girdi. Sosyalizmin politik ekonomisine ilişkin Marksist kuram olarak sunulan “sistem kuramı”, 1954’te yayımlanan Politik Ekonomi Ders Kitabı [Political Economy: A Textbook] başta olmak üzere Sovyet politik ekonomi kitaplarında ayrıntılı olarak açıklanıyordu.[2]

Bu eser Çin’e ulaşmadan önce de Çinli iktisatçılar, Stalin’in 1952 tarihli kitapçığı SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları (1952) [Economic Problems of Socialism in the USSR] aracılığıyla “sistem kuramı”nın doğası ve fikirleri hakkında bilgi sahibiydiler. Kitapçık, kendileri de seçkin Sovyet iktisatçıları olan Ders Kitabı’nın yazarlarına yol göstermek amacıyla kaleme alınmıştı.[3] Stalin’in kitabın hazırlanma sürecine doğrudan katılması ve metne son onayı vermesi, bu eseri “sistem kuramı”nın en yetkili kaynağı haline getirdi. Kitap daha sonra ikinci ve üçüncü baskılarıyla yeniden yayımlanmışsa da kuramsal içeriği esas itibarıyla değişmeden kaldı.

Üçüncü baskısının resmî Çince çevirisinin yayımlandığı 1959 yılından önce Ders Kitabı’nın Çin’de ne ölçüde kullanıldığını kesin olarak bilmiyoruz.[4] Bununla birlikte, Mao Zedong’un üçüncü baskının çeviri sürecini büyük bir ilgiyle izlediğini ve yayımlanmasının hemen ardından kaleme aldığı Okuma Notları’nda [Reading Notes][5] bu eseri ayrıntılı biçimde eleştirdiğini biliyoruz.

“Sistem kuramı”nın temel düşünce ve kavramlarının büyük bölümü Marx, Engels ve Lenin’in klasik metinlerinden, Stalin’in yazılarından ve çeşitli Sovyet iktisatçıların çalışmalarından devralınmıştı. Kitaptaki fikirler daha önce de biliniyordu; ancak sosyalizmin politik ekonomisini kendi içerisinde tutarlı bir bütün ve bilimsel bir sistem olarak sunmaya yönelik ilk girişim buydu. Eser, ilkel komünal toplumdan henüz gerçekleşmemiş olan komünist topluma kadar, bilinen bütün üretim tarzlarını kapsayan bölümlerden oluşuyordu. Amaç, Stalin’in görece taslak niteliğindeki tez ve kavramlarını ayrıntılandırmak, toplumsal gelişmenin bilimsel bir açıklamasını sunmak ve tarihin görünürdeki karmaşasına kuramsal bir düzen kazandırmaktı.

“Mao Zedong Düşüncesinin Büyük Kızıl Bayrağını Yükseltin ve Büyük Proleter Kültür Devrimi’ni Sonuna Kadar Sürdürün.”

Ders Kitabı’nın temel kavramlarından biri, toplumsal gelişmenin niteliksel olarak birbirinden farklı iki nesnel yasa kategorisi tarafından belirlendiği düşüncesiydi. Bunlardan ilki, bilinen bütün üretim tarzlarında işleyen genel yasalardı. Örneğin, üretim ilişkilerinin (Stalin’e göre mülkiyet sistemi, üretim içindeki karşılıklı ilişkiler ve dağıtım sisteminden oluşur) değişmez biçimde ve neredeyse kendiliğinden yeni ekonomik zorunluluklara uyum sağlayacağını ve toplumsal üretici güçlerdeki gelişmeleri takip edeceğini belirleyen yasa gibi. İkinci yasa kategorisi ise üretim tarzlarının tümüne değil, yalnızca belirli bir ya da birkaç üretim tarzına özgüydü. Kapitalizmde meta üretiminin temel yasası olan değer yasası bunun bir örneğiydi.

Ders Kitabı, sosyalizmi kendine özgü nesnel yasalara sahip, bağımsız ve görece istikrarlı bir toplumsal formasyon olarak tanımlıyordu. Bu formasyonun özünde, sosyalist üretimin kapitalist üretimde olduğu gibi kâr amacıyla değil, sosyalizmi inşa etme sürecinde emekçi halkın sürekli artan maddi ve kültürel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapıldığını belirleyen bir “sosyalizmin temel yasası” yer alıyordu.

“Temel yasa”nın çevresinde, onunla karşılıklı ilişki içinde bulunan bir dizi temel olmayan yasa bulunuyordu. Bu yasaların tümü “temel yasa”ya tabiydi ve onun gereklerinin yerine getirilmesine hizmet ediyordu. Bunların en önemlileri şunlardı: (1) Ekonominin ve üretimin farklı sektörleri arasında doğru ilişkilerin kurulmasını garanti eden planlı ve orantılı gelişme yasası; (2) emek üretkenliğinin sürekli olarak artırılmasını ve böylece maddi üretimin sürekli ve hızlı bir şekilde gelişmesini garanti eden yasa; (3) herkese, üretken çabalarına karşılık gelen bir gelir garantisi veren emeğe göre dağıtım yasası; (4) ürünlerin eşit değerde mübadele edilmesini garanti eden değer yasası (“kapitalizmin temel yasası”).

Bu yasalar nesnel ve tartışma götürmez yasalar olarak tanımlanıyordu. İnsan iradesinden bağımsızdılar. Sosyalist üretim ilişkilerinin kurulmasının ardından etki alanlarını giderek genişletirken, aynı zamanda önceki üretim tarzına özgü yasaların yerini alacaklardı.

Ders Kitabı, Stalin’i izleyerek, meta üretimi ve meta dolaşımı hâlâ varlığını sürdürdüğü için değer yasasının sosyalizm altında da etkisini koruduğunu ileri sürüyordu. Ancak, kamu mülkiyeti ve sosyalist planlama tarafından kontrol edilen ve dolayısıyla yalnızca düzenleyici bir işlevi olan “arındırılmış bir biçimde” işlediği özellikle vurgulanıyordu. Sosyalizm bağımsız bir toplumsal formasyon olarak kavramsallaştırılmasına rağmen, para, meta, değer vb. gibi kapitalist ekonomiler açısından yaşamsal öneme sahip kategoriler varlıklarını sürdürmeye devam ediyordu. Kuramsal düzlemde bunlar, sosyalist toplumu yöneten nesnel yasaların somut ifadeleri ve görünüm biçimleri olarak tanımlanıyordu. Ancak aynı zamanda kapitalist içerikten yoksun, “arındırılmış bir biçimde” var oldukları ileri sürülüyordu.

Ders Kitabı’na göre, bu yasalar doğru biçimde kavranıp uygulandığı sürece sosyalist üretim kesintisiz ve hızlı biçimde gelişebilecekti. Bunun sonucunda da sosyalist toplumda halkın sürekli artan maddi ve kültürel gereksinimleri giderek daha yüksek bir düzeyde karşılanabilecekti. Dolayısıyla siyasal iktisatçıların görevi, rasyonel ekonomi politikalarına kuramsal bir temel sağlamak üzere nesnel yasaları saptamak ve incelemekti.

Her ne kadar “sistem kuramı” kendisini mantıksal bakımdan tutarlı ve bilimsel bir sosyalizm kuramı olarak sunsa da, analitik kapasitesini büyük ölçüde etkisizleştiren, az ya da çok belirgin birtakım iç çelişki ve çözümsüz kuramsal sorun barındırıyordu. Bunlardan yalnızca birkaçını sıralayalım:

  • İlk olarak, “sistem kuramı”, nesnel yasaları politik ekonominin inceleme nesnesinin bir parçası olarak tanımlıyordu. Ancak Ders Kitabı incelendiğinde, bu yasaların Sovyetler Birliği’ndeki gerçek toplumsal sorunların, ilişkilerin ve çelişkilerin çözümlenmesiyle saptanmadığı; tersine önceden tanımlanmış oldukları anlaşılıyordu. Böylece yöntem giderek totolojikleşirken, sosyalizm anlayışı ise mekanik bir nitelik kazanma eğilimi gösteriyordu.
  • İkinci olarak, kuramsal bütün, Marx, Engels, Lenin, Stalin ve çeşitli Sovyet iktisatçılarının yazılarından alınmış parçaların, özgün tarihsel ve metinsel bağlamları dikkate alınmaksızın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştu. Stalin’in ve kitabın yazarlarının amacı, önceden benimsenmiş bir sosyalizm anlayışını temellendirmek ve “orijinal” ile “bilimsel” olduğu iddia edilen bir Marksist düşünce sistemi inşa ederek ekonomik politikaları açıklamak, aynı zamanda sert toplumsal gerçeklikleri meşrulaştırıp daha kabul edilebilir göstermekti.
  • Üçüncü olarak, “sistem kuramı”, yeni yasaların keşfedilmesi olanağını dışlayan kapalı bir düşünce sistemiydi. Bu kapalılık, Ders Kitabı’nın sözde diyalektik çözümleme yöntemini fiilen geçersiz kılıyordu.
  • Dördüncü olarak, Marx’ın burjuva politik ekonomisine yönelttiği eleştirinin ayırt edici özelliği olan eleştirel boyut, “sistem kuramı” içinde bütünüyle ortadan kalkmıştı. Ders Kitabı, politik ekonomiyi sosyalist toplumun doğası ve yapısına ilişkin bilgi üretmeyi amaçlayan bir bilim olmaktan çıkarıp, ekonomi politikalarının gereksinimlerine hizmet eden bir meşrulaştırma bilimine indirgemişti.
  • Son olarak, “sistem kuramı” kendisini emekçi sınıfların bilimi ve emekçi sınıflar için geliştirilen bir bilim olarak sunuyordu. Buna göre, devlet önderlerinin ve Komünist Parti’nin yaptığı her şey “emekçi halkın çıkarları doğrultusunda” gerçekleştirilmekteydi. Bu görüş, üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla işçi sınıfının sosyalist toplumun gerçek egemeni haline geldiği varsayımına dayanıyordu. Aynı şekilde, özel mülkiyet ortadan kalktığı ve dolayısıyla emekçi halkın sömürülmesini mümkün kılan maddi temel de kalmadığı için sınıf mücadelesinin de zamanla sönümleneceği kabul ediliyordu. Bu yaklaşımın açık amacı, üretim ilişkileri içinde fiilen var olmayan bir toplumsal uyumu ideolojik olarak kurmaktı. Oysa Sovyetler Birliği’ndeki üretim ilişkilerinin derin çelişkilerle yüklü olduğu iyi biliniyordu. Stalin döneminde muhalefetin şiddet yoluyla bastırılması bunun en açık göstergelerinden biriydi. Üretim ilişkilerini ideolojikleştiren “sistem kuramı”, böylece Marx’ın özgün kuramının sahip olduğu eleştirel niteliği ve sınıf mücadelesinin kuramsal aracı olma kapasitesini de kendi eliyle ortadan kaldırmıştı.

“Sistem kuramı”nın politik ekonomisi, 1955 yılında yayımlanmaya başlayan Çince ekonomi dergisi Jingji Yanjiu’da (İktisadi Araştırmalar) çeşitli makalelere konu oldu.[6] Ancak makalelerin çoğu belirli konulara, özellikle de sosyalizm altında nesnel yasalar meselesine odaklanıyordu. “Sistem kuramı”, bütünlüklü ve resmî biçimiyle ancak Ders Kitabı’nın üçüncü baskısının Çince çevirisinin 1959 yılında yayımlanmasıyla birlikte tanıtıldı. Kuramın Çin versiyonu, temelde Sovyet özgün metniyle aynıydı.[7] Ancak bambaşka toplumsal ve tarihsel koşullar içinde uygulanmak zorundaydı. Bu nedenle, özellikle Chen Yun ve Xue Muqiao gibi piyasa sosyalistleri ile o sırada kendi kuramsal platformunu geliştirmeye başlayan Mao Zedong’un muhalefetiyle karşılaştı.

Piyasa Sosyalizmi Kuramı

Burada piyasa sosyalizmi konusunu ayrıntılı olarak ele almayacağız.[8] Bunun yerine, bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri olan Chen Yun ve Xue Muqiao’nun kuramsal çerçevesini kısaca tanıtmakla yetineceğiz. Onlara göre “sistem kuramı”nın çözümsüz bıraktığı temel sorun, değer yasasının[i] sosyalizm koşullarındaki işlevinin nasıl yorumlanacağı meselesiydi. Chen ve Xue, değer yasasının sosyalist ekonomide piyasanın gelişimini yönlendiren ve işleyişini düzenleyen bağımsız ve etkin bir rol üstlenmesine izin verilmesi gerektiğini savunuyorlardı ve bu sebeple değer yasasının yalnızca düzenleyici bir işlevi olduğunu ve ekonomik planlama tarafından kontrol edildiğini öne süren “sistem kuramı” fikrine karşı çıktılar.

