Çin’de parti-devlet, piyasa ve emek rejimi: Hukou’dan tizhi’ya bir okuma

Çin’de reform dönemi, emeği köyden kente taşıdı ama kente gelen herkesi aynı ölçüde kentli yapmadı. Hukou sistemi, hareket etme imkânı ile yerleşme hakkı, çalışma ile sosyal güvence, piyasaya dahil olma ile kente ait sayılma arasındaki ayrımı düzenleyen temel kurumlardan biri olarak varlığını sürdürdü. Bu yazı, Çin’in sosyalist piyasa ekonomisini devlet-piyasa ikiliğinin ötesinden, emeğin hangi koşullarda dolaşıma sokulduğu ve hangi sınırlar içinde üyeliğe kabul edildiği sorusu üzerinden okuyor. Hukou’dan tizhi’ya uzanan hat, reform sürecinde üretimin, piyasanın, sınıfsal konumların, mekânsal aidiyetin ve toplumsal hakların birlikte yeniden düzenlendiğini gösteriyor. Emre Erol yazdı...
25 Temmuz 2026
Hangzhou Wanda Plaza inşaatında genç bir göçmen işçi ailesi, 2014. Fotoğraf: Zhong Liming/Çin Fotoğrafçılar Derneği

Giriş: “Devlet mi piyasa mı?” sorusunun kısırlığı

Çin’in reform sonrası dönüşümünü açıklamaya çalışan ana akım literatür, büyük ölçüde devlet ile piyasa arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğu sorusuna sıkışır. Bir tarafta, Çin’in yükselişini piyasa güçlerinin serbest bırakılmasıyla açıklayan anlatılar; diğer tarafta ise devletin stratejik sektörlerdeki belirleyici rolünü vurgulayan yaklaşımlar yer alır. Her iki çizgi de önemli içgörüler sunar. Ne var ki, ikisinin de kaçırdığı bir kör nokta vardır: emek rejimi ve toplumsal üyelik sorunu. Başka bir deyişle, Çin’de piyasa genişlerken kimlerin hangi koşullarda hareket edebildiği, hangi haklara erişebildiği ve hangi maliyetleri taşıdığı sorusu çoğu zaman arka planda kalır.

Bu yazı, devlet-piyasa ikiliğini aşmak için farklı bir giriş noktası öneriyor: hukou (户口/hanehalkı kayıt sistemi). Hukou, Çin siyasal iktisadını anlamak için yalnızca teknik bir hanehalkı nüfus kayıt sistemi değil; emek hareketliliğini, kentsel üyeliği, sosyal haklara erişimi ve mekânsal aidiyeti farklılaştıran temel bir sınır çizici kurumudur.[1],[2] Hukou üzerinden bakıldığında mesele artık soyut bir “denge” sorunu olmaktan çıkar; kimlerin hangi koşullarda sisteme dahil edildiği, kimlerin dışarıda bırakıldığı ve bu sınırların nasıl yeniden ayarlandığı sorusuna dönüşür.

Buradaki temel iddiam şudur: reform dönemi, hukou rejimini çözerek emeği özgürleştirmedi; hukou üzerinden üyeliği ve aidiyeti yeniden derecelendirerek emeği daha hareketli ama daha eşitsiz biçimde yönetti. Bunu mümkün kılan ise hukou’nun arkasında işleyen daha geniş bir yönetişim mimarisi: tizhi (体制/Parti öncülüğündeki işleyiş mimarisi). Dolayısıyla yazı, hukou’dan girip tizhi’ya açılıyor. Önce hukou’yu bir sınır kurumu ve emek rejimi olarak ele alıyor; ardından reformların neden doğrusal bir liberalleşme değil, koşullu erişim kanallarının yeniden ayarlanması olduğunu tartışıyor; son olarak da bu düzenin Çin sosyalist piyasa ekonomisinin sınıfsal coğrafyasını nasıl kurduğunu gösteriyor.

