Giriş: “Başkası yerine ölme” anlatısı tuzağı
Yu Hua’nın Yaşamak (《活着》) adlı romanı, 1990’lardan bu yana çağdaş Çin edebiyatında olağanüstü bir yaygınlık kazandı. Temkinli , Çin anakarasında basitleştirilmiş karakterlerle basılan kopyası sekiz milyonluk satış rakamına ulaşan kitap, yurt içinde en çok satılan edebî yapıtlar listesindeki yerini uzun süredir koruyor. Pek çok dile çevrilen ve sayısız ödüle layık görülen Yaşamak, Batılı okur için ise “Çin’in çektiği çileyi” anlamak için edebî bir pencere hâline gelmiş görünüyor. Roman, bu tarihsel deneyimi Fugui’nin yaşam öyküsü üzerinden anlatır. Bir toprak ağasının oğlu olan Fugui, aile servetinin tamamını kumarda kaybetmiştir; Toprak Reformu, Büyük İleri Atılım, “Kültür Devrimi” gibi bir dizi tarihsel olayı deneyimledikten sonra bütün yakınlarını yitirir ve yaşamının son yıllarını yalnızlık içinde, yaşlı bir öküzle baş başa geçirmektedir. Fugui’nin bu öyküsü, geniş ölçüde “Çin halkının kaderi”nin metaforik bir betimlemesi olarak okunageldi.
Ne var ki bu anlatıyı Marksist sınıfsal tahlil perspektifinden incelediğimizde, rahatsız edici bir gerçekle karşılaşırız: Yaşamak’ın başarısı, tam da bir tür incelikli tarihsel nihilizm üzerine kuruludur. Roman, sınıf devriminin tarihini bireysel ıstırabın tarihine dönüştürmekte; sömüren ile sömürülen arasındaki yapısal karşıtlığı, kaderin karşısında tüm insanların eşit olduğu bir varoluş felsefesi lehine bertaraf etmektedir. Böylece kitap, 20. yüzyıl Çin Devrimi’ni depolitize ederek yeniden yazmaktadır.
Dikkat çekici bir ayrıntı ise şudur: Metinde Fugui, 1946’da aile servetini çarçur edip kaybettiği için Toprak Reformu esnasında “yoksul köylü” olarak tasnif edilir. Oysa onun topraklarını elinden alan Long’er toprak ağası olmuştur ve nihayetinde kurşuna dizilecektir. Long’er, idam edilmeden evvel şöyle haykırır: “Fugui, senin yerine ben ölüyorum!” Bu replik, bütün bir yapıtın tarihsel şifresini açığa vurur: Okurda, tarih tarafından yargılanması gereken bir sömürücü karşısında, “yaşamak için kendisine ikinci bir şans verilen” bir kişiye duyulan şefkat ve yakınlık duygusu uyandırmayı ve böylece Toprak Reformu’nun meşruiyetini duygusal düzeyde ortadan kaldırmayı amaçlar.
“Tarihsellikten arındırma” stratejisi: Birinci tekil şahıs ideolojisi
Yaşamak’taki birinci tekil şahıs anlatımı, bizzat Yu Hua tarafından yaratım sürecindeki bir “mucize” olarak nitelendirilir: Üçüncü tekil şahıs kullanarak yazarken “türlü türlü güçlüklerle” karşılaştığını, birinci tekil şahsa geçtikten sonra ise “ilginçtir ki hiçbir engelle karşılaşmadığını” söyler. Bu anlatım tercihi teknik bir mesele gibi görünse de, esasında tüm yapıtın tarihe bakışını kuram temel unsurlardan biridir.
Araştırmacıların da dikkat çektiği üzere, Yu Hua’nın erken dönem yapıtları “güçlü bir nihilist ton taşımakta” ve “tarihsel gerçeklikten” ziyade “içsel bir gerçekliği” yansıtmaktadır. Birinci tekil şahıs anlatımı, Fugui’nin öyküsünü “başkalarının nasıl düşündüğüne bakmaksızın yalnızca kendi hislerine dayanarak” aktarmasına olanak tanır. Bu ise görünüşte madunlara kendi seslerini duyurma hakkı sunsa da, aslında içine kapalı, ıstıraba dayalı bir anlatı tuzağı inşa eder.