Chen ile Xue, planlı ekonominin geniş kesimlerinin yerini değer yasasının, yani esas olarak arz-talep mekanizmasının belirleyici olduğu bir piyasa ekonomisinin alabileceğini savunuyorlardı. Planlı ekonomi ile piyasa ekonomisine hükmeden yasaların niteliksel olarak farklı olduğunu, dolayısıyla bu iki düzen arasında bir çelişki bulunduğunu kabul ediyorlardı. Bununla birlikte, piyasa ekonomisinin planlı ekonominin bazı yapısal sorunlarını giderebileceğine inanıyorlardı. Bu sorunlar arasında ekonomik karar alma süreçlerinin aşırı merkezîleşmesi, planlama aygıtının bürokratikleşmesi, ekonomi genelinde dengeli bir gelişmenin sağlanmasındaki yetersizlik ve hammadde ile emek gücünün yaygın biçimde israf edilmesi yer alıyordu. Bunların tümü, Sovyet planlama ilkeleri ile “sistem kuramı”nın anlayışına dayanılarak uygulanan Birinci Beş Yıllık Plan sürecinde ortaya çıkan sorunlardı.

Çin’e özgü bir piyasa sosyalizmi kuramının geliştirilmesine esin veren kaynaklar çeşitliydi. Bunların başında Yugoslavya deneyimi geliyordu. Bunun yanı sıra, aynı dönemde Doğu Avrupa ülkelerinde yürütülen ekonomik reform tartışmaları da bu kuramsal arayış üzerinde önemli bir etki yaratmıştı.

Mao Zedong’un “Sınıf Oluşumu Kuramı”

Mao Zedong, “sistem kuramı”nı en radikal biçimde eleştiren kişiydi. 1950’ler boyunca ve 1960’ların başı ile ortalarında, hem “sistem kuramı”na hem de piyasa sosyalizmi kuramına karşıt olarak, politik ekonominin çeşitli yönleri üzerine kendine özgü bir yaklaşım geliştirdi. Mao’nun “sınıf oluşumu kuramı”nı[9] (maddi temeli sosyalist ekonomi olan sosyalist toplum içinde yeni sınıfların oluşumuna ilişkin bir kuram) formüle etmesi, kuşkusuz sosyalist kurama yaptığı en önemli katkıydı.[10]

“Sınıf oluşumu kuramı”, en az üç evreden geçen uzun ve oldukça karmaşık bir gelişme sürecinin sonucunda, 1960’ların ortalarında ortaya çıktı: (a) 1958 öncesi; (b) 1958-1961; (c) 1961 sonrası. Burada, Şanghay Okulu kuramının Çin’e özgü kuramsal ve kavramsal arka planını ortaya koyabilmek amacıyla, bu gelişimin temel noktalarını kısaca özetleyeceğiz.

Ders Kitabı, politik ekonomiyi sosyalist toplumun doğası ve yapısına ilişkin bilgi üretmeyi amaçlayan bir bilim olmaktan çıkarıp, ekonomi politikalarının gereksinimlerine hizmet eden bir meşrulaştırma bilimine indirgemişti.

Mao’nun 1958’den önceki en önemli kuramsal katkıları, mülkiyet sisteminin dönüştürülmesinden sonra da sınıf mücadelesinin sosyalist toplumda sürdüğünü[11] ve üretim ilişkilerinin devrimcileştirilmesinin toplumsal üretici güçlerin[12] kapsamlı gelişmesinin, başka bir deyişle ekonomik büyümenin, zorunlu önkoşulu olduğunu savunmasıydı. Ayrıca Mao, “sistem kuramı”nın dışarıda bıraktığı revizyonizm kavramını yeniden gündeme getirdi ve revizyonizmi, kökleri sosyalist toplumun kendisinde bulunan, komünist parti içindeki bir burjuva eğilimi olarak tanımladı. Mao’ya göre revizyonizmin temsilcileri “kapitalist sistemin yeniden kurulmasının hayalini kuruyorlardı.”[13]

İkinci evrede Mao, Sovyet kuramını doğrudan eleştirdi. Stalin’in yukarıda sözü edilen kitapçığına ilişkin iki eleştirisinde (1958 ve 1959)[14] ve 1960 tarihli Okuma Notları’nda bir dizi yeni fikir ortaya koydu. Her üç metin de Sovyet metinlerine yöneltilmiş eleştiriler olduğundan, kendi başlarına tutarlı kuramsal çalışmalar değildi. Bunlar, Mao’nun sosyalist toplumun doğasına ilişkin yeni kavrayışlara ulaştığı taslak halindeki yorumlar ve eleştirel notlardı.

Bu metinlerde Mao, sosyalizmin bağımsız bir üretim tarzı olduğu düşüncesinden koptu. Ona göre sosyalizm, kapitalizm ile komünizm arasında yer alan, geçiş niteliğinde bir toplumsal biçimdi. “Sistem kuramı”nın iddia ettiği gibi (nesnel yasaların doğru şekilde yorumlanması ve uygulanması şartıyla) uyumlu ve barışçıl bir gelişme özelliği taşımıyordu. Mao’ya göre tam tersine sosyalizme; ekonomik temel ile üstyapı, üretici güçler ile üretim ilişkileri ve en önemlisi üretim ilişkilerinin kendi içindeki çelişkiler egemendi. Dolayısıyla toplumsal çelişkiler ile sınıfsal çelişkileri, toplumsal ve ekonomik gelişmenin itici gücü olarak görmeyi sürdürüyordu.

Kızıl Muhafızlar, Şubat 1967.

Mao, nesnel yasaların varlığını kabul etmekle birlikte, bunların sonuçta insanlar tarafından yaratıldığını ve “sistem kuramı”nın savunucularının yaptığı gibi insanın kendisini bu yasaların kölesi haline getirmemesi gerektiğini vurguluyordu. Üretici güçler karşısında üretim ilişkilerinin önceliğini sürekli olarak vurgulayarak çok daha iradeci bir yaklaşımı benimsemişti. Mao, üretici güçlerdeki büyük gelişmelerin her zaman üretim ilişkilerindeki değişikliklerin ardından geldiğini birçok kez ifade etmişti. Üretim ilişkilerini sürekli olarak devrimcileştirme süreci, bu ilişkilerin üç yönünün aynı anda dönüştürülmesi süreciydi: mülkiyet sistemi, üretim içindeki karşılıklı ilişkiler ve toplumsal ürünün bölüşüm sistemi. Bu sürecin yönü, özel mülkiyetten kolektif mülkiyete, oradan devlet mülkiyetine ve son olarak bütün halkın mülkiyetine; tek kişi yönetiminden parti komitesi denetimine ve diğer demokratik yönetim biçimlerine; bireysel tüketimden kolektif tüketime ve “herkese emeğine göre” ilkesinden “herkese gereksinimine göre” ilkesine doğruydu.

Üretim ilişkilerinin üç yönünün aynı anda devrimcileştirilmesinin gereğini vurgulayarak Mao, “sistem kuramı”na içkin olan evrimci ve mekanik anlayışı reddediyor, bunun yerine sosyalizmin devrimci potansiyelini öne çıkarıyordu. Bu yaklaşım birçok bakımdan kendini gösteriyordu. Her şeyden önce Mao, 1958’deki Büyük İleri Atılım’ı, Marx’ın Kapital’de tanımladığı değer yasasının içkin mantığından ve örtük toplumsal sonuçlarından kaçınmaya yönelik bilinçli bir girişim olarak değerlendirmişti. İleri Atılım’ın sağladığı iktisadi sonuçlar, katlanılan maliyetleri karşılamıyordu; ancak üretimin yeni gereklerini karşılamak için bu atılım siyasal bakımdan zorunluydu. İkinci olarak, üretim ilişkilerini sürekli olarak devrimcileştirme süreci hiçbir zaman tamamlanmayacağından bu durum ekonomiyi de etkileyecek; ekonomi sıçramalarla ilerlerken sürekli olarak dengesizliklerden mustarip olacaktı. Mao, dengeli ve orantılı gelişmeyi nesnel bir yasa olarak gören “sistem kuramı”na katılmıyordu. Ona göre bu, ancak siyasal bir zorunluluk olarak görülebilirdi. Dolayısıyla gelişme dalgalı bir karakter taşıyor; sıçramaları durgunluk, hatta kimi zaman gerileme izliyor ve bunları yeni sıçramalar takip ediyordu. Son olarak Mao, planlamanın gelişmeyi ve arz ile talep arasındaki doğru eşgüdümü her zaman güvence altına alan tarih-üstü bir olgu olarak görülemeyeceğini savunuyordu. Planlamanın işlevi belirli bir dengeyi korumaktı, fakat bu yalnızca geçici olarak başarılabilirdi. Planlama bir öğrenme süreciydi ve ancak sıçramaların, orantısızlıkların ve dengesizliklerin ortaya çıktığı her durumda incelenmesiyle yetkinleştirilebilirdi. Bu nedenle planlar, “sistem kuramı”nın ileri sürdüğü gibi ekonomik temele değil, bir bilinç biçimi olarak üstyapıya aitti.

Mao’ya göre sosyalizm, kapitalizm ile komünizm arasında yer alan, geçiş niteliğinde bir toplumsal biçimdi. ‘Sistem kuramı’nın iddia ettiği gibi (nesnel yasaların doğru şekilde yorumlanması ve uygulanması şartıyla) uyumlu ve barışçıl bir gelişme özelliği taşımıyordu. Tam tersine sosyalizme; ekonomik temel ile üstyapı, üretici güçler ile üretim ilişkileri ve en önemlisi üretim ilişkilerinin kendi içindeki çelişkiler egemendi.

Sosyalist toplumda değer yasasının ve meta ekonomisinin varlığı sorununda Mao, esas olarak Stalin’in görüşlerine katılıyordu. Bununla birlikte, üretim araçlarının yalnızca devlet işletmeleri tarafından üretildikleri ve devlet sektörünün kendi içinde devredildikleri için meta sayılamayacakları yönündeki Stalin’in görüşüne karşı çıkıyordu. Mao’ya göre, kolektif ve devlet mülkiyeti olmak üzere iki farklı mülkiyet sistemi var olduğu sürece, üretim araçları meta olarak mübadele edilmeye devam edecekti. Bu nedenle, (üretici güçlerin gerekli gelişme düzeyine ulaşmış olması koşuluyla) meta üretimine nihai olarak son vermenin tek yolu, üretimin bütün alanlarında bütün halkın mülkiyetine geçişi gerçekleştirmek; meta mübadelesinden ürün mübadelesine ve değer mübadelesinden kullanım değerlerinin[ii]mübadelesine geçmekti.

Üçüncü evrede Mao yeniden Çin’in iç sorunlarına, özellikle de sınıf mücadelesinin doğasına odaklandı. Bu evre, 1964-65 yıllarında “sınıf oluşumu kuramı”nı formüle etmesini sağladı. Bu süreç, söz konusu dönemde Mao’nun kullandığı kavramların gelişimi izlenerek takip edilebilir; fakat önce bunun önkoşullarını kısaca özetleyelim. 1950’lerin ortalarında Mao, geçmişin çalkantılı sınıf mücadelelerinin sona erdiğini belirtiyordu. Bununla birlikte, aynı zamanda burjuvazinin hâlâ varlığını sürdürdüğünü ve bir yanda burjuvazi ile diğer yanda proletarya arasındaki çelişkinin uzun bir süre daha devam edeceğini ileri sürüyordu.[iii] Sınıf mücadelesi hiçbir şekilde sona ermemişti ve hatta karşıt sınıflar ile siyasal gruplar arasında şiddetli çatışmalara dönüşebilirdi.[15] Bu durum, mücadelenin kaynağının artık toplumsallaştırılmış eski burjuvazi mi, yoksa sosyalist toplum içinde oluşan yeni bir burjuvazi mi olduğu sorusunu gündeme getiriyordu. Mao bu konuda açık bir tutum ortaya koymamıştı. Bununla birlikte, Okuma Notları’nda, sosyalist toplumda her yeni toplumsal gelişme aşamasında, kendi yerleşik çıkarlarını ve ayrıcalıklarını korumak amacıyla gelişmeyi pekiştirmeye ve daha ileri değişimleri engellemeye çalışan “yerleşik çıkar grupları” ve “muhafazakâr tabakalar” bulunduğunu ileri sürüyordu.