Bu tartışmanın güncel önemi açıktır. 2024 sonunda Çin’in fiilî kentleşme oranı yüzde 67’ye ulaşmış, göçmen işçi (nongmin gong/农民工) sayısı 299,73 milyona çıkmıştı; buna karşılık, eldeki son kamuya açık veriye göre, yerleşik hukou-temelli kent üyeliği oranı 2023 sonunda yüzde 48,3 düzeyindeydi. Bu yaklaşık 18 puanlık fark, mekânsal kentleşme ile hukuksal-kurumsal kent üyeliği arasındaki ayrışmanın hâlâ büyük olduğunu gösterir. Aynı yönde, 2024 sonunda göçmen işçilerin yaklaşık 132,07 milyonu doğrudan kentsel alanlarda ikamet ediyordu. 2024 tarihli Yeni Tip Kentleşme Eylem Planı ile 2024–2025 dönemindeki göçmen işçi ve sosyal sigorta düzenlemeleri de kapıların tümüyle açıldığını değil, eşiklerin yeniden ayarlandığını gösterir. Demek ki sorun artık insanların köyden kente gidip gidemediği değil; kente gelenlerin hangi haklarla, hangi sürelerle ve hangi belirsizlikler altında orada kalabildiğidir.

Hukou: Kayıt sisteminin ötesinde bir sınır kurumu

Hukou sistemi 1958 yılında, Sovyet tarzı ağır sanayileşmeyi finanse edebilmek için kırsal işgücünü tarımsal üretime bağlamak amacıyla kurumsallaştırıldı. Cheng ve Selden’ın klasik çalışmasında gösterdiği gibi,[3] sistem hem hiyerarşik (tarımsal/tarım-dışı), hem mekânsal (yere bağlı), hem de babadan oğula geçen bir ayrım üretti — kısa zamanda “bir tür sosyalist serfliğe” dönüştü. Mao döneminde hukou, kır-kent göçünü fiilen sınırlayan, kırsal işgücünü kolektiflere bağlayan ve kentsel kaynakları belirli bir nüfusa tahsis eden bir kontrol mekanizması olarak işledi. Ancak hukou’yu yalnızca Mao dönemine ait katı bir planlama aygıtı olarak görmek yanıltıcı olur. Sistem reform sonrasında da ortadan kalkmadı; tersine, yeni koşullara uyarlanarak sürdü.

Zhejiang eyaletinden eski bir çiftçi, Jin Mao Kulesi’nin bugün Cloud 9 salonunun bulunduğu 87. katında iskele kuruyor, 1997.

1980’lerden itibaren kır-kent göçü hızlandı ve yüz milyonlarca insan kentlere yöneldi. Ne var ki bu göçün genişlemesi, kentsel üyeliğin evrenselleşmesi anlamına gelmiyordu. Reform döneminin temel hamlesi şuydu: köylülerin kente emek olarak gitmesine izin verildi, ancak yurttaş olarak gitmesine değil. Solinger’in yerinde tespitiyle, dalgalı nüfus (liudong renkou/流动人口), ekonomik patlamaya emek sağlıyor ama kentlilerin yararlandığı devlet hizmetlerinin büyük bölümünden yoksun kalıyordu.[4] Chan’a göre bu yapı, küresel ölçekte rekabetçi bir ucuz emek havuzu üreterek Çin’i “dünyanın en rekabetçi fabrikasına” dönüştürdü.[5]

Hukou yalnızca bir oturma izni değildir; aynı zamanda mekâna bağlı kamu hizmetleri demetinin de anahtarıdır. Bireyin yerel hukou’su; çocuğunun zorunlu eğitime erişimini ve gaokao’ya (高考/üniversite giriş sınavı) yaşadığı şehirden girip giremeyeceğini, kentsel emeklilik ve sağlık sigortasına yerel oranlarla katılıp katılamayacağını, kamu konutu sıralamalarına ve sosyal yardımlara (dibao/低保) erişip erişemeyeceğini belirler. Yerel hukou’su olmayan bir aile aynı şehirde yıllarca yaşasa bile, çocuğunun lise ve üniversite sınavı için kayıtlı olduğu memlekete dönmesi gerekebilir; üstelik çocuk bu kez çok daha rekabetçi bir taban puanla karşılaşır, çünkü gaokao kontenjanları eyalet/bölge bazında dağıtılır.[6]