İlk olarak yapıt, tarihsel olayları bireysel kaderin rastlantısal karşılaşmalarına indirger. Toprak Reformu, sınıf ilişkilerinin devrimci bir tarzda yeniden yapılandırılması olarak değil, “Long’er benim yerime öldü” gibi abes bir tesadüfle açıklanır. Büyük İleri Atılım ise üretim ilişkilerinin ve üretici güçlerin gelişmişlik düzeyine ilişkin pratik bir girişim olarak değil, “üretim takımı önderinin savurganlığı” gibi kişisel davranışlar temelinde tasvir edilir. Böylece tarihin yapısal dönüşümleri, kaderin vurduğu rastgele darbelere dönüşür.
İkinci olarak yapıt, dışsal ve eleştirel bir bakış açısının müdahalesini geçersiz kılmaktadır. 4 Mayıs Hareketi’nden [4 Mayıs 1919’da Pekin’de patlak veren gençlik gösterileriyle başlayan anti-feodal ve anti-emperyalist kültürel ve siyasal hareket –ç.n.] bu yana, “Yeni Edebiyat” akımı içindeki madun anlatılarında, genellikle karakterlerin üzerinde konumlandırılan bir anlatıcı, aydınlatıcı bir bakış açısının temsilcisi olarak karşımıza çıkar; oysa Yaşamak’taki birinci tekil şahıs anlatımı, Fugui’nin “tahammül” felsefesini yegâne meşru değer duruşu hâline getirmektedir. Yu Hua, kitabın çeşitli baskılarının önsözlerinde şunu defaatle vurgulamaktadır: “İnsan, yaşamak için yaşar; yaşam haricinde herhangi başka bir şey uğruna yaşamaz.” Bu önerme, her ne kadar edebî bir düstur olarak görünse de, özü itibariyle tarihsel anlamı, sınıf bilincini ve değişim ihtimalini topyekûn askıya almaktadır.
“Tahammül” felsefesi: Sınıfsal itaatin allanıp pullanması
Yu Hua, Yaşamak’ın “insanın ıstıraba tahammül gücü” ve “dünya karşısında iyimser bir tutum almak”la ilgili “incelikli bir yapıt” olduğunu öne sürmektedir. Yazar, Fugui’nin yaşam karşısındaki tutumunu, “bir insanın kaderiyle arasındaki dostluk” olarak tanımlar: Buna göre, taraflar “birbirine hem minnet duymakta hem de karşılıklı bir nefret beslemektedir; biri diğerini terk edemeyeceği gibi, tarafların birbirlerinden şikâyet etmek için de bir sebepleri yoktur.”

Bu “tahammül” felsefesinin tehlikesi şudur: Söz konusu yaklaşım, sömürü, baskı ve sistemsel adaletsizlik dâhil her türlü acıyı, “kader”in soyut bir tecellisi olarak yeniden formüle etmektedir. Marksist sınıfsal tahlil çerçevesinden bakılırsa, Fugui’nin yaşamının ilk yarısı, sömürücü sınıfların bir mensubu olarak geçmiştir ve “ailesini mahveden savurganlığı” da, egemen sınıfların yozlaşmışlığının bir dışavurumudur. Yaşamının ikinci yarısında çektiği acılar ise, eskinin sömürücü sınıflarına mensup olanların yeni toplumsal düzende karşılaştıkları tarihsel “hak kayıplarına” karşılık gelmektedir. Ne var ki Yaşamak, Fugui’nin sahip olduğu sınıfsal kimliğin tarihsel içeriğini boşaltmakta ve onu, “kendi yaşamımızdaki bir arkadaşmışçasına” sıradan bir insan kılığına sokmaktadır. Böylece Fugui, karşısında “tüm canlıların eşit olduğu” kaderin bir mağduru hâline gelir.
Birtakım eleştirmenlerin de işaret ettiği üzere Yu Hua, “Fugui’nin anlatısına tamamen inanmakta ve bunu kabul etmekte; onun kendini tamamen sergilemesine ve ifade etmesine olanak tanımaktadır.” Oysa bu “anlayış ve tasvip,” tam da Fugui’nin insanî zaaflarının sınıfsal kökenlerini değersizleştirmektedir. Kumarbaz Long’er ve üretim takımı önderi gibi karakterlerin olumsuz bir biçimde resmedilmesi, karmaşık tarihsel süreçleri bir adım daha basitleştirerek bireysel nitelik bağlamında iyi ve kötü arasındaki mücadeleye indirgemektedir. Tipik bir tarihsel idealist anlatıdır bu.
