çeviri- Page 2

Otoriter emek rejimlerinin bağrında serpilen direniş

Kırk yıldan uzun bir süredir, emeğin baskılanması son derece aşina olduğumuz mekanizmalarla sağlanıyor. Ücretler düşük tutuluyor, sözleşmeler güvencesizleştiriliyor, koruyucu önlemler zayıflatılıyor, emek temsiliyetini sağlayan kurumlar “çalışma barışı” adı altında çatışmaları dizginleyecek şekilde yeniden tasarlanıyor… Her şeye rağmen tüm bu hak erozyonu, emekçiler cephesinde tam bir kayıtsızlığı üretmeyi başaramıyor. Kendiliğinden grevlerde, enformel komitelerde, sendikalara baskı yapan taban örgütlerinde ve tüm bu parçalanmışlığın örgütsel bir güce nasıl dönüşeceği üzerine yapılan biteviye tartışmada yeni ve genellikle doğaçlama bir mücadele repertuarı gelişiyor. Bu söyleşide şu temel sorunun peşindeyiz: Otoriter emek rejimlerinde ne türden örgütlenmeler ayakta kalabilir? Türkçeye de çevrilen Güneyin İsyanı kitabının yazarı Immanuel Ness anlatıyor…

İradenin kötümserliği

“Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği…” Gramsci’ye atıfla neredeyse her bağlama zahmetsizce yapıştırılan meşhur deyişi tersyüz etmeyi öneren bu yazı, onu teselli dağıtan bir formüle indirgemeden, sözün asıl doğduğu strateji ve örgütlenme düğümlerine geri dönüyor. Konsey ve parti deneyimlerinin açtığı tarihsel imkânları bugünün örgütsel fetretiyle yan yana getiriyor; yeni güçleri okuyabilen, yeni biçimleri sınayabilen “laboratuvarlar” fikrinde ısrar ediyor. 4 Aralık 2025’te kaybettiğimiz, genç kuşak Marksist kuramcıların en yaratıcı isimlerinden Asad Haider’den, onun anısına…

İsyanın zamanı

Furio Jesi’nin 1960’ların sonlarında kaleme aldığı ve kendisi hayattayken yayımlanmayan “Spartaküs” başlıklı eserinden bir bölüm olan bu yazı, Jesi’nin 1968’de gittiği Paris’te ve daha sonra İtalya’da parçası olduğu toplumsal hareketlere olan sadakatinin izlerini taşır. İsyanın “tarihsel zamanı askıya aldığını”, devrimin ise “bütünüyle ve iradi bir biçimde tarihsel zamanın içine gömüldüğünü” öne sürerek isyan ile devrim arasındaki ayrım üzerine düşünen Jesi, yirminci yüzyılın belki de en önemli “yenilgiye uğramış” devrimlerinden biri olan Spartakist ayaklanmanın doğuşunu ve gelişimini inceleyerek ortaya koyar bu ayrımı. 1968’in elli beşinci, Gezi’nin onuncu yıl dönümünde Jesi’nin bu metni, çeşitli şekillerde yenilmiş, başarısız olmuş yahut devam eden isyanlar üzerine düşünmek için önemini hâlâ koruyan bir çerçeve sunuyor.

Dijital işçiye mektup

Dijital emek, bedenlerimizi yorgun ve tükenmiş hissettiriyor, zihnimizi karıştırıyor ve duygusal olarak bizi yıpratıyor. “Dijital emekçilere” seslendiği bu mektubunda Wark, dijital emeğin bedensel ve duygulanımsal maliyetlerine dikkat çekerken kafelerin armut koltuklarında “kendini gerçekleştiren”, dünyayı geze geze çalışan dijital işçi imajının ardındaki uykusuz saatleri, göz torbalarını ve özgürlük kılığına bürünmüş güvencesiz ve esnek yaşamları da ortaya koyuyor.

Kapitalizm dünyanın sonudur

28 Ağustos 2021

Dünya büyük bir yıkımın eşiğinde, hatta tam ortasında. Orman yangınları, seller, kıtlık, kuraklık, iklim değişikliği, salgın, göçmen karşıtlığı, faşizm tehlikesi… Bitmek bilmeyen bir felâketler silsilesi, bir kıyamet döngüsü. Dünya bir yok oluşa, korkunç bir sona doğru sürüklenirken bu döngüden “çıkış” nasıl mümkün olacak? Alternatif yok mu? Jodi Dean, dünyanın değil, kapitalizmin sonunu tahayyül etmenin gerekliliğinden hareketle, giderek yaygınlaşan “kapitalizmin alternatifsizliği” hissiyatına karşı, mücadelenin, yoldaşlığın ve dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.

Şiddet üzerine

25 Ağustos 2021

Ugo Palheta’nın Historical Materialism’in web sitesinde yayımlanan “Faşizm, faşistleşme, anti-faşizm” başlıklı yazısına cevaben kaleme aldığı bu yazısında David Renton, faşizmin şiddet ile ilişkisi üzerine bir tartışma yürütüyor.

