çeviri- Page 3

Otoriter emek rejimlerinin bağrında serpilen direniş

Kırk yıldan uzun bir süredir, emeğin baskılanması son derece aşina olduğumuz mekanizmalarla sağlanıyor. Ücretler düşük tutuluyor, sözleşmeler güvencesizleştiriliyor, koruyucu önlemler zayıflatılıyor, emek temsiliyetini sağlayan kurumlar “çalışma barışı” adı altında çatışmaları dizginleyecek şekilde yeniden tasarlanıyor… Her şeye rağmen tüm bu hak erozyonu, emekçiler cephesinde tam bir kayıtsızlığı üretmeyi başaramıyor. Kendiliğinden grevlerde, enformel komitelerde, sendikalara baskı yapan taban örgütlerinde ve tüm bu parçalanmışlığın örgütsel bir güce nasıl dönüşeceği üzerine yapılan biteviye tartışmada yeni ve genellikle doğaçlama bir mücadele repertuarı gelişiyor. Bu söyleşide şu temel sorunun peşindeyiz: Otoriter emek rejimlerinde ne türden örgütlenmeler ayakta kalabilir? Türkçeye de çevrilen Güneyin İsyanı kitabının yazarı Immanuel Ness anlatıyor…

İradenin kötümserliği

“Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği…” Gramsci’ye atıfla neredeyse her bağlama zahmetsizce yapıştırılan meşhur deyişi tersyüz etmeyi öneren bu yazı, onu teselli dağıtan bir formüle indirgemeden, sözün asıl doğduğu strateji ve örgütlenme düğümlerine geri dönüyor. Konsey ve parti deneyimlerinin açtığı tarihsel imkânları bugünün örgütsel fetretiyle yan yana getiriyor; yeni güçleri okuyabilen, yeni biçimleri sınayabilen “laboratuvarlar” fikrinde ısrar ediyor. 4 Aralık 2025’te kaybettiğimiz, genç kuşak Marksist kuramcıların en yaratıcı isimlerinden Asad Haider’den, onun anısına…

İsyanın zamanı

Furio Jesi’nin 1960’ların sonlarında kaleme aldığı ve kendisi hayattayken yayımlanmayan “Spartaküs” başlıklı eserinden bir bölüm olan bu yazı, Jesi’nin 1968’de gittiği Paris’te ve daha sonra İtalya’da parçası olduğu toplumsal hareketlere olan sadakatinin izlerini taşır. İsyanın “tarihsel zamanı askıya aldığını”, devrimin ise “bütünüyle ve iradi bir biçimde tarihsel zamanın içine gömüldüğünü” öne sürerek isyan ile devrim arasındaki ayrım üzerine düşünen Jesi, yirminci yüzyılın belki de en önemli “yenilgiye uğramış” devrimlerinden biri olan Spartakist ayaklanmanın doğuşunu ve gelişimini inceleyerek ortaya koyar bu ayrımı. 1968’in elli beşinci, Gezi’nin onuncu yıl dönümünde Jesi’nin bu metni, çeşitli şekillerde yenilmiş, başarısız olmuş yahut devam eden isyanlar üzerine düşünmek için önemini hâlâ koruyan bir çerçeve sunuyor.

Dijital işçiye mektup

Dijital emek, bedenlerimizi yorgun ve tükenmiş hissettiriyor, zihnimizi karıştırıyor ve duygusal olarak bizi yıpratıyor. “Dijital emekçilere” seslendiği bu mektubunda Wark, dijital emeğin bedensel ve duygulanımsal maliyetlerine dikkat çekerken kafelerin armut koltuklarında “kendini gerçekleştiren”, dünyayı geze geze çalışan dijital işçi imajının ardındaki uykusuz saatleri, göz torbalarını ve özgürlük kılığına bürünmüş güvencesiz ve esnek yaşamları da ortaya koyuyor.

