Mao’nun bilgisayarı

Yapay zekâ ve otomasyon tartışmaları bugün iki uç arasında salınıyor: Teknolojinin kendiliğinden refah getireceğine inanan kör bir iyimserlik ile emeğin kaçınılmaz biçimde değersizleşeceğini söyleyen kaderci bir karamsarlık. Oysa asıl mesele teknolojinin kendisi değil; onun kimin elinde, kimlerle birlikte ve nasıl bir gelecek uğruna geliştirildiği. Makinelerin insanı değersizleştirmek yerine zorunlu emeğin yükünden kurtarabileceği başka bir teknik yolun izini süren, 1960’lar ve 70’lerin unutulmuş "sosyalist bilgisayar hareketi" üzerine…
9 Eylül 2026

Hayal gücü her şeye hükmetsin! (L’imagination au pouvoir!)

Konu teknoloji olunca ya cahil ya da korkağız.

Tekno-optimistler, kendini uzman addeden Elon Musk gibileri veya diğerleri, konuya ilişkin büyük bir cehalet içindeler. Hepsi, bilerek veya bilmeyerek teknolojinin emek piyasasındaki etkisini görmezden geliyorlar. Pesimistler ise bu etkiyi görmekteler ama kaderci bir çaresizliğe kapılmışlar. Yakın zamanda Çin yapımı insansı robotlar yine Amerika’da tartışma konusu oldu. Unitree (宇树科技) ile ilgili haberinde Time dergisi, yakınarak “robotların, kitlesel işgücü değişiminin gölgesinde serveti daha da az sayıda kişinin elinde toplamasına yol açacağıyla”[1] ilgili iyimser olmayan bir kehanette bulundu.

Tarih sandığımızdan çok daha sıkıcıdır.

1867 yılında Marx, iktisatçıların makinelere ilişkin naif iyimserliğini çoktan yerle bir etmişti. Buhar motorları ve iplik makinelerinin işçileri, burjuvazinin modern evcil kölelerinden ibaret kıldığını yazmıştı. Yirminci yüzyılda da kişisel bilgisayarlar, beyaz yaka ofis çalışanlarını ortadan kaldırdı ve artık herkese tanıdık gelen bir kutuplaşmaya yol açtı: yüksek ücretli profesyonelleşmiş meslekler ve düşük ücretli hizmet sektörü her iki uçta genişlerken aralarındaki yarık giderek açıldı. Kapitalizmin doğuşundan beri teknik gelişim ve emeğin değersizleşmesi el ele yürüdü. Ve aynı argümanlar tekrar tekrar sunuldu: Ya işçilere acıyıp makinelerin karşısında durulacaktı ya da makinelere kucak açılıp işçiler görmezden gelinecekti. İnsanlar hayal gücünü tüketeli çok oluyor. Artık burada bizden emek ile teknoloji arasında, “geri kalmış sosyalizm” ile “üretken kapitalizm” arasında seçim yapmamız isteniyor; ancak bu ikilemin başlıca zemini olan kapitalizmi nadiren sorguluyoruz.

CJ709 Bilgisayarı

Mao’nun bilgisayarı neye benzerdi?

Pekin, 1965 yılı, Kültür Devrimi’nin eli kulağında.

Yaklaşık on bin karakter uzunluğundaki Endüstriyel Sorunlar (工业问题) başlıklı bir rapor, Mao Zedong’un (毛泽东) masasına ulaştı. O dönemde Merkezî Propaganda Dairesi başkan vekili ve Devlet Planlama Komisyonu başkan yardımcısı olan Chen Boda (陈伯达), bugün neredeyse kimsenin sormayacağı bir soruyu yanıtlamaya çalışıyordu: Elektronik teknoloji ve sosyalizm birbirini yeniden şekillendirebilir miydi?

