/

DOSYA: “Üniversite: Eğitim, Bilim, Mücadele”

Üniversite, her geçen gün artan yoğunlukta bir saldırı ile karşı karşıya. Niteliksizleşen eğitim, kadrolaşma, kariyerizm, piyasalaşma, güvencesizlik, gelecek kaygısı, eleştirel düşünceye tahammülsüzlük, ihraç edilen hocalarımız, iş’e yaramayan diplomalarımız… Bu dosya, süregiden bu saldırılar karşısında basitçe bir savunma olmanın ötesinde, neler olup bittiğini anlamak ve başka bir ihtimalin imkânlarını da sorgulamak niyetiyle hazırlandı.

Oku

Merhaba!

Üniversite, her geçen gün artan yoğunlukta bir saldırı ile karşı karşıya. Böylesi bir dönemde, üniversiteyi konu alan bir dosya çalışması, textum açısından bir “memleket meselesi” olduğu kadar aynı zamanda bir “iç mesele” de. Üniversite bizim için bir memleket meselesi, çünkü neoliberal projenin üniversiter sistem üzerinde yarattığı çözülmenin yanı sıra AKP’nin de doğrudan saldırısının hedefinde. Niteliksizleşen eğitim, kadrolaşma, kariyerizm, piyasalaşma, güvencesizlik, gelecek kaygısı, eleştirel düşünceye tahammülsüzlük, ihraç edilen hocalarımız, iş’e yaramayan diplomalarımız… Üniversite bizler için aynı zamanda bir iç mesele, çünkü bu alanın özneleri olarak içinde bulunduğumuz toplumsallığın üzerine düşünme ve eleştirisini yapabilme ufkuyla harekete geçtiğimizi söylemiştik. Birlikteliği, adına “Üniversite” denilen kurum aracılığıyla mümkün olmuş ve tamamı üniversitelilerden oluşan bir çevrim-içi yayın kolektifi olarak işe ‘bulunduğumuz yeri’ sorgulayarak başlamanın etik ve politik bir anlamı olduğuna da inanıyoruz.

Bu dosya, süregiden bu saldırılar karşısında basitçe bir savunma olmanın ötesinde, neler olup bittiğini anlamak ve başka bir ihtimalin imkânlarını da sorgulamak niyetiyle hazırlandı. Elbette –KHK’ler ile üniversitelerinden uzaklaştırılan hocalarımızın da söylediği gibi “üniversiteyi terk etmiyoruz”; ancak mevcut hâliyle var olan üniversiteye de “sığamıyoruz”. Tam da böylesi bir noktadan hareketle, mevcut saldırılar karşısında barikatlarımızı terk etmeden; fakat buranın sınırlarının da farkında olarak, başka bir arayışın peşinde olmanın önemini teslim ediyoruz.

Ortada bir saldırı –ve buna karşı bir mücadele– varsa, muhakkak ki bir taraf da olmalı. Bu bağlamda tarafımız net: Hayatın hemen hemen her alanının -ve dahi bireysel yaşamlarımızın kendisinin- güçlü bir biçimde piyasa kategorileriyle yeniden tanımlanır hâle geldiği neoliberal projenin ve onun Türkiye’deki başat aktörü AKP’nin karşısındayız. Belki daha da önemlisi, sorumluluklarımızın da farkındayız: Üniversiteye yönelik saldırıda “dışsal” kuvvetler kadar burada eyleyen özneler olarak bizlerin rolünün de bilincindeyiz. Tam da bu nedenle başka bir üniversiteye dönük arayışımızı “hemen, şimdi ve burada” hayata geçirmek gerektiğine inanıyoruz.

Dosyada yer alan yazılarımız da bu niyetle oldukça kapsamlı bir zemin üzerinden yükselip, meselenin farklı çehrelerine ışık tutmayı amaçlıyor. Üniversite fikrinin toplumsallığından akademik bilginin metalaşmasına, neoliberal dönüşümden öğrenci borçluluğuna, alternatif üniversite deneyimlerinden diplomalı işsizliğe kadar geniş bir çerçevede üniversitenin yaşadığı dönüşümü ve bu dönüşümün içerisinde kendi konumumuzu anlamaya çalıştık. Şüphesiz eksik bıraktığımız çok şey oldu; fakat çağrımıza aldığımız karşılık da gösterdi ki meseleye dair konuşulacak çok fazla konu biriktirmişiz. Bu dosya böylesi bir hesaplaşmanın ve gelecekte yanıtlarını bulacağımıza inandığımız yeni sorular sormanın da mecrası oldu. 