Burada iki kavramsal yanılgıyı ayırt etmek gerekir. 2014’te yayımlanan Devlet Konseyi görüşü tarımsal/tarım-dışı ayrımını resmen kaldırarak iki kategoriyi “yerleşik hukou” (jumin hukou/居民户口) altında birleştirdi. Pek çok yabancı yorumcu bunu hukou’nun sona erişi olarak duyurdu. Oysa Chan ve Buckingham’ın önceden uyardığı gibi,[7]biçimsel birleştirme ile esaslı eşitleme aynı şey değildir: kır/kent ayrımı zayıflarken, yerel/yerel-olmayan ayrımı —özellikle mega kentlerde— bağlayıcı sınır olarak güçlendi. İkinci yanılgı ise ikamet izni (jizhuzheng/居住证) ile hukou’yu eş tutmaktır. 2016’dan sonra ülke çapında uygulamaya konan ikamet izni, göçmenlere giderek genişleyen bir hizmet yelpazesi sunuyor; ama Eli Friedman’ın deyimiyle bu, tam yurttaşlık değil, kademelendirilmiş bir üyelik kartıdır.[8]

Çinli iktisatçı Li Yining’in kent-kır ikili tizhi üzerine tartışması bu noktada önemlidir. Li, hukou’nun daha geniş bir kurumsal ayrışmanın parçası olduğunu; eğitimden toprağa, refahtan istihdama uzanan ikili bir yapının görünür düğüm noktalarından biri olarak işlediğini savunur.[9] Bu tespit önemlidir. Çünkü hukou’yu yalnızca “eskimiş bir kayıt sistemi” değil, toplumsal üyeliği ve emek rejimini düzenleyen bir kurumsal ayrım aygıtı olarak görmeyi mümkün kılar.

Reform: Çözülme değil yeniden ayar

Hukou reformunu anlatmanın yaygın yolu, onu doğrusal bir liberalleşme süreci olarak sunmaktır: sistem gevşemekte, erişim genişlemekte ve dışlama giderek azalmaktadır. Bu anlatı kısmen doğrudur ama analitik açıdan eksiktir. Çünkü reformun asıl önemi, hukou’nun çözülmesinde değil, farklılaştırma kapasitesini kaybetmeden yeniden ayarlanmasında yatar.

Bu mantığı en iyi gösteren anlardan biri 2014 Devlet Konseyi görüşüdür. Söz konusu çerçeve, hukou’yu kaldırmak yerine yerleşim kanallarını kent büyüklüğüne göre kademeli olarak yeniden tasarladı: küçük kentler ve kasabalarda “istikrarlı ikametgâhı” olan herkese tam açılma; orta ölçekli kentlerde (1–3 milyon) düzenli gevşeme; büyük kentlerde (3–5 milyon) makul koşullar; mega kentlerde (5 milyon ve üstü) ise puan tabanlı sıkı kontrol. Hedef, 2020 yılına kadar 100 milyon göçmenin kent hukou’suna kavuşturulmasıydı. Bu hedef nominal olarak aşıldı, ancak başarının önemli bir bölümü gerçek kır-kent göçünden değil, köy-mahalle dönüşümlerinden (cun gai ju/村改居) ve yeniden sınıflandırmalardan kaynaklandı.[10]

Bu çizgi 2024 ve 2025’te de devam etti. Temmuz 2024’te yayımlanan İnsan Merkezli Yeni Tip Kentleşme Beş Yıllık Eylem Planı, 2029’a kadar fiilî kentleşme oranını yüzde 70’e yaklaştırmayı ve iki kentleşme oranı arasındaki farkı ilk kez yalnızca izlemek değil, daraltmayı da hedefledi. Haziran 2025’te merkezî yetkililer, hukou’ya bağlı olmaksızın çalışılan yerde işçi sosyal sigortasına katılım önündeki engelleri kaldıran bir düzenleme yayımladı. Bu adımlar bir gevşeme sinyali; ne var ki mantık değişmedi. Hukou kaldırılmıyor, daha esnek ve daha farklılaştırılmış bir yönetişim aracına dönüştürülüyor. Bu nedenle reformu “açılma ama evrenselleşmeme” formülüyle düşünmek daha açıklayıcıdır. Dolaşım genişler; fakat dolaşımın hukuksal ve toplumsal karşılığı hâlâ kentten kente, kategoriden kategoriye ve idari önceliklere göre şekillenir.