Mao, bu kuramsal gözlemlerden hareketle ve bunları 1961-64/65 döneminde Çin’deki somut gelişmelerle birleştirerek kısa sürede yeni sonuçlara ulaştı. 1962 yılının başlarında, sosyalist toplumda işçi sınıfının, mevcut toplumsal çerçeve içinde oluşan “yeni burjuva unsurlar” ile karşı karşıya olduğunu ve bunların Komünist Parti içinde de bulunduğunu, dolayısıyla sosyalizme içeriden karşı çıktıklarını ileri sürdü.[16] 1962 yılının ağustos ayında ise sınıf mücadelesinin her şeyden önce yeni sosyalist olmayan güçlere, yani yeni burjuva unsurlara ve “kapitalist yolda yürüyenlere” yöneldiğini ifade ediyordu. Mao “kapitalist yolcu” [capitalist roader] kavramını ilk kez burada kullanmıştı. Ayrıca, bu kişilerin politika belirlemelerine izin verilmesi halinde Çin’in yön değiştirebileceğini ve revizyonist, hatta faşist bir ülkeye dönüşebileceğini de iddia ediyordu.[17]

“Marksizmi kavramak için dikkatle okuyun ve inceleyin.” Kültür Devrimi sırasında Şanghay’da çekilmiş bir fotoğraf. Kaynak: Jingyi Wang, Historical Film Archive and Darkroom Printing – The Cultural Revolution in China, MR Digital.

1962 yılının ilerleyen dönemlerinde Mao, “Sosyalizmin Tarihsel Döneminde Partinin Temel Çizgisi” başlıklı makalesinde sınıf mücadelesinin sürdürülmesi politikasını savunacaktı; ancak bu metin, daha önce ortaya koyduğu kuramsal görüşlerin bir özetinden ibaretti.

1961-65 yılları arasında Mao, önderliğin ayrıcalık arzusunu birçok kez eleştirmiş ve yönetici konumdaki kişileri yerleşik çıkarlarını korumaya çalışmamaları konusunda uyarmıştı. Bütün bu görüşler, “Hruşçov’un Sahte Komünizmi ve Bunun Dünya İçin Tarihsel Dersi Üzerine” (1964) [On Khrushchov’s Phoney Communism and Its Historical Lessons for the World] başlıklı yazıda özetlenmiş ve daha da geliştirilmişti. Bu metin, Sovyetler Birliği’ndeki “kapitalist restorasyon” üzerine bir analiz sunuyor ve sosyalist bir toplumda iktidarı ele geçiren yeni ayrıcalıklı bir tabakanın maddi temelini belirlemeye çalışıyordu. Bu analiz esas olarak dış politika gerekçeleriyle yapılmıştı ve Mao bu analiz tarzını Çin’e hiçbir zaman ayrıntılı biçimde uygulamamıştı. Bununla birlikte, Çin’de de benzer bir restorasyonun mümkün olduğunu açıkça düşünüyordu.

Mao, Çin’de yeni toplumsal sınıfların ya da tabakaların (özellikle de “yeni burjuvazi”nin) varlığını kabul etmeye yanaşmasa da, dikkatin “komünist parti içinde iktidar sahibi olan kişiler” üzerinde yoğunlaştırılması gerektiğini söylüyordu.[18] Aynı yılın aralık ayında ise bu kişiler kapitalist politikaların savunucuları olarak tanımlanmış ve “komünist parti içinde kapitalist yolda yürüyen iktidar sahipleri” olarak adlandırılmışlardı.[19] Böylece Mao, “sınıf oluşumu kuramı”nın temel analitik kavramını formüle etmiş oluyordu.

Mayıs 1967’de Mao, “kapitalist yolcular” meselesi üzerine daha ayrıntılı açıklamalarda bulundu. Ona göre, bunlar demokratik devrim aşamasında kalmış eski devrimcilerdi; sosyalist devrimi gerçekleştirmek istemiyorlar, bu nedenle de kapitalist politikaları savunuyorlardı.[20] Mao, yeni burjuvazinin üretildiği toplumsal sürecin düğüm noktası olarak Komünist Parti’yi tanımlayarak ve sınıf mücadelesinin sürdürülmesi gerektiğini vurgulayarak yalnızca sosyalist topluma ilişkin yeni bir kavrayış ortaya koymakla kalmamış, aynı zamanda Çin’in geleceğindeki siyasal mücadeleler için de bir kılavuz ortaya koymuştu. Mao, yeni burjuvazinin bir sınıf olarak varlığını doğrudan kabul etmeye istekli değildi. Bundan yalnızca bir “tabaka”, “unsurlar” vb. olarak söz ediyordu. Bu nedenle, onun “sınıf oluşumu kuramı”nın sosyolojik bir kuram olduğu ileri sürülebilir. Görünüşe göre Mao, sosyalizmin politik ekonomisine ilişkin kavrayışını yeni sınıf ve sınıf mücadelesi kuramıyla hiçbir zaman tam olarak birleştirememiştir. Bununla birlikte, 1976 yılında Talimatlar’ının [Instructions] yayımlanmasıyla birlikte (bunu ileride ele alacağız) özellikle son on yılında Zhang Chunqiao ve Yao Wenyuan gibi yeni Kültür Devrimi kuramcılarıyla birlikte çalışırken bu konuda yeni kavrayışlara ulaşmış olabilir.

Şanghay Okulu ve “Sosyalizmin Politik Ekonomisi”

Kültür Devrimi’nin birçok çalkantılı olayının ve beraberinde getirdiği çok sayıdaki programatik ve örgütsel reformun ardından, pratik deneyimlerden kuramsal sonuçlar çıkaran ve bunları kuramsal bir çerçeveye oturtan kuramsal bir özetin yapılması gerekiyordu. Kültür Devrimi’nin en radikal reformlarının 1967’den itibaren fiilen askıya alınması üzerine, ÇKP içindeki “Kültür Devrimcileri” kanadı, en azından Kültür Devrimi’nin kuramsal perspektiflerini korumaya çalışmak zorundaydı.

1970’ten 1976’ya kadar, özellikle 1971’de Lin Biao’nun düşüşünden sonra, sosyalizm üzerine kapsamlı ve bağımsız bir Çin kuramı geliştirmek amacıyla yoğun bir çaba gösterildi. Bunun sonucu, Kültür Devrimi deneyimlerine ve Mao’nun Çin toplumunun doğası ile yapısına ilişkin yorumuna dayanan Sosyalizmin Politik Ekonomisi [Political Economy of Socialism (PES)] adlı el kitabı oldu. Bu çalışma esas olarak Şanghaylı bir iktisatçılar grubu tarafından yürütüldü. Bunların çoğu Fudan Üniversitesi Politik İktisat Enstitüsü ile bağlantılıydı. (Biz bu grubu “Şanghay Okulu” olarak adlandıracağız.) El kitabının yazılmasının amacı, ÇKP içindeki “Kültür Devrimcileri” kanadının savunduğu fiilî politikanın kuramsal temelini özetlemek ve geliştirmekti.

“Şanghay Okulu” ile “Kültür Devrimcileri” kanadı arasındaki ilişkinin tam niteliğini bilmiyoruz. Ancak Zhang Chunqiao ile Yao Wenyuan’ın bu çalışmalara etkin biçimde katıldıkları ve özellikle Zhang Chunqiao’nun önemli bir rol oynadığı kuşku götürmez. Ekim 1976’daki tutuklanmalarından sonra, “Dörtlü Çete” ile Şanghay Okulu, “Zhang Chunqiao Düşüncesi”ni resmî öğreti haline getirmeyi planlamakla suçlandı.[21]

Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin son baskısı hiçbir zaman yayımlanmadı. Basım süreci, 6 Ekim 1976’daki darbeyle durduruldu. Kitaba el konuldu ve bir yıl sonra “Dörtlü Çete”nin karşı devrimci programının kuramsal temelini oluşturmayı amaçlayan bir eser olarak kınandı.[22] Aşağıda Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin son baskısının kuramsal içeriğinin ana hatlarını sunacağız. Bununla birlikte, bu kitabın yazım süreci birçok aşamadan geçmiş ve kuramın sürekli ve kapsamlı biçimde gözden geçirilmesi ve geliştirilmesi şeklinde ilerlemiş olduğundan, bu süreç boyunca kaleme alınan farklı taslakları da burada ele almayı tercih ettik.

Çin’de önemli siyasal meselelerle ilgili tartışmaların ve kararların kapalı kapılar ardında yürütülmesi genel bir kuraldır. Kararlar ve belgeler, bir uzlaşmaya varılıncaya kadar kamuoyuna açıklanmaz. Kültür Devrimi’nin görece kaotik dönemleri dışında, bu durum 1949’dan itibaren Çin’deki siyasal yaşamın temel örüntüsü olmuştur. Ancak Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin yazım sürecinde bu yönteme uyulmadı. Oysa bu çalışma, ÇKP içindeki “Kültür Devrimcileri” kanadının politika yapıcıları açısından büyük önem taşıyordu. Bütün taslaklar, insanlar görüş bildirebilsin ve böylece kuramın sürekli geliştirilmesine katkıda bulunabilsin diye sınırlı sayıda olmak üzere yayımlandı. Bu yolla, kuram üzerine görece açık tartışmalar yürütülebildi. 1971 ila 1976 arasındaki nispeten kısa süre zarfında yapılan değişikliklerin ne kadar kapsamlı olduğu dikkat çekicidir. Başlangıçtaki iç çelişkiler zamanla giderilmiş ve Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin son baskısı kapsamlı ve tutarlı bir kuram ortaya koymuştur. Bu kuram, Çin toplumundaki sınıf çelişkilerinin toplumsal temelini çözümlüyordu. Yukarıda ele alınan Sovyet “sistem kuramı”nın aksine, bu kuram Çin’deki toplumsal yapıyı meşrulaştırmak için kullanılamazdı. Bu, “eleştirel” bir kuramdı.[iv]

Hareket Noktası

1970’lerde sosyalizmin politik ekonomisine ilişkin bir el kitabı kaleme alırken, Çinli iktisatçılar hem Mao’nun sosyalizm anlayışını hem de Sovyet Ders Kitabı ile 1961 yılında Şanghay’da yazılmış bir kitapçığı temel alabilirlerdi.[23] Ancak aynı zamanda, Sovyetler Birliği’nde gerçekleştiği düşünülen “kapitalist restorasyon”a yönelik eleştirileri ve Kültür Devrimi sırasındaki fiilî sınıf mücadelelerinden edinilen deneyimleri kurama dâhil ederek Mao’nun sosyalizm kuramını daha da geliştirmek gerekiyordu. Bu nedenle, sosyalizmin politik ekonomisine ilişkin bir el kitabını şu sorular yanıtlamalıydı:

  • Sovyetler Birliği nasıl kapitalist hâle gelmişti?
  • Çin de kapitalist hale gelebilir miydi? Eğer gelebilirse, bu nasıl gerçekleşebilirdi ve bunu önlemek için neler yapılabilirdi?
  • Çin’de, sonunda siyasal ve ekonomik iktidarı gasp edebilecek bir burjuvazi oluşabilir miydi? Eğer yanıt olumluysa, bu burjuvazi nasıl bir burjuvazi olacaktı ve kapitalist bir gelişmeyi başlatıp ilerletebilecek miydi?

Aşağıda, Şanghay Okulu tarafından geliştirilen kuramın gelişimini ele alırken, Stalinci “sistem kuramı”nın eleştirisinin çeşitli aşamalarını temsil eden farklı taslak metinlerdeki unsurlar üzerinde duracağız. Bu bağlamda özellikle, söz konusu metinlerin yukarıda sıralanan sorulara nasıl yanıt verdiğini incelemek istiyoruz. Bize göre, bu sorulara verilen yanıtlar, “sistem kuramı”nın dogmalarını ve kalıplaşmış formüllerini adım adım aşındırmıştır. Bu nedenle, kitapların ve taslakların eksiksiz bir tasvirini sunmayı değil, yalnızca kuramın temel gelişim çizgisini ortaya koymayı amaçlıyoruz.

İlk Taslak

1971 ila 1976 yılları arasında Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin beş farklı taslağı kaleme alındı. Çalışma fiilen Haziran 1971’de, Zhang Chunqiao’nun böyle bir kitabın yazılmasına ilişkin planları onaylamasıyla başladı. İlk taslak Eylül 1972’de sunuldu.[24] Bu taslağa göre sosyalizmin temel özelliği, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıydı. Sosyalizm, kapitalizmden temelde farklı, kendi içinde bütünlüklü bir toplumsal sistemdi. Sosyalist sistem, içerdiği çeşitli unsurların niteliğini belirliyor; dolayısıyla bu unsurlar, kapitalist sistemdeki karşılıklarından a priori farklı kabul ediliyordu.