Dosya kapsamında yayımladığımız ilk içerik olan ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyeleri Ömür Birler, Mustafa Kemal Bayırbağ ve Tarık Şengül ile ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Barış Mücen’in katıldığı yuvarlak masa toplantısı neoliberal dönüşüm bağlamında üniversiteye ne olduğuna ve tersinden üniversitenin bu dönüşüm içerisinde oturduğu pozisyona ilişkin “içeriden” bir sorgulamaya girişiyor. Yürütücülüğünü Halil Can İnce ve Emir Aydoğan’ın üstlendiği bu toplantıda, hem konu üzerine çalışmaları bulunan hem de alanın özneleri olan katılımcılar; üniversite fikrinin kendisinden bu fikrin dünü, bugünü ve yarınına, akademinin piyasalaşması ve yoğunlaşan emek sömürüsünden yükseköğretimin kitleselleşmesine, AKP’nin Türkiye’de üniversiteler üzerinde yarattığı köklü değişim ve üniversiteye saldırılarından üniversitenin toplumsal anlamı ve muhalif potansiyeline, bütün bunlarla beraber üniversitenin bugünkü görünümü ve kendi içerisinde barındırdığı çatışmalı durumlar ve çelişkilere, ve elbette salgın bağlamında üniversitenin kaybolan mekânsallığına ve geleceğine dek uzanan geniş bir skalada konu başlığını ele alıyorlar.

Ozan Siso’nun kâğıda döktüğü “Türkiye’de İş, Ekmek, ‘Akademik’ Özgürlük” adlı çalışma, günümüz Türkiye’sinde akademiyi ve bununla ilişkili olarak standartları sürekli düşen bilimsel eğitim, öğretim ve üretimi tarihsel materyalist bir bakış açısıyla irdeliyor. Antikçağdan XX. yüzyılın başına; cumhuriyetin ilk yıllarından günümüz Türkiye’sine akademinin önündeki siyasal iktisadi engel ve baskıların izini sınıf mücadelesi ekseninde süren bu çalışma, öğrenciler de dâhil olmak üzere akademi mensuplarından gasp edilen iş, ekmek ve özgürlük üçgeninde mevcut durumun bir değerlendirmesini sunuyor. Olan bitene bugünden direnilerek yarının şimdiden kurulması gerektiğini vurgulayan çalışma, Lenin’in meşhur “ne yapmalı?” sorusunu eğitim için soruyor ve bu soruya Nadejda Krupskaya’nın düşününden bir cevap veriyor. [Editör’ün notu: Dosya kapsamında hazırlanan Siso’nun bu yazısı, elimizde olmayan nedenlerle içerikler arasına 26 Ekim 2020 tarihinde -yayın tarihinden bir gün geç olarak- yüklenmiştir. Okurlarımızın bilgisine sunarız.]

“Akademik Emeğin Yabancılaşması ve Kitlesel Akliyatın İmkânları Üzerine” adlı makalesinde Richard Hall, akademik emeğin içerisinde bulunduğu yeniden yapılandırılma süreci dolayısıyla girdiği krize ışık tutuyor. Bu krizi akademinin finansallaşması ve akademik emeğin proleterleşmesi süreçleri üzerinden değerlendiren Hall, buna karşı bir alternatif ortaya koymak için meselenin kökenlerine inilmesi, kaynağının yabancılaşmış emekte aranması gerektiğini iddia ediyor. Bu yabancılaşmanın akademik emekçi üzerindeki etkilerini araştıran Hall, akademisyenlerin günümüzde yaşadığı kaygı/endişe hâlinin uzun vadeli bir özerklik yitimiyle ilgili olduğunu düşünüyor; çözümü ise “kitlesel akliyat” çerçevesinde yeniden şekillendirilmiş bir akademide arıyor. tripleC: Communication, Capitalism & Critique dergisinin 16. cilt 1. sayısında yayımlanan ve Özgür Umut Baz tarafından Türkçeye çevrilen makale, akademik değer üretiminden performans yönetimine uzanan kapsamlı tartışmasıyla akademik emeğe ve özgürleştirici alternatiflere yönelik eleştirel bir okuma sunuyor.