Tizhi: Hukou’nun gerisindeki işleyiş mimarisi

Hukou’nun neden hem kalıcı hem de esnek olabildiğini anlamak için onu içinde işlediği daha geniş mimari ile düşünmek gerekir: tizhi. Çin siyasal dilinde sık kullanılan bu kavram çoğu zaman basitçe “sistem” ya da “rejim” diye çevrilir. Oysa bu karşılıklar, kavramın taşıdığı işlemsel ve konumsal anlamı düzleştirir. Zhou Xueguang’ın çalışmaları, tizhi’yı statik bir kurumsal etiket değil, otoritenin nasıl örgütlendiğini, aidiyetin nasıl sınıflandırıldığını ve değişimin nasıl yönetilebilir kılındığını gösteren dinamik bir mimari olarak düşünmemiz gerektiğini vurgular.[11]

Piyasa emeği hareket ettirir; tizhi ise bu hareketin hangi koruma düzeyiyle, hangi aidiyet biçimiyle ve hangi riskler altında gerçekleşeceğini belirler.

Bu yazıda tizhi’yı, Parti öncülüğündeki bir işleyiş mimarisi olarak kullanıyorum. Kavramın önemi, tek tek kurumlardan daha fazla şeyi işaret etmesidir. Tizhi, kural düzenini, örgütsel taşıyıcıları ve işleyiş mekanizmalarını birbirine bağlayarak görünür bir kopuş yaşamadan sıkılaştırma, yeniden yönlendirme ve kısmi yeniden açma kapasitesini korur. Kısaca mesele yalnızca hangi kuralın yürürlükte olduğu değil; o kuralın hangi örgütsel düzenekler üzerinden, hangi idari ölçeklerde ve hangi esneklik dereceleriyle işletildiğidir.

Bu çerçevede hukou’yu, tizhi’nın emek ve üyelik alanındaki en somut tezahürlerinden biri olarak düşünmek gerekir. Hukou yalnızca kimlik kaydı tutmaz; bireylerin sisteme nasıl dahil edildiğini, hangi korumalardan yararlanabildiğini ve hangi hareketlerin meşru kabul edildiğini de belirler. Burada tizhinei (体制内/sistem-içi) ve tizhiwai (体制外/sistem-dışı) ayrımı açıklayıcıdır. Yerel hukou’ya sahip, kurumsal olarak tanınan ve “taşınan” bir kentli çoğu zaman sistem-içi bir konuma yakındır; kentte çalışan ama yerel üyeliği tanınmayan göçmen işçi ise sistem-dışı ya da en azından koşullu bir dahil olma konumundadır.

Bu ayrım mutlak değildir; ara konumlar, geçici geçişler ve kısmi dahil etmeler de vardır. Ancak tam da bu ara alan, tizhi’nın esnekliğini gösterir: sistem herkesi eşit biçimde dışarıda bırakmaz ya da içeri almaz; derecelendirir, bekletir, sınar ve gerektiğinde yeniden ayarlar. Piyasa emeği hareket ettirir; tizhi ise bu hareketin hangi koruma düzeyiyle, hangi aidiyet biçimiyle ve hangi riskler altında gerçekleşeceğini belirler.

Şehir hiyerarşisi ve koşullu üyelik: Puan tabanlı yerleşim

Koşullu erişim mantığı en açık biçimde şehir hiyerarşisinde görünür hâle gelir. Çin’de hukou’nun değeri her yerde aynı değildir. Küçük ve orta ölçekli kentlerde erişim koridorları görece daha geniştir; fakat bu üyeliğin sağladığı imkânlar daha sınırlıdır. Buna karşılık Pekin ve Şanghay gibi üst düzey düğümlerde üyelik çok daha değerlidir; tam da bu nedenle erişim kanalları daha dardır, eşikler daha yüksektir ve belirsizlik daha fazladır.