Barınma ve toplumsal yeniden üretim krizi

20 Ağustos 2020

Çağdaş kapitalist kentleşmenin acımasızlığı ve çağdaş konut sisteminin rekabetçiliği, bakım krizini şiddetlendirmekte ve kendi çıkarına kullanmaktadır. Eğer şehirciliğin bir geleceği olacaksa, barınma ve toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişkilerin hem daha iyi anlaşılması hem de kökten değiştirilmesi gerekir.

Dört elle yazmak

1 Ağustos 2020

Birlikte yazmanın temel sırrı, neticede ortaya çıkan metnin yazarların kendi başlarına üretebileceklerinin toplamından çok daha öteye geçebilmesinde yatıyor. Çalışma süreci elbette bileşik bir araştırma üzerine kurulu. Ancak argümanlara karar verme ve de özellikle yazma sürecinde bir çeşit simyacılık vuku buluyor ve Marx’ın bizzat işbirliğinden doğmakta olduğunu söylediği üretici gücü andıran bir şekilde, yeni bir element meydana geliyor.

Alfredo Saad-Filho: “Trump, Johnson ve Bolsonaro Bataklıkta”

26 Temmuz 2020

COVID-19 salgını sırasında Brezilya, İngiltere ve ABD’nin olağanüstü başarısızlıkları, bir daha asla olmaması gerekenler hakkında değerli dersler sunuyor: virüsün ortadan kalkmasını dileme, bir pandeminin halk sağlığı ve ekonomi üzerindeki potansiyel etkisini hafife almak, kaçınılmaz kısıtlamaları geciktirmek, ve çok daha fazlası… Bu başarısızlıklar, yıkımın temel nedenlerine de güçlü bir ışık tuttu.

Kapitalist nitelikleriyle neofeodalizm

14 Temmuz 2020

“Özgür ve eşit aktörler”, kapitalizmi feodalizmden ayıran yönetim mantığı kurgusudur. Feodalizm iç içe geçmiş bir hiyerarşiler sistemi değildir yalnızca, ama başkası için iş yapmaktan doğan sömürünün ortadan kaybolmadığı ve somut olarak deneyimlendiği bir sistemdir. Benim sorum bir bakıma Dean’in neofeodalizm dediği dönüşümler boyunca bu kurguya ne olduğu.

Neofeodalizm: Kapitalizmin sonu mu?

11 Temmuz 2020

Ya artık kapitalizm değil de daha kötü bir dönemin içindeysek? Bugün var olan hangi eğilimler kapitalizmin kendisini daha kötü bir şeye dönüştürdüğüne işaret ediyor?

Ateş sadece düştüğü yeri yakmaz

2 Temmuz 2020

1997 yılında layık görüldüğü Nobel Edebiyat Ödülü için yaptığı teşekkür konuşmasında Dario Fo, Madımak’ta yaşananlara da değinip tüm salonu hayatını kaybedenler için saygı duruşuna çağırmıştı. Katliamın 27. yıl dönümünde, konuşmanın ilgili bölümünü aktarıyoruz…

Romi Crawford: “Nefes Alamıyorum”

6 Haziran 2020

COVID-19’un ve George Floyd vakasının aynı sürekliliğin içerisinde tezahür ettiğini kabul etmek artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Neden mi? Çünkü ikisi de ABD’deki ırki ve sınıfsal ayrımı açık bir şekilde gözler önüne sermekte.

Achille Mbembe: “Nefes alma hakkı”

6 Haziran 2020

Şüphesiz, gökyüzüne kara bulutlar çöküyor. Yeryüzünün kısa süreliğine de olsa rahat bir nefes aldığı fikri gittikçe yaygınlaşırken adaletsizlik ve eşitsizlik tarafından boğazlanan insanlığın büyük bir kısmı boğulma tehdidi altında.

Wendy Brown: “Tezahürden yoruma”

1 Haziran 2020

Virüsün siyasal yöntemlerle kontrol edilebilmesi aynı zamanda finansın ve üretimin, nüfusun sağlığının ve ekonominin gidişatının ve her birimizin duygu dünyasının yönetimi anlamına geliyor.