Chen’e göre sosyalizmin inşası o dönemde yeni ortaya çıkan elektronik endüstrisini (yarı iletkenler, bilgisayarlar) desteklemeliydi ki bu endüstri de ardından sosyalist üretim ilişkilerini pekiştirebilsin. İlerleyen zamanlarda hatırladıklarına göre, Mao raporu büyük bir keyifle okudu, alışılmadık bir şekilde onu yemeğe davet etti ve şöyle dedi: “Yıllar sonra nihayet endüstriyel kalkınma için bir yol bulduk.”[2]

Birkaç gün sonra rapor, Mao, Liu Shaoqi (刘少奇), Zhou Enlai (周恩来) ve Deng Xiaoping’in (邓小平) katıldığı Politbüro Daimî Komitesine ulaştı. Tartışmalar hemen alevlendi. Deng, şiddetle Chen’in görüşlerine saldırdı. Ülke, bürokratik yönetimi önceliklendiren “esas hat olarak çelik” ve Sanayi Üzerine Yetmiş Madde (工业七十条) ilkelerine bağlı kaldı.

Ancak Chen’in bu fikri o gün bir kenara bırakılmış olsa da, “sosyalist elektronik endüstrisi” fikri 1960’lar ve 1970’ler boyunca, bazen Mao’nun tercih ettiği kitle çizgisi fikriyle kaynaşmış hâlde sahnenin orta yerinde belirmeye devam etti; ama nihayetinde bir kenara atıldı, bastırıldı ve unutuldu.

Farklı çizgiler de aynı soruya yanıt vermeye çalışıyordu: Sosyalizm, nasıl kapitalizmden ayrı bir teknik gelişim yolu izleyebilirdi? Aynı dünya sahnesinde onunla nasıl rekabet edebilirdi? Bilgisayarlar doğası gereği kapitalizme ait değilse, Mao’nun bilgisayarı neye benzerdi?

Çin’in kırsal bölgelerinde Felsefeyi Öğrenme ve Uygulama Hareketi. Arkadaki duvarda şu yazıyor: “Toprağı ekenler felsefeyi en iyi şekilde öğrenebilir ve uygulayabilir.”

Kim için? Ve nasıl?

Soru Endüstriyel Sorunlar ile başlamadı.

Qian Xuesen (钱学森), 1959’da kaleme aldığı Modern Bilim ve Teknolojide Yeni Başarılar (现代科学技术新成就) adlı eserinde bugün bile bize şaşırtıcı olan bir gelecek tasvir etmiştir. Ona göre makineler sadece fiziksel emeği değil, giderek daha fazla “yaratıcı olmayan zihinsel emeği” de ortadan kaldıracaktı. Fabrikalar insansız hale gelecek; ofisler ve kütüphaneler otomatikleştirilecekti. “O zaman,” diye yazıyordu, “insanlar nihayet tüm yaratıcı olmayan emekten kurtulacak ve komünist üretim biçimini gerçekleştireceklerdir.”[3]

Bütün bu betimlemelerin ilk yarısı bugünün Silikon Vadisi’nin sağcı rüyalarını oldukça anımsatıyor. Ama sadece ilk yarısı.

İnsanlar hayal gücünü tüketeli çok oluyor. Artık burada bizden emek ile teknoloji arasında, “geri kalmış sosyalizm” ile “üretken kapitalizm” arasında seçim yapmamız isteniyor; ancak bu ikilemin başlıca zemini olan kapitalizmi nadiren sorguluyoruz.

Silikon Vadisi’ne göre otomasyon değişken sermayeyi azaltıp kâr oranlarını artırır. İşçiler makinelerden daha ucuz ve daha itaatkâr hale gelmedikçe, istihdam azalır. Qian ise başka bir şey görüyordu: Otomasyon, işçinin zorunluluktan kurtuluşuydu. Kapitalizmin, bu kurtuluşu asla tamamlayamazdı. Yıllar sonra, Alvin Toffler “Üçüncü Dalga”yı kapitalist teknik yol olarak öne sürdüğünde, Qian bunu ilerleme sancağı altında çevre kirliliği ve işgücünün Üçüncü Dünya’ya aktarılmasından ibaret olmakla eleştirecekti.[4] Bunun yerine radikal bir siyasi değişim çağrısında bulunuyordu: “komünist üretim biçimi.” Söz konusu üretim ilişkisinde makineler (misal üretimi düzenleyen bilgisayar) işçilerin ortak mülkiyetinin bir parçası olacaktı. Onlarla rekabet etmeyecekti; verimlilikteki kazanımlar her işçiye ait olacaktı.