Bu durum puan tabanlı yerleşim (jifen luohu/积分落户) sistemlerinde özellikle belirgindir. Pekin’in 2016’daki düzenlemesiyle yürürlüğe giren ve 2020’de güncellenen puan sistemi; eğitim düzeyi, istihdam süresi, sosyal sigorta devamlılığı, vergi ödemeleri, konut durumu ve yenilikçilik gibi ölçütleri bir araya getirerek başvuranları sıralar. Ancak yıllık kontenjan yaklaşık 22 milyonluk bir şehir için yalnızca 6.000 civarındadır. 2018’de minimum kabul puanı 90,75 iken 2025 itibarıyla 117,33’e yükselmiştir. Sistem nominal olarak “adil” görünür —ölçüt nesneldir, puan hesaplanabilir. Ne var ki, başvuran açısından hem okunabilir hem de belirsizdir: kişi kendi konumunu tahmin edebilir ama yıllık taban puanının nereye düşeceğini bilemez. Üstelik kontenjan sabit kalırken eşik sürekli yükselir; bu, bir hak değil, sıralanmış bir kuyruk üretir.

Reform döneminin temel hamlesi şuydu: köylülerin kente emek olarak gitmesine izin verildi, ancak yurttaş olarak gitmesine değil.

Şanghay’daki kanallar daha katmanlıdır. Bir yanda 120 puanlık ikamet izni rejimi çocukların okul kaydı ve bazı sosyal hizmetlere erişimini sağlar; diğer yanda tam hukou’ya geçiş için yedi yıl yerel sosyal sigorta katkısı, vergi kaydı, mesleki unvan ya da beceri koşulları ve temiz sicil gerektiren çok daha uzun bir hat işler. Böylece bireyin kentsel üyeliğe erişimi yalnızca kendi niteliklerine değil, çalıştığı kurumun tanınmışlığına ve kentin stratejik önceliklerine de bağlanır. Xi’an gibi alt kademe kentlerde son yıllarda görülen “sıfır eşik” politikaları ise farklı bir mantığı görünür kılar: kapılar genişler, ama bu genişleme evrensel hak tanımanın değil, kentler arası nüfus rekabetinin bir parçası olarak işler.

Sonuç, hukou’nun çözülmesi değil, hukou üzerinden işleyen seçiciliğin yeni ölçeklerde yeniden üretilmesidir. Friedman’ın saptamasıyla bu yapı, mega kentlerin nüfusunun yarısını oluşturan göçmenlere en az hak tanıyan bir “ters çevrilmiş refah devleti” üretir: en yüksek katkıyı sunanlar, en düşük üyelik düzeyiyle çalışırlar.[12]

Piyasalaşmanın sınıfsal maliyeti: Kim ödüyor?

Bu tartışmanın toplumsal ve sınıfsal anlamı burada ortaya çıkar. Hukou rejimi ve onun arkasındaki tizhi mantığı, piyasalaşmanın maliyetlerinin eşit biçimde dağılmasını engeller. Sisteme daha yakın konumlarda olanlar, politika ayarlamaları karşısında görece daha fazla tamponlanır. Buna karşılık, göçmen işçiler, platform emekçileri, geçici çalışanlar ve yerel üyeliği tanınmayan kesimler ayarlama maliyetlerini daha doğrudan üstlenir.

En çarpıcı somutlaşmalardan biri platform ekonomisidir. 2023 itibarıyla Çin’de “yeni istihdam biçimleri” (xin jiuye xingtai/新就业形态) altında çalışan emekçi sayısı yaklaşık 84 milyona ulaşmıştı —yani toplam işgücünün yaklaşık beşte biri. Resmî özetler bu kesimde tarımsal hukou sahibi emekçilerin ağırlığının yüksek olduğunu belirtir; ancak mevcut resmi veriler bunu tek bir sabit oranla, örneğin “dörtte üç” gibi kesin bir payla desteklemez.[13] Meituan ve Ele.me gibi yemek dağıtım platformlarında çalışan kuryelerin önemli bir bölümü göçmen işçidir; algoritmik yönetim altında parça başı ücretle çalışırlar. Yasal statüleri ve iş ilişkilerinin parçalı yapısı nedeniyle sosyal sigorta ve iş kazası korumasına erişimleri düzensizdir. 2022’den itibaren pilot olarak başlatılan ve daha sonra genişletilen mesleki yaralanma sigortası düzenlemeleri bu açığı azaltmaya çalışsa da, platform emeği hukou-temelli ve statü-temelli kırılganlıkların yeni bir alana taşındığını gösterir.[14][15]

Yüksek binaların arasındaki bir caddede motosiklet süren platform işçisi. Fotoğraf: Wu Yi.