Taslak, sosyalizmi açıklarken Çin’i bir örnek, yani sosyalizm anlayışının somut bir tezahürü olarak kullanıyordu. Bu durum, kuramı bir meşrulaştırma kuramına dönüştürmeye yaklaştırmasının yanı sıra, Çin toplumundaki belirli olguların a priori sosyalist olarak tanımlanmasını ve dolayısıyla kapitalist toplumlardaki benzer olgulardan temelden farklı kabul edilmesini de beraberinde getiriyordu. Buna göre Çin toplumunda nesnel olarak var oldukları kabul edilen meta, para, ücret, sermaye, kâr vb. ekonomik kategoriler, kapitalist toplumdaki karşılıklarıyla aynı değildi. Tersine, yalnızca biçimleri aynıydı. Sosyalist toplumda bu olgular sosyalistti. Ekonomik kategorileri bu şekilde kavrayış, Stalin’den devralınmış bir mirastı ve uzun süre Çin toplumundaki gerçek sorunların somut ve gerçekçi bir analizinin önünde engel oluşturdu.

Bu taslağa göre, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılması kapsamlı ekonomik planlamayı mümkün kılmıştı. Bilinçli planlamanın yürürlüğe konulması, sosyalist üretimin niteliğini kendi başına değiştirmiş ve onu özel üretimden temelde farklı kılan bir değişime yol açmıştı. En genel anlamıyla sosyalist üretim, dolaysız toplumsal üretimdi. Bu nedenle sosyalist üretimde emek artık özel emek değil, doğrudan toplumsal ürünler üreten dolaysız toplumsal emekti. Bununla birlikte, sosyalizm altında mübadele meta mübadelesi biçimini aldığı için, sosyalist üretimin ürünleri de “değer” içeriyordu. Dolayısıyla sosyalist üretim, dolaysız toplumsal emek süreci ile değer yaratan sürecin birliği olarak tanımlanıyordu.

Mao’ya göre, kolektif ve devlet mülkiyeti olmak üzere iki farklı mülkiyet sistemi var olduğu sürece, üretim araçları meta olarak mübadele edilmeye devam edecekti. Bu nedenle, (üretici güçlerin gerekli gelişme düzeyine ulaşmış olması koşuluyla) meta üretimine nihai olarak son vermenin tek yolu, üretimin bütün alanlarında bütün halkın mülkiyetine geçişi gerçekleştirmek; meta mübadelesinden ürün mübadelesine ve değer mübadelesinden kullanım değerlerinin mübadelesine geçmekti.

Bu anlayış, sosyalizmin politik ekonomisine ilişkin Sovyet ders kitaplarından kaynaklanıyordu. Bize göre bu, kuramsal bir yanılgı, gerçekliğin ideolojikleştirilmesiydi. Marx’a göre dolaysız toplumsal emek, toplumsal niteliğini gerçekleştirmek için değer biçimine ihtiyaç duymayan emektir. Bütün metalar, kullanım değeri ile mübadele değerinin birliğidir ve taslağın tanımladığı da aslında bu birliktir. Çin’de ürünlerin dağıtımı meta mübadelesi biçimini almak zorundaysa, bu durum gerçekte Çin’deki ekonomik planlamanın, üretimi dolaysız toplumsal üretim, emeği de dolaysız toplumsal emek haline getirmeye yeterli olmadığını gösterir.

1961 tarihli Şanghay kitapçığında sosyalizm altındaki bütün üretim meta üretimi olarak tanımlanmış, ancak bunun yine de kapitalizm altındaki meta üretiminden temelde farklı bir meta üretimi biçimi olduğu savunulmuştu. Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin 1972 tarihli taslağına göre ise sosyalizm altındaki meta üretimi kapitalist karşılığından temelde farklı olmasının yanında, sosyalizm altındaki üretimin bir bölümü artık meta üretimi olarak bile görülmüyordu. Ekonominin devlet mülkiyetindeki kesimi içindeki mübadele “meta mübadelesi” değil, “ürün mübadelesi” olarak adlandırılıyordu. Ürün mübadelesi piyasa aracılığıyla değil, ekonomik planlara dayalı devlet tahsisi yoluyla gerçekleştiriliyordu.

Bu şekilde 1972 tarihli taslak, Stalin’in SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları’nda savunduğu görüşlere bağlı kalıyordu. Stalin bu eserde, sosyalist toplumda meta ilişkilerinin nesnel olarak var olmasının nedenini kolektif mülkiyet ile devlet mülkiyeti olmak üzere iki farklı mülkiyet biçiminin varlığıyla açıklıyordu. Stalin’e göre ekonominin devlet mülkiyetindeki kesimi içinde gerçekleşen mübadele (özellikle de üretim araçlarının mübadelesi) artık meta mübadelesi olarak adlandırılamazdı.[25] Benzer biçimde 1972 tarihli taslak da sosyalist ürün mübadelesinin yanı sıra meta mübadelesinin de tarih boyunca görülen diğer bütün meta mübadelesi biçimlerinden temelde farklı olduğunu ileri sürüyordu. Bu yeni mübadele biçimleriyle birlikte, üretim araçlarının ve tüketim mallarının doğrudan tahsisine ilişkin unsurlar ortaya çıkıyordu. Bunlar komünizme doğru yönelişe işaret eden unsurlardı.

Genel olarak bakıldığında, bu taslakta sunulan sosyalizm anlayışı, Stalin’in temel fikir ve kavramlarının büyük ölçüde yeniden üretilmesinden ibaretti. Bu anlayış, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasıyla birlikte burjuvazinin iktidarını sürdürebileceği toplumsal temeli yitirdiği ve dolayısıyla burjuvazinin bir daha ortaya çıkamayacağı sonucunu örtük biçimde içeriyordu. Bu nedenle artık bir “kapitalist restorasyon” tehlikesi de söz konusu değildi.

Buna göre sosyalist toplumdaki en önemli amaç, planlı üretim yoluyla üretici güçleri geliştirmekti. Bu süreç, sosyalist toplumu aşamalı olarak komünizme taşıyacaktı. 1972 taslağındaki en belirgin iç çelişki ise, bir yandan yazarların “sistem kuramı” tarafından savunulan temel kavram ve görüşleri yinelemeleri, diğer yandan da Mao’nun eleştirel görüşlerini ve onun “sistem kuramı”nın sosyalizm anlayışına olan karşı çıkışlarını metne dâhil etmeleriydi. Bunu göstermek için birkaç örnek yeterli olacaktır:

  • Taslağın yazarları mülkiyet sistemindeki değişimi sosyalizmi kuran temel unsur olarak kabul etmekle birlikte, Çin’de mülkiyet sorununun henüz bütünüyle çözümlenmediğini de belirtiyordu. Çin ekonomisinin önemli bir bölümü hâlâ kolektif mülkiyet altındaydı ve bu nedenle ancak belirli ölçüde sosyalistti. Ayrıca ekonominin devlet mülkiyetindeki kesiminde de yönetim sorunu devam etmekteydi. İktidar işçi sınıfının ve “gerçek Marksistlerin” elinden çıkarsa, “parti içindeki kapitalist yolda yürüyen burjuvazi ve onun temsilcileri” işletmeleri kapitalist işletmelere dönüştürebilirdi. Böylece burjuvazi, iktidarı gasp edebilir ve ülkeyi kapitalist bir doğrultuya sürükleyebilirdi. Taslağa göre Sovyetler Birliği’nde yaşanan da tam olarak buydu.
  • 1961 tarihli kitapçık da, kolektif mülkiyete dayalı birimlerdeki yönetim yetkisinin zengin köylüler ve üst orta köylüler tarafından ele geçirilmesi hâlinde kolektif sektörün nitelik değiştirerek kapitalistleşebileceği sonucuna varmıştı. 1972 tarihli taslakta, yönetim yetkisi sorunu, devlet mülkiyetindeki sektör içindeki ilişkileri de kapsayacak şekilde genişletiyordu. Bu şekilde, Mao’dan miras kalan, üretim ilişkilerini üç unsurda şematik olarak bölümlendirme anlayışını reddetme yolunda ilk adım atılmıştı: (a) mülkiyet sistemi; (b) üretim içindeki karşılıklı ilişkiler; (c) bölüşüm sistemi. Mao bu üçlü şemayı Sovyet Marksizminden devralmıştı ve bu şema, ÇKP’nin de benimsediği Stalinci mirasın bir parçasıydı. Ancak, yönetim yetkisi sorununu mülkiyet sisteminin kurucu bir unsuru olarak ele almak, bu üçlü bölümlemeyi analitik olarak uygulanamaz hale getiriyordu. Mülkiyet ilişkileri yalnızca resmî ve hukuksal ilişkilerle özdeş tutulduğu sürece herhangi bir sorun yoktu; fakat üretim içindeki karşılıklı ilişkiler kategorisine ait olan yönetim ve denetim yetkisi, mülkiyet sisteminin kurucu bir unsuru olarak yorumlandığında, üretim ilişkilerinin farklı yönleri arasındaki sınırlar belirsizleşiyordu. Bunun sonucu olarak üretim ilişkilerine bir bütünlük [totality][v] olarak yaklaşılmalıydı. Bir yandan üretim ilişkilerinin dönüştürülmesi yalnızca üretim araçlarının mülkiyetinin hukuksal olarak değiştirilmesinden ibaret değildi. Öte yandan üretim ilişkilerinin dönüştürülmesi, üretici güçlerin geliştirilmesinin zorunlu önkoşuluydu. Bu bakımdan taslak, Mao’nun Okuma Notları’nda dile getirdiği, “Üretim ilişkilerindeki bir değişiklik, üretici güçlerdeki büyük bir gelişmeden her zaman önce gelir.”[26] görüşünü benimsiyordu.
  • Taslakta planlamanın üretimin niteliğini değiştirdiği belirtilmekle birlikte, Mao’nun planlamanın eksik ve tamamlanmamış olduğu yönündeki görüşü de korunuyordu. Taslağın yazarları, bir planın hiçbir zaman sektörler arası tam bir dengeyle kalkınmayı garanti edemeyeceğini belirtiyordu:

Dünyada hiçbir şey tam bir denge içinde gelişmez. Denge geçici ve göreli; dengesizlik ise sürekli ve mutlaktır.[27]

  • Taslak, “parti içindeki kapitalist yolda yürüyenler” ile “bürokratik tekelci burjuvazi” olmak üzere bu iki kavramı sunarak, “kapitalist restorasyon”a önderlik edebilecek “yeni burjuvazi”yi analiz etmeye çalışıyordu. Ancak bu “yeni burjuvazi”nin ortaya çıkışının ya da olası bir kapitalist gelişmenin maddi temelini belirleyemiyordu. Bunun yerine yalnızca bu süreçteki yasa dışı ve “sistem dışı” etkenlere işaret ediyordu: burjuvazinin ideolojik etkisi, “kapitalist gelenekler ve onun doğum lekeleri” ile karaborsa, yolsuzluk ve benzeri kapitalizmin yasa dışı filizleri.
  • Taslak, sosyalizm altındaki ekonomik kategorileri kapitalist ekonomilerdeki karşılıklarından temelden farklı olarak tanımlıyordu. Bu yaklaşım, aynı ekonomik kategorilerin ve olguların nasıl olup da kapitalist bir üretim sürecinin kurucu unsurları haline gelebileceğini açıklamayı imkânsız kılıyordu.
  • Ayrıca 1972 taslağı, devlet mülkiyetindeki sektör içindeki mübadeleyi artık “meta mübadelesi” olarak adlandırılamayacak bir mübadele biçimi olarak tanımlıyordu. Bu durumda, söz konusu “ürün mübadelesi”nin yeniden kapitalist meta mübadelesine dönüşmesinin önkoşulu ne olacaktı?

Görüldüğü üzere bu taslak, yeniden yazım ve gözden geçirme sürecinde giderilmesi gereken çok sayıda iç çelişki ve tutarsızlık barındırıyordu. Taslağın Eylül 1972’de yayımlanmasının ardından, Şanghay’da yayımlanan Wenhuibao gazetesi, “Politik Ekonomiyi Biraz İnceleyelim” başlığı altında bir dizi makale yayımladı. Bu makalelerde taslaktaki temel fikir ve kavramlar daha popüler bir dille sunuldu. Daha sonra bunlar Kasım 1972’de yine Politik Ekonomiyi Biraz İnceleyelim başlığıyla küçük broşür halinde bir araya getirildi.[28] Bu broşür, taslakla aynı giriş bölümüne sahipti. Bu bölüm, ilk olarak Hongqi [Kızıl Bayrak] dergisinde yayımlanan Fang Hai’ın bir makalesiydi.[29] Anlaşılan bu yayının amacı, sosyalizmin politik ekonomisi üzerine geniş kapsamlı bir kamusal inceleme ve tartışma kampanyası başlatmaktı.

