tezgâh - Page 2

Post-politikadan hiper-politikaya

Finansal Çöküş’ün damgasını vurduğu dönemde politikleşenler, hiçbir şeyin, hatta sonrasında uygulanan kemer sıkma politikalarının bile politik olarak tanımlanamadığı zamanları hatırlayacaktır. Bugünlerdeyse her şey siyaset. Öte yandan insanların böylesi geniş boyutlardaki yoğun politikleşmelerine karşın pek az kişi bir zamanların klasik, yirminci yüzyıl tarzı siyaset olarak tanımlayabileceğimiz türden örgütlü çıkar çatışmalarına dâhil oluyor. Anton Jäger'e göre bu, ‘post-politika’dan ‘hiper-politika’ya doğru yaşanan bir geçiş.

Tek ihtiyacımız güçlü bir devlet mi?

Pandemi tüm dünyada devletleri ekonomi başta olmak üzere yaşamın her alanına dönük güçlü müdahalelere zorladı. Devletin bu "geri dönüşü", pek çokları gibi Marksistler açısından da yeni tartışmaların tetikleyicisi oldu. Panagiotis Sotiris, pandemi boyunca öne çıkan kimi argümanları vesile ederek, yönünü Marksist devlet teorisine ilişkin klasik tartışmalara çeviriyor. Devletin, sosyalizmin "bekleme odası" olamayacağı vurgusuyla bizi, ikili iktidar kavramını yeniden düşünmeye davet ediyor.

Julian Assange’ı alıkoyan hukuk

İngiltere Yüksek Mahkemesi, ABD'nin WikiLeaks'in kurucusu Julian Assange'ın iadesi için açtığı davada ABD lehine karar verdi. Başta ABD olmak üzere çok sayıda ülkenin savaş suçlarını açığa çıkardığı için uzun yıllardır hedefte olan Assange, 2012 yılında Londra Ekvador Büyükelçiliğine sığınmıştı. 2019 yılında tutuklanarak İngiltere'de cezaevine konulan Assange, bu kararın ardından her an ABD'ye iade edilme tehdidi ile karşı karşıya. CounterPunch'ta yayımlanan bu yazıda John Pilger, Assange'a yönelik son operasyonun bir muhasebesini yapıyor.

Antonio Gramsci ve küresel etkisi

Antonio Gramsci, Marksist düşünceye hediye ettiği kavramlarla bu düşünsel geleneğe en özgün katkılardan birini yaptı. Yirminci yüzyılın önde gelen entelektüel figürlerinden biri olan İtalyan komünistin fikirleri Hapishane Defterleri’nden Seçmeler'in 50 yıl önce yayımlanan İngilizce çevirisi ile dünya çapında yayılmaya başladı. O günden bu yana etkili bir referans kaynağı olmayı sürdürüyor.

Dosya çağrısı: “Sandık, Sokak ve Ötesi: Türkiye’de Siyasallaşma Biçimleri”

Siyasi pratik ve sokak üzerine konuşmak, meseleyi siyasal olan’ın ve siyasetin doğrudan görünüm ve biçimlerinden başlayıp çok daha dolaylı, alternatif, saklı biçimlerine kadar geniş bir konu yelpazesinde ele almayı gerektiriyor. Bununla birlikte, sokak’ın ve genel olarak hayatın çeşitli uğraklarının siyasal muhtevası üzerine düşünmek de bir o kadar önem kazanıyor. Bu minvalde çağrımız, dosyanın ana sorunsalıyla bağlantı kuran çeşitli katkılara açık.

Daimi barınma krizi

Yaklaşık iki yıllık aranın ardından kampüslerine dönmeye hazırlanan üniversite öğrencilerinin karşı karşıya kaldığı fahiş kira artışları ve yetersiz yurt kapasitesi ile bir kez daha gündeme gelen barınma krizi, artık herkesin dilinde. Bu, yalnızca Türkiye'ye has bir kriz olmadığı gibi, öyle gelip geçici bir sorun da değil. Konut ve barınma, yoksullar için hep krizdeydi. David Madden ve Peter Marcuse, Engels'ten Lefebvre'e teorik bir gezintiyle, bu krizin yapısal nedenlerini ve kapitalizme içkin politik doğasını vurguluyor.

Sol melankoli

Weimar Cumhuriyeti döneminde yaşamış solcu bir şair olan Erich Kästner'in yeni şiir kitabına yönelik kaleme aldığı bu eleştiri yazısında Walter Benjamin, ilk defa “sol melankoli” tabirini kullanıyor. "Erich Kästner’in Yeni Şiir Kitabı Üzerine" alt başlığını taşıyan Benjamin'in 1930 tarihli bu metni, günümüzün sol melankoli tartışmaları açısından da halen önemini koruyor.

Yaşamın dördüncü boyutu

Duygulanımsal ekonomi kavramı üzerinden baktığımızda günümüzde ne tür bir toplum ve onun ürettiği ne tür duygularla karşı karşıyayız? Mevcut ekonomik üretim ilişkilerinin yarattığı "güvencesiz öznellik", günümüz faşizminin temel bir bileşeni olabilir mi? "Duygulanımsal bir Ekonomi için Notlar" yazı dizisinin beşinci ve son bölümünde Mustafa Çağlar Atmaca, bugünün duygulanımsal kompozisyonunu karakterize eden şeylerden birisinin bir tür “güç eksikliği” olduğunu öne sürüyor.

