Dosya

Marx’ın “Tehlikeli Sınıfları”

16 Haziran 2021

Andy Merrifeld bu yazısında, Marx’ın lümpen proletarya kavramını odağına alarak, ama ona Frantz Fanon ve Bakunin üzerinden eleştiri de getirerek, “tehlikeli sınıflar” etrafında örülebilecek bir siyasallığın imkânlarını tartışıyor. Spinoza’nın dediği gibi, “avam korkmazsa korkutucu olur”; Merrifield da, Kara Panterler’den Balzac romanlarının lümpen karakterlerine, Amerikan gettolarından Paris banliyölerine kadar bir dizi örnek üzerinden, korkulan olmanın, tehlikeli olmanın, işsiz olmanın, boş zamana sahip olmanın, Marx’ın kavrama yüklediği olumsuzluğun aksine, tahripkar bir siyasallığın bileşenleri olabileceğini iddia ediyor.

“Emancipating knowledge”: Interview with Alexandra Elbakyan, the founder of Sci-Hub

Sci-Hub today holds considerable significance for scientific knowledge. Ranging from university students to professors, many in the science community have to call on Sci-Hub in order to autonomously produce and access knowledge. We spoke with Alexandra Elbakyan, the founder of Sci-Hub, about what makes our path converge with that of science on this platform.

“Bilgiyi özgürleştirmek”: Sci-Hub kurucusu Alexandra Elbakyan ile söyleşi

Bugün Sci-Hub bilimsel bilgi açısından hatırı sayılır bir öneme sahip. Özgürce bilgi üretebilmek ve hâlihazırda üretilmiş olan bilgiye erişim sağlayabilmek için, üniversite öğrencilerinden öğretim görevlilerine bilim komünitesinin parçası olan birçok insanın yolu Sci-Hub’tan geçmek durumunda. Bilimin yoluyla bizim yolumuzu Sci-Hub’da kesiştirenleri, kurucusu Alexandra Elbakyan ile konuştuk.

Claude Lefort, demokrasi ve iktidarın boş yeri

Bugün demokrasi üzerine yeniden düşünmeyi zorunlu kılan koşullar onun sembolik ve siyasal anlamına da dönüp bakmayı gerektiriyor. Lefort bu zorunluluğu demokrasilerden totalitarizme geçişi anlamak için hissetmişti. Günümüzde de siyaset teorisi, neoliberalizmin halkın egemenliği idealiyle kurduğu göstermelik bağı ve kitlelerin halk olma, kendisini bir topluluk olarak tarif etme karakteri üzerinde yarattığı tahribatı anlamak için bu sembolik dönüşümü yeniden ele almalı.

DOSYA: “Çin: ‘Doğunun Hasta Adamı’ndan Hasta Sistemin Sacayağına”

25 Temmuz 2026

Çin’in özgün deneyimlere sahne olan sosyalist geçmişini ve kapitalist dünya ekonomisi içinde sahip olduğu ayrıksı konumu anlamlandırmaya yönelik çabaların, mevcut küresel devrimci potansiyele ve gelecekte nasıl daha eşitlikçi ve katılımcı bir sistem kurulabileceğine dair yürütülen tartışmalar açısından önemli bir başlık teşkil ettiğini düşünüyoruz.

Çin deneyimi

25 Temmuz 2026

Dünya devrimi beklentisinin sönümlendiği, sosyalizmin ulusal devletlerin sınırları içinde savunulmak zorunda kaldığı bir yüzyılın ardından Çin’in yükselişi ne anlama geliyor? Komintern’den Maoist praksise, Kültür Devrimi’nden neoliberal küreselleşmeye uzanan Çin deneyimi, son yüzyılın değişen “baş çelişkileri” içinde nasıl okunabilir? Bu soruların izinde Torkil Lauesen, sosyalist ufkun bugün çok kutuplu bir dünya düzeninde yeniden küresel ölçekte kurulma imkânları üzerine düşünüyor…

Çin: Kapitalizmin tarihsel sınırlarında bir anomali

25 Temmuz 2026

Kapitalist ve emperyalist bir güç mü, ABD hegemonyasına karşı duran anti-emperyalist bir ülke mi, yoksa sosyalizm ile kapitalizm arasında bir geçiş toplumu mu? Çin üzerine süren tartışmalar çoğu zaman bu kategoriler etrafında dönüyor. Çin’in niteliğini tek başına Çin’e özgü bir mesele olarak değil, günümüz kapitalizminin çelişkileri içinde beliren özgül bir tarihsel olgu olarak ele alan bu yazı, onun dünya pazarıyla kurduğu ilişkiye, devletin ekonomideki rolüne ve kapitalizmin bugünkü sınırlarına bakmayı öneriyor. Ali İleri’nin yazısı…