İkinci Taslak

İlk taslak Eylül 1972’de tamamlandıktan sonra, Zhang Chunqiao ile Yao Wenyuan, yazım sürecinde ortaya çıkan sorunları görüşmek üzere bir toplantı düzenlemek amacıyla Pekin’den Şanghay’a gittiler.[30] Toplantı ekim ayında gerçekleştirildi ve Zhang Chunqiao, kitabın temel kuramsal çerçevesi ile argümantasyonuna ilişkin bazı yeni “direktifler” sundu. Bu direktiflerde aşağıdaki temaların geliştirilmesi öneriliyor ve bunların kitabın kuramsal çekirdeğini oluşturması öngörülüyordu:

  1. Sosyalist üretim ilişkilerinin içinde kapitalist etkenler bulunmaktadır.
  2. Mülkiyet sorunu, iktidar sorunudur.
  3. Emekçi halk içindeki karşılıklı ilişkiler sınıf ilişkileridir.[31]

İlk taslak, bu toplantının ardından kapsamlı biçimde gözden geçirildi. Yeniden yazım süreci 1973 yılı içinde tamamlandı ve ikinci taslak hazırlandı.[32]

Politik Ekonominin Temel Bilgileri’nin 1975 Şanghay baskısının kapağı.

İkinci taslağın kendisine bugün ulaşılamıyor, ancak Mayıs 1974’te Şanghay’da Politik Ekonominin Temelleri [Fundamentals of Political Economy] başlıklı bir başka popüler politik ekonomi el kitabı yayımlandı.[33] Her ne kadar taslak yeniden gözden geçirilmiş olsa da kuramsal içeriğin esaslı bir değişikliğe uğramadığı anlaşılmaktadır. Zhang Chunqiao’nun Ekim 1972 tarihli toplantıda gündeme getirdiği üç tema geliştirilmemiştir. Mesela “sosyalist üretim ilişkileri içindeki kapitalist etkenler” kavramına hiç değinilmez. (Nitekim bu kavram, ancak Ekim 1976 tarihli son baskıda yeniden ortaya çıkacaktır.) İlk taslakta açıkça görülen iç çelişkiler varlığını sürdürmüştür. Yazarlar, “kapitalist restorasyon” olasılığını dışlayan “sistem kuramı”nın temel görüşlerine bağlı kalmaya devam etmişlerdir.

Mao’nun 1975 Tarihli Talimatları

Ocak 1975’te gerçekleştirilen Dördüncü Ulusal Halk Kongresi’nin hemen ardından, ulusal basın Mao’ya ait bir alıntı yayımladı ve bu alıntı, “Proletarya Diktatörlüğü Kuramını İnceleme Kampanyası” olarak kitlesel bir istişare kampanyası başlattı. Mao, Ulusal Halk Kongresi’nin oturumlarına katılmamıştı ve Çin’i izleyen birçok araştırmacı bunu, Kongre’de alınan kararlara katılmadığını gösterme biçimi olarak yorumladı. Eğer bu yorum doğruysa, söz konusu alıntının yayımlanması ve ardından başlatılan kampanya, Mao ile siyasal müttefiklerinin Kongre’ye verdikleri bir yanıt olarak değerlendirilebilir.

“Mao’nun Kuram Sorununa İlişkin Son Talimatı” başlığıyla yayımlanan bu alıntıda Mao şöyle demektedir:

Tek kelimeyle, Çin sosyalist bir ülkedir. Kurtuluştan önce aşağı yukarı kapitalist bir ülkeydi. Bugün de sekiz kademeli ücret sistemini, herkese yaptığı işe göre dağıtımı ve para aracılığıyla mübadeleyi uygulamaktadır. Bunlar eski toplumdakilerden pek de farklı değildir. Farklı olan mülkiyet sisteminin değişmiş olmasıdır. Ülkemiz bugün bir meta sistemi uygulamaktadır ve ücret sistemi de eşitsizdir, sekiz kademeli ücret sistemi vb. bunun örnekleridir. Bunlar ancak proletarya diktatörlüğü altında sınırlandırılabilir. Bu nedenle, Lin Biao gibileri iktidara gelecek olursa kapitalist sistemi kolaylıkla dayatabilirler.[34]

Bu alıntı, Şanghay Okulu’nun kuramsal gelişimiyle bütünüyle örtüşüyordu. İlk iki taslakta bulunan temel kuramsal sorunlardan birini, yani bir yandan Stalinci sosyalizm anlayışı ile diğer yandan “kapitalist restorasyon”un gerçekleşebileceği iddiası arasındaki çelişkiyi çözüyordu. Mao’ya göre meta, para ve ücret gibi sosyalist ekonomik kategoriler, kapitalist toplumdaki karşılıklarından temelde farklı değildi. Tersine, bunlar arasında niteliksel bir fark yoktu ve dolayısıyla bu kategoriler kapitalist bir üretim sürecinin işleyişi içinde kolaylıkla işlevsel hale gelebilirlerdi.

Aynı yıl, Yao Wenyuan ile Zhang Chunqiao sırasıyla mart ve nisan aylarında makaleler yayımladılar.[35] Yao ile Zhang, bu makalelerde Mao’nun Talimat’ında ortaya koyduğu düşünceleri ve Sosyalizmin Politik Ekonomisi taslaklarında geliştirilen kuramsal çerçeveyi ve tartışma konularını daha da ayrıntılandırdılar. “Proletarya Diktatörlüğü Kuramını İnceleme Kampanyası”nın başlaması ile Şanghay Okulu’nun yürüttüğü kuramsal çalışma arasındaki yakın ilişki, kampanyanın Mao’nun Talimat’ı ile birlikte Yao Wenyuan ve Zhang Chunqiao’nun makaleleriyle başlatılmış olmasından açıkça anlaşılıyor. Her ikisi de ÇKP içindeki “Kültür Devrimcileri” kanadının önde gelen isimleri olan Yao Wenyuan ve Zhang Chunqiao, Şanghay’da Sosyalizmin Politik Ekonomisi üzerine yürütülen kuramsal çalışmalara doğrudan katılmışlardı. Bununla birlikte vurgulamak gerekir ki, söz konusu kampanya yalnızca Şanghay Okulu’nun kuramsal gelişiminin bir parçası değildi. Aynı zamanda Çin’de yeni ve son derece yoğun bir siyasal mücadelenin de başlangıç noktasını oluşturuyordu.

Yao Wenyuan ile Zhang Chunqiao, makalelerinde “Lin Biao kliği” adlandırmasını “yeni burjuvazi” kavramıyla eş anlamlı olarak kullanıyorlardı. Görünüşe göre bu makaleler doğrudan Lin Biao’ya ve onun siyasal müttefiklerine yönelik değildi. Asıl amaçları, “yeni burjuvazi”nin ortaya çıkışının maddi ve toplumsal temelini ve “kapitalist restorasyon” olasılığını analiz etmekti. Kuşkusuz bu analizin hedefi, Lin Biao çevresindeki grupla sınırlı olmayıp çok daha geniş bir toplumsal kesimi kapsamaktaydı. Makalelere göre, Lin Biao ve grubunun tasfiye edilmesiyle “yeni burjuvazi” sorunu çözülmüş değildi. “Yeni burjuvazi” hâlâ Çin’de önemli iktidar konumlarında varlığını sürdürmekteydi.[vi]

Bir bütün olarak ele alındığında, Mao’nun Talimat’ı ile Yao Wenyuan ve Zhang Chunqiao’nun makaleleri, Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin ikinci taslağındaki en belirgin zayıflıkları ve iç çelişkileri gidermeye yönelik bir çözüm sunuyordu. Bunlardan ilki, “yeni burjuvazi”nin ortaya çıkışının maddi temeline ilişkin bir analizin bulunmamasıydı. İkincisi ise, sosyalizm altındaki ekonomik kategoriler ile mekanizmaların kapitalizm altındaki karşılıklarından temelde farklı olduğu yönündeki yorum ile, buna rağmen sosyalizm altında “kapitalist restorasyon”un mümkün olduğu varsayımı arasındaki çelişkiydi.

Yao Wenyuan ile Zhang Chunqiao, makalelerinde kapitalizmin ve “yeni burjuvazi”nin ortaya çıkışının maddi temeli olarak “burjuva hakkı”na işaret ediyorlardı. Onlar, Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin ilk iki taslağında benimsenen ve “burjuva hakkı”nı “üç büyük farklılık”la (yani kent ile kır, işçi ile köylü, zihinsel emek ile bedensel emek arasındaki farklılıklarla) yakından ilişkili ve esas olarak bölüşüm alanında işleyen bir olgu olarak değerlendiren görüşü reddediyorlardı. Yao ve Zhang, “burjuva hakkı”nı daha genel bir kavram olarak, kökleri meta üretiminde bulunan ve üretim ilişkilerinin bütün yönlerinde işlev gören eşit değerler üzerinden mübadele olarak ele alıyorlardı. Mao’nun Talimat’ı doğrultusunda, sosyalist ekonomik kategoriler ile mekanizmaların kapitalist toplumdakilerden temelde farklı olmaması nedeniyle, “yeni burjuvazi”nin kapitalist bir gelişmeyi ilerletebilmesinin mümkün olduğunu vurguluyorlardı.

Üçüncü Taslak

Yao Wenyuan ile Zhang Chunqiao’nun makalelerinin yayımlanmasının ardından, Sosyalizmin Politik Ekonomisi taslağının ikinci büyük revizyonu başlatıldı. Bu revizyonun sonucunda üçüncü taslak ortaya çıktı.[36] Bu taslakta, Mao’nun Talimat’ı ile Yao ve Zhang’ın makalelerinde dile getirilen kuramsal görüşler metne dâhil edildi. Bununla birlikte, ekonominin devlet mülkiyetindeki kesimindeki mübadeleyi tanımlamak için hâlâ “ürün mübadelesi” kavramı kullanılmaya devam ediliyordu. Sosyalist metaların kapitalist toplumdaki karşılıklarından temelde farklı olmadığı yönündeki görüş, devlet mülkiyetindeki sektörde üretilen ve mübadele edilen ürünleri kapsamıyordu. Mao’nun Talimat’ı ve Yao ile Zhang’ın makaleleri Şanghay Okulu’nun kuramsal açıklamalarına büyük ilham kaynağı olsa da, Sosyalizmin Politik Ekonomisi 1975’te hâlâ belirsizlikler ve çelişkiler içeriyordu.

Dördüncü Taslak

Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin dördüncü taslağı, Haziran 1975 ila Aralık 1975 tarihleri arasında hazırlandı. Bu süreçte Zhang Chunqiao taslağı bizzat gözden geçirerek düzeltti. Ne yazık ki bu taslağa erişimimiz olmadı. Ancak Aralık 1975’te Politik Ekonominin Temelleri‘nin gözden geçirilmiş bir baskısı yayımlandı.[37] Bu el kitabının dördüncü taslak temel alınarak hazırlandığı varsayılabileceğinden, dördüncü taslağın kuramsal içeriği hakkında oldukça açık bir fikir edinmek mümkündü.

Politik Ekonominin Temelleri, önceki taslaklardan iki bakımdan daha ileri gidiyordu: sosyalizm altında devletin rolüne ilişkin analiz ve sosyalizm altında meta üretimine ilişkin analiz.