Onur Acaroğlu ve Ozan Siso birlikte kaleme aldıkları yazıda, yakın zamanda kaybettiğimiz iki önemli düşünce ve eylem insanının, David Graeber ve Lucien Sève’in, mirasını ele alıyor. İki ismin de entelektüel ve politik yaşamlarının seyrini belirleyen ortak nokta başka bir dünyanın imkânları üzerine düşünmeleri, üretmeleri ve eylemde bulunmaları olduğu kadar aynı zamanda akademi ve üniversiteyle olan çalkantılı ilişkileri. Arkalarında ilham dolu düşünce ve pratikler bütünü bırakan Graeber ve Sève’in bireysel çalışmalarını ve yaşantılarını serimleyen Acaroğlu ve Siso, iki ismin de miraslarına bütünsel bir bakış sağlarken aralarındaki bağlantı noktalarına eğilerek eğitim ve bilim üzerine yürütülecek bir tartışma adına önemli hareket noktaları çıkarıyor. Graeber ve Sève’in mirasını birlikte düşünerek akademinin bugünkü görüntüsünün bir tasvirini yapıyorlar. 

Dosyada, üniversitenin sınırları ve sunduğu imkânlar bağlamında geçmişten iki deneyimin incelemesine yer veriyor, “geçmişteki geleceğin” izlerini sürüyoruz. Mustafa Çağlar Atmaca, “Vincennes: Zayıf düşünceye karşı düşüncenin militan gücü” başlıklı yazısında, 1968 isyanının somut bir çıktısı olarak Paris’te kurulan ‘deneysel’ Vincennes Üniversitesi’nin özgün pratiğini ele alıyor. Özellikle felsefe bölümü hocaları ve müfredatını odağa alarak, akademiye sıkıştırılmış siyasal düşüncenin/teorinin/siyaset felsefesinin günümüzde aldığı ‘zayıf düşünce’ biçimine karşılık ‘militan bir gücü’ olabilmesinin imkânlarını tartışıyor. 

1920’li yılların yakıcı koşullarında Sovyetlerde ayakları üzerine dikilen, Doğulu emekçiler için bir ”Kızıl Mekke” haline gelen Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’ni tarihsel gelişim süreci içerisinde ele aldığı yazısında Burak Ceylan ise Vincennes Üniversitesi’nden farklı olarak organize bir sosyalist devlet aygıtıyla var olabilmiş, sömürge ülke halklarından öğrencileri ve Doğu Emekçilerini ortak bir mücadele hattı doğrultusunda bünyesinde toplayarak tarihte ilklere imza atmış bu tarihsel deneyimi inceliyor. Bizlere kürenin yüz çevrilmiş öbür yarısında neler yaşandığı ile ilgili fikirler veren Doğu Halkları Komünist Üniversitesi deneyimi, üniversite ve toplum ilişkisi üzerine düşünecek önemli işaretler bırakıyor ve günümüz için pratik perspektifler sunuyor.

Üniversite gençliği ve mücadele dosyanın önemli konu başlıklarından bir diğeri. Hikmet Kıvılcımlı’nın geçmişte çizdiği çerçeveden esinle masaya yatırdığı “Gençliğin alın yazıları” tartışmasında Ulaş Taştekin, Türkiye’nin katmanlı üniversiter yapısına ve bu yapının emek pazarının biçimlendirilmesiyle olan paralelliğine vurgu yapıyor. Kıvılcımlı’nın yazdığı günlere oranla kendini çok daha keskin bir biçimde hissettiren ücretli kölelik ile işsizlik arasında seçim yapma zorunluluğunu yaratan dinamikleri ve bu durumun ortaya çıkardığı sonuçları irdeleyen Taştekin, üçüncü bir seçeneğin imkânlarını öğrenci gençliğin politik özneleşmesinin müphem ve ikircikli karakteri ile beraber ele alıyor.