İkinci Soğuk Savaş ve 21. yüzyılda ABD-Çin rekabeti

ABD ile Çin arasındaki rekabet, ticaret savaşlarından askerî ittifaklara, yarı iletkenlerden yapay zekâya uzanan çok katmanlı bir güç mücadelesine dönüşüyor. Küreselleşmenin eski vaatleri çözülürken, üretimden finansa, altyapıdan dijital teknolojilere uzanan ağların kimin denetiminde yeniden kurulacağı sorusu 21. yüzyıl uluslararası düzeninin merkezine yerleşiyor. İlk Soğuk Savaş keskin bloklara dayanıyordu. Bugünkü çatışma ise küresel bağlantıları koparmaktan çok, onları yeni güç merkezleri etrafında örgütleme mücadelesi olarak şekilleniyor. Emre Demir ve Sırma Altun’dan “Yeni Soğuk Savaş” tartışmaları bağlamında ABD-Çin rekabeti üzerine bir değerlendirme…

Çin’de parti-devlet, piyasa ve emek rejimi: Hukou’dan tizhi’ya bir okuma

25 Temmuz 2026

Çin’de reform dönemi, emeği köyden kente taşıdı ama kente gelen herkesi aynı ölçüde kentli yapmadı. Hukou sistemi, hareket etme imkânı ile yerleşme hakkı, çalışma ile sosyal güvence, piyasaya dahil olma ile kente ait sayılma arasındaki ayrımı düzenleyen temel kurumlardan biri olarak varlığını sürdürdü. Bu yazı, Çin’in sosyalist piyasa ekonomisini devlet-piyasa ikiliğinin ötesinden, emeğin hangi koşullarda dolaşıma sokulduğu ve hangi sınırlar içinde üyeliğe kabul edildiği sorusu üzerinden okuyor. Hukou’dan tizhi’ya uzanan hat, reform sürecinde üretimin, piyasanın, sınıfsal konumların, mekânsal aidiyetin ve toplumsal hakların birlikte yeniden düzenlendiğini gösteriyor. Emre Erol yazdı…

Maoist Çin’de iktisadi ve insani kalkınma

25 Temmuz 2026

Maoist Çin’in ilk otuz yılı, yaygın anlatıda çoğu zaman iktisadi irrasyonalizm, kıtlık ve siyasal felaketlerle özdeşleştirilir. Oysa aynı dönemde sanayileşme ve tarımsal modernleşme hız kazanmış, kamusal sağlık hizmetleri ile kitlesel eğitim yaygınlaşmıştır. Çin’in sonraki yükselişini mümkün kılan maddi ve insani temeller de büyük ölçüde bu yıllarda atılmıştır. Somut verilerden hareketle sosyalizmin başarısızlığına dair yerleşik kabulleri sorgulayan Onurcan Ülker, nostaljik güzellemelerin ve anti-komünist indirgemelerin ötesinde Maoist kalkınma deneyimini yeniden değerlendiriyor…

“Maoizmin derdi devrimi kazanmaktır”: Fred Engst ile Çin’in geçmişi, bugünü ve daha fazlası üzerine

“Kızıl bezli bebek”, Kızıl Muhafız, işçi, akademisyen, eylemci… Fred Engst (Çince adı: 阳和平 Yang Heping) olağanüstü bir yaşam öyküsüne sahip. Çin Devrimi’ne katılmak üzere ABD’den bu ülkeye gelen bir anne babanın çocuğu olarak 1952’de Pekin’de dünyaya geldi. Xi’an’daki devlete ait bir çiftlikte büyüdü, Kültür Devrimi’ne Kızıl Muhafız olarak katıldı ve ardından beş yıl boyunca Guanghua Kereste Fabrikası’nda çalıştı. 1970’lerin ortalarında taşındığı ABD’de bir yandan işçilik yaparken bir yandan öğrenimini sürdürdü; 1997’de Rutgers Üniversitesinden iktisat doktorasını aldı. 2007’de kesin dönüş yaptığı Çin’de bugün Uluslararası İş ve İktisat Üniversitesinde ekonometri dersleri veriyor. Olağanüstü kişisel ve siyasal deneyimlerinden hareketle kapitalizme geri dönüşü, emperyalizmi, Kültür Devrimi’ni ve Maoizmin güncelliğini ele alan Fred Engst, Onurcan Ülker ve Sinan Jabban’ın sorularını yanıtladı…

“Ne emperyalist ne de antiemperyalist”: Minqi Li ile Çin’in dünya sistemindeki yeri üzerine

Çin’in dünya sistemindeki konumu ve Çin devletinin sınıf karakteri, günümüzün eleştirel akademik ve siyasal tartışmalarında en ihtilaflı başlıklardan biri hâline geldi. Çin’in emperyalist bir güce dönüşüp dönüşmediği (ya da böyle bir dönüşüm sürecinde olup olmadığı) sorusu etrafında hem Çin Yeni Solu içinde hem de uluslararası yazında süren tartışmaların en güçlü seslerinden biri Minqi Li. Utah Üniversitesinde siyasal iktisat alanında çalışmalarını sürdüren Li, kapitalist-emperyalist dünya sistemi içinde Çin’in konumuna, devletin sınıf karakterine ve emperyalizm tartışmasına ilişkin Onurcan Ülker’in sorularını yanıtladı.