Geç faşizm üzerine notlar

Gerek ulusal gerekse küresel ölçekte yaşanan politik süreçleri anlamak adına, belki de daha önce hiç olmadığı kadar, faşizm analojisine başvurulduğu bir dönemdeyiz. Alberto Toscano, Bloch'tan Adorno'ya, Sartre'dan Banaji'ye yirminci yüzyılda geliştirilen bir dizi faşizm teorisinden hareketle, bu analojinin bize ne gibi bilişsel ve stratejik olanaklar sunduğu üzerine kapsamlı bir tartışma yürütüyor. Geçmiş faşizm teorilerinin izini bugünde süren Toscano, öne sürdüğü "geç faşizm" kavramsallaştırması ile günümüze güçlü bir ışık tutuyor.

Kapitalizm dünyanın sonudur

Dünya büyük bir yıkımın eşiğinde, hatta tam ortasında. Orman yangınları, seller, kıtlık, kuraklık, iklim değişikliği, salgın, göçmen karşıtlığı, faşizm tehlikesi… Bitmek bilmeyen bir felâketler silsilesi, bir kıyamet döngüsü. Dünya bir yok oluşa, korkunç bir sona doğru sürüklenirken bu döngüden “çıkış” nasıl mümkün olacak? Alternatif yok mu? Jodi Dean, dünyanın değil, kapitalizmin sonunu tahayyül etmenin gerekliliğinden hareketle, giderek yaygınlaşan “kapitalizmin alternatifsizliği” hissiyatına karşı, mücadelenin, yoldaşlığın ve dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.

Ücretli emek ve emeğin duygulanımsal bileşimi

Emeğin kapitalizmdeki özgün biçimi olarak ücretli emek ne tür eksenlerde idare edilir, biçimlendirilir, dahası üretilir? Bu üretimin altında yatan duygulanımsal mekanizmalar nelerdir? Duygudurumumuza, başımıza gelen tekil bireysel olayların ötesinde, emeğin bu duygulanımsal kompozsiyonu ne ölçüde rengini veriyor? Mustafa Çağlar Atmaca'dan "Duygulanımsal bir Ekonomi için Notlar" yazı dizisinin dördüncü bölümü...

Duyguların ekonomi politiği

"Duygulanımsal bir Ekonomi için Notlar" yazı dizisinin üçüncü bölümünde Mustafa Çağlar Atmaca, kapitalist üretim ilişkilerinin kendini yeniden üretmesini sağlayan mekanizmaların izini, Marx ve Spinoza'nın açtığı ortak patikadan sürmeyi öneriyor. Bizi çalışmaya, emeğimizi satmaya, kapitalist üretim ilişkilerini sürdürmeye iten kapitalist zorun kendisini nasıl normalleştirdiğini; zorunda bırakıldığımız bir yaşamı benimsemeyi nasıl öğrendiğimizi, onu “tutkuyla” nasıl arzulayabildiğimizi Marx'a dayanan bir zaman ekonomisi üzerinden tartışmayı sürdürüyor.

Yeni silahlar arayışında olmak

Çoğu zaman birbirinin aksi duygular olarak kavradığımız korku ve umut, aslında tam da birbirini besleyen iki duygu olabilir mi? İktidarların, tebaalarını yönetilebilir kılmasında bu iki duygunun nasıl bir rolü vardır? Spinoza'nın, bir insanlık hâli diye sunduğu "ruhsal dalgalanma" (fluctuatio animi), duygusal belirsizlik penceresinden baktığımızda, korkunun güdümündeki bir umut bizi nereye götürür? Korku ile umut arasındaki bu duygusal salınımı aşmamızı sağlayacak yeni silahlar arayışında, Mustafa Çağlar Atmaca'dan "Duygulanımsal bir Ekonomi için Notlar" yazı dizisinin ikinci bölümü...

AKP’nin emek rejimi, otoriterleşme ve Türkiye’nin zombi neoliberalizmi

Türkiye’de neoliberal kalkınma modeli 2010’larda bir zombiye dönüştü. Sermaye ve servet birikimi süreçlerini demokratik talep ve kısıtlardan izole etme uğraşı ile mevcut emek rejimi Türkiye’de neoliberalizmi hâlâ canlı tutuyor. Zombinin ölü kısmı ise bir zamanlar emekçi sınıflara verilmiş olan refah ve sınıf atlama vaadi. Bu vaatlerin boşluğu, özellikle pandemi koşullarında artan şekilde görünür hale gelirken, bu durum hem mevcut kalkınma modelini hem de otoriter rejimi zayıflatmaya devam ediyor.

Evrensel faşizm?

Ugo Palheta'nın Historical Materialism'de yayımlanan "Faşizm, faşistleşme, anti-faşizm" başlıklı makalesine yanıt olarak kaleme aldığı bu yazısında Enzo Traverso, son yıllarda küresel ölçekte yükselen aşırı sağ hareketlerin "post-faşist" olarak nitelediği özgün yanlarını anlatıyor. Evrensel bir "faşistleşme" dalgasına karşılık Traverso, ulusal bağlamların çeşitliliğini gözeten bir anti-faşist mücadeleye olan ihtiyacı vurguluyor.