Örtük devrim ve kayıp “halk”
Yaşamak’ın diğer bir temel stratejisi de devrimcilerin toptan susturulmasıdır. Romandaki dönemsel değişimler, bir dizi olumsuz olayla tanımlanmaktadır: Toprak Reformu “başkasının yerine ölmenin” absürtlüğünü, Büyük İleri Atılım gıda kıtlığını, komünleştirme hareketi ise kolektif yaşamın boğuculuğunu beraberinde getirmiştir. Bütün bunlar olup biterken, devrim uğruna canını feda eden ve sosyalist inşa adına mücadele eden karakterler ya hiç ortalıkta görünmez ya da marjinalize edilmiştir.
Shen Congwen (沈从文) bir seferinde “gerçek tarih bir nehirdir” demişti; sıradan insanların “kederleri ve sevinçleri,” işte “gerçek tarih” budur. Lakin şöyle bir mesele de vardır ki, halk yalnızca acılara katlanmakla kalmaz, bunun ötesinde tarihin yaratıcısıdır. Toprak Reformu sırasında yoksul köylüler, ABD Saldırganlığına Direniş ve Kore’ye Yardım Savaşı sırasında askerler ve sanayinin inşası sırasında işçiler, yani 20. yüzyıl Çin tarihinin omurgasını teşkil eden bu kitleler, Yaşamak romanının içinde ya belli belirsiz bir arka plan olarak ortaya çıkar ya da sesleri zinhar duyulmaz. Fugui, “halkın” temsilcisi değildir; aksine, söz konusu olan, çağın gerisine düşmüş köhne bir sınıfa mensup bireyin kişisel anlatısıdır.
Varoluşun asgarî koşulu olarak “yaşamak”, tarihin yönelimi olarak “halkın kurtuluşu”nun; bireysel hayatta kalma stratejisi olarak “tahammül” ise, sınıfın kolektif eylemi olarak mücadelenin yerini almıştır. İşte, Yaşamak’ın tarihsel nihilizminin özü tam da budur: Bireysel bir hayatta kalma felsefesini tarihsel materyalizmin yerine koymakta; “kader karşısında herkes eşittir” mitiyle sınıfsal sömürü ve direnişin gerçek mantığını örtbas etmektedir.
“Sağ kalanlar”ın üretimi: Istırabın estetikleştirilmesi ve tüketimi
Edebiyatın yaygınlaşması bakımından, Yaşamak’ın elde ettiği başarı, ıstırabın estetikleştirilmesinden ayrı ele alınamaz. Yu Hua’nın ölçülü, sakin, hatta neredeyse lirik anlatım dili, en acımasız ölümlere bile “şiirsel” bir nitelik kazandırmaktadır: Fugui’nin oğlu Youqing aşırı derecede kan vermekten, kızı Fengxia doğum sırasında, eşi Jiazhen hastalık yüzünden, damadı Erxi beton bir levhanın altında ezilerek, torunu Kugen ise aşırı miktarda fasulye yediği için hayatını kaybeder. Bu ölümler silsilesi, “ıstırap estetiği”nden müteşekkil bir örüntü meydana getirerek, okuyucuyu ıstırabın toplumsal kökenleri üzerine kafa yormak yerine, gözyaşları içerisinde duygusal bir arınmaya sevk eder.

Bazı araştırmacılar, isabetli bir şekilde, birinci tekil şahıs anlatımının Fugui’yi “yaşamın” anlatıcısı olarak konumlandırdığına, oysa üçüncü tekil şahıs anlatımının onu daha ziyade bir “sağ kalan” hâline getireceğine işaret etmişlerdir. Mesele şudur: Nesnel tarih bakımından, Fugui tam da bir “sağ kalan”dır; yani eski düzenin yıkımıyla beraber tarih sahnesinden çekilmesi gereken bir kişiyken, kaderin lütfu (aile servetini tamamen kaybetmesi) sayesinde yeni toplumda “yoksul köylü” kimliğinin koruması altına girmiştir. Roman, anlatım tekniklerinden istifade ederek bu tarihsel paradokstan kaçınmakta ve bunun yerine “sağ kalma”yı insanlığın evrensel olarak karşılaştığı bir müşkül durum olarak sunmaktadır.
“Belirli bir sınıfın sağ kalmasını” “insanlığın evrensel varoluşuna” dönüştüren bu tür bir retorik, Yaşamak’ın kültürlerarası bir yayılma gücü kazanmasını sağlamıştır gerçi; ancak bu durum, tarihsel özgüllüğün feda edilmesi pahasına gerçekleşmiştir. Batılı okur, Fugui’nin öyküsü üzerinden “Çin’i anlamaya” kalktığında, karşılaştığı şey depolitize edilmiş ve salt “tahammül” felsefesinden ibaret bırakılmış Doğu’ya has bir ıstırap tablosudur ki bu da, postkolonyal eleştirilerin “ıstırap anlatısının Batılı bakış açısına nasıl hizmet ettiğine” yönelik yargısını tam anlamıyla doğrulamaktadır.