Marx ve Çin Devrimi

25 Temmuz 2026

Çin Devrimi, yirminci yüzyılın en büyük toplumsal dönüşümlerinden biriydi. 1949’da açılan tarihsel eşik, Çin’in ulusal bağımsızlığını ve siyasal birliğini tesis ederken eski toplumun iktisadi, kültürel ve sınıfsal yapısını da köklü biçimde dönüştürdü. Bu devrimci süreç, savaş ve yoksullukla harap olmuş bir ülkenin yeniden kuruluşunu, halkın tarihsel bir özne olarak sahneye çıkışını ve sosyalist modernleşmenin bütün çelişkileriyle birlikte şekillenmesini mümkün kıldı. Marx’ın tarihsel yöntemi ışığında sınıf ile ulus, emperyalizm ile kalkınma, devrimci iktidar ile kesintisiz devrim arasındaki gerilimler ve Çin Devrimi’nin dünya-tarihsel anlamı üzerine Lin Chun’dan tarihsel ve kuramsal bir muhasebe…

Siyasal bir makine olarak Maoizm

25 Temmuz 2026

2018 yazında Shenzhen’deki Jasic fabrikasında bir grup işçi, ağır çalışma koşullarına ve keyfî yönetime karşı örgütlenmeye çalıştı. Onlara destek veren genç sosyalist ve Maoist öğrencilerle birlikte Jasic, bugün Çin’de Maoist mirasın imkânlarını ve açmazlarını görünür kılan siyasal bir eşik haline geldi. Kitle çizgisi ile öncü örgüt, devrimci sadakat ile dogmatizm, geçmişin mirası ile bugünün somut mücadeleleri arasındaki gerilimler üzerinden Qian Zhongkai, Jasic’in acı ama öğretici yenilgisinden hareketle Maoizmi yeniden düşünmeye çağırıyor. Alessandro Russo’nun Qian’ın metni üzerine kısa değerlendirmesi eşliğinde…

Yol dolambaçlıdır

25 Temmuz 2026

Çin’in küresel etkisi çoğunlukla ekonomi, ticaret ve üretim gücüyle anılır. Ancak 1960’larda Çin, yükselen bir ekonomiden fazlasıydı. Maoist Çin, bu dönemde dünya çapındaki radikal hareketler için siyasal ve ideolojik bir ilham kaynağı oldu. Matthew Rothwell’den, bu etkinin 1970’lerde nasıl çözüldüğü ve Çin Devrimi mirasının bugün yeniden düşünülüp düşünülemeyeceği üzerine…

Geçiş Toplumu Kuramı: Mao Zedong ve Şanghay Okulu

Çin Kültür Devrimi’ne yön veren çetin iktidar mücadelelerinin ardında, sosyalizmin geleceğine ilişkin köklü bir kuramsal arayış yatıyordu. Mao Zedong ve Şanghay Okulu, devrimden sonra sınıfların hangi koşullarda yeniden oluşabileceğini, yeni bir burjuvazinin sosyalist toplumun bağrında nasıl filizlenebileceğini ve kapitalizme dönüşün maddi kaynaklarını araştırdı. Bu makale, geçiş toplumunun çelişkilerini açıklayacak özgün bir kuram geliştirme çabasının izini sürerken, bu arayışın açtığı ufku ve çözümsüz bıraktığı soruları da gözler önüne seriyor.

Bürokratizmle mücadele üzerine

25 Temmuz 2026

Mao Zedong, 1950’lerin ikinci yarısından itibaren, sosyalizm koşullarında sınıfların ve sınıf mücadelesinin varlığını sürdürdüğü düşüncesini geliştirmeye başladı. “Proletarya diktatörlüğü altında sınıf mücadelesi” çerçevesinde formüle edilen bu yaklaşım, dönemin egemen Sovyet anlayışından ayrılıyordu. Mao’ya göre üretim araçlarının kolektifleştirilmesi kapitalizme geri dönüş tehlikesini ortadan kaldırmıyor; Parti ve devlet aygıtı içinde ayrıcalıklı konumlar edinen kadrolar yeni bir burjuvazinin dayanağına dönüşebiliyordu. Mao’ya atfedilen 1963 tarihli “Bürokratizmle Mücadele Üzerine”, Çince özgün metninden eksiksiz çevirisiyle ilk kez Türkçede…

DOSYA: “Otoriter Emek Rejimleri ve Fiilî İşçi Eylemleri”

1 Şubat 2026

İşçi sınıfının fiilî eylemlerindeki gözle görülür artışı kapitalizmin bu tarihsel kesitinde işçilerin ortaya koyduğu “ekmek ve haysiyet mücadelesinin” bir tezahürü olarak okuma arayışı bizleri bu dosyayı hazırlamaya yönelten faktörlerin başında geliyor.