  1. Devletin analizi. El kitabı, Lenin’in ifadesiyle sosyalist devletin bir “burjuva devleti” olduğunu ileri sürüyordu; çünkü bu devlet “burjuva hakkı”nı korumak zorundaydı. Dolayısıyla, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin devlet mülkiyetine dönüştürülmesi, mülkiyet sisteminin “burjuva olmayan” bir biçime dönüşmesiyle aynı anlama gelmezdi. Böylece Politik Ekonominin Temelleri, sosyalizmi üretim araçları üzerindeki devlet mülkiyetiyle özdeşleştiren anlayışı reddediyordu. Bu anlayış, Zhang Chunqiao’nun makalesinde[38] ve üçüncü taslakta hâlâ varlığını sürdürüyordu. Böylelikle, Sovyet “tekelci devlet kapitalizmi”nin daha makul ve mantıksal bakımdan daha tutarlı bir biçimde açıklanmasının yolu açılmış oluyordu.
  2. Meta üretiminin analizi. El kitabı, önceki taslaklarda kullanılan “ürün mübadelesi” kavramını reddediyordu. Politik Ekonominin Temelleri’ne göre sosyalizm altında gerçekleşen bütün mübadele meta mübadelesiydi. Buna devlet mülkiyetindeki sektör içinde gerçekleşen mübadele de dâhildi. Bu görüş, Stalin’in devlet mülkiyetindeki sektördeki üretime ilişkin anlayışının bütünüyle reddedilmesi anlamına geliyordu. Aslında bu yaklaşım, sosyalizm altındaki bütün mübadelenin meta mübadelesi olduğunu ileri süren 1961 tarihli Şanghay el kitabında da benimsenmişti.[39]Ancak 1961 tarihli el kitabı, sosyalizm altındaki meta mübadelesi ile meta üretiminin kapitalizm altındaki meta mübadelesi ve meta üretiminden temelde farklı olduğunu savunurken, Politik Ekonominin Temelleri, sosyalizm altındaki meta mübadelesinin kapitalist karşılığından çok da farklı olmadığını ileri sürüyordu.

Bu bakımlardan, Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin 1975 baskısı, hem Stalin’in sosyalist meta üretimine ilişkin analizini ve genel sosyalizm anlayışını reddetme yönünde, hem de Şanghay Okulu’nun kuramsal açıklığını geliştirme bakımından önemli bir ilerlemeyi temsil ediyordu. Bununla birlikte, önceki taslaklardan devralınan temel bir iç çelişkiyi yani sosyalizm altındaki üretimin, dolaysız toplumsal üretim ile değer yaratan üretimin birliği olduğu düşüncesini hâlâ barındırıyordu. Bu iç çelişki, ancak Ekim 1976’da Şanghay’da yayımlanması planlanan Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin beşinci ve son taslağının hazırlanması sırasında giderilebilmişti.

Beşinci Taslak

Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin dördüncü taslağı Aralık 1975’te tamamlandıktan sonra Zhang Chunqiao yeni bir “direktif” kaleme aldı ve bu metin taslağın son büyük revizyonunu başlattı. Bu direktifte şöyle diyordu:

Revizyonizm eleştirilmelidir. Liu, Lin ve Deng eleştirilmelidir.[40] Troçki, Buharin ve benzerleri de eleştirilmelidir. Revizyonizm eleştirilmeden politik ekonomi doğru biçimde yazılamaz. … Stalin’in hatalarının etkisinin hâlâ çok güçlü olduğunu kavramalıyız.[41]

Bu revizyonun sonucu, Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin beşinci taslağı oldu.[42] Yazarlar kitabı Ekim 1976’da yayımlamayı planlamışlardı; ancak daha önce de belirtildiği gibi, eser henüz matbaadayken 6 Ekim darbesi gerçekleşti ve taslağa el konuldu. Darbenin ardından Çin basını, yayımlanmamış bu kitabı ve Şanghay Okulu ile yakın iş birliği içinde Tianjin’de hazırlanmış benzer bir çalışmayı yoğun biçimde eleştirdi.[43] Söz konusu eleştiri yazılarında, “Dörtlü Çete” ile onların destekçilerinin kuramsal çalışmasının ürünü olarak görülen Sosyalizmin Politik Ekonomisi başlığını taşıyan bu iki kitaptan çok sayıda alıntıya yer verilmişti. Her ne kadar bu iki taslağın asıllarına ulaşamamış olsak da, gazete ve dergilerde yayımlanan çok sayıdaki alıntı sayesinde taslakların kuramsal içeriğini oldukça kapsamlı biçimde yeniden kurmak mümkün olmuştur. Aşağıda, bu taslakları, siyasal yenilgilerinden hemen önce Şanghay Okulu tarafından geliştirilen tek bir sosyalist politik ekonomi kuramı olarak ele alacağız.

Şanghay Okulu’nun kuramına göre sosyalizm, sosyalist üretim ilişkileri içinde aynı anda var olan hem komünist hem de kapitalist etken ve ögelerden oluşan bir geçiş toplumuydu. Kapitalist etkenler, kapitalist toplumsal yapının yalnızca varlığını sürdüren kalıntıları değildi. Bunlar sosyalist toplumun toplumsal ve ekonomik süreçleri içinde sürekli yeniden üretilen etkenlerdi. Sosyalist ekonominin bütün alanlarında mevcutlardı. Sosyalist üretim ilişkileri içindeki kapitalist etken ve ögelerin varlığı, kapitalizmin ve burjuvazinin sosyalist toplum içinde sürekli üretilip yeniden üretildiği anlamına geliyordu. “Yeni burjuvazi”, emekçi halkın saflarında ve özellikle Komünist Parti’nin içinde ortaya çıkıyordu. Yeni burjuvazinin doğuşunun maddi temeli, sosyalist toplumun henüz tamamlanmamış dönüşümünde, yani yukarıda sözü edilen meta, para, ücret ilişkileri, ekonomiyi düzenleyen ilke olarak eşit değerler üzerinden mübadele ve son olarak eski toplumdan devralınan iş bölümünün varlığını sürdürmesi gibi kapitalist etken ve ögelerdeydi.

İş bölümü, “entelektüel bir aristokrasi”nin gelişmesine yol açıyordu. Bu kesim, işçileri üretim araçları üzerindeki gerçek yönetim yetkisinden yoksun bırakıyor; bunun sonucunda mülkiyet sistemi zamanla nitelik değiştiriyordu. Böylece işletmelerde zihinsel emekçilerin bedensel emekçiler üzerinde egemenlik kurduğu bir yapı ortaya çıkıyordu. Şanghay Okulu’nun ulaştığı son değerlendirmeye göre bu yapı Çin’de belirli ölçüde zaten gelişmişti. Dolayısıyla proletarya artık “yeni burjuvazi” tarafından yönetiliyor ve sömürülüyordu. Bu nedenle “yeni burjuvazi”, sosyalist dönem boyunca yürütülecek sınıf mücadelelerinde proletaryanın başlıca hasmı olacaktı ve “yeni burjuvazi”, proletarya diktatörlüğü altındaki devrimin en önemli hedefi olarak görülmeliydi.

Buna göre proletarya ile burjuvazi arasındaki çelişki, sosyalist toplumdaki temel çelişkiydi. Bu çelişkiden doğan sınıf mücadeleleri ise öncelikle “burjuva hakkı” üzerine, yani sosyalist üretim ilişkileri içindeki kapitalist etken ve ögelerin genişletilmesi ya da sınırlandırılması üzerine yürütülen mücadeleler olacaktı.

Kolektif mülkiyete dayalı ekonomi, mülkiyet sistemi içinde dönüşümü henüz tamamlanmamış bir yapıyı temsil etmekteydi. Üretim araçları ve üretimin sonuçları, tek tek kolektif birimlerin özel mülkiyetiydi: bu anlamda üretim özel üretim niteliği taşımaktaydı. Ayrıca, kolektif birimlerin yanı sıra devlet mülkiyetindeki sektörün liderliği sorunu da çok önemli bir rol oynamakta olup, belirleyici soru üretim araçlarını hangi sınıfın gerçekten kontrol ettiğiydi. Bir işletmenin yönetimindeki iktidar yapısı değiştiğinde, üretim araçlarının “mülkiyeti” de buna bağlı olarak değişebilirdi. İşçiler yönetim hakkından, yani işletme ya da kolektif birimi yönetme mücadelesinden dışlandıkları takdirde, sosyalist işletmeler nitelik değiştirerek bürokratik tekelci burjuvazinin mülkiyetine dönüşebilirdi. “Yeni burjuvazi” üretim araçlarını eline geçirdiğinde, sosyalist üretimin bütün alanlarında kapitalist etken ve ögeler zaten mevcut olduğundan, kapitalist bir üretim sürecini daha da geliştirme olanağına sahip olacaktı.

Kültür Devrimi sırasında bir fabrikada siyasal eğitim çalışması yapan işçiler.

Bunun yanı sıra sosyalist üretim, meta üretimi olarak görülüyordu. Meta ve meta üretiminin varlığı yalnızca devlet mülkiyeti ile kolektif mülkiyet olmak üzere iki mülkiyet biçiminin birlikte bulunmasından kaynaklanmazdı. Bunun eş değerde önemli bir nedeni de yalnızca devlet mülkiyetindeki sektör içinde bile bağımsız muhasebe birimleri olarak faaliyet gösteren işletmelerin görece özerkliğiydi. Böylece işletmeler arasındaki karşılıklı ilişkiler fiilen birbirinden bağımsız “mülk sahipleri” arasındaki ilişkilere dönüşüyor ve devlet mülkiyetindeki sektör içinde bile üretim yeniden özel üretim niteliği kazanıyordu.

Sosyalizm altında meta dolaşımı da sermaye dolaşımına dönüşebilirdi. Böyle bir dönüşüm gerçekleştiğinde emek gücü yeniden bir meta haline gelebilir, para da sermayeye dönüşebilirdi. Bu dönüşüm, meta mübadelesinin amacının kullanım değerinin gerçekleştirilmesi olmaktan çıkıp değerin gerçekleştirilmesi haline gelmesiyle ortaya çıkıyordu. Bu nokta önemlidir; çünkü değer yasası meta üretiminin yasasıdır ve burada sosyalist ekonomide de önemli bir işleve sahip olduğu kabul edilmektedir. Başka bir ifadeyle, 1976 tarihli Sosyalizmin Politik Ekonomisi taslağına göre, sosyalizm altındaki değer yasası kapitalizm altındaki değer yasasından temelde farklı değildi. Değer yasasının üretimi düzenlemesine izin verildiğinde, burjuvazi kullanım değerlerinin üretimini değer üretimine tabi kılabilirdi. Para ve fiyatlar kullanıldığında, bir metanın fiyatı değerinin üzerine çıkabilirdi. Böyle bir metanın üretimi ortalamanın üzerinde kâr sağlayacağından, belirli işletmeler için toplumsal bakımdan daha yararlı fakat daha az kârlı mallar yerine bu tür metaları üretmek suretiyle kârlarını maksimize etmek cazip hale geliyordu. Böylece artı-değerin gerçekleştirilmesini hedefleyen üretim, belirli koşullar altında sosyalist toplumda genel üretimin yönünü ve zaman zaman kıt olan kaynakların dağılımını çarpıtabilirdi.

Yukarıda da belirtildiği gibi, kapitalist restorasyonun gerçekleşebilmesinin başlıca nedeni, para aracılığıyla yürütülen bu meta dolaşımının varlığını sürdürmesiydi. Bunun yanı sıra, çeşitli işletmelerin “fonları” da sermayenin tam olarak dönüşüme uğramamış biçimleriydi. Bu nedenle eski toplumdaki sermayeye büyük ölçüde benzemeyi sürdürmekteydiler. Dolayısıyla bu fonların sermaye işlevi görebilmeleri için biçim ya da içeriklerinde köklü bir değişiklik yapılması gerekmiyordu. Aynı durum ücretler için de geçerliydi. Sosyalist ilke olan “herkese emeğine göre” ilkesi, ücretli emekten temelde farklı değildi. Emek gücünün yeniden meta haline gelmesi için ücretlerin biçim ve içeriğinde köklü bir dönüşüm yapılmasına gerek yoktu.

1976 tarihli taslağa göre Çin’de “kapitalist restorasyon”un ideolojik biçimi, “üretici güçler kuramı” ve “Dört Modernleşme”ye pekâlâ benzeyebilirdi. Çünkü bunların ikisi de “sosyalizm koşullarında sınıf mücadelesinin sönümlenmesi” düşüncesinin ideolojik ifadesiydi. Bu nedenle sosyalist toplumun komünizme doğru ilerleyebilmesi için çok sayıda “Kültür Devrimi” gerçekleştirilmesinin zorunlu olduğu ifade ediliyordu. Bu devrimlerin amacı, eski toplumdan miras kalan iş bölümü de dâhil olmak üzere, üretim ilişkileri içindeki kapitalist ögeleri ve “burjuva hakkı” olarak tanımlanan etkenleri adım adım sınırlandırmak ve nihayet ortadan kaldırmaktı. Ancak bu yolla “yeni burjuvazi”nin ve kapitalizmin ortaya çıkmasının maddi temeli ortadan kaldırılabilirdi.

