Gezi’nin onuncu yılında Silivri Cezaevi’nden kaleme aldığı yazısında Tayfun Kahraman, direnişi “o hep beraber gördüğümüz en gerçek rüya” diye anarken, direnişin her şeye rağmen kardeşçe bir yaşamın örneklerini verdiğini hatırlatıyordu. Bir parkı korumak için başlayan birliktelik, mücadele boyunca oradaki hayatın nasıl sürdürüleceğine de biçim vermişti. Ortak mutfakta, revirde ve kütüphanede ihtiyaçlar birlikte karşılanırken, insanlar arasındaki ilişkiler de değişmiş; kardeşçe yaşam iddiası, savunulan alanın gündelik işleyişinde somutlaşmıştı. Bir mekânı savunmanın, oradaki hayatı yeniden örgütlemeye nasıl uzanabileceği, Gezi’nin önümüze koyduğu başlıca sorulardan biriydi.
Gezi deneyimi, kentsel mücadelelerle toplumsal dönüşüm arasındaki ilişkiyi daha geniş bir çerçevede düşünmeye çağırıyor. Zira siyasal iktidar mücadelesi, mekânın kullanımını belirleme ve kendini mekânda görünür ve kalıcı kılma mücadelesidir. Mekânın örgütlenişi, bir yandan egemen toplumsal ilişkilerin yeniden üretilmesine hizmet ederken diğer yandan insanların bir araya gelme, dayanışma ve kolektif hareket etme koşullarını da biçimlendirir. Mekân üzerine düşünmek ile bambaşka bir mekânı düşlemek arasındaki bağ burada beliriyor. Mekânı kullanma, sahiplenme ve dönüştürme pratikleri, hangi koşullarda antikapitalist toplumsal ilişkilerin kuruluşuna zemin hazırlayabilir?
Mekânı başka türlü örgütleme arayışları, mülkiyet ve iktidar ilişkilerinden bağımsız değil. Mekânın sermayeleşmesi ve rantın paylaşımı, bu sürecin başlıca uğrakları. Devletin planlama kararları ise sermaye birikiminin koşullarını hazırlarken hangi alanların değerleneceğini, ortaya çıkan değerden kimlerin yararlanacağını ve kimlerin yerinden edileceğini belirlemede önemli rol oynuyor. Böylece mekânsal düzenlemeler, sınıfsal eşitsizliklerin yeniden üretildiği ve siyasal hâkimiyetin kurulduğu süreçlerin parçası hâline geliyor. Türkiye’de AKP döneminin mekânsal politikaları, bu ilişkileri incelemek için önemli bir zemin sunuyor. Kentsel rantın üretimi ve paylaşımı hangi sınıfsal ittifaklara dayanıyor? Merkezî ve yerel yönetimler arasındaki mücadeleler bu ittifakları nasıl etkiliyor? Afet, kriz ve güvenlik gerekçeleriyle yürütülen müdahaleler mülksüzleştirme ve yerinden etme süreçleriyle nasıl birleşiyor? Milliyetçi ve muhafazakâr siyasetin aidiyet, rıza ve dışlama pratikleri mekânda nasıl karşılık buluyor?
Tüm bu süreçlerin kalbinde ise emeğin mekânla kurduğu özgül ve çelişkili ilişki var. Emek, kenti ve yapılı çevreyi üretirken, mekânın örgütlenişi de emeğin yeniden üretim koşullarını biçimlendiriyor. Bu ilişki, işçi sınıfının çalışma ve barınma koşullarından kamusal hizmetlere erişimine, bir araya gelme ve örgütlenme olanaklarına kadar gündelik hayatın bütününe uzanıyor. Bu koşulları değiştirme mücadeleleri de işyerinden mahalleye, konuttan kamusal alanlara uzanıyor. Böylece mekânın geleceği üzerinde söz sahibi olma talebi, farklı toplumsal kesimlerin mücadelelerini birbirine bağlayabiliyor. Ancak bu mücadelelerin hangi sınırlar içinde kaldığı açık bir tartışma konusu. Mevcut mülkiyet ve karar mekanizmalarına karşı gelişen kentsel mücadelelerin, alternatif bir mekânsallık ve gündelik hayat kurup kuramayacağı sorusu güncelliğini koruyor.