Hukou’nun sınıfsal etkisi çocuklarda özellikle belirgin hâle gelir. 2020 sayımına dayalı UNICEF, NBS ve UNFPA raporuna göre Çin’de yaklaşık 66,93 milyon “geride bırakılmış çocuk” (liushou ertong/留守儿童) —yani anne babası kentlere göç ettiği için çoğu zaman kırsalda büyükanne-büyükbaba bakımında kalan çocuk— ve 71,09 milyon göçmen çocuk vardır. Öte yandan 2024 NBS Göçmen İşçi İzleme Raporu, zorunlu eğitim çağındaki göçmen çocukların okullaşma oranını yüzde 99,8 olarak verir; Xinhua da aynı resmi veriyi aktarır. Bu oran önemli bir iyileşmeye işaret eder, fakat özellikle yüzde yüze yaklaşan devlet istatistiklerinde göstergenin neyi ölçtüğü kadar neyi ölçmediği de önemlidir: okula kayıtlı olmak, kaliteli kamu okuluna erişim, lise ve gaokao hakkı, yerel üyelik ve uzun vadeli eğitim eşitliği anlamına gelmez. Friedman’ın Pekin’deki saha çalışması, tam da bu noktada, göçmen çocukların yalnızca okul dışı kalmadıkları değil, hangi okul türüne, hangi kentte ve hangi statüyle dahil olabildikleri üzerinden de ayrıştırıldığını gösterir.[16]

Buradaki maliyet yalnızca gelir kaybı ya da resmî dışlanma değildir. Belirsizlik de bir maliyettir. Başvuru için gerekli belgeleri toplamak, sosyal sigorta ödemelerini kesintisiz sürdürmek, iş ve adres sürekliliğini korumak, puan sisteminin teknik gereklerine uyum sağlamak ve bütün bunların sonunda sonucun idari takdire bağlı kalması, görünmeyen ama son derece gerçek bir yük üretir. Bu yük aşağıya doğru aktarılır. Sistemin “esnek” ve “uyarlanabilir” görünmesini sağlayan şey, tam da bu ayarlama kapasitesinin eşit dağılmayan toplumsal maliyetler üzerine kurulmasıdır.

Bu yüzden hukou, Çin sosyalist piyasa ekonomisinin yalnızca bir sosyalist mirası değildir. Tersine, piyasa genişlerken kimin hangi koruma düzeyinde yaşayacağını belirleyen canlı bir emek rejimi aracıdır. Göçmen işçi kentte çalışabilir ama tam üyelik elde edemez; platform emekçisi piyasaya entegre olabilir ama refah ve güvenlik mekanizmalarına parçalı biçimde bağlanır; nitelikli mezun belirli kanallar üzerinden “yerleşebilir” ama bu yerleşme de eşit yurttaşlık değil, derecelendirilmiş dahil etme olarak işler. Böyle bakıldığında, mesele piyasanın devlete rağmen mi yoksa devlet eliyle mi genişlediği değildir. Asıl mesele, piyasa genişlerken emeğin ve üyeliğin nasıl farklılaştırıldığıdır.

Sonuç: Çin sosyalist piyasa ekonomisini kendi kavramlarıyla okumak

Bu yazı, Çin’in reform sonrası dönüşümünü devlet ile piyasa arasındaki soyut bir denge sorunu olarak değil, emek ve üyeliğin nasıl yönetildiği sorusu üzerinden okumayı önerdi. Hukou, bu okumanın en verimli giriş noktasıdır. Çünkü hukou yalnızca kayıt tutmaz; kimin nerede yaşayabileceğini, hangi haklara erişebileceğini ve hangi bedelleri üstleneceğini belirleyen bir sınır kurumu olarak işler. Reform dönemi de bu sınır kurumunu çözmekten çok yeniden ayarlamıştır.