Otoriter emek rejimlerinin bağrında serpilen direniş

Kırk yıldan uzun bir süredir, emeğin baskılanması son derece aşina olduğumuz mekanizmalarla sağlanıyor. Ücretler düşük tutuluyor, sözleşmeler güvencesizleştiriliyor, koruyucu önlemler zayıflatılıyor, emek temsiliyetini sağlayan kurumlar “çalışma barışı” adı altında çatışmaları dizginleyecek şekilde yeniden tasarlanıyor… Her şeye rağmen tüm bu hak erozyonu, emekçiler cephesinde tam bir kayıtsızlığı üretmeyi başaramıyor. Kendiliğinden grevlerde, enformel komitelerde, sendikalara baskı yapan taban örgütlerinde ve tüm bu parçalanmışlığın örgütsel bir güce nasıl dönüşeceği üzerine yapılan biteviye tartışmada yeni ve genellikle doğaçlama bir mücadele repertuarı gelişiyor. Bu söyleşide şu temel sorunun peşindeyiz: Otoriter emek rejimlerinde ne türden örgütlenmeler ayakta kalabilir? Türkçeye de çevrilen Güneyin İsyanı kitabının yazarı Immanuel Ness anlatıyor…

Oyunbozanların direnişi

“Kim yaptığım işi merak etsin ki?” Emeğin sıradanlaştırıldığı, dar bir alana hapsedildiği ve görünmezleştirildiği dönemlerde bu soru daha sık karşımıza çıkar—ve tam da bu yüzden önemlidir. Jamie Woodcock, yıllara dayanan saha çalışmalarından ve Notes from Below kolektifiyle yürüttüğü deneyimlerden hareketle, işçi hikâyelerini örgütlenmenin çıkış noktası olarak ele alıyor: Hikâyeler çalışma koşullarını söze döker, kıyaslanabilir hâle getirir ve işyerleri arasında dolaşıma sokar. Bu söyleşide sınıf bileşimi ve işçi soruşturmasını; fiilî grevlerin nasıl olup da çoğu zaman dayatılan itaat düzeninde ilk kamusal kopuş anına dönüştüğünü; sendikaların tıkandığı, güvencesizliğin yalnızlaştırdığı anlarda “oyunbozanların” kabullenmişliğe karşı nasıl gedikler açtığını konuşuyoruz.

İradenin kötümserliği

1 Şubat 2026

“Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği…” Gramsci’ye atıfla neredeyse her bağlama zahmetsizce yapıştırılan meşhur deyişi tersyüz etmeyi öneren bu yazı, onu teselli dağıtan bir formüle indirgemeden, sözün asıl doğduğu strateji ve örgütlenme düğümlerine geri dönüyor. Konsey ve parti deneyimlerinin açtığı tarihsel imkânları bugünün örgütsel fetretiyle yan yana getiriyor; yeni güçleri okuyabilen, yeni biçimleri sınayabilen “laboratuvarlar” fikrinde ısrar ediyor. 4 Aralık 2025’te kaybettiğimiz, genç kuşak Marksist kuramcıların en yaratıcı isimlerinden Asad Haider’den, onun anısına…

Troublemakers’ resistance: An interview with Jamie Woodcock

“Why would anyone want to read about my work?” It’s a question that comes up whenever labour is made to feel ordinary, private, and not worth noticing—and that’s precisely why it matters. Drawing on years of fieldwork and his work with the Notes from Below collective, Jamie Woodcock treats workers’ stories as a starting point for organizing: a way to make conditions speakable, comparable, and shareable across workplaces. In this interview, we discuss class composition and workers’ inquiry, why wildcat strikes so often become the first public break in enforced obedience, and how “troublemakers” push against resignation when unions stall and insecurity isolates. From the hidden rules of platform work to the visibility of street-level resistance, Woodcock insists that class struggle hasn’t disappeared—it keeps resurfacing in places we’re told not to look.

DOSYA: “Dünden Bugüne, Devletten Topluma Borç”

27 Ekim 2024

Bu dosya çalışması, temel olarak şöyle bir sorudan türemişti: Paranın tarihi kadar eski olan borç kavramının özellikle 2008 sonrası emekçi haneler açısından finansal borçlanmaya evrilmesi ile birlikte ortaya çıkan dinamik, yalnızca bir miktar ve yaygınlık sorunu mu?

1 2 3 … 5