Komünist kent tahayyülleri, sosyalist kent ve kır deneyimleri, komünler ve arzulanan ilişkileri bugünden kurmayı amaçlayan prefigüratif örgütlenmeler, bu tartışmaya farklı tarihsel koşullardan ve siyasal ufuklardan katılıyor. Ölçekleri, mülkiyet biçimleri ve siyasal hedefleri farklılaşan bu deneyimler, gündelik hayatın dönüşümü ile toplumsal düzenin bütünü arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı sorusunda buluşuyor. Bu deneyimlerin vaatleri ile tarihsel sonuçları arasındaki gerilim de tartışmanın önemli bir parçasını oluşturuyor. Mülkiyetin ortaklaşması gündelik hayatı, işbölümünü ve karar yetkisinin dağılımını ne ölçüde değiştiriyor? Toplumsal ihtiyaçları kim tanımlıyor; üretimin, barınmanın ve bakımın örgütlenmesine kimler karar veriyor? Yerel bir deneyimin sürekliliği ile üst ölçekte planlama ve eşgüdüm ihtiyacı nasıl bağdaştırılabilir?
Tayfun Kahraman’ın anımsattığı o “en gerçek rüyanın” bir anı olmaktan çıkıp kalıcı bir toplumsal gerçekliğe dönüşmesinin, ancak mekânı dönüştüren bu ortak iradenin inatla sürdürülmesi ve büyütülmesiyle mümkün olduğunu biliyoruz. Biz de bu dosya ile mekânı biçimlendiren ve onun tarafından yeniden biçimlenen mücadeleleri ve başka türlü bir yaşam kurma girişimlerini ortak bir tartışma çerçevesinde ele almayı hedefliyoruz. Mekâna ilişkin eleştirel kuramsal birikimi tarihsel incelemeler ve güncel deneyimlerle buluşturan; alternatif mekânsallıkların olanaklarını, sınırlarını ve çelişkilerini değerlendiren katkıları bekliyoruz.
Bu çerçevede önerdiğimiz muhtemel konu başlıkları şunlardır:
- Sermaye birikimi, kentsel rant ve sınıfsal ittifaklar
- Konutun sermayeleşmesi, barınma ve mülksüzleştirme
- Türkiye’de ve AKP döneminde mekânsal dönüşümün ekonomi politiği
- Merkezî yönetim, yerel yönetimler ve kentsel siyaset
- Mekânın ideolojik kuruluşu: Milliyetçilik, muhafazakârlık, zor ve rıza
- Marksist mekân tartışmalarında süreklilikler ve ayrımlar
- Gündelik hayat, toplumsal cinsiyet ve toplumsal yeniden üretim
- Mekânsal ayrışma, dışlanma ve kamusal alan
- Kır-kent ilişkileri, ekolojik yıkım ve yaşam alanı mücadeleleri
- Planlama, mesleki bilgi ve siyasal iktidar
- İşçi sınıfının yaşam, kültür ve örgütlenme mekânları
- Lojistik ağlar, hizmet sektörü ve emeğin mekânsal denetimi
- Gündelik hayatta sınıf karşılaşmaları
- Göç, mültecilik ve kent içi sınırların inşası
- Barınma ve mahalle mücadeleleri, müşterekler ve kolektif yaşam
- Prefigüratif siyaset ve alternatif mekânsal örgütlenmeler
- Sosyalist kent ve kır deneyimleri, mekânsal ütopyalar ve komünist kent tahayyülleri
- Toplumsal ihtiyaçlar temelinde planlama ve alternatif yerel politikalar
***
Dosya için hazırlayacağınız metinlerin 3500 kelimenin altında, 10.000 kelimenin üzerinde olmamasını tercih ediyoruz (ancak istisnalara açığız). Metinlerinizi .doc veya .docx uzantılı dosya formatında göndermenizi ve ayrıca editoryal kolaylık açısından, en fazla 250 kelimelik bir özet göndermenizi de rica ediyoruz.
Yazılarınızda kullanacağınız çevrimiçi erişilebilir kaynakları, ilgili cümlelere gömülü olarak (hyperlink) ekleyebilir, metin açısından temel oluşturduğunu düşündüğünüz kaynakları ise Word’ün “Dipnot Ekle” özelliğini kullanarak metin sonu referansı biçiminde gösterebilirsiniz.
Yazı içerisinde kullanacağınız görsel malzemeyi, mümkünse kaynağını belirterek, bize göndereceğiniz mailde JPG veya PNG uzantılı dosya formatında ayrıca göndermenizi rica ediyoruz. Görsel malzemenin en az 720x… boyutlarında olması, görselin yayımlanma kalitesi açısından önemlidir.
Yazılarınızı editor@textumdergi.net adresine “DOSYA –Mekân” konu başlığı ile gönderebilirsiniz.
Özet gönderimi için son tarih: 15 Kasım 2026
Tam metinlerin gönderilmesi için son tarih: 10 Ocak 2027
Dosya çıkış tarihi: 1 Şubat 2027
İletişim: iletisim@textumdergi.net