Eski iş bölümü, işçilerin işletmelerin yönetimine etkin biçimde katılması ve yönetim üzerinde denetim kurması ve zihinsel emekçilerin düzenli olarak bedensel emekte çalışmaya zorlanması yoluyla ortadan kaldırılmalıydı. Zihinsel emek ile bedensel emek arasındaki çelişki, bu önlemler sayesinde ve üretim ile eğitim arasındaki sınırları zamanla ortadan kaldıracak biçimde eğitim sisteminin yeniden yapılandırılmasıyla aşılmalıydı. “Yeni burjuvazi”nin maddi ayrıcalıkları ise ücret sisteminin reformu yoluyla aşamalı olarak tasfiye edilmeliydi. Bu reformun ilk amacı, işçilerin çalışma isteğini artırmanın temel aracı olarak “maddi teşvikler”in terk edilmesi; ikinci amacı ise ücretlerin daha eşitlikçi bir biçimde dağıtılması olmalıydı. Prim sistemi ve parça başı ücret kaldırılacak, toplum ise giderek “herkese emeğine göre” ilkesini geride bırakacaktı. Son olarak üretim, kullanım değerini esas alan ölçütlere göre planlanmalı; buna karşılık değer kategorilerinin etkisi giderek sınırlandırılmalıydı.

Son Kurama İlişkin Değerlendirmeler

1976 tarihli Sosyalizmin Politik Ekonomisi taslağı, ani ve irade dışı bir biçimde kesintiye uğrayan uzun bir kuramsal gelişim sürecinin nihai ürünüydü. Taslak, eksiksiz olmasa bile, en azından Mao’nun yanıtsız bıraktığı temel sorulara tutarlı bir yanıt sunuyordu: Çin’de ya da herhangi bir sosyalist ülkede kapitalist restorasyon nasıl gerçekleşebilirdi ve böyle bir sürecin itici gücü hangi toplumsal güçler olacaktı?

Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin son kuramsal biçimi, önceki taslaklarda bulunan iç çelişkilerin büyük bölümünü gidermiş olsa da, hâlâ açıklığa kavuşturulmamış bazı noktalar ve zayıflıklar barındırıyordu. Yukarıda da belirtildiği gibi, Şanghay Okulu’nun kuramsal gelişimindeki temel mesele, kapitalizmin sosyalist bir toplum içinde nasıl gelişebileceği sorusuydu. Ancak ne Mao ne de Şanghay Okulu kapitalizmin açık ve tutarlı bir tanımını ortaya koyabilmişti. Onlar, 1949 öncesi Çin’i hem “yarı-feodal ve yarı-sömürge” hem de “aşağı yukarı kapitalist” olarak nitelendirmişlerdi. Bu belirsizlik nedeniyle, Sovyetler Birliği ile Çin arasındaki farkın neden Çin’in “sosyalist”, Sovyetler Birliği’nin ise “kapitalist” olarak tanımlanmasını gerektirecek kadar büyük olduğu açık değildi. Çin’in “sosyalist ekonomisi”nin, kapitalist üretimde olduğu gibi artı-değer üreten bir ekonomi olarak tanımlanabilmesi için, bu ekonomi içindeki hangi yapıların değiştirilmesi gerektiğini de belirtmemişlerdi.

Bir diğer zayıf nokta ise sınıf analiziydi. “Yeni burjuvazi”; “bürokratik tekelci burjuvazi” ve “üretim sürecindeki zihinsel emekçiler” olarak tanımlanıyordu. Peki bu tanım, Komünist Parti’nin bu “yeni burjuvazi”nin başlıca “yuvalanma alanı” olduğu yönündeki tezle nasıl bağdaştırılabilirdi? Bu sorun çözümsüz bırakılmıştı; çünkü Şanghay Okulu, Çin Komünist Partisinin işlevlerine ilişkin eleştirel bir analiz geliştirememişti.

Şanghay Okulu, “kapitalist” bir restorasyonu önlemek için alınması gereken somut önlemleri açıklarken, bu önlemleri kimin hayata geçireceğini açıkça ortaya koyamamıştı. Bu süreçte Komünist Parti’ye örtük biçimde merkezi bir rol veriyordu. Oysa partiyi yeni burjuvazinin ve kapitalist eğilimlerin en önemli “yuvalanma alanı” olarak tanımladıktan sonra ona böyle bir rol yüklemek sorunluydu. Görünüşe göre Şanghay Okulu’nun üyeleri Stalin’in ekonomi üzerine düşünce ve kuramlarını eleştirip terk edebilmişlerdi; ancak somut siyasal önlemler ve bunların uygulanması söz konusu olduğunda Lenin’in görüşlerine ve öncü parti kuramına bağlı kalmanın ötesine geçememişlerdi. Şanghay Okulu’nun, ÇKP’nin yerine başka siyasal yapıların geçirilmesini savunan Kültür Devrimcileri kanadından doğduğu hatırlandığında, bu durum paradoksal görünüyordu.

Mao Zedong’un kuramı ile Şanghay Okulu’nun geliştirdiği yaklaşım, Stalinci dogmatizmin güçlü etkisini miras almış ve siyasal demokrasiden yoksun bir Komünist Parti içindeki hizip mücadeleleri ortamında ortaya çıkmıştı. Gerek Sovyetler Birliği Komünist Partisinin gerekse Çin Komünist Partisinin siyasal ve kuramsal geleneğinde, ciddi siyasal tartışmalar yürütmekten çok rakipleri ağır suçlamalarla hedef almak yaygın bir uygulamaydı. Nihai amaç, her zaman rakiplerle uzlaşmaya varmak değil, onları tasfiye etmekti. Bu bağlamda örneğin “burjuva” sözcüğü, siyasal hakaret repertuvarının en işlevsel sözcüklerinden biri olmuştur. Buradan hareketle, iktidar mücadelesi içindeki bir hizbin rakip hizbi “burjuva” diye nitelemesine ciddi bir kuramsal anlam yüklemenin gereksiz olduğu, çünkü dönemin siyasal kültürünün zaten bunu gerektirdiği ileri sürülebilir.

Şanghay Okulu, “kapitalist” bir restorasyonu önlemek için alınması gereken somut önlemleri açıklarken, bu önlemleri kimin hayata geçireceğini açıkça ortaya koyamamıştı. Bu süreçte Komünist Parti’ye örtük biçimde merkezi bir rol veriyordu. Oysa partiyi yeni burjuvazinin ve kapitalist eğilimlerin en önemli “yuvalanma alanı” olarak tanımladıktan sonra ona böyle bir rol yüklemek sorunluydu.

Ne var ki bize göre böyle bir sonuca varmak acelecilik olur. Mao ile Şanghay Okulu her ne kadar katı Stalinci dogmatizmin etkisi altında kalmış olsalar da, geliştirdikleri kuramın analitik potansiyelini bütünüyle göz ardı etmek doğru değildir. Mao ile Şanghay Okulu’nun geliştirdiği kuramsal sürecin bütününe bakıldığında, yaklaşım ve analiz yöntemlerinin gerçekten yeni olduğuna ilişkin yeterli kanıt var. Onlar, “sistem kuramı”nda egemen olan bir ölçüde metafizik sosyalizm anlayışını aşma ve Çin toplumunun bazı sorunlarına daha gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşma konusunda dikkate değer bir çaba gösterdiler. Sonuçta, sözüm ona sosyalist toplumlarda dönüşümü tamamlanmamış toplumsal ve ekonomik yapıların analizine imkân veren kuramsal bir platform geliştirdiler. Nihayetinde, böylesine eleştirel bir kuramın, kendisini sosyalist olarak tanımlayan bir ülkenin parti ve devlet aygıtı içinde yer alan önde gelen siyasal aktörler tarafından geliştirilmiş olması başlı başına dikkat çekicidir.

Ancak Şanghay Okulu’nun kuramı gerçekten kuramsal bir geçerliliğe sahip midir? Bu yaklaşım, modern Çin’i anlamamıza ne ölçüde katkıda bulunur? Geçiş toplumu üzerine halen gelişmekte olan kuramlara herhangi bir katkı sunar mı? Bunlar son derece önemli ve henüz ortada duran sorular. İleride yapılacak araştırmaların bu sorulara yanıt verebilmesini umarız.


* İlk olarak “A Theory of Transitional Society: Mao Zedong and the Shanghai School” başlığıyla Bulletin of Concerned Asian Scholars dergisinin 1981 tarihli 13. cilt, 2. sayısında yayımlanan bu metni Tuğçe Erdoğu çevirdi.


[1] Bu ifade, söz konusu özel kuram için kullandığımız kendi adlandırmamızdır. Sosyalizmi, bir dizi nesnel yasa tarafından yönetilen bir toplumsal sistem olarak tanımlayan bir teoriyi ifade etmeyi amaçlamaktadır. “Sistem kuramı” kendi başına bilimsel bir sistem olarak kabul edilir.

[2] Danca baskı. Kopenhag, 1955. [Türkçesi: SSCB Ekonomi Enstitüsü Bilimler Akademisi, Politik Ekonomi Ders Kitabı, cilt 1-2, çev. İsmail Yarkın (İstanbul: İnter Yayınları, 1996).]

[3] Bir diğer kaynak Mi Fei Sibilidunnuofu’nun (M. F. Spiridonov) Zhengzhi jingjixue jiangyi, cilt 1-2 [Politik Ekonomi Dersleri] (Pekin: Gaodeng Jiaoyu Chubanshe, 1954) başlıklı eseridir. Bu el kitabını 1979’da Şanghay’daki bir ikinci el kitapçısında bulduk. Bildiğimiz kadarıyla sınırlı sayıda basıldığı için resmî bibliyografyalarda yer almamıştır. Dolayısıyla tesadüfen satın alana kadar varlığından haberdar değildik. Kuramsal içeriği esas olarak Ders Kitabı ile aynıdır. Stalin’in himayesinde yazılması ve daha sonra Mao tarafından bizzat eleştirilmesi nedeniyle, Çin bağlamındaki en yetkili ve etkili eser olarak kabul etmeyi sürdüreceğiz.

[4] Zhengzhi jingjixue jiaokeshu (disan zengding ban), cilt 1-2 [Politik Ekonomi: Ders Kitabı, Üçüncü Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş Baskı] (Pekin: Renmin Chubanshe, 1960). Bu eser, Ocak 1959’da yayımlanan üçüncü gözden geçirilmiş baskının yeniden düzenlenmiş hâlidir. Bu baskı hakkında bkz. Li Yun, Hongqi [Kızıl Bayrak], sayı 15 (1959). Ders Kitabı’nın Doğu Almanca baskısı için bkz. Politische Ökonomie in der UdSSR, aktaran Helmut Martin, der., aşağıda not 5’te belirtilen eser, 124-129.

[5] Mao’nun Sovyet metni Politik Ekonomi üzerine okuma notları, Richard Levy’nin notları ve James Peck’in giriş yazısıyla birlikte yayımlanmıştır: Mao Zedong, A Critique of Soviet Economics (New York: Monthly Review Press, 1977). Almanca baskısı için bkz. Helmut Martin, der., Mao Zedong: Das machen wir anders als Moskau (Hamburg: Rowohlt, 1975). Çince özgün metnin birbirinden kısmen farklı iki versiyonu vardır; her ikisi de Tayvan’da yayımlanmıştır: Mao Zedong sixiang wansui [Yaşasın Mao Zedong Düşüncesi] (1967), 167-247; Mao Zedong sixiang wansui (1969), 319-399. Bundan sonra bu metinlere sırasıyla Wansui-67 ve Wansui-69 olarak atıf yapılacaktır. [Türkçesi: Mao Zedung, Sovyet İktisadının Eleştirisi, çev. İzzet Altan (İstanbul: Birikim Yayınları, 1980).]

[6] Jingji Yanjiu dergisinin dizinleri ve konuları için bkz. James Nickum, A Research Guide to Jingji Yanjiu (Economic Studies) (Berkeley: University of California, Center for Chinese Studies, 1972).

[7] Yu Ding’in “Xuexi zhengzhi jingjixue xuyao zhuyi de jige wenti” [Siyasal İktisat Çalışırken Dikkat Edilmesi Gereken Bazı Sorunlar] başlıklı makalesi iyi bir giriş niteliğindedir. Bkz. Renmin Ribao [Halkın Günlüğü], 27 Temmuz 1959.