Endüstriyel Sorunlar, stratejik bilim insanlarının yaygın spekülasyonlarını somut bir gelişim hattına dönüştürdü. İlk olarak “kim için?”, sonra da “nasıl?” sorusunu sordu.

Metin, teknik gelişimin birbirine zıt iki toplumsal yol izlediğini belirterek başlıyordu:[5]

Sadece teknik bir bakış açısı tamamen yanlıştır. Biz teknik gelişime toplumsal sistem üzerinden bakıyoruz. Teknik gelişim birbirine zıt iki farklı yolu takip eder: kapitalist yol ve sosyalist yol.

Raporda, kapitalizmin de elektroniği ve otomasyonu geliştirebileceği kabul ediliyordu. Ancak gelişen bu otomasyon yalnızca sermaye birikimine hizmet edecek ve üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkiyi keskinleştirecekti. Sosyalizm başka bir olasılık sunuyordu: “Sosyalist sistemde, işçinin teknolojiye hâkim olması yerine, teknolojinin işçiyi köleleştirmesi gibi kapitalist toplum tarafından üretilen bu saçma durum ortadan kaldırılmıştır.”

O halde sosyalizm elektronik endüstrisini nasıl geliştirmeliydi? Cevap, sonraki nesillerin öğrendiği planlı ekonomi anlatısı değil, neredeyse unutulmuş bir üretken demokrasi biçimiydi:

Kapitalist toplumda teknik gelişim, geniş kitlelerin aklını seferber edemez, bunun yerine az sayıda uzmana dayanır. Burada hem sosyalist inşa hem de üretim, kitlelerin bilgeliğinin tamamen devreye sokulabilmesi için önde gelen kadroların, uzmanların ve kitlelerin üçü bir arada birleşiminden ortaya çıkan kitle çizgisinin uygulanmasına dayanır. İyi uygulandığında teknik gelişimimiz kapitalizminkinden daha iyi, daha hızlı ve daha çeşitli olacaktır. Yeni teknolojilerin yaygınlaşması doğayla mücadelemizde bize yardımcı olmakta ve emekçilerin kültürel ve teknik seviyesini yükseltmektedir.

“Üçü bir arada birleşim” fikri, Anshan Demir-Çelik (鞍山钢铁公司) şirketinin yönetimdeki deneyimlerinden doğmuştu. Önde gelen kadrolar, bilim insanları ve işçiler, teknik gelişim ve endüstriyel üretimde birlikte yer aldılar. Uzmanlar artık bilgiyi tekellerine almayacak; işçiler artık sadece emirleri yerine getiren kişiler olmayacaktı. Bu doğrultuda yönetilen bir elektronik endüstrisi, sadece bir endüstri politikası değil ama üretim ilişkilerinin bir dönüşümü olacaktı. Rapor, ancak o zaman işçilerin otomasyonun yaygınlaşması sebebiyle makinenin uzantıları olmaktan kurtulabileceğini öngörüyordu. Yeni makinenin inşası aynı zamanda yeni insanın da inşası olacaktı.

1960 yılında Mao, bu deneyime Anshan Demir-Çelik Anayasası (鞍钢宪法) adını vererek tek adam yönetimi, uzmanlara bağımlılık, bakanlıklar ve bürokrasi, kafa ve kol emeğinin keskin bir şekilde ayrılması gibi unsurlardan oluşan hiyerarşik Sovyet modeline (ki bu Magnitogorsk Demir-Çelik Anayasası [马钢宪法] olarak biliniyordu) karşı net bir çizgi çekti.

Ama gerçek bu vizyondan daha karmaşıktı. Teknik bir çizginin uygulanabilirliği, aynı zamanda onun yürürlükteki ulusal stratejiye olan mesafesine de bağlıydı.