Bolsonaro bir neofaşist mi?

11 Ağustos 2021

Ugo Palheta’nın Historical Materialism’in web sitesinde yayımlanan “Faşizm, faşistleşme ve anti-faşizm” başlıklı yazısıyla başlayan faşizm tartışmasına bir katkı olarak kaleme aldığı bu yazıda Valerio Arcary, Brezilya özelinde yaşanan gelişmeler ışığında Bolsonaro’nun politik konumunu tartışıyor.

Emperyalizm ve faşizmin feodal bilinçdışı

7 Ağustos 2021

Ugo Palheta’nın Historical Materialism’de yayımlanan “Faşizm, faşistleşme ve anti-faşizm” başlıklı yazısına cevaben kaleme aldığı bu yazıda Ken Kawashima, faşizmi kapitalizmin emperyalist aşamasında yaşanan krize yönelik bir reaksiyon olarak ele almayı öneriyor.

Evrensel faşizm?

2 Temmuz 2021

Ugo Palheta’nın Historical Materialism’de yayımlanan “Faşizm, faşistleşme, anti-faşizm” başlıklı makalesine yanıt olarak kaleme aldığı bu yazısında Enzo Traverso, son yıllarda küresel ölçekte yükselen aşırı sağ hareketlerin “post-faşist” olarak nitelediği özgün yanlarını anlatıyor. Evrensel bir “faşistleşme” dalgasına karşılık Traverso, ulusal bağlamların çeşitliliğini gözeten bir anti-faşist mücadeleye olan ihtiyacı vurguluyor.

Marx’ın “Tehlikeli Sınıfları”

16 Haziran 2021

Andy Merrifeld bu yazısında, Marx’ın lümpen proletarya kavramını odağına alarak, ama ona Frantz Fanon ve Bakunin üzerinden eleştiri de getirerek, “tehlikeli sınıflar” etrafında örülebilecek bir siyasallığın imkânlarını tartışıyor. Spinoza’nın dediği gibi, “avam korkmazsa korkutucu olur”; Merrifield da, Kara Panterler’den Balzac romanlarının lümpen karakterlerine, Amerikan gettolarından Paris banliyölerine kadar bir dizi örnek üzerinden, korkulan olmanın, tehlikeli olmanın, işsiz olmanın, boş zamana sahip olmanın, Marx’ın kavrama yüklediği olumsuzluğun aksine, tahripkar bir siyasallığın bileşenleri olabileceğini iddia ediyor.

Yorgunluk Virüsü

29 Mayıs 2021

Covid-19, toplumsal patolojik fay hatlarını derinleştiriyor, hâlihazırda “tükenmiş” toplumumuzu daha da yıpratıyor ve bizi toplu bir hâlsizliğe sürüklüyor. Bu sebeple, koronavirüsün “yorgunluk virüsü” olarak anılması da gayet yerinde olur. Yakında virüsü alt etmek için yeteri kadar aşımız olacak, lakin depresyon pandemisi için aynı şey geçerli değil.

Yaşanabilir bir dünya yaratmak

23 Nisan 2021

Time Dergisi’nde yayımlanan bu kısa değerlendirmesinde Judith Butler, yaşadığımız gezegenle kurduğumuz ilişkiyi COVID-19 ve toplumsal eşitsizlikler bağlamında yeniden ele alıyor. Pandemi ile pekişen karşılıklı bağlılık hissine vurgu yapan yazar, yaşanabilir bir dünya yaratmanın yolunun katılaşmış bireyselliklerimizi dağıtmaktan geçtiğini söylüyor.

Tükenmişlik ve Özgürleşme

4 Nisan 2021

Sokakların boşalıyor olmasının yol açtığı umutsuzluk, kayıtsızlığa teslim olmanın hissettirdiği suçluluk ve örgütün çözülüşünün getirdiği endişe… Tükenmişlik, tarihsel bir dönem, bir “çağ” teşkil ediyor mu? Bu durum hakkında ne yapabiliriz? Bu soruyu cevaplamak, ciddi ve rahatsız edici bir şekilde tükenmişlikle hesaplaşmak anlamına geliyor.

Feminizm finansallaşmaya karşı

Feminist hareket, kamu borçluluğu meselesinin henüz gündemin ana belirleyeni hâline dönüşmediği günlerde bile özel/aile-içi olarak görülen borçlandırma ile kamusal borçlandırma arasındaki köprüyü kurabilmişti. Bu başarısının arkasında yatan ise, feminist hareketin borcun bizatihi kendisini bir çeşit itaat üretme makinesi olarak ortaya koyabilmesidir.