Bu yeniden ayarlamanın neden mümkün olduğunu anlamak için, hukou’yu daha geniş bir işleyiş mimarisi içinde düşünmek gerekir: tizhi. Tizhi, değişimi görünür bir kopuşa çevirmeden yönetilebilir kılan Parti öncülüğündeki mimaridir. Hukou da bu mimarinin emek ve üyelik alanındaki başlıca araçlarından biridir. Bu nedenle Çin’de piyasalaşma, evrensel bir özgürleşme süreci değil; koşullu erişim, derecelendirilmiş üyelik ve eşitsiz koruma biçimleriyle işleyen bir yeniden yapılanma olarak görülmelidir.

Böyle bir okuma iki şeyi birden mümkün kılar. Bir yandan Çin’i ne “başarılı model” ne de “istisna” olarak fetişleştirmeden, kendi kavramsal dili ve kurumsal mantığı içinde düşünmeye çağırır. Diğer yandan da emekçi sınıfların gündelik deneyimlerini merkezileştirerek piyasa reformlarının toplumsal maliyetini görünür kılar. 299 milyonu aşan göçmen işçi nüfusu; kentlerde yaşayan 132 milyonu aşkın göçmen işçi; 67 milyona yakın geride bırakılmış çocuk; zorunlu eğitimde neredeyse tam okullaşmaya rağmen süren okul türü, gaokao ve yerel üyelik eşitsizlikleri ile mega kentlerde birkaç bin kişilik kontenjanlarla işleyen yerleşim kuyrukları —bunlar yalnızca Çin çalışmalarına ait teknik veriler değildir. Çağdaş kapitalizmde üyelik, hareketlilik ve hakların nasıl derecelendirildiğini tartışmak için güçlü analitik aynalardır. •


[1] Kam Wing Chan, “Urbanization and Rural-Urban Migration in China since 1982,” Modern China 20, sayı 3 (1994): 243–281.

[2] Dorothy J. Solinger, Contesting Citizenship in Urban China: Peasant Migrants, the State, and the Logic of the Market(Berkeley: University of California Press, 1999).

[3] Tiejun Cheng ve Mark Selden, “The Origins and Social Consequences of China’s Hukou System”, The China Quarterly, sayı 139 (1994): 644–668.

[4] Solinger, Contesting Citizenship in Urban China.

[5] Kam Wing Chan, “The Household Registration System and Migrant Labor in China: Notes on a Debate”, Population and Development Review 36, sayı 2 (2010): 357–364.

[6] Kam Wing Chan, “The Chinese Hukou System at 50”, Eurasian Geography and Economics 50, sayı 2 (2009): 197–221.

[7] Kam Wing Chan ve Will Buckingham, “Is China Abolishing the Hukou System?”, The China Quarterly, sayı 195 (2008): 582–606.

[8] Eli Friedman, The Urbanization of People: The Politics of Development, Labor Markets, and Schooling in the Chinese City(New York: Columbia University Press, 2022).

[9] 厉以宁 (Li Yining), “论城乡二元体制改革” [Kentsel-Kırsal İkili Tizhi Reformu Üzerine], 北京大学学报(哲学社会科学版)45, sayı 2 (2008): 5–11.

[10] Kam Wing Chan, “What the 2020 Chinese Census Tells Us About Progress in Hukou Reform”, China Brief 21, sayı 15 (2021).

[11] 周雪光 (Zhou Xueguang), 中国国家治理的制度逻辑:一个组织学研究 [Çin Devlet Yönetişiminin Kurumsal Mantığı: Bir Örgütsel İnceleme] (北京: 生活·读书·新知三联书店, 2017).

[12] Friedman, The Urbanization of People.

[13] 中华全国总工会 [All-China Federation of Trade Unions/ACFTU]. 2023. “第九次全国职工队伍状况调查” [Dokuzuncu Ulusal İşçi Nüfusu Durumu Araştırması], sonuçları People’s Daily/Xinhua üzerinden aktarılmıştır.

[14] Ping Sun, “Your Order, Their Labor: An Exploration of Algorithms and Laboring on Food Delivery Platforms in China”, Chinese Journal of Communication 12, sayı 3 (2019): 308–323.

[15] Friedman, The Urbanization of People.

[16] Friedman, The Urbanization of People.