1965 Daimî Komite toplantısına geri dönelim. Deng, Çin’in büyük bir nüfusa ve zayıf bir endüstriyel tabana sahip olduğunu belirtti. Elektronikler, insanların karnını doyurmayacak veya çelik üretimini birden arttırmayacak olmasına rağmen büyük yatırımlar gerektiriyordu. Bilgisayarlara yatırım yaparak bir kumar oynamaktansa “esas hat olarak çeliği” benimsemek daha makûl bir tutumdu. Esasen Endüstriyel Sorunlar, elektronikler ile mevcut strateji arasındaki bağlantıyı göstermeye çalışıyordu. Elektronikler, tam olarak tüm sanayi sisteminin yeni altyapısı olacağı için önemliydi. Bilgisayarlar ofisler veya ticaret için değil, endüstriyel kontrol için gerekiyordu; verimliliği artıracak, yeni üretim araçları yaratacak ve bir sonraki sanayi devriminde inisiyatif sahibi olacaklardı.

O toplantıdaki yenilgi yine de bu fikrin sonu olmadı. Herhangi bir ülkede ekonomi politikası yalnızca somut ihtiyaçlarla değil, aynı zamanda önemli figürlerin siyasi kaderleriyle de ilintilidir. Sonraki yıllarda bu iki faktör bir araya geldi ve sessizce, daha sonraki birçok anlatımında yer alandan çok daha büyük bir “sosyalist bilgisayar hareketini” tetikledi.

Günümüzde teknik yenilikleri genellikle patentler, sermaye yatırımları ve girişimcilerle ilişkilendiriyoruz. 719 tamamlandıktan sonra, sonuçlar tek bir bilim insanına değil ama bütün fabrikaya aitti. Changjiang Radyo Fabrikası sonunda yetmişten fazla CJ-709 makinesi üretti ve büyük gelir elde etti.[8] Otomasyondan elde edilen verimlilik kazanımları ilk başta özel bir servete dönüşmedi; ortak bir üretim birimi olarak fabrikanın geliştirme kapasitesi içinde kaldı.

Garajlardaki dâhiler değil, sokaklardaki işçiler

1974 yılında yabancı bir bilgisayar uzmanı, yerli üretim bir bütünleşik devre bilgisayarını görmek için Şanghay’ı ziyaret etti.

Makinenin kendisi yeterince şaşırtıcıydı: tamamen Çin menşeli bileşenler, saniyede 120.000 işlem. Daha da şaşırtıcı olan ise üreticileriydi. Bu Çin Bilimler Akademisi, bir üniversite laboratuvarı veya bir askeri araştırma enstitüsü değil, Şanghay Changjiang Radyo Fabrikası (上海长江无线电厂) isimli bir mahalle fabrikasıydı.

İsmin kendisindeyse bir bulmaca gizli.

Bir yıl önce buranın adı Changning Kulp Fabrikasıydı (长宁把手厂).

Daha sonra fabrikanın müdürü Ma Qijun’e (马骑骏) göre, fabrika bir bilgisayar üretmek için sipariş aldığında çoğu işçi “böyle bir makineyi daha önce hiç görmemişti; bazıları adını bile duymamıştı.”[6] Küçük kulp fabrikası yine de işi kabul etti. Şanghay Bilgisayar Teknolojisi Enstitüsü ve Fudan Üniversitesi’nin yardımıyla bütünleşik devreli bir bilgisayar ürettiler. Makine başarılı bir şekilde test edildiği gün, “Doğu Kızıldır” (东方红) şarkısını çaldı ve “Yaşasın Başkan Mao” (毛主席万岁) sloganı yazdırıldı. Kulp fabrikasının adı Changjiang Radyo Fabrikası olarak değiştirildi ve daha sonra CJ-709 (veya Fudan 719) olarak bilinen makinenin seri üretimine başlandı. Bu makine, Çin’in ilk uydusu Dongfanghong-1’in yörüngesini hesaplayan X-2 ile aynı nesildendi.