Son söz: Kimin kaderi?
Yaşamak kötü bir roman değil. “Beşerî edebiyat” (人的文学) akımının bir timsali olarak, bireyin olağanüstü koşullardaki hayatta kalma direncini ortaya koyması bakımından pekâlâ bir değere sahip. Lakin bunu, “Çin halkının kaderini” yansıtan bir klasik mertebesine çıkarmak, bir tür tarihsel nihilist dayatmadır; zira bu, Çin’in 20. yüzyıldaki devrim ve inşa süreçlerinde, milyonlarca insanın kolektif mücadelesini düşkün bir toprak ağasının kişisel itirafnamesine indirgemektedir.
Marksist edebiyat eleştirisi, bizden şu soruları gündeme getirmemizi ister: Anlatılan kimin “yaşamı”dır? Kimin “kaderi” temsil edilmektedir? Yu Hua, “incelikli yapıtların” “iyiyi ve kötüyü ayrım yapmaksızın ele alabileceğini” ileri sürdüğünde, gerçekte sınıfsal yargıların tarihsel zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Sorun, eski bir toprak ağasının soyundan gelen bir kimsenin kişisel ıstıraplarını tasvir etmenin caiz olup olmadığı değildir; bilakis, böylesi bir tasvirin devrimin meşruiyetini ortadan kaldırma pahasına yapılıp yapılmadığı ve edebiyat namına tarihin depolitize edilerek yeniden yazılıp yazılmadığıdır.
Doğrudur, Fugui “yaşamıştır” yaşamasına; ancak gerçekte tarihi yaratan halk, Yaşamak’ın dünyasında çoktan ölmüştür. Söz konusu yapıtın en derin sorunu belki de budur: “Çin halkının kaderini” tasvir eden bir yapıt değildir karşımızdaki; aksine, tarihsel kavrayış bakımından nihilizm çukuruna yuvarlanmış bir dönem tasviridir. •
*İlk olarak 21 Temmuz 2026 tarihinde “She Zecheng” (佘则诚) imzasıyla bu yıl eylül başlarında (şimdilik) kapanan kültürel eleştiri ağırlıklı sosyalist bir yayın organı olan Renjingwang (人境网) internet sitesinde yayımlanan bu yazıyı Onurcan Ülker çevirdi. Özgün Çince metin Ziye nahan (子夜呐喊) WeChat sayfasından alınmıştır.
Kaynakça
[1] İçsel Tereddütten Hakiki Bir Haykırışa: Yu Hua’nın Yaşamak’ı ve Zhang Yimou’nun Film Uyarlaması Arasında Bir Karşılaştırma [从内心的彷徨到现实的呐喊——余华的《活着》与张艺谋电影改编的比较] [J]. Nanning Yüksek Öğretmen Okulu Dergisi [南宁师范高等专科学校学报], 2003 (1).
[2] Sentez ve Yenileşim İçinde Klasikleşmeye Doğru: Yaşamak’ı Yeniden Okumak ve Yu Hua’nın Edebiyat Tarihindeki Önemini Tartışmak [在融合和创新中迈向经典——重读《活着》并论余华的文学史意义] [EB/OL]. Çin Yazarlar Portalı [中国作家网], 25 Mart 2020.
[3] Fugui, Madum Köylü Gözüyle Yakın ve Modern Tarih [福贵,底层农民视角下的近现代史] [EB/OL]. Douban Film Eleştirileri [豆瓣电影评论], 1 Nisan 2022.
[4] İyi Yaşamak [好好活着] [EB/OL]. Douban Kitap Eleştirileri [豆瓣读书评论], 26 Temmuz 2010.
[5] Zhang Qinghua [张清华]. -İzm ve Mantık: Yu Hua’yı Anlamanın Birkaç Yolunu Yeniden Tartışmak [主义与逻辑:再谈理解余华的几个入口] [EB/OL]. Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Çağdaş Yazın Araştırmaları Merkezi [华科大当代写作研究中心], 7 Nisan 2017.
[6] Chaoxing MOOC [超星慕课]. Yaşamak Özel Ders Başlığı: Yaşamak, Kader, Tarih ve Anlatım Biçimi [超星慕课.《活着》教学专题:活着,命运,历史,以及如何叙述] [EB/OL].