[8] Çin’de piyasa sosyalizmi konusu hâlâ büyük ölçüde bakir bir alandır. Burada yalnızca birkaç geçici kaynak gösterebiliriz: G. W. Lee, “Current Debates on Profits and Value in Mainland China,” Australian Economic Papers (Haziran-Aralık 1965): 72-78; Charles Bettelheim, “Die Preispolitik und die Rolle des Profits,” içinde Charles Bettelheim vd., Der Aufbau des Sozialismus in China (Münih, 1972), 103-174; Jianguo yilai shehuizhuyi shangpin shengchan he jiazhi guilü lunwenxuan, cilt 1-2 [Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kuruluşundan Bu Yana Sosyalist Meta Üretimi Kuramı ve Değer Yasası Üzerine Seçilmiş Makaleler] (Şanghay: Renmin Chubanshe, 1979). Ne yazık ki bu derleme, Şanghay Okulu da dâhil olmak üzere Kültür Devrimi dönemine ait materyalleri dışlamaktadır.

[9] Brugger’ın önerdiği tanım için bkz. Bill Brugger, der., China: The Impact of the Cultural Revolution (Londra: Croom Helm, 1978).

[10] Joseph W. Esherick, “On the ‘Restoration of Capitalism’: Mao and Marxist Theory,” Modern China 5, sayı 1: 41-78. Esherick, “kapitalist restorasyon” analitik kavramının Marksist literatürdeki ve Mao’nun yazılarındaki kökenlerini izlemekte, Mao’nun sosyalist teoriye katkısını bu kavramın geliştirilmesinde görmektedir. Bununla birlikte Esherick’in makalesinden, Mao’nun bu katkısının kendi eserlerine açık atıflarla değil, ancak tümevarım yoluyla belirlenebileceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, Mao’nun “sınıf oluşumu kuramını” başlangıç noktalarından biri olarak alan ve “kapitalist restorasyon” kavramını açık kaynaklara dayanarak açıklayan Şanghay Okulu kuramını izlemek daha verimli görünmektedir.

[11] Mao Zedong, “Guanyu zhengque chuli renmin neibu maodun de wenti” (1957) [Halk Arasındaki Çelişkilerin Doğru Biçimde Ele Alınması Üzerine], içinde Mao Zedong xuanji [Mao Zedong’un Seçme Eserleri], cilt 5 (Pekin: Renmin Chubanshe, 1977), 363-402, 389. [Türkçesi: Mao Zedong, “Halk Arasındaki Çelişkilerin Doğru Ele Alınmasına Dair,” içinde Felsefi Yazılar, çev. Yankı Deniz Tan ve Sinan Jabban (İstanbul: Patika Kitap, 2013), 129-178.]

[12] Mao Zedong, “Guanyu nongye hezuohua wenti” (1955) [Tarımın Kooperatif Dönüşümü Üzerine], içinde Mao Zedong xuanji, cilt 5, 168-169. Mao burada kooperatifleşmenin büyük ölçekli sanayileşmeden ve dolayısıyla tarımın mekanizasyonundan önce geldiğini savunmaktadır. [Türkçesi: Mao Zedung, “Tarımın Kooperatif Dönüşümü Üzerine,” içinde Seçme Eserler, cilt 5 (İstanbul: Kaynak Yayınları, 1993), 199-223.]

[13] Mao, “Guanyu zhengque chuli renmin neibu maodun de wenti,” 392.

[14] Mao Zedong, “Guanyu ‘Sulian shehuizhuyi jingji wenti’ yi shu de jianghua” (1958) [“SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları” Üzerine Konuşma], içinde Mao Zedong, A Critique of Soviet Economics, 129-134; ayrıca Wansui-69, 247-251. Bkz. ayrıca Mao Zedong, “Dui Sidalin ‘Sulian shehuizhuyi jingji wenti’ de piping” (1959) [Stalin’in “SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları” Eserinin Eleştirisi], içinde A Critique of Soviet Economics, 135-137; Wansui-67, 56-166.

[15] Mao, “Guanyu zhengque chuli renmin neibu maodun de wenti,” 389.

[16] Mao Zedong, “Zai kuoda de zhongyang gongzuo huiyi shang de jianghua” [Genişletilmiş Merkez Çalışma Konferansı’nda Konuşma], Wansui-69, 399-423, 406-407. [Türkçesi: Mao Zedung, “Bir Genişletilmiş Merkezi Çalışma Konferansında Konuşma,” içinde Yayınlanmamış Yazılar 1956-1971, der. Stuart Schram, çev. Fatmagül Berktay (İstanbul: May Yayınları, 1976), 111-141.]

[17] Mao Zedong, “Zai Beidaihe zhongyang gongzuo huiyi shang de jianghua” [Beidaihe Merkez Çalışma Konferansı’nda Konuşma], Wansui-69, 423-429, 424-428. Bu konuşmanın taslağı, Mao’nun söz konusu dönemdeki kuramsal duruşunu belirlemek bakımından muhtemelen en önemli kaynaktır.

[18] “Zhongyang gongzuo zuotanhui jiyao” [Merkez Çalışma Konferansı Özeti], Wansui-69, 578-597, 582.

[19] Mao Zedong, “Zai zhongyang gongzuo huiyi shang de jianghua” [Merkez Çalışma Konferansı’nda Konuşma], Wansui-69, 598-602, 599.

[20] Mao Zedong, “Dui A’erbaniya junshi daibiaotuan de jianghua” (1967) [Arnavut Askerî Heyetiyle Konuşma], Wansui-69, 673-679, 677-678.

[21] Renmin Ribao [Halkın Günlüğü], 24 Kasım 1977.

[22] A.g.e.

[23] Zhengzhi jingjixue jiaocai (shehuizhuyi bufen) [Politik Ekonomi Ders Kitabı: Sosyalizm Bölümü] (Şanghay, 1961).

[24] Shehuizhuyi zhengzhi jingjixue (zhengqiu yijian gao) [Sosyalizmin Politik Ekonomisi: Görüşe Sunulan Taslak] (Şanghay, 1972). Bundan sonra PES, Şanghay 1972 olarak anılacaktır.

[25] Josef Stalin, SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları (1952; Pekin: Foreign Languages Press, 1972), 53. dipnot.

[26] PES, Şanghay 1972, 120.

[27] A.g.e., 164.

[28] Xuedian zhengzhi jingjixue (Şanghay, 1972).

[29] Hongqi, sayı 7 (1972).

[30] Guangming Ribao, 16 Ocak 1978.

[31] A.g.e.

[32] Shehuizhuyi zhengzhi jingjixue (modinggao) [Sosyalizmin Politik Ekonomisi: Nihai Taslak] (Şanghay, 1973).

[33] Zhengzhi jingjixue jichu zhishi [Politik Ekonominin Temel Bilgileri] (Şanghay, 1974). Bu eser İngilizceye çevrilmiş ve George C. Wang’ın editörlüğünde Fundamentals of Political Economy başlığıyla yayımlanmıştır (New York: M. E. Sharpe, 1977).

[34] Peking Review, 28 Şubat 1975.

[35] Yao Wenyuan, “On the Social Basis of the Lin Piao Anti-Party Clique,” Peking Review, 7 Mart 1975; Chang Chun-chiao [Zhang Chunqiao], “On Exercising All-Round Dictatorship over the Bourgeoisie,” Peking Review, 4 Nisan 1975. [Türkçesi: Zhang Chunqiao, “Burjuvazi Üzerinde Çok Yönlü Diktatörlük Uygulanması Üzerine,” içinde Seçme Makaleler, çev. Alkan Arslan (İstanbul: El Yayınları, 2019), 78-93.]

[36] Shehuizhuyi zhengzhi jingjixue (modinggao dier ban) [Sosyalizmin Politik Ekonomisi: Nihai Taslağın İkinci Baskısı] (Şanghay, 1975).

[37] Zhengzhi jingjixue jichu zhishi [Politik Ekonominin Temel Bilgileri] (Şanghay, 1975). [Türkçesi: Maoist Ekonomi ve Komünizme Giden Devrimci Yol: Şangay Ders Kitabı, çev. Zeynel Polat (İstanbul: Kardelen Yayımcılık, 2012).]

[38] Bkz. Charles Bettelheim, The Great Leap Backwards.

[39] Bkz. not 23.

[40] Liu Shaoqi; Lin Biao; Deng Xiaoping.

[41] Renmin Ribao, 24 Kasım 1977.

[42] Shehuizhuyi zhengzhi jingjixue [Sosyalizmin Politik Ekonomisi] (Şanghay, 1976).

[43] Guangming Ribao gazetesinin 17 Nisan 1978 tarihli haberine göre Şanghay Okulu ile Tianjin’deki Nankai Üniversitesinde sosyalizmin politik ekonomisi üzerine bir el kitabı hazırlayan grup arasında temas kurulmuştu. Bu iki grup arasındaki iş birliği 1976’ya kadar devam etti. Tianjin grubunun hazırladığı kitap ancak Kasım 1976’da yayımlandı: Zhengzhi jingjixue (shehuizhuyi bufen), xiuding ben [Politik Ekonomi: Sosyalizm Bölümü, Gözden Geçirilmiş Baskı] (Tianjin, Kasım 1976). Kitap daha sonra Şanghay’da hazırlanan eserle birlikte eleştirildi. Tianjin grubunu Şanghay Okulu’nun bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu nedenle, Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin nihai metninin kuramsal içeriğini yeniden kurarken, her iki eser de “Dörtlü Çete kuramı” olarak eleştirildiği için bu kitaptan yapılan alıntılara da başvurduk.


[i] Değer yasası, Karl Marx tarafından meta üretimini yöneten yasa olarak tanımlanmıştır. Kabaca ifade etmek gerekirse, değer yasası, bir meta ekonomisindeki tüm mübadelelerin, belirli bir ekonominin üretilmesinde harcanan toplumsal olarak gerekli emek cinsinden ölçülen eşit değerler üzerinden gerçekleştirildiğini belirler. Kapitalist toplumda değer yasasının, hammadde ve iş gücü israfına yol açan son derece rekabetçi ve anarşik bir üretime yol açan geniş bir ekonomik, sosyal ve politik etki ve sonuçları vardır.

[ii] Marx, kapitalizm altında metaların değişim değeri ile kullanım değeri arasındaki çelişkiyle kapitalist toplumdaki sınıf mücadelesi arasında yakın bir bağlantı kurarken, Mao sosyalizm altında sınıf mücadelesine ilişkin aynı sonuca varmamıştır. Mao’ya göre değer yasası bütünüyle ekonomik bir olguydu.

[iii] Mao Zedong Xuanji’nin V. cildi, s. 65’e göre, Mao, 1953 gibi erken bir tarihte bile sosyalist toplumdaki temel çelişkiyi burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişki olarak tanımlamıştı. Ancak, Xuanji’nin V. cildinin Mao’nun ölümünden sonra Hua Guofeng’in himayesinde yayımlandığı unutulmamalıdır. Bazı metinlerin gözden geçirildiği, önemli kelimelerin değiştirildiği ve paragrafların eklendiği ya da çıkarıldığı kanıtlanmıştır. Dolayısıyla, 1953 yılına ait bu kısa alıntı, siyasi nedenlerle editörler tarafından uydurulmuş olabilir.

[iv] Peer Moiler Christensen, 1979 yılında Şanghay’daki Fudan Üniversitesinde değişim öğrencisiyken 1972 ve 1975 tarihli taslaklara erişim imkânına sahipti. Yayımlanmamış 1976 tarihli taslağına gelince, bu metinden yalnızca 1976’daki darbe sonrasında Çin basını tarafından yayımlanan seçilmiş alıntılara erişebildik. Taslakların geri kalanına erişim imkânımız olmadı; ancak şans eseri Şanghay Okulu, Sosyalizmin Politik Ekonomisi’nin popüler versiyonlarını geleneksel olarak basıyordu; bu sayede erişemediğimiz taslaklardaki başlıca düşünce akımlarını analiz etmemiz mümkün oldu. Popüler versiyonlar, orijinallerinden daha fazla sayıda basıldı ve daha geniş bir kitleye dağıtıldı.

[v] Bu yeni kabulüne rağmen, 1972 tarihli taslak, sosyalist toplumun betimlenmesi ve analizi için hâlâ üretim ilişkilerinin üçlü bölünmesini temel almaktadır. Dahası, bu bariz iç çelişki, Şanghay Okulu tarafından sonraki taslaklarda hiçbir zaman ele alınmamıştır.

[vi] Kuramsal bir bakış açısıyla bakıldığında, Lin Biao grubunun neden hedef olarak seçildiğini anlamak zordur; ancak Lin Biao’nun Çin’deki parti içi mücadelenin en son kurbanı olduğu ve Çin’deki siyasi çekişmelerin kuralları ve gelenekleri gereği, kuramsal eleştiriler ve analizlerin, gerçek siyasi görüşlerden bağımsız olarak sıklıkla en son itibarını yitirmiş siyasi rakibe yönelik eleştiriler olarak sunulduğu akılda tutulmalıdır.