Eğer hikâye bundan ibaret olsaydı sadece Çin endüstriyel tarihinden renkli bir anekdottan ibaret olurdu. Asıl soru neden sadece bilim adamlarının değil de sıradan işçilerin de üretim ve tasarımda görev aldığıydı. Mahalle atölyelerini, bu kadar siyasi bir düsturla, gelişmiş savunma teçhizatı üretmek üzere seferber etmek ne anlama geliyordu?

719 üzerinde çalışan Fudanlı bir entelektüel Li Yinghua (李应华), anılarında buna değinmiştir. Bahsettiği şey ani bir deha parıltısı değildir. Fabrika içinde öğrenme sürecini böyle aktarıyor: “Bir aydan fazla bir süre boyunca ustalar ve teknisyenlerle birlikteydim. Atölyede, yazıcının her parçasının işlevi ve prensibi hakkında işçilere ve teknisyenlere sorular sordum. Teknik ofiste, yazıcı-kontrolör mantığının çizimlerini incelerken mühendislerin makinenin hatalarını ayıklamasını izledim, öğrendim, sorular sordum, dinledim, not aldım ve daha sonraki bağımsız tasarımlarım için referanslar topladım.”

Aynı zamanda manyetik bir kafanın takılması işlemini de anımsıyordu. Deneyimli bir uzman, bir mikrometre kalınlığında, kâğıt kadar ince, paslanmaz çelik bir dolgu üretmiş ve bunu kafa ile tambur arasına yerleştirmişti; aradaki boşluğu tamamen hislerine dayanarak belirlemişti. Li ise defalarca denemiş, fakat başarısız olmuştu: bazen çok gevşek oluyordu, dolgu düşüyordu; bazen çok sıkı oluyordu, çıkmak bilmiyordu. Sonradan yazdığı üzere, bu his “sadece sezgiyle kavranabilirdi, asla kelimelere dökülemezdi.” Bu da sadece ustası onaylayarak başını sallayana kadar pratik yapmakla mümkündü.[7]

Bu tarz hikâyeler bugün çok garip geliyor. Çünkü biz bilginin genellikle laboratuvardan fabrikaya, uzmandan işçiye aktığını düşünürüz. Burada ise fabrikanın kendisi bilgi üretiminin merkeziydi. Mühendisler işçilerden pratik deneyim öğrendiler; işçiler ise elektronik teknik öğrendiler; okul, enstitü ve fabrika birlikte bilgisayarı ürettiler. Endüstriyel Sorunlar’ın “üçü bir arada” birleşimi ilk somut şeklini aldı. Bu hikâyenin neye hizmet ettiğine dikkat çekmek isterim: gerçek ürün sadece makine değil, onu ustalıkla kullanabilen insanlardı.

Bu durum bilgisayarların üretimine geçildikten sonra daha da netleşti.

Günümüzde teknik yenilikleri genellikle patentler, sermaye yatırımları ve girişimcilerle ilişkilendiriyoruz. 719 tamamlandıktan sonra, sonuçlar tek bir bilim insanına değil ama bütün fabrikaya aitti. Changjiang Radyo Fabrikası sonunda yetmişten fazla CJ-709 makinesi üretti ve büyük gelir elde etti.[8] Otomasyondan elde edilen verimlilik kazanımları ilk başta özel bir servete dönüşmedi; ortak bir üretim birimi olarak fabrikanın geliştirme kapasitesi içinde kaldı.

1970’lerin başlarında Şanghay 8 Numaralı Yünlü Kazak Fabrikası, bir mahalle radyo fabrikasıyla birleşti ve düz örme makinelerinin grup kontrolünü sağlamak için yerli üretim bir bilgisayar kullanmaya başladı. Sözlü ve zihinsel sayma ve hatırlama gibi ağır işleri makine devraldı. Verimlilik hızla arttı; operatörler üretimden ayrılmak yerine yeni görevlere geçtiler. Aynı dönemde Şanghay yünlü kazak endüstrisi 450’den fazla “alaylı elektrikçi” yetiştirdi ve 1.500’den fazla dokuma tezgâhını otomatikleştirdi. Üretim, 1966 seviyesine göre %50’den fazla arttı.