Kübra Altaytaş’ın kaleme aldığı “Yükseköğretimde Öğrenci Borçluluğuna Şili’den Bir Bakış” başlıklı yazı, bizleri kendi tekilliğimizden çıkıp meseleyi küresel ölçekte dönüşen emek-sermaye ilişkilerine odaklanarak okumaya ve daha geniş bir dönüşümün bir parçası olarak Türkiye’ye bakmaya davet ediyor. Türkiye’de de sıklıkla gündeme gelen öğrenci borçluluğunun Şili’deki yansımalarını iki temel tartışma kutbu çizerek ele alan yazı; aynı zamanda üniversitelerin tarihinde bir yolculuğa çıkarsak, kuruluş aşamalarından bugüne toplumsal çelişkilerin somutlaşmış hallerini üniversiteler özelinde gözlemleyebileceğimizi ortaya koyuyor. Öğrenci kredilerinin yükseköğretimi tabana yaydığını iddia eden neoliberal pozisyonun karşısında üniversitenin toplumsallığına ve kamusal bir hak olarak eğitim talebinin önemine vurgu yapıyor. 

Dosyanın temel hedeflerinden biri de mevcut üniversiteyi ve akademiyi sorgulayan alternatifleri ve arayışları gündeme getirmek ve bu arayışı canlı tutmaktı. Bu amaçla, özellikle 2016 yılı itibariyle Türkiye üniversitelerinde yaşanan ihraç sürecinin ardından bu arayışı üniversite dışında sürdüren Kocaeli Dayanışma Akademisi (KODA), Sokak Akademisi ve Kültürhane’yi bir yuvarlak masa etrafında bir araya getirdik. Textum Dergi adına Talita Yaltırık ve Lütfü Doğan’ın, KODA’dan Hakan Koçak, Sokak Akademisi’nden Yasin Durak ve Kültürhane’den Ulaş Bayraktar ile gerçekleştirdikleri söyleşi, yaşanan sürecin muhasebesini, ortaya konulan pratiklerin düşünsel-teorik dayanaklarını, mekânsal örgütlenmelerini, bulundukları şehir ve yerelle olan ilişkilerini, pandemi sürecine ilişkin deneyimlerini, mevcut üniversite ve akademi fikrine ilişkin yaklaşımlarını tartışmaya açıyor. Türkiye’de yaşanan akademik tasfiye sürecine karşı birer mücadele biçimi olarak da düşünülmesi gereken bu deneyimler, mevcut üniversitenin ötesinde eleştirel, özgür, bilimsel bir üniversite/akademi fikrine ilişkin somut, pratik örnekler sunuyor.

Mevcut üniversite yapılanması içine ‘sığmayan’ alternatif üniversite/akademi deneyimlerinin sınırları elbette Türkiye’yi aşıyor. İngiltere merkezli Free University London (FUL) tecrübesini ele alan yazısında Onur Acaroğlu, aynı zamanda kurucularından biri olduğu bu ‘anti-üniversite’ deneyimini ‘içeriden’ bir dil ile aktarıyor. Yazıda, henüz bir yaşını doldurmamış taze bir oluşum olan FUL’un kuruluş çalışmalarından öğretim pratiklerine, yaşadığı zorluklardan bu zorlukları aşma becerisine, kurumsallaşma sürecinden pandemi koşulları ile nasıl baş ettiğine dek uzanan bir dizi başlıkta neoliberal üniversite modelinin beşiği sayılabilecek İngiltere’de kamusal bir üniversite fikrinde direnen bir kolektifin yolculuğuna eşlik ediyoruz.

Bourdieu’nun Akademik Aklın Eleştirisi: Pascalca Düşünme Çabaları başlıklı kitabını incelediği yazısında Uğur Sümbül, Fransız düşünürün kavram setinin bir dökümünü yapıyor. Kitap boyunca “Bourdieu’nun Gör Dediği”ni, onun bütün bir yazını içerisine oturtarak ele alıyor. Sümbül’e göre; akademik alan ve akıl üzerine düşünümsel bir inceleme ortaya koyan Bourdieu’nün kitabı, bu alanın faillerinin kendi konumlarının sınırlarının ve olanaklılıklarının sorunsallaştırılması adına hayati izlekler ortaya koyduğundan dolayı, günümüz akademi alanının eleştirel bir sorgulaması için halen önem arz ediyor.