Kitap İncelemesi: “Dissensus: Politika ve Estetik Üzerine”

15 Kasım 2020

Günümüz felsefesinin en yaratıcı ve belki de bu sebeple en ayrıksı isimlerinden Jacques Rancière’nin kısa metinlerini bir araya getiren “Dissensus: Politika ve Estetik Üzerine” başlıklı derleme geçtiğimiz günlerde Ayrıntı Yayınları etiketiyle Türkçe olarak raflarda yerini aldı. Todd May’in kaleme aldığı bu inceleme 2010 yılında Notre Dame Philosophical Reviews’da yayımlandı. İncelemeyi, kitabın Türkçe baskısı vesileyle okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.

Slavoj Žižek: “Biden yalnızca Trump’ın daha insancıl gözüken bir versiyonu”

5 Kasım 2020

Temel antagonizma kurulu düzen ile Sol arasındadır. Bunun en açık şekilde ortaya çıktığı yer son başkanlık münazarası. Trump münazarada Biden’ı “Ücretsiz Sağlık Sigortası”nı savunmak ve “Sanders’la aynı fikirde” olmakla itham etti. Biden’ın cevabı ise “Ben Bernie’yi yenerek geldim.” oldu. Bu cevabın mesajı açık: Biden yalnızca Trump’ın daha insancıl gözüken bir versiyonu, birbirlerine muhalif olsalar da düşmanları bir.

Akademik emeğin yabancılaşması ve kitlesel akliyatın imkânları üzerine

25 Ekim 2020

Yabancılaşmış emeğin üstesinden gelme çabasında praksis, özgün bir eleştiri ortaya koyabilmek için umutsuzluk ile barışmayı, ve sonrasında da bu umutsuzluğun öğretilmesini gerektirir. Öyleyse ana ilke, bu gibi bir eleştiriyi işçiler ile kemer sıkma politikalarının tesir ettiği öteki kesimlerin birlikte kuracağı bir dayanışma üzerine düşünmek için kullanmak olmalıdır.

Üniversite deneyimi: Neoliberalizm müştereklere karşı

25 Ekim 2020

Bilginin değerine ilişkin birbiriyle çelişen bu iki anlayış, üniversitenin fildişi kulesinin ötesine doğru genişleme, toplumsal organizasyona ilişkin iki farklı tahayyülü tetikleme potansiyeli taşıyor: biri meta üzerine kurulu, bilginin, kaynakların ve hakların özel mülkiyetini esas alan, diğeri ise müştereklerden ilham alan tahayyül. Öyleyse, politik olarak önümüzde duran soru şu: Her şeyi mülkiyet ve yatırım nesnesine indirgeyen neoliberal projeye karşı müşterekleri nasıl geliştirebilir, ortaklığı nasıl özneleştirir ve bir yaşam biçimi haline getirebiliriz?

Covid-19’dan sonra bizi ne bekliyor?

29 Eylül 2020

2008 krizinin ardından hegemonya bunalımı yaşayan neoliberalizmin yıllar süren özelleştirme ve kemer sıkma politikaları sonucunda işlevsiz hale getirdiği “kamusallığı” tartıştığı bu yazısında Chantal Mouffe, mevzubahis krizi Covid-19 bağlamında ele alıyor ve sağ’a kaptırılmaması gereken bir imkân olarak değerlendirilmesi gerektiğini iddia ediyor.

Walter Benjamin: Mülteci ve Göçmen

26 Eylül 2020

Eleştirel düşüncenin özgün kalemlerinden Walter Benjamin, 80 yıl önce bugün Nazilerin işgali altındaki Fransa’dan ayrılmaya çalıştığı sırada yaşamına son verdi. Benjamin’in ölüm yıl dönümünde, onun önemli metinlerini İngilizceye çevirmiş olan Esther Leslie’nin 5 yıl önce kaleme aldığı metinden parçaları çevirdik.

Siyasi düşünce tarihinin süzgecinden ‘iptal kültürü’

13 Eylül 2020

Verso yayınlarından çıkan Mistaken Identity adlı kitabın yazarı Asad Haider, “iptal kültürü” terimini ifade özgürlüğü tartışmalarının tarihselliği içerisinden okumayı teklif ettiği bu yazısında tartışmaların beslendiği maddi olayları özetleyip; ortaya çıkan kutupların sınırlarını netleştiriyor.

Savaş ve Pandemi

5 Eylül 2020

Deneyimli gazeteci Patrick Cockburn, kendi “salgın” ve “savaş gazeteciliği” deneyimlerinden hareketle günümüzün koronavirüs salgınını ve onun yarattığı “pandemi gazeteciliğini” ele alıyor. “Gazetecilik yaptığım savaşların hiçbiri kesin olarak bitmiş değil. Fakat bunların unutulmasının asıl sebebi, artık haber bültenlerinde yer almıyor olmaları.” diyen Cockburn’e göre, başarılı bir aşı bulunamazsa, benzer bir durumun Covid-19 için yaşanması işten bile değil.