Bu, Qian Xuesen’in otomasyon hayaline oldukça yakındı: makine, işçinin rakibi değil, ortak mülkiyetteki bir üretim aracıydı.

Bu tarz yenilikler hiç de izole değildi.

1968 ila 1971 yılları arasında yerel elektronik sektörü hızla büyüdü. Yerel üretim, merkezî işletmelerin üretimini aştı; yarısından fazlası kolektif olmak üzere fabrika sayısı 5.200’ü geçti. Çok sayıda tekstil fabrikası, mahalle atölyesi ve hafif sanayi tesisi elektroniğe yöneldi.[9] Bu yenilik dalgasının karmaşık nedenleri vardı, ancak kitlelere dayanarak elektronik sektörünü geliştirme çağrısında bulunan Endüstriyel Sorunlar ile ilgisiz de değildi. 1966’dan 1970’e kadar “sosyalist bilgisayar hareketi” fikri kamuoyunda yayılmaya devam etti. Popüler broşürler ve siyasi sloganlar, “elektronik endüstrisinin gizeminin dağıtılmasından” ve “sıradan halkın aslında en zekiler olduğundan” bahsediyordu. Bir broşür gururla şöyle iddia ediyordu: “Öncüllerimizin asla yapmadığı son derece büyük bir şey yapıyoruz.”[10]

Çin’in yerel elektronik endüstrisinin 1960’lardan 1970’lere kadarki gelişimine dair bazı istatistikler.

Unutulmuş komünist gizli cereyan

Gerçekte ne öncülleri ne de ardılları böyle bir şey yapabilmişti.

Birkaç yıl sonra, 1977’de ABD’de Steve Jobs ve Steve Wozniak, bir garajda ikinci Apple bilgisayarı Apple II’yi ürettiler. Geleceğin milyarderleri olan iki dâhinin bir başka sıfırdan başlama öyküsü olan bu hikâyesi, bir grup işçinin ve kolektif girişimlerin öyküsünden çok daha fazla hatırlanır oldu. Bu durum inovasyonun tercih edilen imajına uyuyordu: dâhiler, sermaye, piyasa, bireycilik. “Sokak bilgisayarı” yabancı görünüyordu. Burada, tek başına çalışan bir dâhinin parıltısı, göz alıcı pazarlanabilirliği yoktu ve heyecan verici bir ticari zafer değildi.

Bu sokak bilgisayarları çok sadeydi; cehalet ve özensizlik derecesinde sadeydi. Sorunu da buydu. Birçok yerel elektronik fabrikası bir araya geldi, tekrar tekrar çabaladı, ama sonuçlar eşit kalitede değildi. Bunun yanı sıra, o dönemde siyasi kampanyalar normal araştırmaları sürekli olarak aksatıyordu.

Sadece içsel nedenler bu sonu açıklayamaz. 1970’lerden sonra hem uluslararası ortam hem de iç siyasi çizgi değişti. Reform ve Dışa Açılma döneminde başka bir teknik yol yeniden egemenlik kazandı. Kaliforniyalı dâhiler tarafından üretilen Apple II’ler Çin işletmelerine girdi ve işgücü denetiminde yaygın olarak kullanıldı. İşçiler, bilgisayarları kasten boşta bırakarak ve kotaları karşılamayı reddederek yeni teknik kontrole sessizce direndiler.

Her olasılığın kendi gerçekleşmesinin amaçsallığını içerdiğine inanmak ancak idealist bir hayal olabilir. Ancak tarih, insanı eli boş göndermez.