Piyasalaşan üniversitenin karşı karşıya kaldığı en önemli sorunlardan bir tanesi de bilginin metalaşması. Bu metalaşma sürecinin karşısında özgürce bilgi üretebilmek ve halihazırda üretilmiş olan bilgiye erişim sağlayabilmek için, üniversite öğrencilerinden öğretim görevlilerine bilim komünitesinin parçası olan birçok insanın yolu Sci-Hub’tan geçiyor. Günümüzde bilgiye özgür erişim açısından bu denli elzem bir noktada yer alan Sci-Hub’ı, sitenin kurucusu Alexandra Elbakyan ile konuştuk. Fahir Yumuk’un gerçekleştirdiği söyleşi, Türkiye’de bu alanda yapılacak yeni çalışmaları da teşvik etmesini temenni ettiğimiz bir ilk niteliğinde. Söyleşide, Sci-Hub üzerindeki baskılardan bu projenin ardında yatan düşünsel temellere, Sci-Hub’ın dünyada ve Türkiye’de bugün neleri başardığından pandemi sürecinden nasıl etkilendiğine uzanan bir dizi başlığı konuşma fırsatı bulduk.

Son olarak, Jason Read’in, dosya boyunca kendini hissettiren bir sorunsalı ve gerilimi, sade bir dil ve berrak bir entelektüel-politik tutumla ortaya koyduğu “Üniversite Deneyimi: Neoliberalizm Müştereklere Karşı” başlıklı yazısına yer verdik: Üniversite üzerinde köklü tahribat ve değişimlere sebep olan neoliberal proje ile üniversitenin özgül toplumsallığı ve bu toplumsallığa içkin olanaklar arasındaki gerilim… “The Edu-factory Collective” tarafından hazırlanan Toward a Global Autonomous University başlıklı kitap içerisinde bulunan ve Emir Aydoğan tarafından Türkçeye çevrilen metinde Read, üniversite yaşamını müphem ve kolektif öznellik biçimleri üreten bir ‘eşiktelik’ hâli olarak değerlendiriyor. Bilginin kendisini metalaştıran ve bireyi bir beşerî-sermaye olarak yeniden kurgulayan neoliberal yeniden yapılandırmanın karşısında, ilham noktası “müşterekler” olan bir siyaseti ve özneleşmeyi kurmamız gerektiğini belirtiyor.  

Textum’un üniversiteyi konu alan bu dosyası, küresel bir salgın gündeminin ortasında, epeydir boş kalan üniversite dersliklerinin tozlanmaya başladığı bir dönemde yayımlanıyor. Dosyada bu konuya özel bir yer ayırmadık; ancak, şüphesiz ki içinden geçtiğimiz küresel salgın üniversite temalı tartışmaların odak noktalarında kendisini hissettiriyor. Üniversiteyi bir eğitim kurumu olmanın ötesinde bir tür karşılaşmaların ve bir aradalıkların mekânı olarak düşündüğümüz ölçüde, üniversite bileşenlerinin salgın ile birlikte deneyimledikleri süreç özgünlüğü bakımından üzerine uzunca düşünmeyi hak ediyor. 

Üniversite üzerine konuşulması gerekenler elbette bu dosyada ele alabildiklerimizden çok daha fazlası. Ancak; toplumsal olanın son derece önemli ögelerinin varlığını mümkün kılan bu kurumun özgün ve çelişkili yanlarını, özellikle birkaç on yıldır karşı karşıya kaldığı yoğun baskı ve saldırı karşısında oluşturabileceğimiz mücadele hattını ve arayışları merkeze alan bir tartışma çerçevesi kurabildiğimizi düşünüyoruz. Son derece yıpranmış, muhalif niteliği erozyona uğramış, hem siyasi iktidar(lar) hem piyasa karşısında önemli ölçüde güçten düşmüş olmasına rağmen yine de vazgeçemediğimiz üniversitenin bu ikircikli niteliğinin üzerine eğilmeye ve içerisinden çekip çıkarabileceğimiz, başka türlü bir hayatın temeli yapabileceğimiz yanlarını soruşturmaya çalıştık. 

Başka bir üniversitenin ve başka bir dünyanın mümkün olduğu inancını yaşatan, düşünsel ve eylemsel enerjilerini bu doğrultuda seferber eden, bu inancın ve mücadelenin kolektif mirasının bir parçası olmuş, bugün aramızda olan veya olmayan tüm dostlara; güvencesizlik ve sömürü ile boğuşan tüm gençliğe ve emekçilere…

Dosya Editörleri: Emir Aydoğan, Halil Can İnce