Sosyalist bilgisayar hareketinin büyük ölçüde hizmet ettiği Üçüncü Cephe inşası [Çin’in 1960’larda ABD ve Sovyetler Birliği’nden gelebilecek olası bir işgal tehdidine karşı ağır sanayi ve savunma tesislerini ülkenin iç bölgelerine taşıyarak korumayı amaçlayan devasa sanayileşme hamlesi -Ç.N.], iç sanayinin daha sonraki dönemleri için önemli temeller atmıştır. Dışa Açılma sonrası herkesçe bilinen televizyon markası Changhong (长虹), Kültür Devrimi’nin elektronik sisteminin “askeri-sivil” bir ürünüydü. Geriye kalansa sadece fabrikalar, teknikler ve endüstriler değil, bir zamanlar gerçek olan kurumsal bir hayal gücüydü. Bu hayal gücü bütünüyle kusurlu değildi. Doğru an geldiğinde, yaşlı Hamlet’in hayaleti, prensi tekrar harekete geçmeye teşvik edebilir.

Bugün, yapay zekâ hakkındaki tartışmalar hâlâ tarih boyunca yankılanan aynı fikirleri tekrarlıyor: ya kör bir iyimserlik ya da umutsuz bir çaresizlik. Musk, yakın tarihli bir söyleşisinde YZ’nin getireceği bolluk dolu bir geleceği tasvir ederken ticari imparatorluğunu da yönetmeye devam ediyor. Mao’nun 1930’daki “tek bir kıvılcım bütün bozkırı tutuşturabilir” sözünü alıntılamak zamansız görünebilir. Ancak unutulmuş bu gizli cereyan, Lu Xun’ün yazılarındaki yer altı yangını gibi, tarihin altında sessizce akmaya devam ediyor olabilir.


* İlk olarak 6 Ağustos 2026 günü The China Academy internet sitesinde “Mao’s Computer: When Technology Was Envisioned As a Collective Property” başlığıyla yayımlanan bu makale Cemil Günalp tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Metnin tercümesine müsaade ettikleri için The China Academy editörlerine teşekkür ederiz.


[1] Charlie Campbell, “China’s Unitree Robotics Is Leading the Humanoid Revolution,” TIME, 23 Temmuz 2026.

[2] Chen Xiaonong, Chen Boda: Sözlü Son Hatıralar [陈伯达:最后口述回忆] (Hong Kong: Sunshine Global Press, 2005), 236.

[3] Krş. Qian Xuesen, Modern Bilim ve Teknolojide Yeni Başarılar [现代科学技术新成就] (Pekin: Popüler Bilim Yayınları, 1959), 34. Elektroniğin tarihiyle ilgili tartışmada ayrıca Wang Hongzhe’nın Uzun Elektronik Devrimi başlıklı doktora tezinden (Hong Kong Çin Üniversitesi, 2014) yararlanılmıştır. Malzemenin önemli bir bölümü bu çalışmadan alınmıştır; doğrulanamayan bazı atıflar “Krş.” ibaresiyle işaretlenmiştir.

[4] Wang Hongzhe, Uzun Elektronik Devrimi (doktora tezi, Hong Kong Çin Üniversitesi, 2014).

[5] Krş. Chen Boda, “Endüstriyel Sorunlar” [工业问题], Chen Boda’nın Ölümünden Sonra Bıraktığı El Yazmaları [陈伯达遗稿] içinde (Hohhot: İç Moğolistan Halk Yayınevi, 1999), 295–351.

[6] Doğanın Diyalektiği Yayın Kurulu, “Bağımsızlık, Kendi Gücüne Dayanmak, Elektronik Bilgisayarları Güçlü Bir Şekilde Geliştirmek—Elektronik Bilgisayarlar Sempozyumu Özeti,” Doğanın Diyalektiği 4, toplam sayı 6 (1974).

[7] Li Yinghua, “Şarkı Gibi Yıllar—719 Bilgisayar Üretim Grubundaki Anılarımdan Birkaç Olay” [岁月如歌——回忆在719造机组的二三事], Fudan Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Fakültesi, 12 Aralık 2014.

[8] Wang Shiye, “Olağanüstü 719 Bilgisayarı” [非凡的719计算机], Fudan Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri Fakültesi, 9 Eylül 2014.

[9] Wang, Uzun Elektronik Devrimi, 143–145.

[10] Sıradan Halk En Zekidir [卑贱者最聪明] (Pekin: Halk Yayınevi, 1971), 2–3.